Ana SayfaBLOGAmerika'da bir Türk'le emlak, veri analizi ve gönüllülük üzerine: Burçin Can Metin

Amerika’da bir Türk’le emlak, veri analizi ve gönüllülük üzerine: Burçin Can Metin

-

Önceki röportajımızda Arthenos’ta yurtdışında yaşayan Türklerin hayatlarına dokunmak istediğimizi söylemiştik. Bu serinin amacını önceki yazıda ilk 3 paragrafta açıklamıştım. Bu röportajla seriye devam ediyoruz. Bugünkü konuğumuz Burçin Can Metin.

Burçin Can Metin Adana’da doğuyor ve Fen Lisesi’ni bitiriyor, İstanbul’da bilgisayar mühendisliği okuyor, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde yüksek lisans yapıp ders veriyor, evleniyor, özel bir firmada işe giriyor, oradan eşiyle Fransa’ya gidiyor, çocukları oluyor, oradan Amerika’ya gidiyorlar. Amerika’da da iki eyalette yaşamayı deneyimlemiş oluyor. Şu anda Kaliforniya’da Bay Area’da emlak danışmanlığı yapıyor. Eşi Google’da üst düzey bir pozisyonda çalışıyor, ayrıca sıkılınca kendine elektro-gitar falan da yapıyor (normal insanlar sadece çalmayı öğrenir).

Not: “(E.Ö. …..)” şeklindeki parantezler benim notlarım. E “Ertan”, B “Burçin”.

Uzaklar…

Adanalı Burçin Can Metin şu anda Amerika Kaliforniya’da, ben Norveç Oslo’da olduğumdan görüşmeyi bilgisayar ekranından yaptık. Bu aralar Covid-19 yüzünden bu tip görüşmeler çok popüler oldu. Birçok iş görüşmesi, toplantılar, pazarlıklar bu tip uzaktan video ortamına kaydı.

Burçin’in yaşam yolculuğunun haritası. Başlangıç Adana, bitiş şehri San Francisco, o da şimdilik 🙂 Hep sola gitmişler, demek ki sonraki durakları Japonya falan olacak 🙂

Türkiye

B: Dışarıdan kendime bakma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim 🙂 Arthenos’u daha önce okumamıştım. Şimdi baktığım zaman, oradaki yazılar ve yazanlar gerçekten çok değerli.

E: Öyleyizdir 🙂 Burada her yazan insan değerli. Kısaca özgeçmişinizi alabilir miyiz?

B: Adana’da doğdum ve büyüdüm, toplamda 17 senem orada geçti. 17 seneden fazlası da gördüğünüz haritadaki yerlerde yaşamakla. Nerelisin diye sorduklarında artık her yerdenim diyorum:) Üniversiteyi Adana dışında okumak gibi bir hayalim yoktu, ta ki İstanbul’u kazanana kadar. Hayalim Adana’da tıp okumaktı, fakat hayaller ve gerçekler farkını o zaman gördüm. İyi ki öyle olmuş. Matematiğe olan ilgim mühendisliği severek okumama sebep oldu. İstanbul’da okumak ve yaşamak dersen beni çabucak büyüttü, hayata erken yaşta atıldık diyebilirim.

E: İyi ki doktor olmamışsın, doktor olsan şu anda Bay Area’da emlak fiyatlarını takip edemeyecektin 🙂

B: Evet 🙂 Ama kardeşim şu anda İstanbul’da hatırı sayılır bir onkolog oldu.

E: Ablasının istediği şeyi yapmış. Güzel bir durum.

B: Evet. İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’ni kazandım ve böylelikle 11 senelik İstanbul macerası başlamış oldu.

Yeni mezunlara, üniversiteyi başka şehirde okumaları en büyük tavsiyem olur. Yani fakülte veya üniversite önerisinden önce, başka bir şehre gidin derim. Kendini daha iyi tanımak, kendini bulmak adına, aileden biraz uzakta okumak hayatlarını bilinçli yaşamalarına yardımcı olacaktır. (E.Ö.: Aslında ben de başka şehirde okumuş sayılırım. Ailemin yaşadığı yerden Boğaziçi Üniversitesi’ne gitmek 3 otobüs ve ortalama 1,5 saat sürüyordu. Bazen Ramazanlarda iftar zamanı 3 saatte eve döndüğümü bilirim).

B: Üniversitede okurken sigortalı olarak çalışmaya başladım. İyi ki de bunu yapmışım, çünkü bilgisayar mühendisliğini sahada öğrendim sayılır. Deli gibi çalışıyorduk o zaman. Deli gibi enerjimiz vardı. Uykusuz kaldığım günler çok oldu. Okulda projeyi son teslim tarihiyle iş yerindeki projenin son günü aynı güne denk geldiği oldu. O zaman enerji vardı gerçekten ve bir bilgi açlığıyla hepsini en iyi şekilde yapmaya çalışıyorduk. (E.Ö.: Üniversitede okuyan gençlere tavsiyemdir: Ne yapın edin bir yerlerde çalışın. Yarı zamanlı, kısa kontratlı, bilmemne… Ne bulursanız. McDonalds, Burger King, bilmemne lahmacun, tornacı, giyim mağazası satış temsilcisi… Neresi olursa. Okulla aynı anda, az az çalışın. Ben işe adam alırken okul sırasında çalışmış olanlara ek puan veriyorum).

B: İstanbul Sanayi Odası’nda Bilgi İşlem Yöneticisi olarak çalışıyordum. İnternet siteleri, CRM uygulamaları, okullarda kullanılması için staj programları yazıyor ve veritabanları üzerinde çalışıyordum. İşimin yoğunluğu bana yetmeyince Sanayi Odası Vakfı’nın eğitim projeleri ile uğraşırken buldum kendimi. O sırada Türkiye’yi karış karış gezdim, çünkü meslek liselerinin meslek yüksek okulları ile işbirliği içinde olacağı harika projeleri üniversitelere tanıtmak ile meşguldük ve proje başarı ile hayata geçti. O sırada inanılmaz bir çevrem oldu. Yüksek Öğretim Kurulu başkanlarından, üniversite rektörleri ve dekanlarına kadar çok fazla hatrı sayılır ve işinde son derece başarılı güzel insanlarla tanıştım ve çalıştım. Bu bana İstanbul Ticaret Üniversitesine geçme şansı sundu. Burada Mühendislik Fakültesi’nde dersler verdim ve Fen Bilimleri Enstitüsü’nde yüksek lisansımı tamamladım. Orada harika bir 5 sene geçirdim ve özellikle endüstri mühendisliği yüksek lisans bölümü istatistik ve veri analizi konularında ufkumu çok açtı.

E: Eğitmenlik zor oldu mu?

B: Ticaret Üniversitesi’ndeki eğitmenlik bana çok şey kattı. Bir konuyu iyi öğrenmek istiyorsan onu birilerine anlatacaksın. Öğretirken daha fazla öğrendim diyebilirim. Üniversiteden sonra hızımı alamayıp özel sektöre geçtim ve veri analisti olarak kendimi geliştirme şansını yakaladım. Harika bir terfi sonrası, eşim “firma beni Fransa’ya çağırıyor” dedi ve Marsilya ve Nice/Fransa maceramız 2008 yılında başladı.

Fransa

E: Marsilya? Fransızca var mıydı?

B: Fransızcamız yok tabi. İngilizce de bir yere kadar çünkü Fransa’da “herkes Fransızca konuşmalı” gibi bir fikir birliği var. İlk bir sene çok iyi geçti. Her şey senin için yeni, Marsilya güzel, Fransa değişik. Otobüste yanında günlük konulardan bahseden Fransızlar bile sana güzel geliyor, çünkü Fransızca konuşuyorlar 🙂

E: 1 sene bitince?

B: 1.5 sene sonra ekonomik kriz başladı. Fransa’da Renault gibi firmalar fabrikalarını kapattı. eşimin çalıştığı firmanın Türk yatırımcısı parasını firmadan çekti ve şirketi kapattı.

E: Enteresan.

B: Eşim iş başvuruları yaparken Nice tarafında bir firmadan teklif aldı, 2009’da Juan-Les- Pines’e taşındık (Jan Lö Pen diye okunuyor).

(E.Ö: Jan Lö Pen denen yer Fransız Rivierası’nda Antibes şehrinde, deniz kenarında turistik bir yer. Cannes, Monaco, Nice, San Remo gibi şehirlere yakın. Hatta 3.5 saat araba yolculuğuyla Portofino’ya bile gidebilirsiniz. Özetle muhteşem bir yer. Birkaç kere gitmişliğim var, övünmek gibi olmasın)

Jan Lö Pen (Juan-Les-Pins). Avrupa tatili hayaliniz varsa Fransız Rivierası’nı mutlaka planlarınıza ekleyin ama bu aralar gitmeyin (Ekim 2020) çünkü Fransa’da günde 30 bin civarı Covid hastası çıkıyor.

B: Orada küçük bir Türk grubumuz oldu. Sonraki iki sene oğlumun sağlık sorunları olduğundan Fransız sağlık sistemiyle bayağı iç içe olduk. Fransa’da hastaneye ulaşabilirseniz ortam çok iyi, tüm sağlık hizmetleri bedava ama bu kadar uzun süren sağlık sıkıntısı gene de ağır. Fransa’daki arkadaşlarımızın desteğini ve yardımlarını hala unutamıyoruz

(E.Ö: Fransa’da sağlık hizmetleri bedava, genel sağlık sistemi de fena değil ama nedense hala ileri tıp uygulamaları konusunda geriler. Bir başka örnek vereyim: Hindistan’da tanıştığım Fransız bir mühendis, Fransa’da 2 senede 3 defa 2’şer saatlik karaciğer ameliyatı olduğunu ve sorununun devam ettiğini söyledi. Sonra Singapur’da bir iş bulmuş, orada doktora gitmiş. Singapur’daki doktor Fransa’da olduğu ameliyatları görünce “Biz bu yöntemi 12-13 yıldır kullanmıyoruz” demiş. Singapur’daki hastanede 25 dakikalık bir operasyondan sonra adam iyileşmiş.)

Amerika

B: O aralar eşimin çalıştığı ekibin geliştiricilerinin hepsi Amerika Princeton’da, sadece eşim Fransa’da. Arada “sen de gel” diyorlar ama çocuğun sağlık problemlerinden dolayı gidemedik. Sonra o grup çalıştıkları firmadan ayrılıp başka bir firma kurdular. Eşimi birkaç kere çağırdılar, ve nihayet 2011’de Amerika Princeton’a gittik. Sosyal programlar için çalışmanın güzelliğini Princeton’da gördüm. YMCA diye bir kar amacı gütmeyen çok bilinen bir kuruluş var. Buraya girerseniz çevrenize nasıl katkıda bulunabileceğinizle ilgili birçok fırsat görüyorsunuz. Örneğin bulunduğunuz bölgedeki insanlara ücretsiz Microsoft Office, Visual Basic ya da C++ kursları verebilirsiniz. Benim eğitmenlik tecrübem de olduğundan böyle başlamayı tercih ettim. Ayrıca ücretsiz İngilizce sohbet grupları da vardı. Tüm bunlar ücretsiz.

E: Böyle uygulamalar Norveç’te de çok yaygın. (E.Ö. Örneğin bu sitede bölgenizde gönüllü olarak katılabileceğiniz 10larca aktivite var.)

B: Her 3-4 senede bir yer değiştirmek sanırım kaderin güzel bir cilvesi olacak ki eşimin şirketi Boston’a taşınıyor ve bizi oraya istediler. Fakat biz gözü çoktan Kaliforniya’ya dikmiştik:) İş tekliflerinden istediğimiz sonuçları Kaliforniya için alınca rotamızı şimdi yaşadığımız bölgeye çevirdik ve iyi ki de yaptık.

E: “Yeşil kart”ın yoksa geri mi dönüyorsun?

B: H1B vizen varsa kalabilirsin. İş değiştirirken arada kısa bir dönem kalma hakkın var, yeni firmaya başlayınca H1B vizesini o firmaya geçirmen lazım.

(E.Ö. Norveç’teki durumu anlatayım: Norveç’e gelmek için birkaç vize türü var. Evlilik yoluyla, iş bularak, mülteci olarak, eğitim amaçlı gibi çeşitli vize türleri var. Eğer iş bularak gelirseniz ve kontratınızı kaybederseniz Norveç’te kalmak için belli şartları yerine getirmeniz gerekiyor, yoksa ayrılmanız lazım. 3 yıl Norveç’te kalırsanız devlet artık size Kalıcı Oturum veriyor, böylece çalışmasanız bile Norveç’te kalabiliyorsunuz. Bu izni alırsanız Norveç Devleti size işsizlik maaşı veriyor ve ayrıca iş bulmanıza yardımcı oluyor (hatta geliriniz düşükse ücretsiz kurs olanakları da var).)

B: Kaliforniya, havası, insanı, coğrafik özellikleri ile Akdeniz’i hatırlatır bana. Bu anlamda buraya geçişimiz çok rahat oldu ve çok sevdik. Gerçi yangınları en büyük derdimiz ama bu konuya burada girmeyeceğim, çok üzücü.

Büyük Türk ozanı Rafe Telr Oman’ın da dediği gibi: O Memo, burası Teksas Amerika, herkes çizme fötr kot pantelon (evet, pantelon, pantolon değil). Gerçi burası Teksas değil San Fransisko.

Gönüllü işler, sivil toplum örgütleri

B: Sonra Yeşil Kart sürecine Kaliforniya’da girdik. Bunun için tam teşekküllü bir sağlık taramasından geçmemiz gerekiyordu. Bu amaçla gittiğim bir sağlık kliniğinin CEO’suyla tanıştım. Gittiğim klinik, bölgedeki fakir ve evsiz insanlara ücretsiz sağlık hizmeti veren özel bir klinik ama bunun için devletten ödenek alması gerekiyor. Kliniğin ödeneği alması için projesini başarıyla o zamanki hükümete sunması ve kendini ispat etmesi gerekiyordu. Projenin en büyük ayaklarından biri ellerindeki verinin analizi ve raporlanmasıydı. Önce 52 bin, sonra 155 bin ve en son da 355 bin veriyi analiz ettim, bunu raporlaştırdık ve o klinik Obama Fund’dan destek almayı hak etti. Aldığı yardım ile evsizlerin sağlık taramaları yapıldı. Bu sağlık servisleri evsizler için hala devam ediyor. Bu kliniğin CEO’sunun sonrasında yazdığı makalede ismime atıfta bulunarak teşekkürlerini tatlı bir şekilde dile getirdi. Bu kliniğin verilerini hala gönüllü olarak analiz ediyorum.

E: Bu bir seferlik bir ödenek mi sürekli mi?

B: Şu anda devam ediyor galiba. Gerçi Trump kesti mi bilemiyorum 🙂

E: Güzel birşey aslında. O insanlara sen bakmıyorsun ama dolaylı yoldan tedavi olmalarını sağlamışsın.

B: Amerika’da eğer iyi bir sağlık sigortan yoksa bittin. Ambulans çağırmak 5.000 Dolar’dan başlıyor, düşün. Fransa’da bunlar ücretsiz.

E: Vooooaaaaah! (şaşırma ünlemi)

B: Oğlumun okuluna da gönüllü işler yaptım ve yapmaya devam ediyorum. Veri analizlerini yaptım, etkinliklerini organize ettim, okul sonrası matematik grubu oluşturulmasına katkıda bulundum, kek-börek yapmışlığım da var:) Burada bağış sistemi de çok gelişmiş. Hemen her sosyal grup bağışlarla yürüyor. Örneğin TV’de gördüğün kolej maçları, yüzme müsabakaları kocaman bir sivil toplum kuruluşunun çatısı altında yapılıyor. Orada devlet veya federasyon yok yani. Bu kurum bağışlar topluyor ve bu müsabakaları düzenliyor.

E: Örnek verir misin?

B: Mesela USA Swimming. Bu bir federasyon değil, tamamen sivil toplum kuruluşu. Sadece yüzmeye gönül vermiş ve lisanslı yüzücüleri çatısı altında bulunduruyor. Bu da kendi içinde bir grup kuruyor, ufak projeler geliştirip insanlardan ve firmalardan bağış topluyor. Yüzme bursu veriyor, sosyal eşitlik projeleri yürütüyor, engelli olimpiyatları düzenliyor, havuzları kontrol ediyor ve müsabaka kurallarını belirleyip yönetiyor. Kocaman bir ağ düşün, o ağın altında birçok organizasyon var ve en alttan en üste kadar herkes birbirini besliyor. O ağın altına girince sen de ne gibi destekte bulunacağını görebiliyorsun. Örneğin ben yüzme müsabakalarında lisanslı olarak hakemlik yapıyorum. Yani şu anda USA Swimming üyesi olan Pacific Swimming’de lisanslı yüzme hakemiyim. Hatta bir keresinde oğlumu diskalifiye etmek zorunda kaldım, çok acı vericiydi 🙂 (E.Ö. USA Swimming denen kuruluşun 400 binin üzerinde üyesi var).

E: Artık sana daha çok güveniyorlardır ama 🙂

B: Hem de çok. Yüzücüleri değerlendirmen ve hakemlik yapabilmen için 2 senelik bir eğitimden geçip sonra da sözlü sınava giriyorsun, sınavı geçersen sertifikanı alıyorsun. Bu bile tamamen gönüllü işi. Koskocaman yüzme müsabakalarının arkasında neredeyse tamamen veliler var. Para almadan gönüllü iş yapıyorlar.

Hakem Burçin

E: Norveç’te de okullarda buna benzer ufak yapılanmalar var ama Amerika’daki gibi dev kuruluşlar burada yok sanıyorum.

B: Diyeceksin ki bunlar nereden aklına geliyor? Durup dururken hayvan barınağının ya da küresel ısınma raporları hazırlayan kuruluşların verilerini analiz mi etmek istiyorum? Bunların hepsi oğlumun okulundan kurduğum sosyal ağlardan geldi. Velilerle yakın iletişime geçince bunlardan haberin oluyor ve sen de elini taşın altına koymak ve çorbada senin de bir tuzun bulunsun istiyorsun.

E: Gönüllü iş, veri analizi, kek börek 🙂

B: Küçükken bize “etrafına yardım et” diye öğretilmiş. Annemden de babamdan da onu gördüm. Babam psikiyatristti ve haftasonları parası olmayana ücretsiz baktığını hatırlarım. Annem de derneklerde çok gönüllü işi yaptı. Kanımıza işlemiş sanırım:)

E: Güzel bir şey.

B: Bağış da yapıyoruz tabi ama daha iyisi kendin gidip işin ucundan tutmak. Sunduğun çaba ve verdiğin zaman her zaman daha kıymetli ve anlamlı oluyor.

Veri analizi

B: 2014’te Yelp’te evde çalışabileceğim bir işe girdim. Yavaş yavaş siteyi Türkçeleştirmekten veri analizine kaydım. Bu arada John Hopkins Üniversitesi’nden veri bilimi ve UC Berkeley’den proje yönetimi sertifikaları aldım. R programlaması öğrenmek işime çok yardımcı oldu.

E: R? Ne o?

B: İstatistiksel verileri hesaplama, bilimsel araştırmalarda verileri temizlemek, analiz etmek, görselleştirmek ve veriyi anlamlı hale getirmek için kullanılan programlama dillerinden biri. Veri analisti çalıştığı sektörün ihtiyaçlarına göre ya Python ya R programlama dilini kullanır. Python biliyorsan kralsın, veriye takla attırırsın. R’de belli kurallar çerçevesinde çalışırsın ama R tamamen veri analizi ve modellemesi için geliştirildiğinden benim işimi çok gördü. Örneğin, R kullanarak bölgedeki hayvan barınağının ve küresel ısınma organizasyonunun verilerini analiz ettim.

E: Veri bilimi nedir?

B: Veri bilimi, gerçek olayları anlamak, çalışma alanının geleceğini öngörmek için istatistikleri, veri analizini ve bunlarla ilgili yöntemleri (data mining, machine learning ve big data) birleştiren yeni bir bilim alanı. Data Science (Veri Bilimi) için asıl anahtar bilgi geleceği öngörmek. Varolan verileri kullanarak, baktığın noktaya göre doğru soruları sorarak çalıştığın sektörün geleceğini biçimlendiriyorsun. Muhteşem bir alan, düşünsene her iş kolunda yerin var. Neredeyse tüm nicel çalışmaları kapsayabilir, bu nedenle ‘veri bilimi’ tanımına girebilecek çok sayıda konu üzerinde çalışabilirsin. Örneğin, bir Stanford Doktora istatistikçisi, bir Google-calibur mühendisi veya McKinsey seviyesinde bir iş uzmanı, bunların hepsi veri bilimcileridir. Birazcık teknik bilgi vermem gerekirse, veri bilimi alanında kullanabileceğiniz sayısız araç vardır ve bunların hepsini bilmenize gerek yok. İlgilendiğiniz ve çalıştığınız konuya göre kullanacağınız araç ve yöntemler değişebiliyor.

“Büyük veri”… Gavurlar “Big Data” diyor. Özetle, milyonlarca milyarlarca trilyonlarca veriyi alıp işleyip anlamlı bilgiye dönüştürme işi.

Emlakçılık

E: Bilgisayar mühendisliğinden emlakçılığa geçiş? Neden böyle oldu?

B: Galiba en büyük sebebi kendi çalışma saatlerimi belirlemekti ve serbest meslek sahibi olmak istememdi. Türkiye’den tanıdığım, bildiğim, güvendiğim ve sevdiğim, Stanford-Bilgisayar Mühendisi arkadaşımın gayrimenkul uzmanlığı işine giriş hikayesini ve gözlerindeki iş sevgisini görmem bana büyük ilham oldu. Ayrıca, kendimiz için 4 sene boyunca buralarda ev aramamız ve ihtiyaçlarımıza uygun satış diyalogları ile karşılaşmamız da bu sektöre girmeme yardımcı olan sebeplerden biridir. Ne derler bilirsin, inşa ve üretim en büyük ihtiyaçlardan doğar:)

Müşterilerimin istekleri, hayalleri ve gerçekleri benim için bir grup data seti. Emlak piyasası, ekonomik veriler, finansal rakamlar da ayrı bir grup data setini oluşturuyor. Bu iki veri seti ile analiz yapmak ve müşterilerimin beklentilerini yerine getirmek işimin olmazsa olmazları. Eğer hayatlarımız modellerden (pattern) ibaret ise, benim de modelim burada insanlara yardım etmek (E.Ö: “Benim normalim bu” anlamında). İsteklerine uygun evleri almalarına ya da mümkün olan en yüksek fiyata evlerini satmaya yardım etmek… Büyük mutluluk.

E: Sizi diğerlerinden ayıran nedir?

B: İşimi yaparken şu ana kadar inşa ettiğim potansiyelimi kullanmak beni rakiplerimden ayırıyor sanırım. Data Driven Realtor ya da Big Data Realtor olarak iş dünyasında yerimi aldım. Bilgisayar Mühendisliği alt yapısı, üzerine Veri Bilimi uzmanlığı, bu iki mesleğin verdiği nimetlerden yararlanarak kendimizce buradaki emlak piyasasını şekillendirmeye ve öngörmeye çalışıyoruz. Diğer önemli ayırt edici nokta ise müşterim için aldığım ya da sattığım her evi kendim için alıyor ve satıyor gibi çalışıyorum. 

E: Ortak mısınız?

B: İş ortağıyım. Kurucusu, Deniz Kahramaner. Şirketimizin adı da Atlasa 🙂 İkimiz de bilgisayar mühendisiyiz.

E: İş nasıl bu aralar?

B: İnanılmaz yoğun. Bildiğin gibi değil. Benim müşterilerimin çoğunu aileler oluşturuyor. En iyi okul bölgelerinde ev almalarına yardım ediyorum. San Francisco’da ufak apartman dairesinde oturup iki çocuğu olanlar geniş ev aramaya başladılar. Şirketler de uzaktan çalışmayı desteklediği için buraya gelmek isteyen çok insan var. Envanter sayısı hala çok az.

E: Bu sefer de fiyat artar. Oslo’da da durum bu. Senelerdir firmalar ev yapıyor, hala ev ihtiyacı artıyor.

B: Doğal afet de etkilemedi fiyatları. Bence rekabeti etkiledi ama… Bir yeri beğenince ihale ile satılıyor evler. Bazen teklif saati bile önem kazanıyordu mesela. Şu anda salgın hastalıktan dolayı bu tip satış yok. Şu anda açık satış var. Liste fiyatının üzerinde teklif gelince satıcı hemen satıyor.

E: Norveç’te hala açık ihale usulü. Herkes son verilen teklifi görüyor, arttıran ona göre arttırıyor. 1 ay sonra satış bedelini de görüyorsun (herkese açık).

Emlak danışmanı Burçin

Covid-19

E: Covid ne durumda oralarda?

B: Hala okullar çevrimiçi, hala maske zorunluluğu var. Birçok dev firma 2021 Temmuz ayına kadar evden çalışmaya devam edeceklerini açıkladı. Ondan sonrası da konuşulacak deniyor.

E: Norveç’te de bazı firmalar kalıcı olarak evden çalışmaya geçeceğini açıkladı.

B: Artık bence firmalar uzaktan da üretimin olabileceğini gördü. Bununla ilgili bir makale yazmayı düşünüyorum hatta. Bu tip çalışma ekonomiyi çok etkiliyor. Nisan ayının sonuna doğru “verimlilik düştü” diye haberler çıktı ama ben öyle görmüyorum. Şu ana kadar topladığım veri de tersini söylüyor. İnsanlar evden çalışmaya alıştıkça verimlilik daha da arttı hatta. Ufak bir evde kalıyorsan sıkıntı evet ama genel anlamda verimlilik artışta.

E: Aynı evde iki arkadaş kalıyorsan ve ikisi de çalışmak zorundaysa o da sıkıntı. Birinin yatak odasında toplantılara katılması gerekli mesela. Çocuğun evdeyse de sıkıntı olabilir ama bence genel olarak verimlilik arttı.

B: Daha çok çalışıyorsun sen de değil mi?

E: Özel hayatımı dengeleyebiliyorum, o yüzden benim açımdan sıkıntı yok. (E.Ö. Bu aralar Şili’deki bir projeye de baktığım için saat farkı yüzünden akşamları bile toplantılara giriyorum ama genel olarak evde çalışmak bana uyuyor).

B: Bizim ev gösterme durumlarımız artık birebir oluyor. Randevu, maske ve eldivenle ev gösteriyorsun. Pandemi öncesi Open House (“açık ev” anlamında, alıcıların evi gezdiği bir ziyaret) ve “Broker Tour”lar (emlakçınız bölgedeki diğer emlakçıları çağırıyor, böylece ziyaret eden emlakçılar da o evin kendi müşterilerine uygun olup olmadığına bakıyor) beraber evi geziliyordu. Şimdi bunları sanal olarak yapabiliyorsun.

Amerika’nın taşı toprağı?

E: Amerika’nın taşı toprağı altın mı?

B: Nereden baktığına göre değişir. Çalıştığının karşılığını görme anlamında düşünürsen evet. Kültürel anlamda bakarsan biraz eksik.

E: Fransa’yla karşılaştırırsan mesela?

B: Eğitim ve sağlık ücretsiz Avrupa’da. Amerika’da devlet okulu var ama iyi okul bölgesinde oturman lazım. Bu bölgelerdeki ev fiyatları da yüksek. İyi okul bölgesindeki eve ödeyeceğin fiyat farkı, başka bir bölgedeki özel okul fiyatına denk gelebiliyor. Biz bu analizi yaptık. Yüksek kredi borcu ödüyorsan mesela, özel okulun aylık ücretine denk gelebiliyor. Çocuk sayısı da önemli burada. Amerika’daki sağlık sistemine hiç girmek istemiyorum. Sadece şunu bilmek yeter, özel sağlık sigortan yoksa yaşayabilmen mümkün değil.

E: Ya Kaliforniya?

B: Kaliforniya’da çoğunluk göçmen. Kendini yabancı hissetmiyorsun. Kaliforniya’nın her yeri böyle değil gerçi. Bay Area çok Akdeniz gibi. Fransa’yı da hatırlatıyor bana. İnsan ilişkileri iyi ama biraz mesafeli. Çok kişisel/yalnız hayatlar var burada. Türkiye’de çok iç içe geçmiş hayatlarımız var, değil mi? Burada da onun tam tersi gibi. Mesela Türkiye’de dişçi randevun varsa ve patronuna söylersen “hayırdır ne oldu iyi misin?” diye sorabilir. “Annem hasta dersen” müdürün “nasıl oldu Hayriye Teyze” deyip kalbine dokunur. Burada bu pek akla gelmez. İzin sayın belli. Açıklama yazmaya, anlatmaya gerek yok. Senin hakkın var, git kullan derler. Herkesin kırmızı çizgileri belli. Beni de rahatsız etmiyor bu. Sevindirici olan, son yıllarda Amerika’da empati üzerine çok değiniliyor ve çalışılıyor.

E: Empati eksikliği?

B: Gözlemim, evet, empati eksikliği var. Son 5 yılda empati üzerine çok konuşuluyor ve insanlar bilinçlendirilmeye çalışılıyor. Türkiye’de empati ile büyütülürsün, küçük yaşta kültürün parçası olarak öğrenirsin. Okullarda bu konuya eğilmeleri beni mutlu ediyor.

E: Peki ırkçılık?

B: Maalesef ırkçılık her yerde. Üzücü…

Buradaki ırkçılığın tarihini bilir zannederdim. Fakat yaşadıkça daha çok öğreniyorum ve aydınlanıyorum.  Kaliforniya bu konuda çok özel ve bilinçli diyebilirim. Doğu yakası ve Batı Yakası farklı.

E: Siz gördünüz mü böyle bir olay?

B: Maalesef, Fransa’da yaşadım. Hamilelik kontrolünde, hem de doktorumdan. Gördüğün gibi akademik eğitimin toplumsal yara konusunda anlayış ve bilinç göstermesine pek bir etkisi olmuyor. Çok okumak ve başkalarını empati kurarak dinleyerek kendimizi eğitmemiz gerekiyor.

E: Başka farklılık?

B: Fransa’da deniz kenarında ve Türkiye’de boğazda, restoranda yemek yemeyi çok özledim. Burada öyle güzel bir keyif yeri yok.

E: ? Hö?

“Okyanusun kenarında restoran yok” lafına tepkim sağdaki köpek gibi oldu.

B: Okyanusun kenarında restoran yok. Havasal koşullardan dolayı. Çok rüzgarlı mesela. Yüzmek de zor (soğuk su). Daha güneyde biraz var ama Bay Area’da yok.

E: Anladığım kadarıyla Fransa ya da Türkiye’ye dönmek istemiyorsunuz?

B: Emeklilikte olabilir belki. Türkiye’de güneye gidebilirim. Bütün Fransa Türkçe ya da İngilizce konuşuyor olsaydı Güney Fransa’ya tekrar yerleşmeyi düşünebilirdim 🙂

E: Bay Area’da çok Türk var mı?

B: Çok değil sanırım. En azından bir zamanlar yaptığımız Gezi eyleminde sayının az olduğunu görmüştüm. Arkadaşlarımız var, olmaz mı, canlar onlar. Tübitak Pardus kurucuları ve geliştiricileri burada, Bay Area daha ne ister ki 🙂

E: Fransa’daki Türklerle Amerika’daki Türkler arasında farklar var mı?

B: İnsan her yerde insandır, insan her yerde farklıdır, diye yanıtlamak isterim bu sorunu. Daha çok meslek üzerine konuştuğumuz için bu anlamda gözlemlediğim farklılıkları söyleyeyim: Bay Area’da daha fazla mühendis ve mimar ile Fransa’da daha fazla inşaat mühendisi ya da müteahhit ile karşılaşabilirsin. Tabi bunlar benim karşılaştığım insanlar, genele baktığında daha farklı sonuç çıkabilir:)

Hayat

E: Adana’nın şu anki hayatına etkisi var mı?

B: Var tabii ki. Şu anda rahat ilişkiler kurabilmemin, girişken olmamın sebebi büyük bir ailede büyümüş olmam. 5 dayı, 1 teyze ve 14 kuzen. Güzel bir akraba apartmanında büyüdüm…Annemin özveriyle yaptığı sosyal sorumluluk projeleri…

E: Adana’yla ilgili özlediğin bir şey?

B: En çok hep bir arada yaptığımız etkinlikleri özlüyorum. Kuzenlerimle uzun gece sohbetlerini, uzun masa yılbaşı yemeklerini, güzel haberleri hep beraber kutladığımız şen şakrak toplanmalarımızı çok özlüyorum. Hepimiz çocuklu insanlar olduk. Herkes hala Adana’da, bir bırakıp giden ben oldum…:(

E: Sıcak değil mi Adana?

B: Bayılıyorum sıcağa. Burada en az senede bir aşırı sıcak haftası olur, belediye sokağa çıkmayın uyarıları yapar. Sanırım uyarıları dinlemeyip dışarılarda gezen bir benimdir:)

E: Herkesin bilmesini istediğin bir hayat tecrübesi?

B: Esneklik ve uyum sağlama. Benim için hayatta kalmanın kuralı. Hem duygusal hem fiziksel anlamda. Asimile olmaktan bahsetmiyorum. Sürünün koyunu olmak değil. Şartları kabul edip kendi çözümünü bulup pes etmeyip yoluna devam edeceksin, beklemediğin durumlar karşısında esnek olacaksın, önce kendine.

E: Mezar taşına ne yazılmasını istersin 🙂

B: Çok ayıp olmazsa şöyle desem? Mezar taşı istemiyorum 🙂

E: O da güzel.

B: Gülümsemem akılda kalsın. İlla olacaksa “hiç pes etmedi” yazılsın.

Veri analisti Burçin

E: Gelecek planları?

B: Önce sağlık ve şu son durumlara bakarak hayatta kalmaya çalışmak. Sonra, oğlumu keyifle büyütmeye devam etmek, daha fazla meditasyon yapmak ve önemli olanlardan biri işimde daha fazla büyüyüp daha fazla topluluğa yardım eli uzatmak. Eğlenceli olarak da şunu planlıyorum: eşim kendi kendine gitar çalmayı öğrendi. Hatta onu bırak, gitar yapıyor. Bildiğin elektrik gitar yapıyor. Oğlum piyano çalıyor. Onların çaldığı müzikte şarkı söylemek isterdim:)

E: Yapıyor?

B: Evet. Bildiğin tahtayı alıyor, onu işliyor, parçalarını alıyor ve bildiğin elektrik gitar yapıyor. Hatta bir tanesi buradaydı (E.Ö. Benim suratım bu sırada biraz garip bakıyor, doğal olarak… ve altın sarısı gitarı görüyorum ekranda…). eşim denedi denedi, spora merak sardı biraz, marangozluğu seviyor. Mesela masa yaptı. Pedal da yapıyor hatta (gitar pedalı).

E: Eşimin elektronik merakı müthiş. Çalmak tamam da, gitar yapmak…

E: Onlarla şarkı söylemeyi denedin mi?

B: Oğlan artık “ya anne lütfen” yaşına geldi 🙂 İkisiyle ortak bir şey yapasım var, da ne zaman gerçekleşir bu hayal bilemiyorum:)

E: Eşin sana bir mikrofon yapar 🙂

E: Son olarak, en son okuduğun Ingilizce ve Türkçe kitabı, en son dinlediğin müziği, en son izlediğin film/diziyi ve en son yaptığın aktiviteyi paylaşır mısın?

B: En son okuduğum Türkçe kitap: Bilinçaltınızdan Gelen Ebeveyn / Dr. Feride Koçak Can

En son okuduğum İngilizce kitap: My Grandmother’s Hands: Racialized Trauma and the Pathway to Mending Our Hearts and Bodies / Resmaa Menakem

En son dinlediğim müzik: Controlla / Idealism

En son izlediğim Netflix dizisi: Mindhunter

En son yaptığım aktivite: Tenaya Lake/Yosemite bölgesine gezi

E: Burçin Can Metin, röportaj için teşekkürler. Umarım ATLASA daha da başarılı olur.

E: Yurtdışında yaşayan Türklerin bu şekilde başarılı işler yapması hepimizi gururlandırıyor. Yaşamınızın bir parçasını bizimle paylaştığınız için teşekkürler.

Rahatlatıcı…

İlişkili İçerikler

E-POSTA ABONELİĞİ

Ertan Öztürk
X tarihinde doğdum Y tarihinde öleceğim. Bu iki an arasında insanlara bildiklerimi aktarmak istiyorum. Şu anda Norveç’te yaşıyorum. Yedisi uzun süreli olmak üzere 12 ülkede çalıştım. Proje yönetimi, nicel (quantitative) risk analizi, iş planı, maliyet analizi, projede iş takibi (ilerlemesi), fotoğraf, bisiklet, Uzay Yolu 😊 gibi konularda bildiğim kadarıyla yardımcı olabilirim; konuyu bilmesem bile beraber araştırıp öğreniriz. Olabildiğince düzgün yazmaya çalışırsanız iyi anlaşırız.

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

Abone ol
Bana bildir
guest
4 Yorum
Beğenilenler
En yeniler Eskiler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Öner BÜYÜKYILDIZ
Öner BÜYÜKYILDIZ
5 ay önce
Makale Değerlendirme :
     

Ertan bey çok teşekkürler. Bu yazı dizisini çok sevdim. Farklı insanlar, farklı yaşam hikayeleri ve farklı başarılar. Çok etkileyici.

Yazınızı okudukça, Burçin Hanım’ı tanımaya başladıkça, sonunun nasıl emlak danışmanlığına geleceğini düşündüm. Bilgisayar mühendisliği, veri analizi ile ne alaka emlak danışmanlığı. Ama sonrasında gördüm ki, bu işlerden edindiği tecrübeyi çok farklı bir iş alanında kullanarak, o alanda da çok başarılı olmuş. Bu harika. Tebrik ederim.

Burçin hanım’a ve ailesine bundan sonraki yaşamlarında da başarılar ve kolaylıklar diliyorum.

Selam ve saygılarımla.

Burcin Can Metin
Burcin Can Metin
Yorumun sahibi  Ertan Öztürk
5 ay önce

Sevgili Ertan, bu röportaj benim için çok keyif verici ve kıymetli bir deneyim oldu. Emeğin ve zamanın için gerçekten çok teşekkür ederim. Yazı dizilerini heyecanla takip ediyor olacağım. Sevgiler.

Burcin Can Metin
Burcin Can Metin
Yorumun sahibi  Öner BÜYÜKYILDIZ
5 ay önce

Bu güzel ve değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim.

Manşet

Fujifilm X-T200 ve X-E3 karşılaştırması

Fujifilm X-T200 ve X-E3 detaylı karşılaştırması

Fujifilm X-T200 modeline bakıp X-E3 ile karşılaştırıyoruz

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Yeniden Kadrajlama Tekniği ile Fotoğraflarınızı Geliştirin

Yeniden Kadrajlama Tekniği

Yeniden kadrajlama, ana odak noktasını kullanarak konuya odaklanmak ve elinizi deklanşörden çekmeden konuyu kadrajınızdaki başka bir yere yeniden konumlandırarak ideal kadrajı oluşturup fotoğrafı çekmektir.

POPÜLER İÇERİKLER

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları

Diyaframın kökeni dilimize Fransızca “diaphragme” kelimesinden gelmiştir, İngilizcede "Aperture" olarak tanımlanır ve “açıklık” anlamına gelir.

Fotoğrafta diyafram ayarlarını çekmek istediğiniz sahnenin ne olacağına göre siz belirlersiniz. Fotoğrafınızda nelere etki edeceğini anlamak için okumaya devam edin.
4
0
Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x