Foto-Graf Entelejansiyası: Prof.Dr. Levend Kılıç

Levend Kılıç hocanın bizatihi kendilerinin içinde yer aldıkları eğitim-öğretim alanı başta olmak üzere, hayatın her alanıyla ilgili sisteme, kalıplara, yapısal vaziyete yönelik eleştirilerini sakınmadan dillendirmeleri, söylemlerini eleştiriyle sınırlı tutmayıp hataların düzelmesi yönündeki önerilerini de açık kalplilikle beyan etmeleri saygınlıklarını bir kat daha artırmaktadır. Üstelik içinde yer aldıkları kurumsal ortamlarda bunları hayata geçirmekte çok büyük gayret sarfettikleri, sayın Kılıç’ı bilhassa yakından tanıyanların ve amatör fotoğraf çevrelerinin malûmudur. Fotograf ortamı dışında da, önem atfettikleri sivil toplum kuruluşlarında sorumluluk üstlenmekten kaçınmamışlardır.

-

Foto-Graf Entelejansiyası: Prof.Dr. Levend Kılıç

Epeyce eskiye giden bir zaman içinde “Fotoğraf ve Sinemanın Toplumsal Tarihi” isimli kitabı nedeniyle gıyaben tanıdığımız usta fotografçı ve kıymetli akademisyen Prof. Dr. Levend Kılıç hoca ile sonraki dönemler yüz yüze tanışıp söyleşilerini izlemiş ve uzun soluklu bir röportaj gerçekleştirerek yaşam öyküsünü, fotoğraf serüvenini, fotografa ve sanata ilişkin söylemini içeren “Işıkla Resmedenler-4” kitabını hazırlamıştık.

Sayın Kılıç’ın öncülük ederek, yönlendirip yöneterek hayata geçirilmesini sağladıkları çeşitli projelere ilişkin kitapları/albümleri ve bizatihi kendilerinin inşa ettikleri bazı eserleri de (bir kısmı, imzalayıp bize armağan ettikleri kitaplardır) edindik.

Anadolu Üniversitesi’nde Açık Öğretim Fakültesi bünyesinde iki yıllık Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümünün kurulması ve müfredatının oluşturulmasında kuşkusuz en büyük pay sahibi olan Levend Kılıç hoca, aynı zamanda EFSAD’ın (Eskişehir Fotograf Sanatı Derneği) kurucu başkanıdır.

Bizatihi kendilerinin içinde yer aldıkları eğitim-öğretim alanı başta olmak üzere, hayatın her alanıyla ilgili sisteme, kalıplara, yapısal vaziyete yönelik eleştirilerini sakınmadan dillendirmeleri, söylemlerini eleştiriyle sınırlı tutmayıp hataların düzelmesi yönündeki önerilerini de açık kalplilikle beyan etmeleri saygınlıklarını bir kat daha artırmaktadır. Üstelik içinde yer aldıkları kurumsal ortamlarda bunları hayata geçirmekte çok büyük gayret sarfettikleri, sayın Kılıç’ı bilhassa yakından tanıyanların ve amatör fotoğraf çevrelerinin malûmudur. Fotograf ortamı dışında da, önem atfettikleri sivil toplum kuruluşlarında sorumluluk üstlenmekten kaçınmamışlardır.    

Söyleşi ve kayıt gerçekleştirdiğimiz süreçte son derece titiz ve disiplinli bir kimlikle karşılaştık. Zamanı etkin ve verimli kullandıkları, düzenli ve sistemli hareket ettikleri, rafine bilgi rehberliğinde düşünüp yorumladıkları, söyleşi sürecinde ve kendilerini başka söyleşilerde/sohbetlerde izlediğimiz sonraki süreçte belirgin şekilde göze çarpıyordu.

Levend Kılıç hocanın fotografın kuramsal boyutuyla ilgilenmelerinin başlangıcı 1970’lerin ilk yıllarına gider. Sonraki yıllarda ve akademik ortamda kaleme aldıkları “Fotoğrafa Başlarken”, “Temel Fotoğrafçılık”, “Fotoğraf Tarihi”, “Fotoğraf ve Sinemanın Toplumsal Tarihi”, “Video Sanatı: Eleştirel Bir Bakış”, “Görüntü Estetiği” isimli kitapların yanısıra, Eskişehir’e özel “Anılarla Eskişehir”, “Eskişehir Kent Kitabı”, “Heykellerle Yaşayan Üniversite”, “Meslekte Kırk Yıllıklar: Eskişehir’in Esnaf ve Zanaatkarları”, “Odun Pazarı’nın Sesleri”, “Diyalog”, “EFSAD 15. Yıl” gibi hazırladıkları, katkı verdikleri, projelendirdikleri, yönettikleri ve/ya bizatihi gerçekleştirdikleri eserler de var. Sayın Kılıç’ın en son “Fotoğraf ve Sayısal Görüntü Terimleri Sözlüğü” isimli kitabı yayınlandı (TDK Yayınları).

Değerli hocamızın bu eserlerden bazıları için kaleme aldıkları ÖNSÖZ ve/ya SUNUŞ metinlerden çeşitli bölümler paylaşırsak, öyle sanıyoruz ki okuyucuyu sayın Kılıç hakkında bir nebze bilgilendirmiş ve meramımızı kısmen anlatmış oluruz.

“Heykellerle Yaşayan Üniversite” isimli esere yazdıkları ‘ÖNSÖZ’den:

“… İnsan yaşamındaki her şey fotoğrafın konusudur. Fotoğrafçı bu geniş yelpaze içinde seçip ayıklayan kişidir. Bunu yaparken de çoğu zaman belli nesnelerin ya da durumların yanında yer alır. … Ben de bir fotoğrafçı olarak seçiyorum ve çekiyorum. Nesnelerim ve durumlarım insanla ilişkilidir. … Bu kitabın öyküsü şöyledir: Anadolu Üniversitesi, İletişim Bilimleri Fakültesinde verdiğim Optik Bakış dersinde öğrencilerime, her nesnenin ve durumun günün her saatinde fotoğrafının çekilebileceğinden söz ediyordum. … Öğretici olarak kendin bir işi beceremiyorsan, bunu bir beceri olarak öğretebilmen imkansızdır. … Heykeli seçmemin birçok nedeni var. Öncelikle heykeller benim üniversitemde çok yakınımda olan sanat eserleridir. Kampus içinde heykel görmeden bir yerden bir yere ulaşmak neredeyse olanaksızdır. Bir diğer nedeni ışıkla olan ilişkisidir. Heykel, içinde bulunduğu ortamın ışığına göre varolur. … Benim heykel sanatına ve heykellere olan ilişkim ışık ve gölge konusuyla başlamıştır. Bir fotoğrafçı olarak ışık-gölge konusuyla bu şekilde ilgili iseniz doğal olarak heykele yöneliyorsunuz. Ben de heykellerin üzerindeki gölgeleri izlemeye başladım. … Fotoğraflarımda ışık-gölge ilişkisini dokunun sunduğu şekilde görmeye çalıştım. … Benim içinde bulunduğum kampüste 60’a yakın heykel var. Her biri ötekinden değerli onlarca heykel. … Üniversitemizdeki, sergileme tarihi açısından, en eski heykellerden biri olan Şadi Çalık’ın ‘Atatürk’ heykelinden başlayarak, Kasım 2005’de Park Anadolu’ya konulan en son heykellere kadar onlarca sanatçının yaratıcı çalışmaları bu kitabın gerçek nesnesidir. Benim fotoğraflarım olsa olsa onların birer suretidir. … Bu kitaba belli sanatçıların yapmış olduğu heykellerin yer aldığı bir fotoğraf çalışması olarak bakarken şunu da unutmamak gerekir. Burada resmedilen nesneler, Anadolu Üniversitesinin kurum tarihi içinde belli bir dönem resmini de ortaya koymaktadır. … Anadolu Üniversitesi Kampusüne (Cumhuriyet kapısında) girdiğinizde, sizi dik bir yokuş karşılar. Yokuşu tırmanmaya yöneldiğinizde 45 adım sonra sırtında bir demet odun taşıyan ‘Yunus Emre’ heykelini görürsünüz. Heykelin kaidesinde şu dizeler yer alır:

İlim ilim bilmekdür
İlim kendin bilmekdür
Sen kendüni belmezsin
Ya nice okumakdur …”

“Odun Pazarı’nın Sesleri” isimli esere yazdıkları sunuş metninden:

“Her kent, o kente hayat veren ilk kuruluş yeriyle anılır. İlk kuruluş yerleri, tarihin derinliklerinden gelen izler taşır. … Evler, sokaklar, kaldırımlar, köşelerdeki çeşmeler hep tarihin tanıklarıdır. Kimi zaman korunmuş, kimi zaman harap halde unutulmuş olsalar da, onlar yine de tarihe tanıklık ederler. Bu tanıklara kulak vermek ve onların dilini anlamak gerekir. Kentlerin ilk kuruluş yerlerinin, dostu da düşmanı da zamandır. … Zamanın acımasızlığına yenik düşmemiş, zamanla dost olmuş yerler de vardır. Bir de önce unutulan ve daha sonra yeniden hatırlanan, çağının insanıyla tanışan ilk kuruluş yerleri vardır. Benim kentim olan Eskişehir’in ilk kuruluş yeri Odunpazarı işte böyle bir yerdir. … Eski kent ayağa kalkmış, Odunpazarı kendine özgü sesini, yirmibirinci yüzyılın insanına duyurmaya başlamıştır. … Bu kitapta yer alan fotoğraflar, Anadolu Üniversitesi, İletişim Bilimleri Fakültesi, Temel Fotoğrafçılık Uygulamaları dersi kapsamında 2009-2010 öğretim yılında hazırlanmıştır. Temel fotoğrafçılık konusunda bilgi ve beceri sahibi olan öğrenciler, uygulama çalışması olarak Odunpazarı’nı ele almışlar, grup çalışması biçiminde gerçekleştirilen bu ders, üç öğretim üyesi tarafından üç grup halinde yürütülmüştür. Her grup öğrenci, Odunpazarı’nı bir tema altında ele almıştır. Temalar; sokak, portre ve gece fotoğraflarıdır. … Ayrıca Avrupa ülkeleri arasında üniversite öğrencileri değişim projesi olan ERASMUS kapsamında, İletişim Bilimleri Fakültesi’ne gelmiş olan birçok yabancı öğrenci de bu çalışma içinde yer almıştır. … Fotoğraf dendiğinde doğal olarak belge ve belgelemek akla gelir. Fotoğraflar, her zaman ve her durumda belge niteliğini korur. Bu durum, Odunpazarı’nın Sesleri kitabı için de böyledir. …”


“Meslekte Kırk Yıllıklar (Eskişehir’in Esnaf ve Zanaatkarları)” isimli esere “Hatıra Görsel Hafıza ve Fotoğraf” başlığıyla yazdıkları sunuş metninden:

“Eskişehir, doğup büyüdüğüm kent, benim için bir hatıralar yumağıdır. … Günlük yaşamın bunca karmaşasına rağmen hatıralar kendine bir yer bularak, geçmişten şimdiye ulaşıyor. … Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz bu dönemde, bütün toplumsal ve teknolojik gelişmeye rağmen, geçmişten gelen sesleri duymuyor muyuz? Bu sesler çok derinden gelse bile kulağımızı bu seslere kapatabiliyor muyuz? Hatta, iyiden iyiye susmuş, susturulmuş kimi seslerin bıraktığı yankıları işitmiyor muyuz? … Bu kentte dolaşırken geçmişin hızlı bir şekilde yok olmuş, yok edilmiş yüzünü görmekteyim. … Niyetim bu çalışmayla yok olmaya yüz tutan meslekleri ya da kenarda köşede kalmış unutulmuş esnaf ve zanaatkârları gün yüzüne çıkarmak değil. Niyetim, dükkanları içinde kurdukları kendi dünyalarında çalışan, esnaf ve zanaatkârları olduğu gibi göstermektir. … Toplumsal değişmenin, yirmibirinci yüzyılda ulaştığı noktada biraz boynu bükük kalmış, kimi durumlara yenilmiş olan esnaf ve zanaatkârları göstermektir. … Dükkanın içinde sessizlik, dışarıda fırtına. Dükkanın içindeki adam dışarıdaki fırtınaya direniyor. Böylesi dükkanlara farklı zamanlarda uğradığımda, dışarıdaki fırtınanın biraz daha güçlendiğini, içerdeki adamın biraz daha zayıfladığını, güçsüzleştiğini görüyorum. … İşyerinin iç mekanını düzenleyen esnaf, sadece ticaretiyle ilgili olarak bir mekan düzenlemez aynı zamanda kendisi için bir dünya kurar. … Dükkanların sakinleri oturdukları yerden dış dünyayı izlerler. Böylesi bir mekanda yaşamak, doğal olarak o mekana bazı izler bırakmak demektir. … Kullanılan eşyalar, iç mekandaki düzenlemeler hep bu izleri yansıtır. Hele ki tabelalar ve iç mekandaki yazılar. … Bütün bunlar, toplumun bir dönemini simgeleyen şeylerdir. Böylesi simgelere iyi bakmak ve anlamak gerekir; çünkü bu dükkanlar artık bir ticarethane olmanın ötesinde toplumsal yaşamdaki ilişkilerin, davranışların, düşünce anlayışlarının yansıdığı yerlerdir. Hatta, sosyo-kültürel anlamda toplumun ideolojik yapısının yansıması esnaf ve zanaatkârların mekanında görülür. … Meslekte Kırk yıllıklar adı altında, belli bir dönemde çalışma yaşamını sürdürmüş olan esnaf ve zanaatkârları, günümüzde yani şimdiki zamanda oluştukları durumu ele aldım. Meslekte Kırk Yıllıklar denildiğinde 40 rakamını bir alt sınır olarak belirledim. 50-60 yıllık birçok esnaf ve zanaatkârı bu çalışma içine aldım. … Ben bir fotoğrafçı olduğum için kayıt aracı olarak fotoğrafı kullandım. Fotoğrafın resmetme tekniğini kullanarak, Eskişehir’le ilgili bir görsel hafıza oluşturmaya yöneldim. … Hatıra ve hafızanın ortaya çıkmasında belirleyici ögelerden biri zamandır. Zaman olgusu olmaksızın hatıra ve hafızadan söz etmek güçtür. Zamanı an’lardan oluşan bir süreklilik, hareket durumu olarak düşünürsek; içinde bulunduğumuz an, yani şimdi, geçmiş ve geleceği belirleyen bir durumdur. Zaman kuramcıları şimdinin öneminden söz ederler. İçinde yaşanılan an yani şimdi, süreklilik içinde geçmiş olurken, gelecek olarak bekleyen şimdiler ise içinde yaşanılan an olarak karşımıza çıkar. Bir dil oyununa benzeyen bu durumu şöyle açıklayabiliriz: Birbiri ardına gelen an’lar farklı farklı şimdilerdir; geçmişle ilgili şimdiler, yaşanılan an’la ilgili şimdiler ve gelecekle ilgili şimdiler. İçinde bulunulan an’la, mekanla ilgili çekilmiş bir fotoğraf, resmedilme sürecinin tamamlanmasıyla geçmiş olur. … Fotoğraf şimdiki zamanı kaydetmenin aracıdır. Yüzey üzerinde sunduğu ise geçmiş zamandır. Zaman kuramı açısından unutulmaması gereken konu, geçmiş ve şimdiki zamanın içinde gelecekteki şimdilerin de yer aldığıdır. Bu çalışmada yer alan esnaf ve zanaatkârlar, 2007 yılında resmedildiler. Onlar tarihsel süreç içinde Eskişehir’le ilgili 2007 yılını yani benim belirlediğim bir şimdiyi temsil ediyorlar. Onların meslekleri yönüyle temsil ettikleri durum ise, geçmiş zamanla ilgilidir; şimdiyi 2007 yılını (yirmibirinci yüzyılın başını) geçmişin oluşturduğu düzen içinde temsil etmektedirler. Bu anlamda, benim hatıralarımla ilgili olarak oluşturduğum görsel hafıza, geçmişle ilgili şimdiyi resmetmeye yöneliktir. Fotoğraflar 2007 yılında çekilmiştir, ancak temsil ettiği şey geçmişle ilgilidir. Bu fotoğraflarda şimdi resmedilmiştir. Eskişehir’deki esnaf ve zanaatkârların fotoğraflarına bakıldığında ise sadece şimdi değil, geçmiş ve gelecek de görülecektir. Her türlü hafıza gibi görsel hafıza içindeki bilgiler de geçmişe yöneliktir. Bu bilgiler, tarihin eski dönemiyle ilgili geçmişi temsil etmekle birlikte geleceğe ışık tutar. Böylesi görsel hafıza oluşturmaya yönelik çalışmalar da, kuşkusuz gelecek zamana yönelik bilgileri içerir. …”


Etkinlik fotografa dairdir elbet; ve fakat, fotografik eylemi derin bir sosyolojik temel üzerine inşa etmek ve dahi felsefi bağlam oluşturmak, hiç kuşkusuz ciddi bir entelektüel altyapının varlığını zorunlu kılar. Söyleşi ve/ya sohbet ortamlarında, sorumluluk üstlendiğimiz amatör eğitim-öğretim süreçlerinde katılımcı/izleyici dostlara her fırsatta söylediğimiz şeyi bu vesile ile bir kez de burada tekrar etmekte yarar görüyoruz. Özellikle ‘sanat’ yolculuğu söz konusu ise yahut anlamlı ve kalıcı görsel materyale imza atmak kaygısı güdülüyorsa, fotografın, teknik yeterlilikten ibaret bir eylem olmadığı, çok ciddi bir entelektüel alan olduğu peşinen kabul edilmeli ve kulaklara küpe yapılmalıdır. Bu bağlamda olmak üzere, fotograf kulvarının üstad-ı azamlarından sayın Levend Kılıç’ın söylemi ve söylemiyle uyumlu yapıp etmeleri hiç kuşkusuz rehber niteliğindedir.         

Saygıyla,

Tekin ERTUĞ

İLİŞKİLİ İÇERİKLER

Eleştirel Fotoğraf Okuma

Biz “fotoğrafa baktım, fotoğrafı izledim, seyrettim” demeyiz, yaptığımıza “fotoğraf okuma” deriz. Çünkü fotoğraf bir şeyler anlatır, bunu sesle, sözle değil, görsel biçimiyle anlatır, öyleyse onu okumak gerekir.

İnce Gren

Analog dönemin filmli fotografik kayıt teknolojisine ait ‘İri Gren’ ve ‘İnce Gren’ ifadesinin teknik olarak nasıl bir görünüme tekabül ettiğini, dijital teknoloji öncesi uzun yıllar film teknolojisi kullanarak fotografik kayıt yapan dostlar bilirler

Yaş alan ama yaşlanmayan Ustaların Ustası Gültekin Çizgen’den Yapay Zeka

Kitap, hakikaten incelemeye değer bilgilerle donanmış. Görsel Kültür sürecinde ortaya çıkan çeşitli yaklaşımların yanında, temel tezlere ve bilgilere Yapay Zekâ marifetiyle üretilmiş S/B görsel materyal eşlik ediyor. Yapay Zekâ’nın fotografçıya sağladığı olanakları araştırıp yorumlamakla kalmamış, Yapay Zekâ’nın zaaflarını da araştırıp yorumlamış ve değerlendirmiş.

Hüseyin Kekiç ile; İstanbul düşlü / yorum

Dünya öylece dururmuş, fotoğrafçı türlü türlü görürmüş. Her bakışta kendinden bir şeyler vardır, Hüseyin usta, sen ne anlatırsan anlat, hepsi benim anladığım kadardır.

E-POSTA ABONELİĞİ

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

YORUM YAPILDIĞINDA BANA BİLDİR
Bana bildir
guest

1 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Güler Samur
Güler Samur
Makale Puanlama :
     

Tekin bey

Büyük fotoğraf ustası ve değerli Akademisyen Levend Kılıç hakkında yazmış olduğunuz makalenizi bir solukta okudum. Usta sanatçının fotograf dünyasını, fotoğrafa olan
bakış açısını ,düşüncelerini ,fotograf çekmenin sadece deklanşöre basmak olmadığını ve fotoğraf ile sanatı buluşturmanin inceliklerini bizlerle paylaşıp bilgilendirdiginiz için çok teşekkürler ederim.

Ayrıca usta sanatçının düşüncelerinin bir özeti olarak son sözünüzü de çok beğendim.

Yazmış olduğunuz bilgiler ışığında fotoğrafa olan bakış açımin değişeceğini belirtmek isterim.

Teşekkürler

Makale yazarı

Tekin Ertuğ
Tekin Ertuğ
İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü) "Foto İntelijansiya" "Fotoloji / Fotologya"

MANŞET

POPÜLER İÇERİKLER