Fotoğrafı zaten bildiğimizi düşünüyoruz, kurguya filan hiç girmeden önce “gerçek” ve “gerçeklik” kavramlarını netleştirelim: Gerçek, bir anda, bir yerde bulunan, var olan her şeydir. Bir sahne düşleyelim; önde zeytin ağaçları, arkasında bir kaya duvar, duvarda freskler görünüyor, daha ötede eski bir manastır var. Biz orada bulunmasak da, orada olup da fark etmesek de onlar orada durur, ancak biz bütün bunları algıladığımızda, bunun ismi gerçeklik olur. Sahne artık kendi gerçekliğimizdir, biz onu kendi bilgi ve birikimimize göre anlar, alımlar, anlamlandırırız. Böylece, gerçekliğin değişken bir kavram olduğu ortaya çıkar, zamana, üzerine vuran ışığa, fotoğrafçının görsel algı sürecine, hatta içinde bulunduğu duygu durumuna göre değişir. Yani biz aslında tek bir gerçeğin değil, kendi öznel bakışımızla oluşan gerçekliğin fotoğrafını çekiyoruz.
Fotoğrafın ilk ortaya çıktığı zamanlarda nesneleri tıpa tıp aktarabilmesi herkes için çok etkileyiciydi. Aslında daha etkileyici yönü ise her şeyi bire bir, olduğu gibi aktarma yükümlülüğünün bulunmamasıdır. O konuyla belgesel fotoğrafçılık ilgilenir. Fotoğrafın gerçeklikle ilişkisi doğruyu göstermek üzerinden ele alındığında John Berger fotoğrafın, bir konunun taklidinin ya da yorumunun olmadığını, gerçeğin bir belgesi olduğunu söyler, “fotoğraf yalan söylemez” der. Öte yandan Walter Benjamin, fotoğrafın yeniden üretim gücüyle gerçekliği mekânsal ve zamansal olarak “yakına getirdiğini”, nesneleri insan algısına sunduğunu savunur. Jean Baudrillard, fotoğraf için “nesnelerin bir kurmacasıdır” der. Ona göre fotoğraf bir görüntü değil kurmacadır. Nesnelerin görüntüsünün kurmacasıdır aslında. Bugün biri çıkıp John Berger’in sözlerinin tam aksini söyleyebilir, “fotoğraf doğru söylemez” diyebilir, biz de ona bir şey diyemeyiz.
Gerçeği – gerçekliği biraz konuştuk, şimdi kurguya gelelim. Kurgu derken, bilgisayar başında yeniden yapılan fotoğraflardan bahsetmiyorum, onlar başka bir yazının konusu olabilir. Zaten bunlara “fotoğrafta manipülasyon” deniyor. Yine bilgisayar başında, deklanşöre dokunmadan, ışığa filan bakmadan, sıfırdan yaratılan görsellerden hiç bahsetmiyorum, o işlere de yapay zekâ bakıyor. Fotoğrafta kurgu, fotoğrafçının yaratıcılığının, gözlem gücünün, dış dünyadaki nesneleri algılama biçiminin, bunları kadrajına aktarırken karar verdiği seçiciliğinin bir ürünüdür. Kurgu fotoğraf çeken kişi, gördüğünü gerçeğe uygun biçimde görüntüleme peşinde olmaz, o, zihnindeki fotoğrafı çekmeye uğraşır. Yani kurgusal fotoğraf çekme işi belgeleyici değil, yaratıcı bir süreçtir. Biz şimdi biraz kurguyla gerçeklik arasında dolaşan fotoğrafçılardan bahsedelim.
Tuz Gölü Fotoğrafçısı
Tuz Gölü’ne gidersiniz, gün batımında, bakır renginin tonlarında şıkır şıkır bir fotoğraf çekersiniz. Gökteki birkaç bulutun aksi suya vurmuştur, durgun göl yüzeyi zaten bir ayna olmuştur. Eve dönersiniz, bellek kartını takarsınız, fotoğrafı bilgisayarda açarsınız. Elinize gözünüze sağlık, pek güzel olmuştur; renkler, tonlar yerli yerine oturmuştur. Fakat fotoğrafın anlamsız, nasıl desem, biraz yalnız, düpedüz ıssız olduğunu fark edersiniz. “Şuracıkta bir ilgi merkezi, bir yaşam ögesi, daha da iyisi, bir insan nefesi olsaydı” dersiniz. Gider, başka bir fotoğraftan bir genç kız sureti alır, yansımasıyla birlikte fotoğrafınıza eklersiniz. Bilmem içinize siner mi, olmayan bir şeyi oldurdunuz, elbisesinin tülleri uçuşan bir kızı Tuz Gölü’ne kondurdunuz. Havada rüzgâr filan yok, çünkü bakın, gölün suları durgun, oluşan görüntünün anlamı kurgucunun aklı kadardır. Rüzgârsız havada uçuşan her tülün zaten bir üfleyeni vardır. Belki masa başı fotoğrafçısının gönlü oldu, koltukları kabardı, ama iş kurguyu geçti, manipülasyona vardı.
Bafa Gölü Fotoğrafçısı
Yazının başında bir sahneden bahsetmiştik, anımsayalım. Bafa Gölü fotoğrafçısı farklı bir iş yapmış: Latmos Dağı’nın eteklerinde, Yediler Manastırı’nın dibinde, içi oyuk koca kayadaki Fresklerin önünde eşeğinin yularından tutan bir köylüyü çekmiş. Bu bir kurgu mudur? Evet. Ortada eşek de yoktu, köylü de. Onları bulup getirdim ve kayanın önünden belki yirmi kere geçirdim. Ama siz fotoğrafa baktığınızda hayatın içinden bir kare görürsünüz. Eşek de burada yaşıyor, köylü de. Kaya da orada duruyor, yabani zeytinler de. Ben sadece onları bir araya getirdim, aktif sahne düzenlemesi yaparak gerçekliğe müdahale ettim. Freskler biraz karanlıkta kaldığından bir de yansıtıcı tutarak orayı aydınlattım. Köylüyü, eşeği, kayayı ve zeytini size kendi görmek istediğim gibi gösterdim. Onların kendiliğinden böyle bir açıyla, böyle bir ışıkta bir araya geldiklerini düşünmek aşırı hayalcilikten öteye gitmez.
“Ben öylece orada dikiliyordum, börtü böcek fotoğrafı filan çekiyordum, eşekle köylü geldi, tesadüfen freskli kayanın önünden geçti, böyle de güzel fotoğraf oldu” denmez. İyi bir fotoğrafı rastlantısal olarak ömrünüzde ya bir kere çekersiniz ya iki, gerisi hikâyedir.
Asıl hikâyeyi ise siz yazmalısınız, hayatın olağan akışına uyun aktif düzenleme yapmalısınız. Çıkıp buralara gelmişsin, doğayı, tarihini, insanı, kültürünü görmüşsün, kafanda bir fotoğraf düşlemişsin, hepsini bir karede göstermek istemişsin. Kendiliğinden bir araya gelmelerini ummak akıllı fotoğrafçıya göre değildir, o zaman belki günlerce, belki aylarca beklemen gerekir, büyük ihtimalle yine de istediğin sahne ortaya çıkmayacaktır. Yani pasif kalmak bir işe yaramaz, oturduğun yerde beklemekle iyi fotoğraf olmaz.
Fotoğrafın bir gerçekliği vardır ve gerçeklerin de fotoğrafları olur. Bu ikincisini anlamak kolay, “var olan şeylerin görüntüsü” dersiniz, olur biter. Fotoğrafın gerçekliği ise daha karmaşık bir konudur.
Fotoğrafın bir özü olur, bir de biçimi. Öz ne anlattığındır, biçim de nasıl anlattığın. Ne yalnızca biri ne de diğeri değerlidir, neyi nasıl anlattığın önemlidir. Özü önemsemez, biçimi öncelersen kavramsal, deneysel, belki soyut fotoğrafa doğru yol alırsın. Biçimi dert etmez, ortada olanı ayan beyan görüntülemek istersen belgesel fotoğraf sınırlarında kalırsın. Aslında özü de biçimi de kurgulamak senin elindedir. O zaman “anlam” ve “bağlam” kavramları işin içine giriyor.
Lavanta Bahçesi Fotoğrafçısı
Göllerdeki fotoğrafçılardan bahsettik, bir de Lavanta Bahçesi Fotoğrafçısından söz etmek gerek. Fotoğrafçının düş gücü öyle bir şeydir ki, internette gördüğü tek bir kare bile onu harekete geçirir. Sosyal medyada yüzlerce lavanta bahçesi fotoğrafı görmüşsünüzdür, o da görür. Dizi dizi lavanta tarhları, mor mor açmış çiçek sıraları. Lavantalar arasında genç bir kadın dolanıyor, mor eldivenleri, mor şapkası var, elbisesinin tülleri rüzgârda uçuşuyor, bir yandan da kolundaki hasır sepete çiçek topluyor. Artık o fotoğrafçı yerinde duramaz, makinesini – bellek kartını hazırlar, zahmet edip bir model ayarlar, mevsimini – zamanını kollar, Isparta’da mı, Burdur’da mı, tarla her neredeyse oraya gitmenin yollarını arar. Zaten tarlacılar çoktandır lavanta hasadından, bereketinden değil, fotoğrafçı bolluğundan, hareketinden para kazanıyordur. O da gider, herkesin çektiği fotoğraflardan bir tane de kendisi çekmiş olur. Peki, fotoğrafın anlamı nedir? Eğer fotoğrafın öznesi ince topuklu ayakkabılarıyla o genç kadın ise, sahnenin bağlamı nerededir? Çünkü lavanta hasadı böyle yapılmaz, makyaj odasından yeni çıkmış bir genç kadın da gerçek hayatta elinde mor şemsiyesiyle lavanta tarlasında dolaşmaz. Lavanta tarlası fotoğrafçısı en iyi ihtimalle üç yüz yıl önceki pastoral – romantik ressamlara öykünmüştür. Kötü –ve gerçekçi- ihtimale göre de sosyal medyada görüp etkilendiği fotoğraflardan bir tane de kendisi çekmek istemiştir.
Üç tür fotoğrafçıdan bahsettik, daha çok tür var. Gerçeği ve gerçekliği anlayan, kurguyu gerçekçiliğe yaslayan vardır. Fotoğrafta anlamı, bağlamı hiç dert etmeyen vardır. Siz kendinizi hangi türe yakın hissedersiniz, nasıl fotoğraflar çekersiniz bilmiyorum, zaten fotoğrafta ne söylerseniz söyleyin, hepsi fotoğrafı okuyanın anladığı kadardır.
Not: manşet fotoğrafı https://pixabay.com internet sitesinde “merlinlightpainting” adlı kullanıcının paylaştığı telif olmayan “Magical Woman Fantasy Creative” adlı kurgu fotoğrafıdır. Kullanılan kamera Canon EOS 5D Mark III.
İLİŞKİLİ İÇERİKLER
E-POSTA ABONELİĞİ
Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.




