Ana Sayfa FOTOĞRAFÇILIK İleri Seviye Fotoğrafçılık Görüntü Sabitleme / Titreşim Azaltma: Lenste mi Gövdede mi?

Görüntü Sabitleme / Titreşim Azaltma: Lenste mi Gövdede mi?

-

Uzunca zamandır SLR ve DSLR kameralar kullanıyorum. Son yıllarda bunlara aynasız kameralar da eşlik etmeye başladı. DSLR gövdelerimde kullandığım tüm zum lenslerim Titreşim azaltma (VR) özellikli. Geçen yıl satın aldığım Olympus OM-D E-M1 MII aynasız kameramın ise gövdesinde görüntü sabitleme özelliği mevcut. Bu kamera ve objektiflerim üzerinde çalışırken, kamera ve objektif stabilizasyon sistemleri arasındaki farklar hakkında bir yazı yazmaya karar verdim. Bu yazıda stabilizasyon nedir konusuna değinmeyeceğim, bu konuya buradaki yazımda detaylıca yer vermiştim. Bildiğiniz gibi, Sony, Pentax, Olympus ve şimdi Nikon gibi kamera üreticileri, gövde içi görüntü sabitleme olarak da bilinen “kamera içi sabitleme” teknolojisi üzerinde ilerlerken, Nikon ve Canon hala “objektiflerde görüntü sabitlemesi” konusunda büyük ilerlemeler kaydediyor. İki sistem arasındaki farklılıkları, her görüntü sabitleme teknolojisinin artılarını ve eksilerini anlatan bu makalenin siz değerli okuyucularım için faydalı olacağını düşündüm.

Üreticilerin Elektronik Vizör teknolojisine sahip yenilikçi ürünlerinin sayısı arttıkça, “lenste görüntü sabitleme mi, sensörde görüntü sabitleme mi?” gibi sorular tekrar gündeme gelmeye başladı. Tarihsel olarak bakıldığında, kamera gövde içi sensör stabilizasyonunun en büyük dezavantajlarından biri, optik bir vizörü olan geleneksel bir DSLR fotoğraf makinesinde stabilizasyon değişikliklerinin görülemediği gerçeğiydi. Günümüzdeki çoğu aynasız kamera ve bazı SLR benzeri kameralar Elektronik vizör (EVF) özelliği sunduğundan bu eski argüman artık geçerli değil, çünkü sabitleme efektleri hem LCD ekranda hem de Elektronik vizörde görülebiliyor. Objektif üzerindeki sabitleme hala sensör sabitlemesine göre avantajlar sağlıyor mu yoksa Canon gelecekteki kameralarında kamera içi sensör stabilizasyonu sunma yoluna gider mi? Bu konuyu biraz daha ayrıntılı olarak inceleyelim.

Lens ve Sensör Görüntü Sabitlemenin Tarihçesi

Hem Nikon hem de Canon’un objektif görüntü sabitlemesi kullanmasının en büyük nedeni, geçmişte kamera içi sabitleme yönteminin filmli kameralara dahil edilmesinin çok pahalı olmasıydı, fotoğraf makinesinin gövdesinde bir sensörü hareket ettirmenin bir başka zorluğu ise 35 mm’lik bir film rulosunu taşımaya çalışmaktı. O zamanlarda Canon ve Nikon dijital kameralar kullanan fotoğrafçıların sayısı çok düşüktü, çoğunluk filmli makineler kullanıyordu. Dijital kameralar ilk çıktıklarında 30 Bin dolar gibi çok yüksek fiyatlara satılıyordu. Artı, çoğu fotoğrafçı dijital fotoğraf makinesine geçmekte çok isteksiz davrandılar. Bu nedenle, görüntü sabitlemenin özellikle vahşi yaşam ve spor fotoğrafçıları için tartışmasız gerekli olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmasına rağmen, büyük bir maliyet yükü eklemeden tek uygun yol, kamera gövdeleri yerine bu sistemi lenslere dahil etmekti.

Dijital kameralar daha işlevsel ve uygun fiyatlı hale geldiğinde, fotoğrafçılar dijital makinelere geçmeye başladılar. Daha sonra Sony tarafından satın alınan Konica Minolta, DiMAGE A1 fotoğraf makinesinde sensörde görüntü sabitleme sunan ilk şirket oldu, bunun ardından diğer şirketlerin sensör tabanlı görüntü sabitleme sistemini benimsemeleri vakit aldı. Kamera içi görüntü sabitleme, geleneksel lens görüntü sabitleme teknolojisine göre bir avantaj sağladı, çünkü gövde içi görüntü sabitleme sistemi herhangi eski film mercekleriyle bile çalışıyordu. Nikon ve Canon o sırada görüntü sabitleme konusunda öncü oldular, bu nedenle diğer üreticilerin eski objektiflerini yenilemeleri ve Nikon / Canon’a yetişmeleri çok fazla maliyetli olacaktı. Konica Minolta gibi üreticiler görüntü sabitleme sistemini kamera gövdesine dahil ederek en azından film ve dijital kamera / objektif pazarlarının hakimi Canon / Nikon devleriyle rekabet edebileceklerdi. Kamera içi görüntü sabitleme çok mantıklı olsa da, içinde barındırdığı tuzaklar da vardı. Geleneksel bir DSLR fotoğraf makinesinin çalışma şekli nedeniyle, ayna sensörü engellediğinden, sensörde görüntü sabitlemenin etkisi vizörden görülemiyordu.

Bunlara ek olarak, kamera içi görüntü sabitleme, uzun odak uzaklıklarındaki geniş kaymaları telafi etmek için gereken sensör hareketinin büyüklüğü nedeniyle uzun telefoto lensler ile o kadar iyi çalışmıyordu. Bu arada Nikon ve Canon lenslerini görüntü sabitleme ile güncellemeye devam ettiler; bu sayede yenilenmiş merceklerle daha fazla para kazanıyorlardı.

Görüntü Sabitleme / Titreşim Azaltma / Optik Sabitleme

Daha önce bu terimlerin hepsini duymuş olabilirsiniz ve aralarında bir fark olup olmadığını merak etmişsinizdir. Adlandırma farklı olmakla birlikte, hepsi aynı şeyi ifade eder. Canon, lensleri için “Görüntü Sabitleme” (IS) terimini kullanıyor; Nikon, lensleri için “Titreşim Azaltma” (VR) terimini kullanıyor ve Sigma gibi diğer şirketler “Optik Sabitleme” (OS) terimini kullanıyor. Neden hepsi aynı terimleri kullanmıyorlar? Öncelikle markalaşma / pazarlama stratejileri nedeniyle kendilerini rekabetten sıyırmak için elbette. Neyse bu farklı bir konu ve bizim konumuz değil şu an. Ben “görüntü sabitleme” veya “stabilizasyon” terimleri ile devam edeceğim.

Lens Görüntü Sabitlemenin Avantaj ve Dezavantajları

Lens stabilizasyonunun geçmişini bildiğimize göre, şimdi kamera gövde içi stabilizasyona kıyasla avantaj ve dezavantajlarına bakalım.

Görüntü Sabitleme Sistemi Neye Göre Seçilir, Lens / Gövde?
Animasyon premiumbeat.com sitesinden alınmıştır.

Lens stabilizasyonunun avantajları

  1. Optik olarak dengelenmiş mercekler daha etkilidir – Bu açıklamanın ardında açık örnekleri olan hiçbir bilimsel temel olmamasına rağmen (en azından benim bildiğim), Canon ve Nikon, görüntü sabitlemenin tek tek mercekler üzerinde ince ayarlanabileceğini iddia ediyorlar. Görüntü sabitleme teknolojisi genel kamera içi görüntü sabitlemeden daha etkilidir. Boyut, ağırlık ve odak uzaklığı gibi objektif özelliklerine dayanan görüntü sabitlemeyi ayarlamak, stabilizasyon için farklı seçenekler sunma avantajı sağlar. Örneğin, bazı stabilizasyon sistemleri, fotoğrafçının hareket eden bir arabadan veya bir tekneden çekim yaptığı durumlarda kullanılabilen “Aktif” moda sahiptir. Bazı yeni görüntü sabitleme uygulamaları hareket türünü algılayacak kadar akıllıdır ve objektif üçayak üzerine monte edildiğinde otomatik olarak görüntü sabitleme özelliğini etkinleştirebilir veya devre dışı bırakabilir. Her objektif kameranın belleğine programlanmadıkça kamera içi sabitleme ile böyle bir özelleştirme yapılması mümkün değildir.
  2. Lens görüntü sabitleme, uzun telefoto / süper telefoto lenslerde daha etkilidir – Temel argüman, uzun merceklerin kamera içi görüntü sabitlemeyle uyumlu olamayan daha büyük sensör hareketleri gerektirmesidir. Bunun tersinin belgelenmesi için, Sony’nin yakın zamanda anons ettiği 500 mm f/4 objektifi ile bir 500mm Nikon/Canon objektife karşı düşük obtüratör hızlarında nasıl bir performans göstereceğini görmek zorundayız. Böyle bir teste rastlamadım, bulsaydım burada yayınlamak isterdim.
  3. Lens görüntü sabitleme, düşük ışık koşullarında daha etkilidir – Görüntü zaten objektiften dengelenmiş olduğundan, düşük ışıklı durumlarda kameranın pozlama ve AF ölçüm sensörleri daha doğru sonuçlar verir.

Aşağıdaki listede olanlar da geçerliliklerini yitiren ya da daha az önemli diğer avantajlar:

  1. Görüntü sabitleme vizörde görülüyor – Bu, yalnızca DSLR gövdeleri birbirleriyle karşılaştırırken bir avantaj. Görüntü sabitleme aynasız kameralar ve Sony SLT (Tek Lens yarı saydam) kameralar gibi elektronik vizörlere sahip kameralar üzerinde de görülebilir.
  2. Daha küçük ve daha ucuz kamera gövdesi – Bu artık bir avantaj değil çünkü kamera içi gövdeye görüntü sabitleme sistemi dahil etme maliyeti oldukça düştü. Aslında, günümüzde diğer üreticilerden gelen görüntü sabitlemeli kameraların çoğu Nikon / Canon DSLR’lere kıyasla daha ucuzlar.
  3. Filmli kameralarla çalışır – Çoğu dijital fotoğrafçı muhtemelen “kimin umurunda” diyecektir. Nikon, yeni objektiflerin hepsinde diyafram halkasını ortadan kaldırıyor ve bu şekilde daha yeni VR objektiflerle kullanılabilen filmli kameraların sayısını da sınırlamış oluyor.

Şimdi lens stabilizasyonunun dezavantajlarından bahsedelim.

Lens stabilizasyonunun dezavantajları

  1. Kullanılabilirlik – Canon ve Nikon daha eski objektifleri güncellerken ve görüntü sabitleyici özelliği ile yeni objektifler çıkarırken, asal ve geniş açılı gibi birçok objektifin hala görüntü sabitleme sistemleri yok. Süper geniş açılı mercekler de dahil olmak üzere tüm merceklerde stabilizasyon sisteminin eklenmesi kesinlikle gerekli bence. Neyse ki Nikon, en sık kullandığım AF-S NIKKOR 16-35mm f/4G ED VR lensi görüntü sabitlemeli çıkardı.
  2. Daha Yüksek Maliyet – Görüntü sabitlemeli daha yeni mercekler, görüntü sabitleme olmayan lenslerden daha maliyetlidir.
  3. Görüntü Sabitleme bokehi bozabilir – Bunu okumak sizin için bir sürpriz olabilir, ancak doğrudur. Objektiften geçen ışık, stabilizisayon işlemi uygulandığında optik yolundan kaydırıldığından objektif, bokehi olumsuz yönde etkileyebilir.
  4. Yeni gelişmeler lenslerin de güncellenmesini gerektiriyor – Bunu Nikon VR ve VR II ile gördük. Nikon, VR teknolojisini geliştirdiğinde yeni objektiflerini VR II’nin en son sürümü ile güncellemeye başladı. Nikon 200-400mm f/4 gibi bazı objektifler eski modele kıyasla optik olarak özdeştirler, tek farkları VR yerine VR II sistemini kullanmaları.
  5. Görüntü sabitleme çalıştığında rahatsız edici tonda yüksek ses – Bundan sizin de şikayetçi olduğunuzdan eminim, bazı görüntü sabitlemeli lensler, sistem devreye girdiğinde sinir bozucu bir ses üretirler. Bu, kameralarda özellikle video çekimlerinde rahatsız edebilir.

Sensör Görüntü Sabitleme Avantaj ve Dezavantajları

Lens stabilizasyonuna kıyasla kamera içi sensör stabilizasyonunun avantaj ve dezavantajlarına geçelim.

Görüntü Sabitleme Sistemi Neye Göre Seçilir, Lens / Gövde?
Animasyon premiumbeat.com sitesinden alınmıştır.

Sensör stabilizasyonunun avantajları

  1. Tüm merceklerle çalışır – Bu özellik kamerada gövde içi sensör sabitlemenin en büyük avantajıdır. Eski ve üçüncü parti lensler de dahil olmak üzere herhangi bir lensi kullanabilirsiniz, gövde içi görüntü sabitleme işlemi hepsiyle çalışacaktır.
  2. Bir kerelik maliyet – Gövde içi görüntü sabitleme özelliği olan bir kamera satın alırsınız ve tüm mercekleriniz otomatik olarak görüntü sabitleme avantajından yararlanır.
  3. Kamera yükseltmesi & objektif yükseltmesi – Kamera içi görüntü sabitleme sisteminin daha yenisi, daha etkilisi çıktığında, tüm merceklerinizi yenilemek yerine yalnızca kameranızı yenilemeniz yeterlidir.
  4. Daha küçük, daha hafif ve ucuz mercekler – Merceklerin içinde görüntü sabitleme mekanizması gerekmediği için, genellikle daha küçük ve daha hafif üretmek daha ucuz olmasını sağlar.
  5. Daha az hassas mercekler – Merceklerin içinde hassas görüntü sabitleme sistemi olmadığından herhangi bir darbe alması halinde zarar görme ihtimali daha düşüktür.
  6. Bokeh üzerinde hiçbir olumsuz etkisi yoktur – Işık, optik yol boyunca herhangi bir kayma olmaksızın yol alır, bu nedenle bokeh etkilenmez.
  7. Sinir bozucu objektif sesi gelmez – Bazı optik olarak dengelenmiş objektifler rahatsız edici bir tonda ses üretirler. Görüntü sabitleme olmadığı için, mercekten duyacağınız tek ses otomatik odaklanma motoru sesidir. Bu, harici bir mikrofon olmadan video kaydetmek için bir avantajdır.

Sensör stabilizasyonunun dezavantajları

  1. Düşük ışık koşullarında daha az doğru pozlama ölçümü ve AF performansı – Mercekten çıkan görüntü stabilize olmadığı için, Faz Algılama sisteminde kamera ölçümü ve AF sensörleri aynı zamanda titrek bir görüntü alırlar. Bu nedenle, düşük ışıklı ortamlarda özellikle pozlama ölçüm ve AF performansı olumsuz olarak etkilenebilir.
  2. Uzun telefoto / süper telefoto lensler için çok etkili değildir – Mercek ne kadar uzun olursa, sensörün sarsıntıyı telafi etmesi için o kadar çok hareket etmesi gereklidir. Bu tür algılayıcı hareketleri için kamera gövdesi içindeki alan sınırlı olduğundan, bu tip lenslerde gövde içi görüntü sabitleme sistemi genellikle daha az etkilidir.

Lens stabilizasyonuna benzer şekilde, aşağıdaki dezavantajlar bence önemsizleşti, çünkü artık modern kameralar için geçerli değiller:

  1. Görüntü sabitleme vizörde görünmüyor – Bu, yalnızca DSLR’leri karşılaştırırken bir dezavantaj. Görüntü sabitleme aynasız kameralar gibi elektronik vizörlere sahip kameralar üzerinde görülebilir.
  2. Daha pahalı kamera gövdesi – Görüntü sabitlemeyi kamera gövdesine dahil etme maliyeti günümüzde oldukça küçüktür, bu yüzden artık bir dezavantaj değil. Aslında, günümüzde diğer üreticilerin gövde içi görüntü sabitlemeli kameraların çoğu gövdelerinde görüntü sabitleme özelliği sunmayan Nikon / Canon DSLR’lere kıyasla daha ucuzdur.
  3. Filmli kameralarda hiçbir görüntü sabitleme seçeneği yoktur – Bugün birçok fotoğrafçı için önemli değil, çünkü dijital çekim yapıyorlar.

Toparlamak gerekirse

Her bir görüntü sabitleme teknolojisinin tüm artılarını ve eksilerini inceledikten sonra, henüz birinin diğerinin yerini tam olarak alamayacağı açıktır. Bazı durumlarda kamera içi sabitleme diğer bir takım avantajlarına ek olarak tüm lensler ile birlikte çalıştığından tercih edilirken, uzun telefoto ve süper telefoto lenslerde pratik olarak kullanılamaması dezavantajı görmezden gelinemez. Fark büyük olmasa bile, elektronik vizörlerin ve aynasız fotoğraf makinelerinin, hızlı hareketli sporlar ve vahşi yaşam fotoğrafçılığı için çok etkili olduğu henüz kanıtlanmış değil. Kamera üreticileri yenilik yapmaz ve bu boşluğu azaltmanın bir yolunu bulamazlarsa, Nikon / Canon DLSR pazarındaki hakimiyetlerini bir süre sürdürecek gibi görünüyor.

İki sistem bir arada olamaz mı?

En iyi yaklaşım, iki stabilizasyon teknolojisini bir kamera sisteminde birleştirmek olacaktır. Görüntü sabitleme sistemi, spor ve yaban hayatı fotoğrafçıları için uzun odak uzaklı lenslere dahil edilmeli ve diğer tüm durumlar için kameralarda da kullanılabilmelidir. Fotoğraf makinesi yazılımı, kameraya stabilizasyonlu bir lensin takıldığını gördüğünde sensör stabilizasyonu ile birlikte senkronize çalışmasını sağlayabilir.

Örneğin; Olympus OM-D E-M1 MII aynasız makinemde bu model için geliştirilen sensör stabilizasyon mekanizması 5 eksende telafi yapar ve elde çekimlerde enstantane hızında 4 durak avantaj sağlar. Görüntü sabitleme özellikli yeni M.ZUIKO DIGITAL ED 12-100mm 1:4.0 IS Pro lens ile birlikte 6.5 durağa kadar telafi yapar. Dolayısıyla hem gövde içi ve hem de lens üzerinde bulunan stabilizasyon sistemini birlikte kullanabilen yeni bir teknolojidir.

Görüntü Sabitleme Sistemi Neye Göre Seçilir, Lens / Gövde?

Bu çığır açan görüntü sabitleme sistemi E-M1 Mark II’yi her türlü ışıkta elde video ve fotoğraf çekimi için ideal bir seçenek haline getiriyor. Ben, bu ekipmanım ile 1 saniye enstantane hızında elde çok temiz fotoğraflar çekebiliyorum!

İki sistemi tek ekipmanda birleştirmedeki bir diğer zorluk, mevcut lenslerdeki görüntü çemberinin, sensör stabilizasyonunu destekleyecek kadar büyük olup olmadığını değerlendirmek ve görebilmektir, çünkü sensör stabilizasyonu, merceklerinkinden daha büyük görüntü çemberine ihtiyaç duyar. Nikon Z Bayonete geçerek bunu aştı. Bakalım Canon, mevcut objektiflerini kamera içi stabilizasyonu desteklemek için güncelleştirmek zorunda kalacağı için bunu yapmak isteyecek mi, göreceğiz.

Ben, yakın zamanda Canon’un da aynasız kameralarında kamera içi sabitlemeye geçeceğini düşünüyorum. Gerçi her lens güncellendiğinde karlarına kar katıyorlar. Kamera içi sabitlemeyi etkinleştirdikleri takdirde, geniş açı ve asal merceklere IS / VR ekleme konusundaki ilgi kaybolacak. Gerçekten görüntü sabitlemeye ihtiyaç duyan bazı lenslerde bunun olmadığını görmek acı verici, çünkü eskiden Nikon ve şimdi hala Canon buna gerek olmadığını düşünüyor veya para kazanmak için bunu gelecekteki yeni güncellemerle eklemeyi planlıyorlar.

Aynasız kameralar söz konusu olduğunda, kamera içi görüntü sabitleme bana kalırsa en iyi yol. Nikon bence Nikon 1 serisinde bu fırsatı yakalamıştı ama yapmadı. Aynasız elektronik vizör teknolojisi kullanıldığında, lens bazlı görüntü sabitleme artık çok fazla anlam ifade etmiyor. Buna karşın, aynasız kameraların kompakt ve hafif olması da gerekiyor. Objektif görüntü sabitleme, objektifin boyut ve ağırlığına olumsuz katkıda bulunuyor ve piyasadaki diğer aynasız sistemlere avantaj sağlıyor.

Özet

Yeni bir kamera alım sürecinde olsam, gövde içi görüntü sabitleme sisteminin varlığı kamera seçim kriterlerim içerisinde başlarda olurdu. Yani bu özellik benim için seçim yapmamı etkileyecek derecede önemli bir kriter artık.

Spor, aksiyon veya vahşi yaşam çekimleri yapan bir fotoğrafçı olsaydım, sanırım lenste stabilizasyonu olan bir ekipman tercih ederdim. Yukarıda da belirttiğim gibi telefoto ve super telefoto lenslerde gövde içi stabilizasyonda sıkıntılar henüz devam ediyor.

Astro fotoğrafçısı olsaydım, Astrotracer ve GPS’li gövde içi sensör stabilizasyonu özelliğiyle Pentax fotoğraf makinelerini tercih edebilirdim. Astrotracer, sensörü gök cisimlerini izlemek için hareket ettirir ve pozlamayı yıldız izleri olmadan uzun süre uzatabilir.

Görüntü sabitleme hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Sensörde görüntü sabitlemeyi mi objektifte görüntü sabitlemeyi mi tercih edersiniz? Bu özellik sizin ekipman seçim kriterleriniz arasında hangi önemde? Bunları nedenleriyle birlikte aşağıdaki “Yorumlar” kısmında benimle paylaşır mısınız?

Işığınız bol olsun.

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Sebahattin Demir
Mühendis ama Tıp meraklısı. Profesyonel yönetici. Seyahat etmeyi seven bir fotoğraf gönüllüsü. Okumayı, araştırmayı, sorgulamayı sever. İnsan ilişkilerine ve saygıya önem verir. Bildiklerini paylaşmaktan mutluluk duyar. "Bilmiyorum" demekten çekinmez. Türkçe yazım kurallarına uymayanlarla arası iyi değildir.
avatar
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Okyar Atilla
Ziyaretçi
Okyar Atilla

Çok teknik bir konu ancak bu kadar anlaşılır anlatılabilir. Üçüncü gövden Mİnolta Maxxum 5D idi ve gövdede IS vardı. Hatırladığım 1,5 ya da 2 stop avantaj sağlıyordu. Şimdi ise yazınızda da belirtiğiniz gibi 4 stop ve çok boyutlu (yönlü yani ilk tasarımlar yukarı-aşağı iken şimdi her yönde). Sony Minolta’yı satın alıp uyuyan Alpha serisine başladığında bu özelliği önemli bir pazarlama aracı olarak kullandı. Pratik tavsiye olarak eğer başlangıç seviyesi bir gövde kullanıyorsanız muhtemelen CCD nin mont edildiği mekanik sistem hiçbir zaman üst seviyedeki bir gövde kadar robut olmayacaktır. Bu da ister istemez perde hareketinde bile CCD nin sallanmasıdır. Bunu ikinci gövdem Canon 350D de acı bir şekilde yaşamıştım. 1/125 altına indiğimde bulanıklık kaçınılmazdı.

Dr. Soner Recai Öner
Ziyaretçi

Güzel bir makale yazmışsınız. Tebrikler.
Nispeten yeni bir teknolojinin artı değere dönüştürülme süreci…
Kullandığım makine markasında bu fark makine fiyatını bir misline yakın arttırmış durumda.
Fotoğrafın netlik sınırı, optik elemanlar zinciri, ışık – elektrik transduceri artı yazılım dizgesinin kalite ve uyumluluğu temelinde gelişiyor herhalde.
Tripod ve/veya taş gibi durabilen fotoğrafçı ihtiyacı yavaşça ortadan kalkacak mı kim bilir?
Kamera veya lensin darbe görmesi durumunda gövde sistemlerindeki sensörlerde sıkışmalar oluyor. Tamiri 500 dolar civarında. Objektifte buna dair bir şeye rastlamadım. Marka fark etmiyor.
Hareketli nesnelerin net fotoğraflanması işi daha bir süre sensör hassasiyeti, enstantane hızı, nesne takip-autofocus yazılımları ve ışık şiddetine bağımlı olacak gibi.
Lens veya gövdedeki görüntü sistemlerinin nesne hareketinden ziyade şimdilik fotoğrafçının ve/veya objektif – gövde kompleksinin hareketsizliğindeki sorunlara yönelik iyileştirme yönünde kullanılacağı kanaatindeyim. Sevgi ve saygılarla.

Murat Çelik
Ziyaretçi
Murat Çelik

selam, çok ayrıntılı ve güzel açıklamışsınız eminim fotoğrafçılıkla ilgilenenler için kıymetli bilgiler içeriyor, eşimin yemekle ilgili youtube hesabı var, videoları ve fotoğrafları lg marka cep telefonuyla çekiyor, bir fotoğraf makinası almaya karar verdik, canon eos 800d ve 77d tavsiye edildi, sizin bir tavsiyeniz olur mu? gövde sabitleyici mi lens sabitleyici mi alsam bilemedim. cevabınızı bekliyorum iyi günler.

ÖZEL MAKALE

Image Stack ile fotoğraftaki gürültüyü (kumlanmayı) yok etmek

Image Stack ile Fotoğraftaki Gürültüyü (kumlanmayı) Yok Etmek
Gece fotoğrafı çekiyorsunuz ya da karanlık bir kapalı ortamı fotoğraflamak istiyorsunuz. Tek çözüm Yüksek ISO kullanmak. Ama bu durumda Fotoğrafta gürültü yani kumlanma olacak. Peki bu gürültüden kurtulmanın bir yolu yok mu? Var elbette; Photoshop'un Image Stack Yöntemi.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Bir gün yolda yürürken Temel'in yolunu hırpani bir adam kesmiş "Allah rızası için, acıyın şu fakire" demiş. Temel, acıklı acıklı adama bakmış "Çok aciyrum sana uşağum" demiş ve yürümeye devam etmiş. Adam arkasından yetişip tekrar önünü kesmiş "Karnım çok aç, kaç gündür ağzıma lokma koymadım" demiş. Temel "Bak işte pu olmadu uşağum" demiş, "Hiç değilse pi kaç lokma yemelisun". Evet, tok açın halinden anlamıyor. Diyelim ki fotoğrafı çok seviyorsunuz ve heves ediyorsunuz. Kendinize bir kamera almak amatör olarak fotoğraf çekmek istiyorsunuz ama nereden ve nasıl başlayacağınız hakkında hiçbir bilginiz yok. Ne yaparsınız? Bu konuda bilgi sahibi tanıdık eş dostlarınıza fikirlerini sorarsınız İlgili forum sitelerine danışırsınız Bir fotoğraf mağazasına gider, bilgi alırsınız Bol bol araştırma yapar, kitaplar okur, videolar izlersiniz. Belki de bunların birkaçını veya hepsini birden yaparsınız. Ama genellikle size verilen cevaplarda hep, sanki karşınızdaki profesyonelmiş de siz onların seviyesine çıkana kadar çook uzun yıllarınızı harcamanız gerekiyormuş gibi hissettirler size. Haydi gelin itiraf edelim; hangimiz bize danışan bir yeni başlayana böyle hissettirmedik? Baştan söyleyeyim, tersini söylerseniz inanmam! Fotoğrafçılıkta ne kadar çok düşman var! Işığın düşmanı karanlık, DSLR'nin düşmanı aynasız, Nikon'cular bir yanda Canon'cular bir yanda. Aynasız'cılar bile fraksiyonlara ayrılmış durumdalar; tam kareciler (Full frame), çarpanlı gövdeciler (APS-C) veya Mikro 4/3 fanları. Biter mi, daha var; Sony'ciler, Fuji'ciler, Pentax'çılar, Panasonic'çiler ... Makrocular, portreciler, manzaracılar, modacılar, ürüncüler, yemekçiler, düğüncüler, sokakçılar, her ne rastgelirseciler ... Ama bunların da önünde çok daha önemli bir ayrım var, PROFESYONELLER ve AMATÖRLER. Ben bu tanımları son zamanlarda iyice merak etmeye başladım, neye göre profesyonel, kime göre amatör? Bir kameraya sahip olanlar neden profesyonel olmak isterler? Ya da öyle görünmek isterler? İşimi gören, fazla sorun çıkartmayan, istediğim asgari konforu bana sunan arabam varken, neden bir Formula 1 yarışçısına heves edeyim? Seçenekler şunlar olabilir mi: Bir araba yarışçısı olmak harika ve heyecan verici! Teknolojisi benim için büyüleyici ve bu otomobillerde bu faslasıyla var! Kim bütün gün araba kullanmak ve üstüne deli para kazanmak istemez ki? İşimden sıkıldım, orta yaş bunalımına girdim, heyecan lazım! Yine de birçoğumuz otomobilimizi sadece bir araç olarak düşünmekten memnunuz. Öyleyse fotoğrafçılık neden farklıdır? Çoğumuzun bu alandaki EN'leri hedef almamızı, onlar gibi olmak istememizi sağlayan şey nedir? Hiç forum sohbetlerine katıldınız mı? Ya da yeni favori kameranıza veya lensinizi bir inceleme sayfasında okumaya çalıştınız mı? Ben bunları ne zaman yapsam, neredeyse her zaman o an sahip olduğum ekipmanım için yapmış olduğum seçimlerimden şüphelenirken ve bir sonraki satın alacağım ekipmanımı ararken bulurdum kendimi. Bir gün fark ettim ki: ben bu ölüm kalım soruları (!) ile uğraşırken bir şey yapmayı unutmuşum: fotoğrafçılıktan zevk almak. Photoshop'da fotoğraflarımla uğraştığım, saatlerimi harcadığım, ışıklandırma, kompozisyon, netlik ve benzeri takıntılarım nedeniyle kendimi hep üzgün ve yetersiz hissediyordum, kafamda hep o deli sorular vardı; daha iyisi nasıl olabilir acaba? Ve elbette, internette daha fazla zaman harcıyordum. Sonra, bunun sıkışıp kalmışlık ve basit bir kısır döngü olduğunu anladım. Belki de en iyi ekipman falınıza baktırabilirsiniz :) Bence fotoğrafçılık, sanat ve teknolojinin kutsal bir evliliğidir. İdealinde, bu iki bileşen arasında sağlıklı bir denge olmalıdır. Yeni başlayanlar da bu ideal dünyada her iki konuda da dengeli kaynaklar bulmalıdır. Asıl nokta ise, "Adım adım nasıl sanatçı olunur" gibisinden bir rehberin olmaması. Öte yandan, teknolojiyle ilgili öğrenilebilecek o kadar çok fazla bilgi var ki, en iyi sonucu elde etmek cebinizin ne kadar dolu olduğuna bağlı. İlk DSLR kameramı aldığımda, sadece birkaç günlük google araştırmalarımda, profesyonellerin profesyonel ekipmanlara sahip olduğu ve bu nedenle profesyonel fotoğraflar çektiği, daha iyi ve profesyonel olmanın birbiriyle bağlantılı olduğu hissine kapılmıştım. Amatör olmak veya amatör görünmek kötü bir şey mi? Bu soruyu cevaplamak için “Fotoğrafın konusu nedir?” sorusuna cevap bulmak gerek. Bu sorunun kitaplardaki cevabı şudur: Işığı yakalamak. Genel geçer cevapları ise: Anı yakalamak. En iyi kamera, en iyi ayarlar, en iyi lens, dışarı çıkıp denemeler yapmak yerine bunları düşünmek ve gerçekten o anı kaçırmak. Teknikleri ve teknolojiyi görmezden gelerek amatör olmayı mı kastediyorum? Elbette hayır. Bir araba kullanıyorsanız, göstergelerini kullanmanız, farları yakmanız, motor yağını kontrol etmeniz, kış lastikleri bulundurmanız gerekir. Ama aynı seyahati 15 yaşındaki bir Fiat ile, tıpkı yeni model bir Audi'de olduğu gibi yapabilir ve harika bir doğada, muhteşem manzara boyunca eşit derecede eğlenceli bir seyahat yapabilirsiniz. "Profesyonel, amatöre karşı" dilemmasına rastlamışsınızdır. Kendim için şunu net olarak söyleyebilirim; ben profesyonel değilim, amatör yerine fotoğraf gönüllüsü olmayı tercih ediyorum. Bir fotoğraf gönüllüsü olarak, fotoğrafa ilk başladığımda duymak istediğim bazı ipuçlarını ve püf noktalarını şöyle sıralayabilirim: Ekipman Ekipmanın aşırı bir önemi yoktur. Fotoğrafçılığa giren çoğu insan, ellerindeki ekipmanın ne kadar iyi olduğunu ve bunlarla neler yapabileceklerini es geçer. Eğer gerçek bir acemi iseniz, alabileceğiniz ilk giriş seviyesi kamerayı almanızı ve fotoğrafta Pozlama nedir, Doğru pozlama nasıl yapılır öğrenebilmek için manuel ayarlar ile kullanmanızı öneririm. Bunu yaparak, gelecekte yeni bir kamera isteyeceğiniz zaman, tercihlerinizin ne olduğu konusunda oldukça doğru bir fikre sahip olacaksınız. Eğer çoğunlukla etrafta koşan çocukları, hayvanları veya uçan kuşları fotoğrafladığınızı fark ederseniz, hızlı ve doğru otomatik netleme yapan modellere göz atmalısınız. Sıkça seyahat ediyorsanız ve bir de kilolarca ekipman taşımak istemiyorsanız,  küçük kompak kameralara bakmak isteyebilirsiniz. Büyük olasılıkla bir tam kare (Full frame) canavardaysa gözünüz, o zaman ayrı, kalbinizinden gelen bu sesi göz ardı etmeyin! Ben tüm seyahatlerimde Nikon D850 kameramı yanıma alıyorum. Peki, D850'min tüm potansiyelini kullanıyor muyum? Evet kullanıyorum. Neden şaşırdınız, hayır cevabı bekliyordunuz, itiraf edin. Evet kullanıyorum, çünkü o kamerayı bu özelliklerini kullanmak için aldım ben. Onun tüm özelliklerini blogumda anlatan onlarca yazı bulabilirsiniz. Onu seviyorum. Kesinlikle! Amatör olmanın en iyi yanı, ekipman satın almanın finansal değil duygusal bir karar olduğudur. Ben ekipmanımı bir yatırım olarak değil, bir iş ortağım olarak seçmeye çalışıyorum. Köyün birinde köy meclisi toplanmış, köyü ve köylüyü kalkındırmak için bir atılım yapmaya karar vermişler. Atalet içindeki köylüyü buna ikna için neler yapabiliriz diye düşünürken, içlerinden biri "Nasreddin hocayı davet edelim, bunu o anlatsın. Köylü onu dinler" demiş. Fikir çok benimsenmiş, hocaya gidip isteklerini iletmişler. Hoca "Gelirim ama bir şartla" demiş, "Bir kese altın isterim". Köylüler, "Aman hocam, nerden bulalım bu kadar altını" dedilerse de hoca isteğinden vazgeçmemiş. Çaresiz kabul etmişler, köye dönüp herkesten, elde avuçta ne varsa toparlayıp hazır etmişler. Gün gelip çatmış, hoca köye gelmiş. Tüm köy halkı meydana toplanmış, heyecanla hocayı bekliyorlar. "Önce altınları göreyim" demiş hoca. Vermiş köylüler. Almış cebine koymuş. Sonra başlamış konuşmaya. Hoca konuştukça, köylüler coşmuş, köylü coştukça hoca coşmuş. Muhteşem bir konuşmanın ardından hoca, köy heyetini çağırmış, cebinden keseyi çıkarıp onlara geri vermiş. Köylüler şaşkın! "Hocam ne oldu, neden geri veriyorsun" demişler. Hoca cevaplamış "Bu altını sizden iki nedenle istedim" demiş ve devam etmiş "Birincisi, para verdiğiniz için beni can kulağıyla dinlemek zorunda kaldınız. İkincisi, insan cebinde para olunca bir başka konuşuyor be" demiş. Artık buradaki kıssayı ve çıkacak hisseyi de size bırakıyorum :) Bir amatörün ihtiyaç duyabileceği şeylerden daha fazlasını sunan bir sürü harika kamera var. Ancak, sizin için gerçekten önemli olan veya hayatınızı kolaylaştıracağını düşündüğünüz ve bunun karşılığını ödeyebileceğiniz tek bir özelliği bile varsa: gidin alın! Çantanızdan her çıkardığınızla bayramda en sevdiği hediyeyi almış bir çocuk gibi hissedeceğinizden emin olun. Peki o zaman lensler? Kameralara benzer şekilde, en çok kullandıklarınızı belirleyin ve bunlara sadık kalın, çok sık lens değiştirmeyin. Arkadaşlarınıza tatil fotoğraflarınızı gösterdiğinizde, "Aaaa çok güzel çözünürlükte çekmişsin" mi der? İddia ediyorum hiç kimse farkına varmayacaktır. Ama ben genellikle prime yani asal lenslerimi kullanıyorum, arkadaşlarımın fotoğraflarımdaki çözünürlükleri farkedip, bunu bana söylemeleri için değil, sadece kendim için, onlarla daha zevkli çalıştığım ve onlardan büyük baskılar alıp ofisimin duvarlarına asmayı sevdiğim için. Sonra onların yerine yenisi geldiğinde ya da ofisime gelen bir dostum birini beğendiğinde, onları dostlarıma hediye etmekten çok büyük mutluluk duyduğum için. Aynısı aksesuarlar için de geçerli. Mümkünse satın almadan önce onları deneyin ve hangilerinin size gerçek bir fayda sağladığını görün. Örneğin, ben mutlaka üçayak kullanmaya özen gösteririm. Bunun benim için ne kadar önemli bir araç olduğunu biliyorum. Öyle ki, yurtdışı seyahatlerimde bile bir seyahat üçayağım vardır yanımda. Post prodüksiyon, fotoğrafı işleme aşaması İşte size kendi fotoğraflarınızdan nefret edebileceğiniz bir aşama! Kameranızı bir spor müsabakasına götürüp, oradan 1000'e yakın fotoğrafla eve döndünüz mü? Peki, hiç onları işlemeyi denediniz mi? Sizi iyi hissettirdi mi? Evet, ben de öyle düşünmüştüm. Bazılarının neden bu noktada yalnızca JPEG fotoğraf çekmeyi düşündüğünü anlıyorum. Adil olmak gerekirse, JPEG formatında çekilmiş bir fotoğraf kusursuz olmayabilir, ama yine de çok iyi görünebilir. Fakat RAW fotoğraf çekmek her zaman yeni bir olasılık ufku açar. Başlangıçta JPEG çekim yaparsanız, çıkacak görüntüyü makineninizde yaptığınız ayarlara göre fotoğraf makinesine bırakabilirsiniz. RAW çekim yapmak, sahada harcayacağınız tonlarca zamandan kazanmanızı sağlar. Ya da zifiri karanlık gölgeleri hatırlayın, işleme aşamasında birkaç sürgü hareketi ile size fark yaratan bir dünya yaratabilir ve sizi daha hoş bir sonuçla mutlu edebilir. İlk başladığım zamanlarda fotoğraflar üzerinde sonradan yapılan Photoshop müdahelelerine dair bazı çekincelerim vardı. Sonradan farkettim ki, ne yaparsanız yapın, hiçbir kamera asla tıpkı gözlerimizle gördüğümüz gibi bir fotoğraf çekemiyor. Ben, sonuçta sevdiğim fotoğraflara sahip olmak istiyorum ve o kaydırıcılarla biraz oynamanın bence bir zararı yok. Bunları yazıyorum diye beni monitörün başında saatler geçiren biri sanmayın, sıkılırım zaten, yapamam. Bu yüzden fotoğraf işlemek için harcadığım zamanı kademeli olarak azalttım. Genellikle fotoğrafların çoğunda uygulayacağım, kamera standart profili, lens düzeltme, makul miktarda kontrast, netlik ve titreşim gibi ayarlardan oluşan bir ön ayar kullanarak da zaman kazanmaya odaklanıyorum. Bu, beyaz dengesi ve pozlama ayarları, gerektiğinde vinyet veya kırpma gibi fotoğrafların ince ayarlarıyla geçirmem gereken zamanı önemli ölçüde azaltıyor. Sorumu yineliyorum, "Amatör olmak kötü mü?" Kesinlikle hayır! Bir amatör olmak ve öyle kalmak harika! Bir kere, beklentilere bağlı değilsin, herhangi bir hata yapabilirsin, kendi kurallarını ve estetiğini tanımlayabilirsin, ve neden fotoğraf çektiğini hatırlarsan, çektiğin fotoğrafları daha fazla sevmeyi öğrenebilirsin. Gerçekçi olmayan ya da hep rakiplerinizden daha iyi olmanız için devamlı sol omzunuzda bik bik eden şeytan tarafından rahatsız edilmezsiniz, çünkü size ömür boyu sürecek bir deneme yanılma yolculuğuna çıkma ve sadece sürüşün keyfini çıkarma fırsatını verir. Ve buna bonus olarak, kendi hayatınızın değerli, ilginç ve tuhaf anlarından oluşan bir portföy ile mutlu mesut yürüyüp gidersiniz. Belki bir gün bunlar ışığında, kariyer değişikliği düşünmek bile isteyebilirsiniz :) Amatör olun! Reçete basit: Donanımınızı tanıyın, onları başka markalar ve modellerle karşılaştırmak yerine fotoğraf çekmek için kullanın ve benim kadar fotoğraf çekmenin tadını çıkarın! Fotoğraf çekenler daha mutlu oluyor demiş miydim?

Profesyonel Fotoğrafçı Olmamanın Dayanılmaz Hafifliği

Yolda yürürken Temel'in yolunu hırpani bir adam kesmiş "Allah rızası için, acıyın şu fakire" demiş. Temel, acıklı acıklı adama bakmış "Çok aciyrum sana uşağum" demiş ve yürümeye devam etmiş.

POPÜLER İÇERİKLER

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Dijital kameralar hayatımıza girdiğinden beri megapiksel yarışı devam ederken, son birkaç yıldır özellikle kamera çözünürlüğü alanında büyük bir artış yaşandı, 41 Megapiksel kameralı telefonlardan...
Bir köy hikayesi: Sarıyurt

Bir köy hikayesi – Sarıyurt

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?