Ana Sayfa BLOG Birol Üzmez ile fotoğraf üzerine söyleşi

Birol Üzmez ile fotoğraf üzerine söyleşi

-

Bir kırkbeşlik plağın üzerine yapıştırılmış küçük bir etiketin üzerinde yazıyordu plak evinin adı: “Mazmanlar Plak Evi Hatay”. Bant kayıt stüdyoları kapanalı, tarih sahnesinden çekileli kaç yıl olmuştu? Ben hatırlamaya çalışıyorum. Çocukluk ve gençlik yıllarımda Zonguldak’ın en büyük plakçısı olan Rodim Plak’ın sahipleri Kemal abiyi ve Suat abiyi. Elime geçen ilk harçlıkla koşup plak alırdım. Annem kızardı bana “Bu kadar plağı alıp ne yapacaksın?” derdi. Sonra köprü altındaki Kör Seyfi’nin dükkanını. Soli Bant Kayıt Stüdyosunu, Mine Mağazasını, Gürdal Mağazasını… Aslında müziği bu kadar çok sevmemde EKİ radyosunun elbette büyük payı vardı. Sonra Efsane Orkestralar. Deniz Kulübü, Sürmen, Kozlu Parkı, Emirgan, Gülistan Çay Bahçelerinin meşhur orkestraları. Efsane solist Sedat Öztek’in söylediği şarkılarla az mı dans etmiştik…

Birol Üzmez ile Fotoğraf Üzerine Söyleşi

OA: Gelenek haline gelmiş. Özgeçmişle başlayalım. Birol Üzmez’e “Birol Üzmez kimdir?” diye sorsam kısaca neler söylersiniz?
: Birol Üzmez günümüzde, şu anda çocukluk, gençlik hayali olan bir plakçı dükkanını yedi seneden beri işletiyor. Bir dönem çok yoğun olarak fotoğraf çalıştım. Belgesel ağırlıklı çalışma yaptığım için beş altı yılım çok yoğun geçti.

OA: Hangi yıllar?
: 2006 yılında Tariş’de çalışırken “Ege Mahallesi” projesini çalıştım. Daha sonra 2007 yılında emekli olunca daha fazla zaman ayırmaya başladım. Ege Mahallesi -Mortakya- zaten bir sene falan sürdü.

“Bu çalışma çingeneler üzerine olan en iyi çalışmalardan birisidir. Ege mahallesi tam bir gettodur ve girilmesi çok zordur. Birol Üzmez bu engeli aşarak çok güzel ve önemli bir projeye imza atmıştır.”

Bu projeyi eşim Tülin ile beraber çektik. Ege mahallesini çalışmayı çok istiyordum. Çünkü ben Tariş’de çalışırken tam Ege mahallesinin içinde bir fabrikamız vardı. Tariş’in Pamuk Yağı Kombinası. O dönemde benim kurduğum Tariş Fotoğraf Grubumuz vardı. Tabii bu fabrikaya gidip gelirken Ege mahallesinin içinden geçmek gerekiyordu.

“Burada Birol Üzmez şu notu düşüyor: İZBAN demiryolunun geçmesiyle mahalle Tepecik ve Kahramanlar semtiyle olan bağlantısını koparıyor. Ve iyice ayrışıyor ve içine kapanıyor. Dışarıyla tüm bağları kopuyor.”

Ege Mahallesinin sergi ve sunumları sonra ben “Kortejo” ları çalışmaya başladım. Aile evleri… Aile evleri de benim İzmir’e ilk geldiğim 1993 yılında Basmane taraflarında, Tilkilik’te, Anafartalar caddesinde fotoğraf çekerken gördüğüm bir tabeladan aklımda kalmıştı. O zamanlar aile evlerinde yaşanıyordu. Şöyle bir baktım, insanlar, çamaşırlar, harala gürele bir yaşam var. Ancak kapıdan içeri giremedim. Çok merak etmiştim ama kendimi hazır hissetmediğim için çekmek için bir şey yapmamıştım. Tabii aklımın bir köşesinde kalmıştı. Ege Mahallesinden sonra aile evlerini çalışmaya başladım. Aile evleri de epey zaman sürdü. Bir yıl kadar.

Aile evlerinden sonra Yusuf Hocayla (Tuvi) ile Basmane’yi çalıştık. Bu üç proje yoğun bir şekilde peş peşe geldi. İşte Ege Mahallesi –Mortakya-, Aile Evleri -Kortejolar” ve Basmane benim üç dört yılımı alan önemli projeler oldu. Aslında hepsi de birbiri ile bağlantı olan projelerdi.

  • Birol Üzmez Ege Mahallesi

OA: Şimdi İzmir’e geldikten sonra dediniz. Bir de İzmir’e gelmeden öncesi var o zaman. Ben instagram hesabınızdan biliyorum da….
: İkiye bölünüyor yani… İzmir öncesi İzmir sonrası… “İ” den önce “İ” den sonra.

“Bu tanım ikimizin de hoşuna gidiverdi. Biraz da tarihsel yaklaşıp İ.Ö ve İ.S. dedikten sonra işi M.Ö. ve M.S. ya bağlayıverdik. Tabii birlikte gülüşmeler işin eğlencesi oldu. Ben “Hadi bir de M.Ö. ne bakalım o zaman” deyiverdim”.

: Hangisinde daha çok çalışma var. Aslında İzmir sonrasında kayda geçen daha çok çalışma var. Tabii öncesinde de çalışmalarım var. O dönemim de farklıdır. İzmir öncesinde çocukluk dönemim var. Zonguldak dönemidir bu.

OA: Instagrama koyduğunuz maden ocakları, madencilerin fotoğrafları var. Onlarda önemli işler bence.

  • Birol Üzmez Zonguldak

: Beni şekillendiren, bugüne getiren Zonguldak’tır. İzmir projelerim bu alt yapının üstüne geldi.

OA: O zaman fotoğrafa Zonguldak’ta başladınız diyebiliriz? Nasıl oldu? Fotoğrafa sizi çeken neydi? Neler yaptınız?
: Aslında fotoğrafçı bir aileyiz. Babamın “Foto Film“, dayımın da “Foto Turan” isimli bir fotoğraf stüdyosu vardı. Rakip değillerdi ama ara sıra şaka yollu birbirlerine laf atarlardı. Bu arada amcamın da Akçakoca’da “Foto Muzaffer” ismiyle bir stüdyosu vardı. Üçü bir araya geldiler mi babamla dayım amcama “Kasaba fotoğrafçısı” diye takılırlardı. Bu şakalaşmalarını izlemeye doyum olmazdı. Yani benim sağım solum önüm arkam fotoğraftı. Tabii sürekli babamın yanında olduğumdan fotoğrafı babamdan öğrendim. Birlikte karanlık odaya girerdik. Bana sürekli işin püf noktalarıyla ilgili bilgileri verir sonrasında da uygulamam için “Hadi sıra sende” derdi. Nasıl bir güven anlatılamaz. Düşünün gelin damat fotoğrafını ben banyo ediyorum. Fotoğraf yansa ben de yandım yani… (birlikte gülüyoruz)…

Birol Üzmez ile Fotoğraf Üzerine Söyleşi

Birol Üzmez ile Fotoğraf Üzerine Söyleşi

Babam tab ettiği fotoğrafları akşam ıslak ıslak eve getirirdi. Bir odada yere sererdik ve sabaha kadar kurumasını beklerdik. Sabah toplanırdı dükkana giderdi. Bir sürü fotoğraf görürdüm. Hatta böyle küçük küçük (burada bir taraftan da sanki o günlerdeymiş gibi eliyle havada göstermeye başladı) vesikalık fotoğraflarda slide gösterisi falan yapardım.

Karanlık odaya ilk girdiğim zamanlar “Bu bir sihir” demiştim, gözlerimi faltaşı gibi açarak. Düşünün, elinizde bir beyaz kart var. Suya koyuyorsunuz ve yavaş yavaş ortaya görüntü çıkıyor. Sonra sonra babam anlattıkça işin teknik taraflarını kavramaya başlamıştım. Stüdyoda kocaman ayaklı bir makine vardı. Babam makinanın arkasında körüğe kafasını sokar bir şeyler yapardı. Sonradan öğrendim; netlik ayarlarmış. Sonrasında ışıklar açılırdı. Sonra, tabii düşük estantane “kımıldama çekiyorum, tak” deklanşöre basıp çekiyor. Plan film kullanırdı. 10*15 ebatlarında. İkiye bölersin çekersin dörde bölersin vesikalık çekersin.

OA: Peki o filmlerden elinizde var mı?
: Var var, şurada kutu var (eliyle plak raflarının üstündeki kutuyu gösteriyor). Babam şöyle bir şey yapmış. Annem vefat ettikten sonra evi tahliye ederken kanepenin altında buldum. Birlikte çalışırken ben bile bilmiyorum. Define bulmuş gibi oldum. Biraz sonra negatiflere birlikte bakarız (söyleşi heyecanı ile laf lafı da açınca unuttuk gitti).

OA: Vivian Mayer’in negatifleri gibi olmuş.
: Bütün negatifleri isimlendirmiş ve arşivlemiş. Yani negatifteki kimdi diye kara kara düşünmeyeceğim.

OA: Babanız Zonguldak’ı fotoğraflamış mı?

“Burada bizim söyleşi yön değiştiriverdi. Ancak bu Birol Üzmez’in hayatında önemli bir dönem. Üzerinde durmaya değer diye düşünerek konuşmanın seyrini değiştirmek için bir şey yapmadım. Ben de bunları hikaye gibi dinlemekten hoşlanmıştım”.

: O dönemde Zonguldak fotoğraflarını çekmemiş.
OA: Siz çektiniz mi?
: Çektim. Ancak öyle dişe dokunur şeyler olmadı ne yazık ki. Karakucak gidiyordum o sıralarda. O dönemde stüdyo fotoğrafçılığı gelin damat, sünnet, kına, vesikalık gibi işleri kapsıyor. Fotoğrafçı evlere çağrılır. Onların fotoğraflarını çektim.

OA: Maden ocaklarında çok önemli çalışmalarınız var. Ocaklara indiniz…
: Tabi tabii.. Bu çalışmalar belli bir olgunluk döneminden sonra oldu. Mesela ben ticari fotoğrafçılık yapmadım. Stüdyo açmadım. Ortaokul Lise dönemimde Olympus marka bir makinam vardı. Leica tipi. Arkadaşlarımın fotoğraflarını çekiyordum. Satıp para kazanıyordum. Harçlığımı çıkartıyordum. Ama o zamana kadar sanat fotoğrafın ne olduğunu bilmiyorum. Nerden bileyim? Büyüdükçe anlaşılıyor. Sonra lise bitti. Askere gittim. Askerde Ankara Deniz Kuvvetlerinin Foto Film Merkezindeyim. Yani tam yerine düştüm. Ve askerlik dönemimde Ankara’da beni sanatsal olarak besleyen iki yıl geçirdim.

OA: Kaç yıllarındaydı?
: 1981’lerde…  Ankara’dasınız. Deniz Kuvvetleri Foto Film Merkezindesiniz. Daha ne olsun? Her şey sebil gibi. Olanaklarımız çok fazlaydı. Karanlık odamız var, malzeme süper, film sayamadığın kadar. Fotoğraf makinası sıkıntımız yok. İstediğimiz gibi fotoğraf çekiyoruz. Genelde büyük komutanların fotoğrafı çekileceğinde astsubaylar giderdi (astsubay fotoğrafçılar) tertip çekileceği zaman da ben giderdim. Sürekli fotoğrafla iç içeydim. Evci çıktığımda da böyleydi.

“Her hafta sonu evci çıkarmış. Ve sürekli Ankara’nın sanat dünyasının takipçisi olmuş. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının sıkı takipçisiymiş. Ve tabii en önemli kitapevlerinin de. Diğer sanat dallarıyla da geçen dolu dolu bir iki yıl var Ankara’da. Ben lafa girip kızları Ada’nın opera ve baleye yatkınlığını buna bağladığımı söyledim. Birol Üzmez de Ada’nın kendi isteği olduğundan bahsetti”.

Ogün’ün (oğlu) fotoğrafçı olmasını istedim. Oğlumun üstüne çok gittim. Bir yarışmada ödül olarak verilen makinayı ona vermiştim. Sırf fotoğrafla ilgilensin diye. Baktım o şekilde olmuyor. Dayatmayla olmuyor. Baba olarak çocuğumuzun bize benzemesini istiyoruz. Ama onun içinde başka bir cevher var. Kendi yolunu çizdi. Bunu ortaya çıkarıp desteklemek gerek. Doğrusu bu. Ada’da böyle yaptık. Görsel hafızası çok iyi ama bizden dayatma yok. Özellikle söylemiyorum. Küçük bir fotoğraf makinası var. İster çeker ister çekmez. O şimdilik dansı tercih etti ve biz de destekliyoruz.

OA: Hani dans derken dans fotoğrafçılığına da geçiş yapar mı? Ne dersiniz?
: Aslında yavaş yavaş olacak. Onda da hiçbir şekilde zorlama yapmayacağız. Kendi yolunda gidiyor. Dört yaşlarındayken bir bale gösterisinde yönetmen Ada’nı oyunu izlemesini görüp yanımıza geldi. “Çocuğunuz farklı” dedi. Daha sonra da yolumuz bu öğretmenle kesişti ve Ada’nın öğretmeni oldu.

OA: Fotoğraf yolculuğunuzda babanızın çok büyük etkisi olmuş. Onun haricinde size rehber olan yön veren kimler oldu?
: Aslında bir itirafta bulunayım mı? 1984 yılında… 😊
OA: Bunları yazabilir miyim? (Bir süre gülüşüp tartışıyoruz)
: Hani “Off the record” yapalım… 1984 yılına kadar öyle veya böyle bir şekilde fotoğraf çekiyorum. Askerden gelmişim, babamın dükkanına takılıyorum. Bir yolum bir çizgim yok. Bir an kendimi sorguladığım bir durumda kalıverdim. Kendimin eksik yanlarını gördüm.

(Bunu aynen yazdım. Yönetim tekniğinde biz buna “Gelişecek yönler diyoruz. Da Birol Üzmez direkt ifade etmekten çekinmedi. Evet arkadaş “Eksik yöndür”. Ne biliyorsun belki gelişemeyecek… Açık yürekliliği için Birol Üzmez’e teşekkürler.)

Geçmişten gelen arkadaşlarımın hepsini sildim. Kendime “Fotoğraf çekiyorsun da ne çektiğini biliyor musun? Ne yapacağını biliyor musun?”

Ve kendime yön çizmeye karar verdim. Hedefler koymaya başladım.

“Bu da kişinin kendi başına yapabileceği zor işlerden biridir”.

OA: Burada çok önemli bir noktaya değindiniz Eğer fotoğrafa hevesliyseniz (aslında sanatın bir dalına veya bu yapmak istediğiniz bir iş de olabilir) kendinize sormanız gerekiyor; fotoğrafta ne yapmak istiyorsun? Nasıl yapmak istiyorsun? Varmak istediğin yer neresi? Gibi…
: Tamam, fotoğraf çek. Ağaç çek, böcek çek, güneşin batışını çek. De amaç ne? Cevap aranması gereken soru budur işte. Hedefimi koydum; Birol, daha iyi fotoğraf çekebilmek için senin bu işi öğrenmen gerek. Alt yapın var, makine kullanmasını biliyorsun da bakış açın ne? Bunu geliştirmen gerekiyor. O da Zonguldak’ta olmuyor işte (Burada yine o günlerin ve o anların havasına giriverdi. O zamanlar yaşadığı ilk adımlardaki sıkıntıları yüzüne yansıyıverdi. Ama bu çok kısa sürdü). Noolcak? İstanbul’a gitmen lazım. Sekiz saat yol…Otobüsle… Nasıl olacak? O zaman İFSAK Başkanı İbrahim Akyürek’in Zonguldaklı olduğunu öğrendim. Gideyim konuşup kurslara katılayım dedim. Kurslar Cumartesi günleri. Beni kaydetti. Şimdi ben Cuma akşamı otobüse biniyorum, sekiz saat yoldan sonra kursa katılıyorum, akşam gene otobüse binip Zonguldak’a dönüyorum. O zaman bütün baba fotoğrafçılar İFSAK da. Onları görüyorsun, bir arada oluyorsun. Durum böyle olunca kafama dank etti; fotoğraf başka bir şey. Başka bir yönü varmış. Biz Zonguldak’ta kendi dünyamızda kendimizi avutmuşuz.

  • Birol Üzmez

OA: Kimler vardı?
: Hepsi oradaydı. Şemsi Güner, Ali Rıza Akalın, Gültekin Çizgen, Cengiz Akduman, Aclan Uraz, Cengiz Karlıova, Sabit Kalfagil, Mehmet Bayhan, … Yani İFSAK’ın altın yılları. Böylece kendime yeni bir yol çizdim. Daha farklı fotoğraf çekmeye başladım.

OA: Burada iki şeyin altını çizelim. Bir, “fotoğrafta amacın ne?”, iki “amacınıza uyan başka fotoğrafçılar neler yapıyor”…
: Şimdiki gibi teknoloji yok ki, giresin internete birçok ülkenin fotoğrafçıları neler yapıyor bakasın. Zonguldak’ta bir tek ben fotoğraf çekiyorum. Etrafımda başka kimse yok. Fotoğraf yok. Neyi göreceksin ki? Bu kataloglardan çok beslendim. Cumhuriyet gazetesinin orta sayfalarında bazen fotoğraf olurdu. O kadar yani… Bir gün bizim oradaki tek kitapçıda bir fotoğraf dergisi gördüm. Üstüne balıklama atladım. Hemen abone oldum. Tabii yarışma duyuruları da vardı. Yarışmalara katılmaya başladım. Önce sergilemeler gelmeye başladı. Tabii yarışma katalogları geliyordu. Bunlarda çok farklı fotoğrafçıların çektiklerini görmeye başlayınca ufkum açılmaya başladı. Derken bir gün “Bayer” in açtığı yarışmada birincilik ödülü aldım. Sonrasında FIAP ın uluslararası yarışmalarına katıldım. Bronz madalya aldım. Tabii bu ödüller beni heyecanlandırdı ve motive etti. Zonguldak’ta sergiler açmaya başladım. Hala madenciler yok… 1986 yılında Zonguldak Belediyesinde işe girdim.

“Büyük bir tesadüfle Belediye Başkanı Birol Üzmez ‘i fotoğraf çekerken görür ve çağırır. Sorar; “Benle çalışmak ister misin?”.  Ve halkla ilişkilerde işe başlar. Belediye imkanlarıyla nikah salonun bir bölümünü sergi salonuna dönüştürür ve burada sergiler açılmaya başlar. Altı arkadaşıyla Zonguldak Fotoğraf Grubunu kurar. Dört yıl üst üste Fotoğraf Günleri düzenler. İFSAK bağlantısı ile de oradan birçok fotoğraf sergisini Zonguldak’a getirir”. İFSAK Zonguldak’a fotoğraf gezisi düzenler. Birol Üzmez mihmandardır. Ve ilk defa bu grupla maden ocaklarına giderler”.

O zamana kadar hala madenci fotoğrafı çekmedim. Bu gezide içinde olduğum maden ocaklarını yakından görme fırsatını elde ettim. Çektiğim fotoğrafları dönemin solcu kesiminde olan arkadaşlarıma gösterirdim. Kahvede briç oynarlardı. Gösterirdim fotoğraflarımı, burun kıvırırlardı. Onlar kahvede Türkiye’yi kurtarırken ben fotoğraf çekerdim. Beğenmezlerdi, “Sen ne yapıyorsun?” diye sorarlardı. Bozulurdum. Kendime yine sordum; sen ne yaptığını biliyor musun? Sen nerede yaşıyorsun? Zonguldak’ta. Ödüller var. Tamam da, ne var çevrende? Maden ocakları ve madenciler… Sen neden kendi yaşadığın çevrendeki madencileri çekmiyorsun?

“İşte şimdi asıl hikaye başlıyor. Aslı fotoğraf yolculuğunun başladığı sorgulama anıdır bu. Biz buna mevcut durum değerlendirmesi deriz. Hedefleri gözden geçirilmesi deriz. Birol Üzmez ’de bunu yapmayı iki şey tetikliyor; İFSAK’ın gezisi ve arkadaşlarının burun kıvırması”.

OA: Bu söylemlerinizle genç fotoğrafçılara ve fotoğraf heveslilerine “Çevrene iyi bak, farklı gözle bak” diyorsunuz. Bu söylemin aynısını değerli Ahmet Esmer’de üzerinde dura dura belirtmişti.

“Anlatmaya devam ediyor”.

: İFSAK’lılar geldi şak şak şak çekip gittiler. Ben içerdeki adamım. Çocukluğum bu çevrede ve bu insanlarla geçti. Onların duygularını anlayabiliyorum. Yaşantılarını biliyorum. İçlerindeyim. Bu fotoğrafa ruh katan ve hayat veren bir durumdur. Eğer çalışacağınız konuya çevreye yakın olamıyorsanız fotoğraflarınız “donuk” olacaktır.

Kentin içinde yaşayan, doğan büyüyen bir insan olarak kömürle yaşıyorsun. Isıtmadan, yemek pişirmeye her yer kömür. Sokağa çıkıyorsun kömür. Sana artık doğal geliyor. Dedem rahmetli, Mecit dedem ocaklarda marangoz olarak çalışmış. Annem kömür havzasında ilk okula gitmiş. Nerden başlayayım dediğimde annemin ilk okulundan başlayayım dedim. O, annemim elinde mandolinle fotoğrafı olan okuldan bahsediyorum. Gittim, aradım. Ama bulamadım. Orayı gördükten sonra madencileri çekmeye karar verdim.

OA: Fotoğrafın sizin için anlamı ne?
: Fotoğraf bir şey anlatmalı. Ne söylemek istiyorsun? Bir hikayesi olmalı. Fotoğraf dilin ne olmalı? Ne söyleyecek? Nasıl söyleyecek? Konun ne? Konu önemli. Genel fotoğraf kuralları zaten olmak zorunda. Bunları geçelim. Baktığın zaman fotoğraf ne anlatacak. Ben bir hikayenin peşinden gidiyorum. Bir şey anlatmak için yola çıkarsın. Anlatırsınnn anlatamazsınnn… Biz geleceğe bir şey bırakmak zorundayız. Ne demişti Ara Güler, “Biz tarih yazıyoruz”. Kavramsalda da bir şeyler anlatırsın. Orhan Alptürk kafasında kurarak yaratarak hikayesini anlatıyor. Ben insanlarla anlatıyorum. Bu benim yolum. Orhan ve kavramsalcılar düşünüyorlar, kurguluyorlar ortaya fotoğrafı çıkarıyorlar. Şimdi ise ortada fotoğrafçı var fotoğraf yok.

OA: Fotoğraf sanat mıdır?
: Valla bilmiyorum. Fotoğrafın sanat fotoğrafı olup olmadığına zaman karar verir. Fotoğraf çok değişik alanlarda değişik amaçlarda kullanılıyor. Sanat amacıyla çekersen “sanat fotoğrafı” olabilir. Mesela Mars’ın fotoğrafı bilim fotoğrafı.

“Burada bayağı uzun konuştuk. Hepsini yazmıyorum. Hayatın değişik alanlarından örnekler veriyor. Aynı fikirde olduğumuz çok nokta oldu”.

OA: Ödülleriniz içinde en önemli gördüğünüz hangi ödüller oldu?
: Türkiye’de en önemli iki yarışma var; Sami Güner kupası, Şinasi Barutçu kupası. Yirmi yıl önce dikkat çekmiştim ve çağrılmıştım. İlk turda sergilendi ama ikinci aşamaya geçemedim. Sonrasında “Mortakya”, “Aile evleri” basında yer alınca Şinasi Barutçu kupasına yine çağrıldım. Tabii yirmi yıl önceki Birol’den çok farklıyım. Demlenmişim yani…

OA: Şimdi bunları birinci ağızdan dinlemek benim için çok keyif verici.
: Tarihe not düşüyoruz… Şinasi Barutçu kupasına yine çağrıldım. “Mortakya” dan altı fotoğraf seçtim. Zor oldu tabii… Binlerce fotoğraf var. Da altı fotoğraf seçmek zor oldu. Birinci aşamayı geçtim.

OA: Şimdi bir kere daha vurgulamak gerek. “Mortakya” diyoruz da bu proje çingenelerin iç dünyasıdır. Ege mahallesi yoğun oldukları yerdir.

“Burada bir süre Ege mahallesinin hikayesini konuşuyoruz. Birol Üzmez o bölgede geçirdiği uzun zamanda edindiği bilgileri anlatıyor”.

OA: Şimdi bu noktada ben kişisel görüşümü beyan edeyim. Çingeneler ve yaşamları üzerine birçok fotoğraf izledim. Benim için bu konuda bir Koudelka’nın “Çingene”leri var bir de Birol Üzmez’in “Mortakya”sı… Nokta.
: Bu çalışmaya başlamadan önce kendime şunu sordum. Oğlum, Josef Koudelka bunu yapmış. Sen utanmıyor musun bu konuyu işlemeye? Ama öyle değil. Herkesin hikayesi ve anlatım tarzı farklı. Orada çok canlı bir yaşam var. Ben önce şaşırdım. Önce hıdrellez, düğünler, nikahlar, sünnetler, kına geceleri. Birlikte yemek yedik. Bir tek yatmadık. Burada önemli olan nereden bakıyorsun? Biz o insanların yaşamlarını yansıttık.

“Şinasi Barutçu” hikayesine devam ediyoruz.

Aile evlerini çalıştım. Bu da Ege mahallesi gibi oldu. Yedi ay filan sürdü proje. İkinci yarışmaya da “Aile evleri” nden gönderdim. Onlarda turu geçti. O seneler performansımın en üst düzeyde olduğu dönemlerdi. Burada Tülin’in (eşi) çok katkısı oldu. Benim eleştirmenim gibiydi. Son olarak Yusuf (Tuvi) hocayla “Basmane Oteller Sokağı” nı çalıştık.

Üçüncü sene de bununla katıldım. Sami Güner kupasına da “Madenciler”, “Mortakya” ve “Aile Evleri” ile sunum gönderdim burada da kupayı aldım.

Tarihe saygı ödülleri de aldım. Sonra National Geographic dergi yarışmasına da gönderdim. Orada da üçüncülük aldım. Erdal Kınacı’nın birinci olduğu sene. Sonra NG benden Ege Mahallesinin röportajını istediler. Bunu da yayınladılar. Bir de telif verdiler. Bir süre NG’nin İzmir’de serbest fotoğrafçısı olarak çalıştım.

Bu arada “Bando” var. Bak şimdi konu konuyu açıyor. Ege mahallesini çalışırken çok müzisyenle tanıştım. Müzik ruhlarında var. Ege mahallesi projesi bitmeye yakınken müzisyenleri çekeyim dedim ve bando projesi çıktı. Bu proje olarak yayınlanmadı. 

OA: Şimdi bu çalışmalar M.Ö. ki çalışmalar değil mi? Analog makinalar kullanıyorsunuz herhalde?
: Madenciler analog ama diğerleri dijital makinalarla. Mortakya Canon 20 D ile…

“Bandoda kaldığımız yerden devam”;

Birol Üzmez ile Fotoğraf Üzerine Söyleşi Fotoğraf Üzerine Söyleşi

Neyse İzmir’de değişik bandoları çekerken Tire bandosunu duydum. Gittim. Aaaaa, ne göreyim. Yaşlı amcalar. Eski müzik aletleri… Ben şimdiye kadar bando çekmemişim. Şimdi Tire bandosunu Mösyö Slavo kurmuş. Bu enteresan bir konu. Adamla ilgili bilgi bulamıyoruz. İkinci dünya savaşında Çekoslovakya’dan nazilerden kaçıyor. Cemal Reşit Rey’i buluyor. Buna git Tire’de bando kur diyorlar. O dönemde bütün törenlere Tire Bandosu gidiyor. Adam Yahudi diye üzerine gidiyorlar, adamla uğraşıyorlar ve adam Mısır’a kaçıyor. Buradan bir fotoğrafla NG’nin Türkiye ayağında birincilik alınca doyuma ulaşıyor insan. Yeter artık dedim.

Şimdi burada dur dedim kendime… Ama hayatımda fotoğraf hep var.

OA: Kitabınız var mı?
: Kendi adıma yok. Yusuf hocayla “Basmane Oteller Sokağı” başka yok.

“Diğer projelerinin kitaplarının olmaması bence kayıptır”.

OA: Fotoğraf çekerken bir daha gitsem dediğiniz yer var mı?
: Bunların dışında kimsenin bilmediği işlerim de var. Coca Cola’nın “Hayata Artı” projesinde 18 ilde fotoğraf çekmemi istediler. Bu yerlerde kaldığım sürece kendim için de fotoğraf çekme imkanını buldum.

OA: Buradaki fotoğraflarınızı yayınlamadınız.
: Yani bunlar tek tek fotoğraflar. Her bir şehirden bir sergi çıkar.

“Sanırım bu konu üzerine biraz fazla bastırdım. Neden mi? Bu sohbetten sonra Birol Üzmez Facebook sayfasında Doğu’dan iki portre çalışmasını yayınladı. Fotoğrafları görünce gülümsedim. Oğlum iyi ki bastırmışsın dedim kendime. Şimdi bu an o yörelerle ilgili aklında olan bir projeyi detayla anlatıyor. Ama burada paylaşmıyorum. Ola ki fırsat bulup bir proje olarak hayata geçirir”.

Fotoğraf Üzerine Söyleşi

Fotoğraf Üzerine Söyleşi

“Birol Üzmez Facebook ve Instagram sayfalarında fotoğraflarını yayınlamaya devam ediyor. Bu söyleşide örnek olması bakımından ve kısıtlı yer nedeniyle az sayıda fotoğraf yayınlayabiliyoruz. Okuyucularımıza tavsiyem Birol Üzmez ’i takip etmeleridir”.

Değişik festivallerde çektiğim fotoğraflar var. Benim tarzım olarak bir proje için gidip orada birkaç ay kalmam gerek.

İlk Güneydoğu Anadolu gezim Özcan Yurdalan’ın Fotoğraf evi ile düzenlediği bir geziydi. Mardin benim hayalimdeydi. Sürekli Mardin ile yatıp kalkıyordum. Geziye katıldım. Yanımda 20-30 kaset dia, 10 kaset SB film yola çıktık. Büyük hayallerle Mardin’e geldikkkkk etraf toz bulutu. Mardin ortada yok. Hiçbir şey gözükmüyor. Bütün Mardin hayalim paramparça… Suriye’den kum fırtınası gelmiş. Bir gece kalacağız ve ben Mardin’de tek kare çektim. O da kum bulutları arasında ay gibi gözüken masmavi bir güneş fotoğrafıdır. Otobüs gezisinden döndükten sonra kendime iyi ki de fazla fotoğraf çekmemişim diye söyledim. Çünkü o coğrafya o kadar etkileyici ki sürekli fotoğraf çektiğinde ve vizörden baktığında gerçekliği yitiriyor insan. Pek çok şeyi göremiyorsun hissetmiyorsun, duyumsayamıyorsun. Fotoğraf çekmeyip izlediğin zaman daha çok şey görüyor aslında insan.

OA: Sosyal medya ile aranız nasıl diye soracak olsam da sizin hem Facebook hem de Instagram hesabınız olduğunu biliyorum.
: Instagrama biraz mesafeli kaldım. Akıllı telefonum yoktu. Katılmam geç oldu. Katılınca şöyle bir avantajı olduğunu gördüm; Dünyanın değişik fotoğrafçılarını çalışmalarını görebiliyorsun ve onlar da benim çalışmalarımı görüyorlar. Whatsapp’ı kullanıyorum.

Birol Üzmez Facebook hesabı
Birol Üzmez Instagram hesabı

OA: Fotoğraf çekerken kendinize özgün bir teknik oluşturdunuz mu?
: Hiç ön yargılarım yok. Ortamda ne varsa doğallığı bozmadan çekiyorum.

OA: Kompozisyona müdahale ediyor musunuz?
: Çok çok değil. Belki çok küçük şeyler. Sedirde oturuyordur da şuraya gelir misin gibi. Işığa da müdahale etmiyorum.

OA: Siyah beyaz mı renkli mi?
: Siyah Beyazı tercih ederim. Renklide bazı şeyleri kamufle edebiliyorsun. Hele karanlık oda devrinde her şeyiyle iyi olmak zorundaydı. Şimdi Photoshop’u iyi bilmelisin. Mesela hem Ege Mahallesi hem de aile evlerinde İlke ile çalıştım. Fotoğrafları ona teslim ettim ve ne istediğimi söyledim. Harika iş çıkardı. Ancak Basmane’de biz yaptık. Basmane projesinde içime sinmeyen tek şey fotoğrafların işlenmesidir.

OA: Fotoğrafla uğraşmasaydınız ne ile uğraşırdınız desem “plak” la mı dersiniz?
: Hayır. Fotoğrafla uğraşmasaydım yanmıştım. Ne yapacağımı bilemezdim herhalde. Sıradan bir insan olurdum herhalde.

OA: Yani şöyle diyebilir miyiz; sanatla uğraştığınızda gelişiyorsunuz. Farklı bir insan oluyorsunuz.
: Her şeyden önce kendini ve insanları tanıyorsun. Felsefe ne diyor; “kendini tanı” diyor. Fotoğrafçı alçak gönüllü olacak.

“Burada geçmişteki tanınmış fotoğrafçılardan giriyoruz. Ve konu bir anda siyasete geliveriyor. Bütün bunların içinde tek soruyu yazayım da “blog” kapanmasın. “Gittiler Doğuda fotoğraf çektiler de orası için ne yaptılar? Fikret Otyam’dan da yıllar önce benzer lafları dinlemiştim”. 

OA: En sevdiğini projeniz desem?
: Aile evleri ve madenciler arasında kalıyorum.

“Madenciler projesinde bir grev, Ankara yürüyüşü, grizu patlaması fotoğrafları var ki… Allah Allah”.

OA: En sevdiğiniz fotoğrafınız ya da fotoğraflarınız desem?

“Bu arada ben aklımdaki fotoğrafları sayıyorum”

: Bir tane yok. Dediğin gibi her projemde sevdiğim fotoğraflarım var.

OA: En sevdiğiniz Türk fotoğrafçılarınız desem?
: Başta Ara Güler, Hüseyin Türk, Soner Yaman, Ömür Değirmenci ve kimsenin tanımadığı Zonguldak’lı arkadaşım Ayhan Ülkü.

“Böyle pat diye soruverince isimler akla hemen gelmiyor. Aslında konuşma süresince kayda geçmeyen farklı Türk fotoğrafçılarını adlarından bahsettik”.

OA: En sevdiğiniz yabancı fotoğrafçılar kimlerdir?
: Bresson, Koudelka ve o ekoldekiler tabii. İran’lı fotoğrafçılardan çok iyi işler çıkıyor. Bulgaristan’dan iyi fotoğraflar geliyor.

OA: Fotoğrafa hayatını adamış üstat olarak genç fotoğrafçılara tavsiyeleriniz neler olacak?
: Önce araştıracaksın. Okuyacaksın. Bakacaksın, bu konuda kim neler yapmış. Sen neyi farklı yapabilirsin? Her şeyden önce bütün egolarını kenara bırakacaksın. İnsanlara eşit mesafeden bakacaksın. Onunla diyalog kuracaksın, tanımaya çalışacaksın. Çektiklerini kötü niyetle kullanmayacaksın. Saygı önemli. Olduğu gibi kabul edersin. Değiştirmeye çalışmazsın. Bol bol fotoğraf bakacaksın, izleyeceksin. Kendine özgün konular bulmalısın. Her gördüğüne hemen atlamayacaksın. Bazen çekmemek de gerekebilir. Çok fotoğraf çekmek “fotoğrafçılık” demek değildir.

OA: Fotoğraf projelerinizde başına ilginç olaylar gelmiştir. Hemen aklınıza geliveren bir tanesini anlatır mısınız?

: Ege mahallesini çalışırken kahvede bir amca oturuyordu. Baktım, dişleri güneşten parladı. Altın kaplamalı. Tam roman tanımına uyuyor. Çekmem lazım. Yanaştım, tam fotoğrafını çekeceğim “Dur” dedi. Şöyle bir süzdü sordu; “Sen şimdi bunu niye çekcen?”. Anlattım projeyi. Sordu; “Bana bir faydası olcak mı?”, “Yok”, “Sana bir faydası olcak mı?”, “Yok”, “Bana para vercen mi?”, “Yok”, “Sen bundan para kazancan mı?”, “Yok”. Elinin tersini şöyle sallayarak “Hadi git işine” dedi. Adamın mantığı o. Açık ve net. Evlenirken mahalleden klarnetçi ayarladık, ilk soru; kaç para vercen? Yani adamın gözünde her şeyin bir değeri olmalı. Biz çekiyoz çekiyoz çekiyozzzz….. Sürekli cepten harcıyoruz.

OA: Kompozisyon tarzınız nedir?
: Doğallık. Benim için önemli olan doğal olması. Öyle ekleme çıkartma yapmam. O ortamda ne varsa vardır. Bazılarını rahatsız eden yerdeki kâğıt, plastik şişe, ben ellemem. Onlar o anın bir parçasıdır. Mesela çekmişim, arka planda teller direkler var. Durur orada.

OA: Hangi fotoğraf makinalarını kullandınız?
: Analog dönemde Olympus ve Canon AE-1. Zaten Olympus’un dijitalini de yaptılar. Daha sonra Canon 20 D ve Canon 5D.

OA: Objektif?
: Analogda 28mm. Dijitale geçtikten sonra 17-40 bir objektifim vardı. Şimdi de 24 e 105.

OA: Altın dişli roman amca hikayesi çok güzeldi. Başka aklınıza gelen bir hikaye daha var mı?
: Aile evlerinde hepsinin bir hikayesi vardı. Mesela “pavyon Kamil”. Pavyon Kamil, Ege’nin bıçkın delikanlısı, ayakkabının Topuğuna basarak yürüyen, belediyenin cenaze araba şoförlüğü yapan sonra da dibe vurmuş. Bu projeden beni en çok üzen fotoğraflarını çektiğim insanların sonra ölmesi.  Yani ben çekiyorum onlar ölüyor. İster istemez etkileniyorsunuz. Onları sorunları sizin sorunlarınız oluyor. Acıma da başka bir şey.

Şunu da eklemek istiyorum; geçtiğimiz yıllarda bir İFOD ayın fotoğraf etkinliğinde seçici bendim, öyle fotoğraflar geldi ki dayanamadım “Ben artık fotoğrafı bıraktım” diye bir laf ettim. Bu aslında Oktay Akbal’ın “Ben Atatürkçü Değilim” kitabındaki gibi bir ironiydi. Yani adam “Siz Atatürkçüyseniz ben değilim” demek istiyordu. Ben de “Siz bunlara fotoğraf diyorsanız ben fotoğrafçı değilim” e lafı getirdim. Fotoğrafı hiç bırakmadım. Ama o günden sonra hiçbir etkinliğe davet edilmedim. Şimdi, çok fotoğraf çekmek fotoğraf çekmek midir? Çok iyi projeler yapmışım. Şimdi demlenme zamanı. Biraz nadasta kalmak gerek. Belki farklı bir tarz deneyeceğim. Zonguldak’ta madencilerden sonra on beş yıl ara vermişim. Tariş’te ürünlerimizin bütün aşamalarının çalışmasını yaptım. Tariş arşivi oldu. Hala kullanılıyor.

OA: Bir ara “Sahaya döndüm” gibi bir şeyler söylediniz.
: Tülin’le hıdrellezi çekiyoruz. 2006 da başladık hala çekiyoruz. Kömürden sonra Zonguldak’ı tekrar çekmek istiyorum. Ama eski tadı olmadığını biliyorum.

“Kayda giren ancak yazıya dökemediğim çok şey konuştuk. Onlar da bana kalsın. Birol Üzmez Türk fotoğrafının önemli bir ismi olarak açık yüreklilikle sözünü sakınmadan anlattı. Uzun ve meşakkatli bir yolculuğu anlatırken bana yaşattı. Fotoğrafta başarılı olmanın ya da aslında yapmak istediğimiz ne olursa olsun başarıyı nasıl yakalayacağımızın ipuçlarını verdi”.

Kendisini tekrar saygıyla selamlayıp sevgiyle kucaklıyorum. En kısa zamanda başlangıç olarak arşivindeki fotoğraflarla ve birlikte yeni projelerle aramızda aktif olarak görmek isteğimi tekrarlıyorum.

Sevgiyle saygıyla…

Röportaj tarihi: 17 Nisan 2019 Çarşamba

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

avatar
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Sebahattin Demir
Yönetici

Değerli dostum,

İçinde, fotoğrafla ilgilenen her kesime ayrı ayrı ders niteliğinde bilgiler olan bu güzel röportaj için teşekkürler. Birol ustamızı sayende çok daha yakından tanıma ve çalışmalarını görme fırsatı bulduk. Emeklerine sağlık.

Selamlar sevgiler.

Muharrem U
Ziyaretçi
Muharrem U

servisteyken bir solukta okudum…sebahattin beye katiliyorum..usta bosuna denmiyor…birol usta gibi fotografcilarin cirakligini yapmayi isterdim..tesekkurler okyar bey…

Erdal Özgür
Ziyaretçi
Erdal Özgür

Çok güzel ve özel fotoğraflar. Fotoğraf deyip geçilemeyecek her biri ayrı hikaye anlatan sanat eserleri. Ustalık işte budur. Birol Üzmez hocamı tebrik ediyorum. Bizi bu gibi değerlerle tanıştırdığı için arthenos ekibine ve emeği geçenlere selam olsun.

Emre Can
Ziyaretçi
Emre Can

güzel yazı için teşekkürler

Öner BÜYÜKYILDIZ
Ziyaretçi
Öner BÜYÜKYILDIZ

Okyar bey ben bu yazı dizisini çok sevdim.
Emeğinize yüreğinize sağlık, keyifle okudum.
Selam ve saygılarımla.

Anıl H.T.
Ziyaretçi
Anıl H.T.

Ustalarımıza sahip çıktığınız ve onları bizlere tanıttığınız için sonsuz teşekkürler. Birol ustanın yeni çalışmalarını görmeyi çok isteriz. Selam ve saygıyla

Eyüp Z. B.
Ziyaretçi
Eyüp Z. B.

Tebrikler Birol bey,
Emeklerinize sağlık Okyar bey,
Teşekkürler arthenos …

Neslihan
Ziyaretçi
Neslihan

Seyahat, kısa tatil kaçamağı derken neler kaçırmışım.
Çok güzel kıssadan hisseler var bu yazıda, faydalanacağım kesin.
Nerede kalmıştık 🙂

Resit
Ziyaretçi
Resit

Heyecanla bir solukta okuyuverdim. Elinize kaleminize saglik. Sonraki yazilarinizi sabirsizlikla bekliyorum. Tesekkur ederim.

Okyar Atilla
Ziyaretçi
Okyar Atilla

Reşit Bey çok teşekkürler. Elimizden geldiğince dilimizin döndüğünce anlatıyoruz. Sizin beğenileriniz ve takdirleriniz bizim için önemli motivasyon kaynağı oluyor.
Saygılarımla

Bu makaleyi paylaş

Okyar Atilla
Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

ÖZEL MAKALE

Fotoğraf ve Propaganda

Rembrandt - The Anatomy Lesson of Dr Nicolaes Tulp
Günümüz dünyasında görsellik, iletilerin yayılmasındaki en önemli unsurlardan biri olarak, ortak dil oluşturmaya zemin hazırlamaktadır. Görselliğin bu derece ön planda oluşu hiç kuşkusuz etki alanının geniş olması, dikkate değer bulunuluşu, bellekte uzun süre kalması, gerçek oluşu gibi konuları da beraberinde getirmektedir. Fotoğrafın ilk çıktığı yıllarda “gerçeklik” ve “inandırıcılık” gücünden hiç şüphe edilmemekteydi. Dolayısıyla kuşkusuz bir inançlar silsilesi, adeta sosyal bir belgeydi.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Yeniden Kadrajlama Tekniği ile Fotoğraflarınızı Geliştirin

Yeniden Kadrajlama Tekniği

Yeniden kadrajlama, ana odak noktasını kullanarak konuya odaklanmak ve elinizi deklanşörden çekmeden konuyu kadrajınızdaki başka bir yere yeniden konumlandırarak ideal kadrajı oluşturup fotoğrafı çekmektir.

POPÜLER İÇERİKLER

Arthenos | Diyafram nedir, fotoğrafta diyafram ayarları nasıl yapılır, alan derinliği nedir, ISO nedir, perde hızı nedir, doğru pozlama nedir

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları

Diyafram nedir?Objektiflerin önüne monte edilmiş, fotoğrafını çekeceğiniz objeden yansıyan ışınların, aynanın veya algılayıcının üzerine ne yoğunlukta düşeceğini belirleyen...
Rembrandt - The Anatomy Lesson of Dr Nicolaes Tulp

Fotoğraf ve Propaganda

Pozlama Ölçüm Modları

Pozlama Ölçüm Modları

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

Buna benzer birçok yazı
E-Posta Kutunuza
gelsin ister misiniz?

Bültenimize abone olun, yeni içerikler ilk size gelsin.

Teşekkürler. Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyin.