Daha
    Ana SayfaBLOGDenizler altında 20 bin fersah: Hasan Yokeş

    Denizler altında 20 bin fersah: Hasan Yokeş

    -

    Denizler altında 20 bin fersah… Bu romanı okumayanınız varsa mutlaka okuyun. Jules Verne’nin ölümsüz eseri. Kitap okumak, film veya internetteki uyduruk videoları seyretmeye göre hayal gücünüzü çok daha fazla geliştiren bir davranış.

    Su altı fotoğraflarına bakınca benim aklıma hep bu kitap gelir.

    Hasan Yokeş 35 yılı aşkın süredir su altında fotoğraf çekiyor. Bir çok ülkede dalışları var. Bugün kendisiyle kısa bir sohbet yapacağız. Aşağıda Hasan Bey’in bazı fotoğraf örneklerini aldık ama Zenfolio sitesinde çok daha fazlası sizi bekliyor. Şahsen yazıya örnek fotoğraf seçmekte zorlandım, çünkü sitesinde “tamam bu güzelmiş” dedikten sonra hep daha iyi bir fotoğraf buldum.

    Kısa kısa

    E: Bize kısaca özgeçmişinizden bahseder misiniz?

    H: 1960 İstanbul doğumluyum, 1979 yılında Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra öğrenim hayatımı İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde tamamladım. Kısa bir süre serbest çalıştıktan sonra Enka İnşaat’a girdim.

    30 sene çalıştıktan sonra “hayat kısa, gezilecek – dalınacak çok yer var” diyerek kendimi emekliye ayırdım.

    Su altı

    E: Yeğenlerimden birine “neden yüzmeyi sevmiyorsun?” diye sorunca “çünkü ıslanıyorum” demişti. Islanmak güzel mi?

    H: Garip gelecek belki ama ben de ıslanmayı hiç sevmem, yüzmek amacıyla nadiren, sadece eşime eşlik etmek için, denize girerim. Dalış yaptığım zamanlar da su sıcaklığı ne olursa olsun tüm vücudu kaplayan uygun kalınlıkta bir elbise kullanırım.

    Sipadan Adası, Malezya

    E: Sizi su altına çeken temel sebep nedir?

    H: Beni sualtına çeken sebeplerin başında National Geographic dergisinin Nisan 1964  sayısı geliyor. Bu sayı Cousteau’nun Sudan’ın Kızıldeniz sularında kurduğu deneysel Conshelf 2 adlı sualtı istasyonunda yaptığı çalışmalara ayrılmıştı. Aradan onca yıl geçti hala o sayıda gördüğüm fotoğrafları hatırlıyorum. 6-7 yaşlarında babamla ilk defa sinemaya gittik, film yine Jacques Cousteau’nun Oscar ödüllü “Güneşsiz Dünya” belgeseliydi. Belgesel Sudan’daki deneysel çalışmalar sırasında çekilmişti. Conself 2 deniz altı istasyonunun kalıntıları hala Sudan’da duruyor ve ben 1964’ten 50 yıl sonra 2014 yılında oraya dalış yapma şansını buldum. 

    Aynı derginin Şubat 1968 sayısının da bende özel bir yeri var. “Jaws” fiminde şef Brody’nin elinde görüldüğü için “Jaws Issue” olarak bilinen bu sayının önemli bir bölümü köpekbalıklarına ayrılmıştır. O günden beri köpekbalıklarına hayranım. Denizaltında fotoğraf çekmeye başladığımdan beri bu sayının kapağına benzer bir köpekbalığı fotoğrafı çekmek istemişimdir. Bu sayıdan tam 50 yıl sonra Şubat 2108’de Küba’ya yaptığımız gezide bu fotoğrafa benzer bir fotoğraf çekebildim.

    Damarlarımda epey yüksek oranda Akdenizli kanı bulunması, çocukluğumun deniz kıyısında denizle iç içe geçmiş olması da bunu tamamladı. 

    Conshelf 2, Sudan. Kaptan Cousteau insanlığın su altına açılan penceresi oldu bence. İnanılmaz bir öncü. Mutlaka araştırın derim.

    E: Hangi ülkelerde daldınız? Bunlar arasında ilk üçünü seçin desem?

    H: Galapagos Adaları, Küba, Güney Afrika, Kızıldeniz (Mısır ve Sudan), Umman, Maldivler, Tayland, Malezya, Endonezya, Filipinler, Palau, Kuzey Kıbrıs ve Türkiye.

    E: En çok etkileyen ülke?

    H: Dalış yaptığım ülkeler içinde Güney Afrika beni en etkileyen ülke; tropik bölgelerin tamamından çok farklı, vahşi yaşamın içine daldığınızı hissediyorsunuz. Burada denize açılmak bile başlı başına bir olay; bunun için, her gün milletin üstünde sörf yaptığı dalgaları bir botun içinde aşmak gerekiyor. Gün boyu kıyıdan 5-6 mil açıktasınız, Güney’de en yakın kara parçası Antarktika, Batı’da Güney Amerika, Doğu’da Avustralya. İki kere sardalya göçü – “sardine run” – döneminde gittim, ikisinde de beklenen göç olmadı ama, ama Güney Afrika’daysanız, sardalya yoksa balinalara dalalım gibi alternatifler var. Köpekbalıkları devamlı ortadalar, etrafınızda dönmeye başlamaları için suya girmeniz yeterli. Yunus sürüleri ve sümsük kuşları da sahneyi tamamlıyor.

    Dalış yaptığım ülkeler içinde Güney Afrika beni en etkileyen ülke; tropik bölgelerin tamamından çok farklı, vahşi yaşamın içine daldığınızı hissediyorsunuz

    Galapagos da tropik ülkelerden oldukça farklı bir bölge ama, Galapagos turunda adada konakladık, kıyıdan tekne ile açılarak yakın çevrede sadece 8 dalış yaptım dolayısı ile Galapagos’ un keyfine pek varabildim diyemem. Wolf Adası ve Darwin Kemerine gitmeden Galapagos’ da dalınmış sayılmaz. Yine de otelin verandasında iguanalara dikkat ederek yürümek, bizim güneşlenmemiz için konulmuş şezlongları bizden evvel davranarak işgal eden deniz aslanları, balık pazarında temizlenen balıkların artıkları için kapışan pelikanları görmek ilginçti. 2021 Ocak ayında tekne konaklamalı bir tur planlamıştık korona salgını nedeni ile bu turu 2022’ye ertelemek zorunda kaldık.

    Diğer bölgeleri birbirinden ayırmak zor, bir çoğuna birden fazla kere gittim her birinde muhteşem dalışlar yapmışlığım da var, yaptığımız çok güzel dalışlar da var ama içimden hava bitse de çıksak dediğim dalışlar da var.

    Güney Afrika, sabah dalmak için sahilden ayrılırken… Daha dalmadan dalmış gibi oluyorsunuz herhalde.

    E: Dalmak tehlikeli mi? Ne gibi tehlikeleri var?

    H: Genelde yazılan çizilenin kurallara uyarak dalarsan dalmanın tehlikeli bir spor olmadığı. Ben bu görüşe katılmıyorum, bence insanın doğal olarak yaşamasına imkan olmayan bir ortamda bulunması tehlikelidir. Lonely Planet’in Avustralya’daki “Great Barrier Reef”i anlattığı kitapta “Bir dalış kursunda ne mi öğrenilir: su altında kendini öldürmenin bin yolu” yazıyordu; ben dolabımı açıp eşyalarımı hazırlamaya başladıktan eve dönüp ekipmanımın bakımını yapıp tekrardan dolaba kaldırana kadar geçen zaman süresince hep bu sözü aklımda tutarım. 

    Dalış planlarken ve icra ederken dalıcının sınırlarını zorlamaması gerekir; bir dalıcı için sorun olmayan akıntılar, hava ve deniz koşulları, dalış derinliği, çevredeki canlılar, hatta suya giriş çıkış bile bir başka dalıcı için ciddi sorun olabilir.

    E: Başınıza gelen ilginç 2 olay anlatın desem?

    H: Küba’da Jardines de la Reina Milli Parkı’nda bir timsahla mangrove dalış yaptık. Şimdi çektiğim fotoğraflara bakıyorum da yaptığımız iş pek akıl kârı gibi gelmiyor bana. Hayvanı tavuk parçalarıyla beslemeye alıştırmışlar zaten tekneyi görünce atlayıp suya geliyor. Ben olaya daha evvel çalışmıştım, tavuğa alıştırıldığını biliyordum, kardeşimin “Dikkatli ol da seni tavukla arasında bir engel görmesin” öğüdünü aklımda tutarak hayvana yaklaştım. Aramızda 1 metre bile mesafe yokken timsah tavuğa doğru sıçradı, neredeyse arka ayaklarına kadar suyun dışına çıkıp tekneden iple sallandırılan tavuğu yakaladı, tam tavuğu ısırmıştı ki ısırdığı parça koptu ve kurtulan tavuk gerilim nedeni ile yukarı doğru sıçradı. Timsah, daha tavuk ağzından kurtulur kurtulmaz, suya gerisin geri düşmeden, bir kuyruk vurdu sadece kuyruğunun bir kısmı suda kalacak şekilde havalanıp tavuğu bir daha yakaladı. Muhteşem bir güç, insan karşısında saygı duyuyor…

    Jardines de la Reina – Küba. Hatırlatayım, Hasan Yokeş 5D Mark III veya 5Ds ve genelde 17-40mm veya 15mm balık gözü kullanıyor. Yani bu timsahın kameraya ne kadar yakın olduğunu hayal edin. Saygılar Hasan Bey 🙂

    Küba’da Jardines de la Reina Milli Parkı’nda bir timsahla mangrove dalış yaptık. Şimdi çektiğim fotoğraflara bakıyorum da yaptığımız iş pek akıl kârı gibi gelmiyor bana.

    2014 Temmuz’unda Güney Afrika’da serbest dalıştaydık, görüş plankton nedeni ile çok kısıtlıydı, aniden karşıma bir kambur balina çıktı ve tam üstüme doğru geldi; yüzgeçlerinden ve kuyruğundan kaçınmak için elimle balinaya dayanıp kendimi tam itiyordum yanımda bir hareket gördüm, yüzgecinin hemen yanında yavrusu yüzüyormuş. Öylece hareketsiz kaldım, anne solumdan yavru sağımdan yavaşça geçip gitti. Bu benim denizde yaşadığım en muhteşem andı. 

    E: Türkiye’de en çok nerelerde dalmayı seviyorsunuz?

    H: Evvelki seneye kadar bu soruya Kaş diye cevap verirdim ama artık açık ara Bodrum diyorum. Ben Bodrum’un, daha doğrusu Türkiye’de bir bölgenin, sualtı yaşamının bu kadar canlı olacağını beklemezdim. Ne yazık ki bu bölge hiç bir şekilde koruma altında değil. 

    E: Toplamda kaç saat veya kaç kere daldınız?

    H: Dalış sayım 1400’ü aştı, bunun yaklaşık yarısını son 5 sene içinde emekli olduktan sonra yaptım. 

    Özçekim (selfie)… Normal insanlar popüler turistik yerlerde özçekim yaparkan Hasan Bey böyle yerler tercih ediyor.

    E: Gezilerinizde zor durumda kaldığınız zamanlar oldu mu?

    H: Ne yolculuklar sırasında ne de dalışlar sırasında öyle çok zorda kaldığım bir durum olmadı. Yola çıkmadan dersime iyi çalışırım. Zor dalışlar yaptığımız oldu; hayatın en zengin olduğu bölgeler genelde akıntının da çok güçlü olduğu noktalar oluyor. Tüm grup akıntı ile sürüklenirken uygun bir noktaya geldiğimizde aynı anda kendimizi zemine çelik kablo ucundaki kanca vasıtası ile bağlayarak yaptığımız dalışlar oluyor. Verdiğimiz nefesteki kabarcıkların suda yukarı doğru gitmek yerine dibe paralel gittiği derece güçlü akıntılar içinde dalış yapmışlığım var ama bu işin fıtratında var. 

    Ekipman

    E: Ekipmanınız nedir? Kamera, lensler, su altı kabinleri, flaşlar?

    H: Fotoğraf çekmeye amfibik bir makina olan Nikonos V ile başladım. İlk kabinli sistemim Canon EOS 50 ile beraber kullandığım Ikelite marka bir kabin ve flaşlardı. Sayısal sistemlere geçtiğimden beri Japon Sea and Sea firması tarafından üretilen kabinleri, flaşları ve “port” sistemlerini kullanıyorum. Günümüzde flaşları tetiklemek için fiber optik kablolu sistemler sıklıkla kullanılsa da ben hala konvansiyonel eski tip kablolu bağlantıyı tercih ediyorum. 

    Digital / Sayısal sistemlere Canon EOS 5D ile geçtim, sebebi tam çerçeve algılayıcısı olmasıydı. 5D’den sonra 5D Mk III ve 5Ds ile 5D serisini devam ettirdim. 

    Deniz dev bir filtre gibi davranır ve renkler derinlik artıkça birer birer yok olur; ilk yok olan renk de 3 metrede yok olan kırmızıdır. Bu nedenle su altında fotoğraf ya da video çekenler, çok güçlü flaş ya da ışık kullansalar da, renk kaybını önlemek için konuya çok yakın, 1 metre kadar yakın olmak zorundadır. Maalesef biz köpekbalıklarını çekmek için teleobjektif kullanamıyoruz, geniş açı objektifler bizim standart objektiflerimizdir. 

    Benim en sıklıkla kullandığım objektif Canon EF 17-40mm f:4L’dir. Çektiğim fotoğrafların büyük çoğunluğunu bu objektifle (genelde de 17mm ucunda) çekmişimdir. Mağara, batıklar, balina, manta gibi konular için Canon EF 15mm f:2.8 “full frame fish-eye” kullanıyorum. Makro çekimler için genelde 100mm’i tercih ediyorum. Uzun bir süre Canon EF 100mm f:2.8 Macro USM kullandım şimdilerde IS L olan versiyonuna geçtim. Canon EF 50mm f:2.5 Macro da kullandığım diğer bir objektif. 

    Sea & Sea kabin ve flaşlar. Sadece kabin 3900 Dolar. Flaşlar, bağlantılar, farkı lensler için portlar derken…

    E: Su altında malum ışık az. Beyaz ayarını ve gerekli ışığı nasıl sağlıyorsunuz?

    H: Beyaz ayarı aslında ciddi problem. 3 metrede kırmızı yok, 30 metrelere gelirsen sırf monokromatik mavi var. Burada gördüğün hemen tüm renkli fotoğraflarda flaş var. Flaş bile 1, bilemedin 1.5 metre mesafede kullanılmalı. Gidiş geliş 3 metre olunca renk kayboluyor. Bazı durumlarda güneş çok kuvvetli değil ise konu karanlıkta kalmıyor ise gri/beyaz kart ile beyaz ayarı yapmak çok işe yarıyor. Bunu videoda hep yapıyorum. Bir kere yapmak da yetmiyor, her derinlik ve yön değiştiğinde yapmak lazım.

    E: Her yön değiştiğinde ışık da değişiyor herhalde.

    H: Evet. Batık gibi bazı konularda, yine ışık ve derinlik uygun ise eve dönünce RAW dosyaya Canon DPP’de beyaz ayarı yapıyorum. Karede mutlaka beyaz/siyah bir nokta oluyor. Kumda genelde parlak beyaz taneler var. Güneş ve flaş gibi iki ışık kaynağı olunca da sıkıntı olabiliyor ama flaşın aydınlattığı yer iyi renk verirse arkadaki renklere pek kimse bakmıyor zaten.

    E: Bir de flaşlar var. Geniş açıyla çekince sorun olmuyor mu?

    H: Bizde flaşlar geniş açılı. Makro çekmeyenler diffüzer kullanır. 110 derece gibi açılar elde etmek için. Ben 15mm balık gözü kullanıyorum. Kesme çarpanlı makine kullananlar arasında da Tokina 10-17mm yaygın mesela. Bu arada, bu bahsettiğim flaşlar 1.2-1.5 saniye gibi sürelerde çok hızlı şarj olurlar.

    E: Peki makroda?

    H: Lensin önüne şeffaf port geliyor. Buna Türkçe karşılık bulan da çıkmadı galiba hala… Makro’da düz port kullanılıyor. Makroda düz olanlar %25 büyütür fotoğrafı. 100mm kullanacaksan hakikaten küçük bir şey çekmen lazım yoksa obje uzak kalır, renkler çok solar. Nikon tayfası tam çerçevede 60mm tercih ediyor bu yüzden. Canon’da tam çerçeve için 50mm vardı ama galiba artık yapılmıyor. Ben bu 50mm’yi de epey kullanıyorum.

    E: Geniş açı için ayrı port mu var?

    H: Evet özel konkav portlar var. Bunlar başlı başına sorun. Cam olanlar çok pahalı ve ağır. Çapa göre değişir ama mesela 8″ olanı 1500 Dolar civarı. Cam port çizildi mi çöp artık. 6 metre botta 8 kişi dalmaya gidiyorsun ve elinde ekipmanlar, makineler… Savunmasız kavanoz var elinde. Er geç çizilir o.

    E: Siz ne kullanıyorsunuz?

    H: Optik akrilik olanlar var. Hem daha hafif hem daha ucuz. Benim kullandığım marka ve çapta olanı 750 Dolar, aynı markanın aynı çaptaki cam modeli 2500 Dolar”cık”.

    E: Aboooovvv

    H: Her ikisi de kenarlarda sıkı bozulma yapar. Bunu engellemek çok zor. Konkav portlar port çapına 1.5 misli mesafede sanal bir imaj oluşturur. Makine buna netler. 8″ portta bu mesafe aşağı yukarı 30cm. 30 santime odaklıyor lens, dolayısıyla hem kırılma hem kenarların odak düzlemde olmaması ciddi sorun. Bir de lensi 30 santime odağa ayarlıyorsun, fotoğrafta zaten net alan derinliği aşırı dar ama videoda iyice zorlaşıyor.

    E: Bu camda mı böyle?

    H: Akrilikler daha da kötü. Port çağı ufaldıkça netleme mesafesi de çok düşer mesela. Kenarları korumak daha da zor oluyor. Bir de benim gibi 50MP kullanırsan bu hatalar kafana kafana vuruyor.

    E: Ben uçakla bir yere gidiyorsam en fazla bir omuz çantası alıyorum yanıma, dalma ekipmanı, makineler, lensler, kabinler, flaşlar, belki dalma ekipmanı… Ağır bir ekipmanla geziyorsunuz. Bu nasıl sorunlar yaratıyor?

    H: Ben mümkün olduğu kadar THY ile ya da Star Alliance üyesi bir havayolu ile uçmayı tercih ediyorum; uzun süredir “THY Elite Card” sahibiyim bu bana uluslararası uçuşlarda +20kg bir avantaj sağlıyor. Dalışa gittiğimiz ülkelerin yerel havayolları dalış turizmini desteklemek amacıyla ya dalış ekipmanını ağırlıktan saymıyor ya da 8-10 kg arası ücretsiz ek bagaj hakkı tanıyorlar; bu sayede aşağıya verilen bagaj sorun olmuyor.

    Her zaman izin verilenden ağır olan kabin bagajı ise uçağa binene kadar heyecan ve gerilim yaratıyor. Uçağa geçene kadar ceplerini kullandığım, yazın ortasında bile yanıma aldığım, bir montum var, montun cebine 7 kg yerleştirmişliğim var.  

    E: Sonraki hedef neresi?

    H: Geçen sene 14 günlük bir Meksika Turumuz vardı, salgın nedeni ile bu senenin Mayıs ayına ertelendi şimdilik kesinleşmiş başka bir planım yok, 2022 Ocak ayında Galapagos turu için de çalışıyoruz. 

    Fotoğraf

    E: En beğendiğiniz fotoğraf seriniz hangisi?

    H: Bir birinden ayıramayacağım bir kaç serim var. Mesela Jardines de la Reina /Küba’da çektiğim timsah fotoğrafları.

    Maldivler’de mantalarla yaptığımız bir gece dalışında çektiğim fotoğraflar var. Rehberler 8-10m derinlikte bir alana otoyol aydınlatması gibi ışıkları yukarı bakacak şekilde fenerleri yerleştiriyor. Önce ışıklara planktonlar toplanıyor sonra da toplana planktonları yemek için kanat açıklığı 3-4 m arasında olan mantalar sahneye çıkıyor. Sonra da usulca dibe inip uygun bir noktaya konuşlanıp fotoğraf çekmeye başlıyorsunuz. Ben ışık koridorunun en ucunu kapmıştım, hayvanlar bana doğru yüzüp tam önümde takla atıp yönlerini değiştiriyorlardır. Unutulmaz bir dalış oldu.

    South Ari Atoll – Maldivler, gece dalışı. Gece böyle bir şey bu şekilde üzerime doğru yüzse… Bunlar Manta Ray, Stingray ile karıştırmayın. Stingray, timsah avcısı Steve Irwin’i öldüren tür. Stingray daha ufak olur, Manta Ray 6-8 metre arası olabiliyor (yüzgeç uçları arası).

    Güney Afrika’dan bir seri balina fotoğrafımda çok sevdiklerim arasında. Suya girmek yerine botta biraz daha fazla kalıp ortamdaki yunusları, saatte 100km’yi bulan hızlarla suya dalan sümsük kuşlarını çekiyordum. Bot biraz gruptan açıldı ben de makinayı alıp suya girdim, tam gruba doğru yüzecektim çok güçlü bir nefes sesi duydum. Arkamı bir döndüm “Kızıl Ekim” tam arkamda beni takip ediyor, bottaki rehber “kuyruğa dikkat” diye bana bağırıyor. Kambur balina tam arkamdan altıma dalıp altımda bir dönüş yaptı. 2014’deki anne – yavru balina tecrübem sayesinde böyle bir olayın olma ihtimaline karşı gereken tüm ayarları “C1” programına atmıştım, seri halde bu dalışı çektim. Balina suda 20 dakika kadar benimle oynadı, altıma dalıp geçti durdu.

    Ve tüm köpekbalığı fotoğraflarımı çok severim.

    “Selam gençler, ne ayaksınız siz?” bakışı atan bir kambur balina

    Arkamı bir döndüm “Kızıl Ekim” (kambur balina) tam arkamda beni takip ediyor, bottaki rehber “kuyruğa dikkat” diye bana bağırıyor.

    Rehberin “kuyruğa dikkat” diye bağırdığı kuyruk bu işte… Hayvanı 15 metre düşünün, o kuyruk 4-5 metre vardır. 30 tonluk hayvanı 3 kuyruk vuruşta suyun üzerine zıplatabilen kuyruğun gücünü siz düşünün.

    E: Su altı haricinde fotoğraf çekiyor musunuz?

    H: Su altında olduğu gibi salt fotoğraf çekmek amacı ile yolculuk yapmıyorum, 5 senedir İstanbul’dayım bir gün bile fotoğraf çekmek için sokaklara çıkmadım ama eşimle yolculuğa çıktığımızda fotoğraf çekiyorum.

    Bununla beraber karada fotoğraf çektiğim için bana para ödenmişliği de var. 2011 – 2015 yılları arasında Muskat Uluslararası Havalimanı Terminal Binası inşaatında çalıştım. Sözleşme şartları gereği projenin ilerlemesinin fotoğraflanması gerekiyordu. Çok yoğun bir çalışma tempom olduğu (ve de termometre genelde 40 derece civarında bir sıcaklık gösterdiği) için ara sıra, vaktim oldukça, keyfine saha çıkıp fotoğraf çekiyordum. Son iki sene ise projenin resmi fotoğrafçısı oldum, altı gün ofiste çalışmak yerine aynı maaşla sadece dört günü ofiste geçirmeye başladım. Kalan 2 günden birinde sahada fotoğraf çekiyordum, diğerinde de çektiğim fotoğrafları işlemek için evde kaldım – genelde evde geçirdiğim fazladan 1 gün dalışa gittim tabi. Maaşın 1/3 fotoğraftan gelmiş oldu.

    Prof. Dr. Selim Yalçın ve Prof. Dr. Nadire Berker’in yayınlamış olduğu “Sihirli Yelkenliler” kitabına fotoğraf desteği verdim, Zeynep Şimşek’ in “Varoluş”, Tülin Kaynak’ın “Infinity / Sonsuzluk” adlı resim sergilerinin katalog çekimlerini yaptım.

    E: Hangi tip fotoğraflar size daha çekici gelir? Portre? Manzara? Konser?

    H: Ben vahşi yaşam fotoğrafçılığına ilgi duyuyorum, dalış haricinde hedeflerim (hayallerim de diyebiliriz) arasında Svalbard, Grönland, Kanada’daki Churchill gibi bölgelere gidip, özellikle de kutup ayılarının, fotoğraflarını çekmek var. Safariye çıkmayı çok istiyorum. Ara Güler’deki teknik yetenek bende olsa da portre çekemem mesela, insanlara sokulma becerim hiç yok, köpekbalığı benim için daha kolay hedef – Paris’te bir ressam tarafından sokakta kovalanmışlığım var.

    Rock müziğini, rock konserlerine gitmeyi çok severim. Konserlerde fotoğraf çekmek isterdim ama biletli seyirci oldunuz mu artık çok sıkı kısıtlamalar ve kontroller var. Ataşehir Belediye’si 29 Ekimlerde evime 20m mesafedeki parkta Cumhuriyet Konserleri düzenliyor. 4 senedir bu konserlerde Manga, Moğollar, MFÖ , Mor ve Ötesi’ni fotoğraflarını çekme şansını buldum.

    Bunun yanı sıra bakmaktan zevk aldığım fotoğraf derseniz alan çok geniş, doğa fotoğraflarına ait kitaplar dışında Formula1’de çekilmiş fotoğrafların almanaklarından Andreas Gursky’ye, Hans Silvester’in Cats from Greek Islands serisinden Annie Leibovitz’e, Led Zeppelin’in konser fotoğraflarının olduğu kitaplara kadar epey bir kitabım var. Ara Güler, İzzet Keribar, Eczacıbaşı’nın yayınları, Burhan Doğançay’ın kitaplarını da saymayı unutmamam lazım.  

    E: Takip etmeye çalıştığınız fotoğrafçılar var mı? Yabancı, Türk.

    H: Artık çok fazla yok, Kutuplar bana ilginç geldiği için Paul Nicklen yakına zamanda kitabını aldığım az sayıda fotoğrafçıdan biri. Vincent Munier’nin fotoğraflarını da çok beğeniyorum. Takip ettiğim fotoğrafçıları, web sayfalarını, Youtube hesaplarını da gitmem muhtemel bölgeler hakkında bilgi toplamak kendimi hazırlamak için takip ediyorum. 

    E: En çok hangi fotoğrafçıdan etkilendiğinizi düşünüyorsunuz?

    H: Konu sualtıysa, pek bir fotoğrafçıdan etkilenmişliğim yok derim. Beni fotoğrafçılardan ziyade, denizin altında tanık olduğum yaşam, Cousteau’nun televizyonda yayınlanan belgesel dizileri yakın zamanda da BBC Blue Planet serisi etkilemiştir. Fotoğraf çekmeye başladığımda 22 seneden fazladır suyun altını gözlemliyordum, fotoğraf çekmek bu yolculuğun son aşaması oldu.

    BBC’nin Planet Earth ve Blue Planet belgesel serilerinin (birkaç tane var bunlardan) her okulda gösterilmesi mecburi olmalı. İnanılmaz, gerçekten inanılmaz seriler bunlar. Seyretmeyenler hemen bulup seyretsin. Bazı sahneleri çekmek için ekipler aylarca bir sığınakta beklemiş ya da senelerce aynı zamanda aynı yere gidip beklemişler. Her bölüm bir baş yapıt.

    Beni fotoğrafçılardan ziyade, denizin altında tanık olduğum yaşam, Cousteau’nun televizyonda yayınlanan belgesel dizileri yakın zamanda da BBC Blue Planet serisi etkilemiştir.

    Fotoğraf çekmeye başladıktan sonra, kendimi eğitmek için, film kullanılan dönemde bir çok kitap aldım. David Doubilet ve Cristopher Newbert hala en sevdiğim fotoğrafçılar. Newbert, Canon F1 kullanıyordu, sadece 36 pozla suya giriyor, makinada – netleme dahil – otomatik hiç bir kontrol yok, 100 ya da 50 ASA dia film kullanıyor ve ancak teknede E6 banyo imkanı varsa ne çektiğini ancak banyodan sonra görebiliyordu. David Doubilet Kodachrome kullandığı için ancak laboratuvardan banyo edilmiş filmler geldiğinde ne çektiğini görebiliyordu. Bu dönemdeki fotoğrafçılara büyük saygım var. 

    Donsol – Filipinler. Balina köpekbalığı.

    E: Su altında video çekiyor musunuz?

    H: Video çekmeye bu sene başladım. Yeni bir şeyler öğrenip kafamı biraz meşgul etmek istiyordum; korona salgını nedeniyle yurt dışı yolculuklara ara vermek zorunda kalınca video ile uğraşacak bol zamanım oldu. Tüm yazı Bodrum’da geçirme şansım oldu. Paranoyaklıktan bir kademe daha az bir seviyede kendime ve çevreme dikkat ederek dalışa gittim, sezon boyunca Bodrum’da 122 dalış yaptım, aynı bölgede dalış yaptığım için de deneme yanılma ile işin doğrusunu öğrenmeye çalışacak vaktim oldu. Sene başıyla kıyaslarsam epey gelişmişim ama daha çok çalışmam lazım. Şimdi evde DaVinci Resolve kursuna devam ediyorum.  Youtube’de “Behind the Mask” grubunu takip ediyorum, çok eğitici bulduğum videoları var.

    “Arkadaşlar çok yağmur var, dalalım da ıslanmayalım”

    E: Fotoğraflarınızı nasıl işliyorsunuz? Özellikle uyguladığınız efektler var mı?

    H: Lightroom kullandığım temel program. Fotoğraf çekerken sıklıkla makine üstündeki “Picture Style”ı kullanıyorum; bu şekilde çektiğim fotoğrafları önce Canon Digital Photo Professional’de RAW’dan TIFF’e çeviriyorum sonra Lightroom’da açıyorum, Lightroom zaman zaman Canon RAW dosyaları tatmin edecek bir şekilde açmadığı için bu yol bana daha pratik ve hızlı geliyor. Çok nadiren, genelde siyah beyaz çalışırsam, Nik Software Siver Efex Pro, gerektiğinde de Nik Software Dfine kullanıyorum..

    (E.Ö: Aslında Adobe yazılımları Canon ile iyi anlaşıyor ama yazılım içinde Canon’un renk profilini seçmeniz lazım, Adobe’nin varsayılan renk profilini ben de beğenmiyorum. Diğer yandan, yaklaşık 5D Mark IV’ten sonra Adobe yazılımlarındaki Canon renk profilleri de Canon’un istediği renkleri vermiyor. Nedense senelerdir Adobe bunu düzeltmedi. Özellikle EOS R serilerinde bu durum çok açık)

    E: Çektiğiniz hayvan veya bitkilerin adlarını biliyor musunuz veya merak edip sonradan hepsine bakıyor musunuz?

    H: Bu kadar bilgiyi akılda tutmak kolay değil, bir mercan kayalığına baktığınızda gördüğünüz hemen hemen her şey canlı, kayalığın kendisi dahil. Hele yaş 60’ı geçince Latince bilimsel isimleri ya da İngilizce adları akılda tutmak iyice zorlaşıyor ama gördüğüm bir canlının ne olduğunu biliyorum; evde sağlam bir referans kitap koleksiyonum var gerektikçe oradan bakıyorum.   

    Başka şeyler

    E: Mesleğiniz ne? Profesyonel hayatınızda ne yaptınız?

    H: Endüstri Mühendisiyim, mezun olduktan sonra kısa bir süre serbest çalıştım daha sonra uzunca bir süre Enka İnşaat’ta çalışıp Enka’dan emekli oldum.

    E: Covid sizin gezileri de etkiledi galiba ☺

    H: Sadece Covid olsa yine iyi, dolar kurunun Covid’den geride kalır tarafı yok. Geçen sene Şubat’ta tam ilk vakalar görülmeye başladığında Phuket’teydim, 2020 yılında son tur o tur oldu. Sipadan/Malezya, Bali ve Mesika turlarımız iptal oldu. Sonbahar genelde bizim yoğun zamanımızdır, uzak Asya’da tayfun sezonu Ekim’de bitmiş olur – bu sene Sonbahar’da da bir programım olmadı; sezon açılışını Kasım’da Maldivler ile yapmış olan arkadaşlarım var ama ben daha o cesareti kendimde bulamadım.

    E: Pink Floyd hayranısınız galiba. En beğendiğiniz şarkıları hangisi? Sizce en iyi gitarist kim?

    H: Pink Floyd’ü çok severim ama en sevdiğim müzik grubu Led Zeppelin en sevdiğim şarkıları ise o günkü ruh durumuma  göre değişir, Since I’ve Been Loving You, The Rain Song, No Quarter, In My Time of Dying ve Stairway to Heaven’ın konser yorumlarını severim. En iyi gitarist için bir yorum yapmak beni aşar ama en sevdiğimi sorarsanız açık ara Jimmy Page.

    Belki de rock tarihinin en iyi gitar solosunu canlı olarak atıyor Jimmy Page. Solo sırasında arka planda amfilere dayanıp boş gözlerle bakan elemanlara da dikkat edin 🙂

    E: Zaman ayırdığınız bir hobiniz var mı?

    H: Müzik, blues ve 70’lerin Rock müziğini, dinlemeyi çok severim. Gitar çalıyorum ama bu konuda çok kötüyüm, kabiliyetim 0’a yakın ama çok seviyorum hiç bir iddiam olmadığı için bana yetiyor. Polisiye roman okumayı da severim.  

    E: Kardeşiniz de deniz biyoloğu galiba?

    H: İlginçtir ikimizi çok karıştıran, benden bilimsel bir görüş ondan fotoğraf isteyenler oluyor. İkimizi de tanıyan hemen hemen herkes kardeşimi abim sanıyor ki aramızda 7 yaş fark var ve ben büyüğüm; sanırım bu aramızdaki boynuzun kulağı geçmiş olması ile alakalı bir durum. Bir yanılgı da Baki’nin deniz biyoloğu sanılması. Dr. Baki Yokeş, moleküler biyolog, genetik konusunda uzmanlığı Alzheimer hastalığı konusunda da doktorası var. O kadar işinin arasında bir ara deniz biyolojisi konusunda da kendini geliştirmiş, yakın zamanda gördüğüm bir katalog listesinde 153 adet yayınlamış bilimsel makalesi vardı.

    E: Bu keyifli yolculuk için teşekkürler ☺

    Hasan Yokeş’in fotoğrafları için: https://hasanyokes.zenfolio.com/f318857603

    Bazı videolar:

    Rhapsody in Blue https://www.youtube.com/watch?v=IIj13cojwmQ

    Güney Afrika’dan Lembeh’e https://www.youtube.com/watch?v=n7vVg4kgx3A

    İlişkili İçerikler

    E-POSTA ABONELİĞİ

    Ertan Öztürk
    X tarihinde doğdum Y tarihinde öleceğim. Bu iki an arasında insanlara bildiklerimi aktarmak istiyorum. Şu anda Norveç’te yaşıyorum. Yedisi uzun süreli olmak üzere 12 ülkede çalıştım. Proje yönetimi, nicel (quantitative) risk analizi, iş planı, maliyet analizi, projede iş takibi (ilerlemesi), fotoğraf, bisiklet, Uzay Yolu 😊 gibi konularda bildiğim kadarıyla yardımcı olabilirim; konuyu bilmesem bile beraber araştırıp öğreniriz. Olabildiğince düzgün yazmaya çalışırsanız iyi anlaşırız.

    Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

    Abone ol
    Bana bildir
    guest
    11 Yorum
    Beğenilenler
    En yeniler Eskiler
    Satır içi geribildirimler
    Bütün yorumları göster
    Okyar Atilla
    5 ay önce

    Hani bitmesini istemediğiniz şeyler vardır ya, bu yazı da öyle. Son nokta insana “tühh” dedirttiriyor. Sonra tekrar başa dönüyorsunuz. Muazzam bir röportaj. Harika fotoğraflar. Fotoğraflarla bakarken Hasan Bey ile aynı noktalara dalıyorsunuz.

    Hayallerinin peşinden gitmek böyle bir şey olsa gerek.
    Sevgi ve saygılarımla

    Hasan Yokeş
    Hasan Yokeş
    Yorumun sahibi  Okyar Atilla
    5 ay önce

    Çok teşekkür ederim…

    Okyar Atilla
    5 ay önce
    Makale Değerlendirme :
         

    Fersah, 12.000 adıma veya bir saatlik yürüme mesafesine ya da 3 deniz miline denk gelen bir ölçü ifadesidir. Günümüzde bir anlamı kalmamış olsa da gizemli bir ifade olarak edebiyatta yerini koruduğunu düşünüyorum. Jules Verne’nin 1870 yılında yayınlanan bilim kurgu romanıdır. Roma ve romanda adı geçen Nautilus (denizaltı? Neden buna denzialtı gemisi denmiyor ki?) ve Kaptan Nemo bir çok filmin kurgulanmasında yer almıştır. Ancak hiç biri bu roman kadar sürükleyici değildir.
    https://edebiyatvesanatakademisi.com/cocuk-edebiyati/denizler-altinda-yirmi-bin-fersah-jules-verne/4593

    roman adıyla internette arattığınızda filmler de gelmektedir.

    Öner BÜYÜKYILDIZ
    Öner BÜYÜKYILDIZ
    Yorumun sahibi  Okyar Atilla
    5 ay önce

    Çocukken Bermuda Şeytan Üçgeni hakkında bazı şeyler duymuş ve soluğu kütüphanede almıştım. Kütüphane görevlisi Yahya abiden bu konuda bir kitap istedim. O, kitabı getirip emanet formuna ağır ağır benim bilgilerimi yazarken ben rafların arasına gidip benzer kitaplar aramış, Jules Verne’nin ilk olarak Aya Yolculuk kitabı ile o gün tanışmıştım. Sonrasında sık sık o kitap rafını ziyaret etmiş, diğer kitapları da okumuştum. Kimisini hemen orada oturup okur, kimisini emanet alırdım. Kaymakamlık binasının bodrum katındaki o köhne kütüphane, kitap kokusu ve Yahya abinin yüzü geldi gözümün önüne.
    Hey gidi günler.

    Hasan Yokeş
    Hasan Yokeş
    Yorumun sahibi  Öner BÜYÜKYILDIZ
    5 ay önce

    Jules Verne’i ben de çok severim – çocukluğumda bir çok kitabını okudum. Ama Denizler Altında 20000 Fersah benim favorilerim arasında olmadı. Hatırladığım kadarı ile Kaptan Grant’ın Çocukları ve İki Sene Mektep Tatili, Esrarengiz Ada en sevdiklerimdi. İlginize çok teşekkür ederim.

    Öner BÜYÜKYILDIZ
    Öner BÜYÜKYILDIZ
    5 ay önce
    Makale Değerlendirme :
         

    Başlığından en son teşekkür yazısına, içeriğinden fotoğraflarına, hatta fotoğraf altı dip notlarına kadar keyif ile okuduğum harika bir yazı olmuş. Hasan bey’i tanıdığıma memnun oldum. Cesaretine hayran kaldım. Onun 15mm ile çektiği yerde bana 150-600mm verseniz parmağımı suya sokmam 😀

    Selam ve saygılarımla.

    Hasan Yokeş
    Hasan Yokeş
    Yorumun sahibi  Öner BÜYÜKYILDIZ
    5 ay önce

    Yıldızlar için çok teşekkür ederim. Cesaret işin çok az bir kısmı, ki ben hiç cesur sayılmam, heyecanı da sevmem – işin ucunda ölmek var, daha gezecek, görecek çok yer var. Suyun altı kendimi çok huzurlu hissettiğim bir yer, riskli olduğunu düşündüğüm dalışları yapmam. Mesela derin dalış sevmem, koşulları sevmezsem dalmam, sadece güvendiğim ve tanıdığım insanlarla suya girerim. Riskli görülen bu dalışlarda çok ama çok güvenebileceğimiz rehberler vardı. Bir yolculuğu programa almadan çok çalışıyoruz ve rehberlerin brifinglerini