Görüntü Sabitleme / Titreşim Azaltma: Lenste mi Gövdede mi?

4
Görüntü Sabitleme Sistemi Neye Göre Seçilir, Lens / Gövde?
Görsel panasonic.com sitesinden alınmıştır.
Share Button

Uzunca zamandır SLR ve DSLR kameralar kullanıyorum. Son yıllarda bunlara aynasız kameralar da eşlik etmeye başladı. DSLR gövdelerimde kullandığım tüm zum lenslerim Titreşim azaltma (VR) özellikli. Geçen yıl satın aldığım Olympus OM-D E-M1 MII aynasız kameramın ise gövdesinde görüntü sabitleme özelliği mevcut. Bu kamera ve objektiflerim üzerinde çalışırken, kamera ve objektif stabilizasyon sistemleri arasındaki farklar hakkında bir yazı yazmaya karar verdim. Bu yazıda stabilizasyon nedir konusuna değinmeyeceğim, bu konuya buradaki yazımda detaylıca yer vermiştim. Bildiğiniz gibi, Sony, Pentax ve Olympus gibi kamera üreticileri, gövde içi görüntü sabitleme olarak da bilinen “kamera içi sabitleme” teknolojisi üzerinde ilerlerken, Nikon ve Canon ise “objektiflerde görüntü sabitlemesi” konusunda büyük ilerlemeler kaydediyor. İki sistem arasındaki farklılıkları, her görüntü sabitleme teknolojisinin artılarını ve eksilerini anlatan bu makalenin siz değerli okuyucularım için faydalı olacağını düşündüm.

Sony ve diğer üreticilerin Elektronik Vizör teknolojisine sahip yenilikçi ürünlerinin sayısı arttıkça, “lenste görüntü sabitleme mi, sensörde görüntü sabitleme mi?” gibi sorular tekrar gündeme gelmeye başladı. Tarihsel olarak bakıldığında, kamera gövde içi sensör stabilizasyonunun en büyük dezavantajlarından biri, optik bir vizörü olan geleneksel bir DSLR fotoğraf makinesinde stabilizasyon değişikliklerinin görülemediği gerçeğiydi. Günümüzdeki çoğu aynasız kamera ve bazı SLR benzeri kameralar Elektronik vizör (EVF) özelliği sunduğundan bu eski argüman artık geçerli değil, çünkü sabitleme efektleri hem LCD ekranda hem de Elektronik vizörde görülebiliyor. Objektif üzerindeki sabitleme hala sensör sabitlemesine göre avantajlar sağlıyor mu yoksa Nikon ve Canon gelecekteki kameralarında kamera içi sensör stabilizasyonu sunma yoluna giderler mi? Bu konuyu biraz daha ayrıntılı olarak inceleyelim.

Lens ve Sensör Görüntü Sabitlemenin Tarihçesi

Hem Nikon hem de Canon’un objektif görüntü sabitlemesi kullanmasının en büyük nedeni, geçmişte kamera içi sabitleme yönteminin filmli kameralara dahil edilmesinin çok pahalı olmasıydı, fotoğraf makinesinin gövdesinde bir sensörü hareket ettirmenin bir başka zorluğu ise 35 mm’lik bir film rulosunu taşımaya çalışmaktı. O zamanlarda Canon ve Nikon dijital kameralar kullanan fotoğrafçıların sayısı çok düşüktü, çoğunluk filmli makineler kullanıyordu. Dijital kameralar ilk çıktıklarında 30 Bin dolar gibi çok yüksek fiyatlara satılıyordu. Artı, çoğu fotoğrafçı dijital fotoğraf makinesine geçmekte çok isteksiz davrandılar. Bu nedenle, görüntü sabitlemenin özellikle vahşi yaşam ve spor fotoğrafçıları için tartışmasız gerekli olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmasına rağmen, büyük bir maliyet yükü eklemeden tek uygun yol, kamera gövdeleri yerine bu sistemi lenslere dahil etmekti.

Dijital kameralar daha işlevsel ve uygun fiyatlı hale geldiğinde, fotoğrafçılar dijital makinelere geçmeye başladılar. Daha sonra Sony tarafından satın alınan Konica Minolta, DiMAGE A1 fotoğraf makinesinde sensörde görüntü sabitleme sunan ilk şirket oldu, bunun ardından diğer şirketlerin sensör tabanlı görüntü sabitleme sistemini benimsemeleri vakit aldı. Kamera içi görüntü sabitleme, geleneksel lens görüntü sabitleme teknolojisine göre bir avantaj sağladı, çünkü gövde içi görüntü sabitleme sistemi herhangi eski film mercekleriyle bile çalışıyordu. Nikon ve Canon o sırada görüntü sabitleme konusunda öncü oldular, bu nedenle diğer üreticilerin eski objektiflerini yenilemeleri ve Nikon / Canon’a yetişmeleri çok fazla maliyetli olacaktı. Konica Minolta gibi üreticiler görüntü sabitleme sistemini kamera gövdesine dahil ederek en azından film ve dijital kamera / objektif pazarlarının hakimi Canon / Nikon devleriyle rekabet edebileceklerdi. Kamera içi görüntü sabitleme çok mantıklı olsa da, içinde barındırdığı tuzaklar da vardı. Geleneksel bir DSLR fotoğraf makinesinin çalışma şekli nedeniyle, ayna sensörü engellediğinden, sensörde görüntü sabitlemenin etkisi vizörden görülemiyordu.

Bunlara ek olarak, kamera içi görüntü sabitleme, uzun odak uzaklıklarındaki geniş kaymaları telafi etmek için gereken sensör hareketinin büyüklüğü nedeniyle uzun telefoto lensler ile o kadar iyi çalışmıyordu. Bu arada Nikon ve Canon lenslerini görüntü sabitleme ile güncellemeye devam ettiler; bu sayede yenilenmiş merceklerle daha fazla para kazanıyorlardı.

Görüntü Sabitleme / Titreşim Azaltma / Optik Sabitleme

Daha önce bu terimlerin hepsini duymuş olabilirsiniz ve aralarında bir fark olup olmadığını merak etmişsinizdir. Adlandırma farklı olmakla birlikte, hepsi aynı şeyi ifade eder. Canon, lensleri için “Görüntü Sabitleme” (IS) terimini kullanıyor; Nikon, lensleri için “Titreşim Azaltma” (VR) terimini kullanıyor ve Sigma gibi diğer şirketler “Optik Sabitleme” (OS) terimini kullanıyor. Neden hepsi aynı terimleri kullanmıyorlar? Öncelikle markalaşma / pazarlama stratejileri nedeniyle kendilerini rekabetten sıyırmak için elbette. Neyse bu farklı bir konu ve bizim konumuz değil şu an. Ben “görüntü sabitleme” veya “stabilizasyon” terimleri ile devam edeceğim.

Lens Görüntü Sabitlemenin Avantaj ve Dezavantajları

Lens stabilizasyonunun geçmişini bildiğimize göre, şimdi kamera gövde içi stabilizasyona kıyasla avantaj ve dezavantajlarına bakalım.

Görüntü Sabitleme Sistemi Neye Göre Seçilir, Lens / Gövde?
Animasyon premiumbeat.com sitesinden alınmıştır.

Lens stabilizasyonunun avantajları

  1. Optik olarak dengelenmiş mercekler daha etkilidir – Bu açıklamanın ardında açık örnekleri olan hiçbir bilimsel temel olmamasına rağmen (en azından benim bildiğim), Canon ve Nikon, görüntü sabitlemenin tek tek mercekler üzerinde ince ayarlanabileceğini iddia ediyorlar. Görüntü sabitleme teknolojisi genel kamera içi görüntü sabitlemeden daha etkilidir. Boyut, ağırlık ve odak uzaklığı gibi objektif özelliklerine dayanan görüntü sabitlemeyi ayarlamak, stabilizasyon için farklı seçenekler sunma avantajı sağlar. Örneğin, bazı stabilizasyon sistemleri, fotoğrafçının hareket eden bir arabadan veya bir tekneden çekim yaptığı durumlarda kullanılabilen “Aktif” moda sahiptir. Bazı yeni görüntü sabitleme uygulamaları hareket türünü algılayacak kadar akıllıdır ve objektif üçayak üzerine monte edildiğinde otomatik olarak görüntü sabitleme özelliğini etkinleştirebilir veya devre dışı bırakabilir. Her objektif kameranın belleğine programlanmadıkça kamera içi sabitleme ile böyle bir özelleştirme yapılması mümkün değildir.
  2. Lens görüntü sabitleme, uzun telefoto / süper telefoto lenslerde daha etkilidir – Temel argüman, uzun merceklerin kamera içi görüntü sabitlemeyle uyumlu olamayan daha büyük sensör hareketleri gerektirmesidir. Bunun tersinin belgelenmesi için, Sony’nin yakın zamanda anons ettiği 500 mm f/4 objektifi ile bir 500mm Nikon/Canon objektife karşı düşük obtüratör hızlarında nasıl bir performans göstereceğini görmek zorundayız. Böyle bir teste rastlamadım, bulsaydım burada yayınlamak isterdim.
  3. Lens görüntü sabitleme, düşük ışık koşullarında daha etkilidir – Görüntü zaten objektiften dengelenmiş olduğundan, düşük ışıklı durumlarda kameranın pozlama ve AF ölçüm sensörleri daha doğru sonuçlar verir.

Aşağıdaki listede olanlar da geçerliliklerini yitiren ya da daha az önemli diğer avantajlar:

  1. Görüntü sabitleme vizörde görülüyor – Bu, yalnızca DSLR gövdeleri birbirleriyle karşılaştırırken bir avantaj. Görüntü sabitleme aynasız kameralar ve Sony SLT (Tek Lens yarı saydam) kameralar gibi elektronik vizörlere sahip kameralar üzerinde de görülebilir.
  2. Daha küçük ve daha ucuz kamera gövdesi – Bu artık bir avantaj değil çünkü kamera içi gövdeye görüntü sabitleme sistemi dahil etme maliyeti oldukça düştü. Aslında, günümüzde diğer üreticilerden gelen görüntü sabitlemeli kameraların çoğu Nikon / Canon’a kıyasla daha ucuzlar.
  3. Filmli kameralarla çalışır – Çoğu dijital fotoğrafçı muhtemelen “kimin umurunda” diyecektir. Nikon, yeni objektiflerin hepsinde diyafram halkasını ortadan kaldırıyor ve bu şekilde daha yeni VR objektiflerle kullanılabilen filmli kameraların sayısını da sınırlamış oluyor.

Şimdi lens stabilizasyonunun dezavantajlarından bahsedelim.

Lens stabilizasyonunun dezavantajları

  1. Kullanılabilirlik – Canon ve Nikon daha eski objektifleri güncellerken ve görüntü sabitleyici özelliği ile yeni objektifler çıkarırken, asal ve geniş açılı gibi birçok objektifin hala görüntü sabitleme sistemleri yok. Süper geniş açılı mercekler de dahil olmak üzere tüm merceklerde stabilizasyon sisteminin eklenmesi kesinlikle gerekli bence. Neyse ki Nikon, en sık kullandığım AF-S NIKKOR 16-35mm f/4G ED VR lensi görüntü sabitlemeli çıkardı.
  2. Daha Yüksek Maliyet – Görüntü sabitlemeli daha yeni mercekler, görüntü sabitleme olmayan lenslerden daha maliyetlidir.
  3. Görüntü Sabitleme bokehi bozabilir – Bunu okumak sizin için bir sürpriz olabilir, ancak doğrudur. Objektiften geçen ışık, stabilizisayon işlemi uygulandığında optik yolundan kaydırıldığından objektif, bokehi olumsuz yönde etkileyebilir.
  4. Yeni gelişmeler lenslerin de güncellenmesini gerektiriyor – Bunu Nikon VR ve VR II ile gördük. Nikon, VR teknolojisini geliştirdiğinde yeni objektiflerini VR II’nin en son sürümü ile güncellemeye başladı. Nikon 200-400mm f/4 gibi bazı objektifler eski modele kıyasla optik olarak özdeştirler, tek farkları VR yerine VR II sistemini kullanmaları.
  5. Görüntü sabitleme çalıştığında rahatsız edici tonda yüksek ses – Bundan sizin de şikayetçi olduğunuzdan eminim, bazı görüntü sabitlemeli lensler, sistem devreye girdiğinde sinir bozucu bir ses üretirler. Bu, kameralarda özellikle video çekimlerinde rahatsız edebilir.

Sensör Görüntü Sabitleme Avantaj ve Dezavantajları

Lens stabilizasyonuna kıyasla kamera içi sensör stabilizasyonunun avantaj ve dezavantajlarına geçelim.

Görüntü Sabitleme Sistemi Neye Göre Seçilir, Lens / Gövde?
Animasyon premiumbeat.com sitesinden alınmıştır.

Sensör stabilizasyonunun avantajları

  1. Tüm merceklerle çalışır – Bu özellik kamerada gövde içi sensör sabitlemenin en büyük avantajıdır. Eski ve üçüncü parti lensler de dahil olmak üzere herhangi bir lensi kullanabilirsiniz, gövde içi görüntü sabitleme işlemi hepsiyle çalışacaktır.
  2. Bir kerelik maliyet – Gövde içi görüntü sabitleme özelliği olan bir kamera satın alırsınız ve tüm mercekleriniz otomatik olarak görüntü sabitleme avantajından yararlanır.
  3. Kamera yükseltmesi & objektif yükseltmesi – Kamera içi görüntü sabitleme sisteminin daha yenisi, daha etkilisi çıktığında, tüm merceklerinizi yenilemek yerine yalnızca kameranızı yenilemeniz yeterlidir.
  4. Daha küçük, daha hafif ve ucuz mercekler – Merceklerin içinde görüntü sabitleme mekanizması gerekmediği için, genellikle daha küçük ve daha hafif üretmek daha ucuz olmasını sağlar.
  5. Daha az hassas mercekler – Merceklerin içinde hassas görüntü sabitleme sistemi olmadığından herhangi bir darbe alması halinde zarar görme ihtimali daha düşüktür.
  6. Bokeh üzerinde hiçbir olumsuz etkisi yoktur – Işık, optik yol boyunca herhangi bir kayma olmaksızın yol alır, bu nedenle bokeh etkilenmez.
  7. Sinir bozucu objektif sesi gelmez – Bazı optik olarak dengelenmiş objektifler rahatsız edici bir tonda ses üretirler. Görüntü sabitleme olmadığı için, mercekten duyacağınız tek ses otomatik odaklanma motoru sesidir. Bu, harici bir mikrofon olmadan video kaydetmek için bir avantajdır.

Sensör stabilizasyonunun dezavantajları

  1. Düşük ışık koşullarında daha az doğru pozlama ölçümü ve AF performansı – Mercekten çıkan görüntü stabilize olmadığı için, Faz Algılama sisteminde kamera ölçümü ve AF sensörleri aynı zamanda titrek bir görüntü alırlar. Bu nedenle, düşük ışıklı ortamlarda özellikle pozlama ölçüm ve AF performansı olumsuz olarak etkilenebilir.
  2. Uzun telefoto / süper telefoto lensler için çok etkili değildir – Mercek ne kadar uzun olursa, sensörün sarsıntıyı telafi etmesi için o kadar çok hareket etmesi gereklidir. Bu tür algılayıcı hareketleri için kamera gövdesi içindeki alan sınırlı olduğundan, bu tip lenslerde gövde içi görüntü sabitleme sistemi genellikle daha az etkilidir.

Lens stabilizasyonuna benzer şekilde, aşağıdaki dezavantajlar bence önemsizleşti, çünkü artık modern kameralar için geçerli değiller:

  1. Görüntü sabitleme vizörde görünmüyor – Bu, yalnızca DSLR’leri karşılaştırırken bir dezavantaj. Görüntü sabitleme aynasız kameralar gibi elektronik vizörlere sahip kameralar üzerinde görülebilir.
  2. Daha pahalı kamera gövdesi – Görüntü sabitlemeyi kamera gövdesine dahil etme maliyeti günümüzde oldukça küçüktür, bu yüzden artık bir dezavantaj değil. Aslında, günümüzde diğer üreticilerin gövde içi görüntü sabitlemeli kameraların çoğu gövdelerinde görüntü sabitleme özelliği sunmayan Nikon / Canon’a kıyasla daha ucuzdur.
  3. Filmli kameralarda hiçbir görüntü sabitleme seçeneği yoktur – Bugün birçok fotoğrafçı için önemli değil, çünkü dijital çekim yapıyorlar.

Toparlamak gerekirse

Her bir görüntü sabitleme teknolojisinin tüm artılarını ve eksilerini inceledikten sonra, henüz birinin diğerinin yerini tam olarak alamayacağı açıktır. Bazı durumlarda kamera içi sabitleme diğer bir takım avantajlarına ek olarak tüm lensler ile birlikte çalıştığından tercih edilirken, uzun telefoto ve süper telefoto lenslerde pratik olarak kullanılamaması dezavantajı görmezden gelinemez. Fark büyük olmasa bile, elektronik vizörlerin ve aynasız fotoğraf makinelerinin, hızlı hareketli sporlar ve vahşi yaşam fotoğrafçılığı için çok etkili olduğu henüz kanıtlanmış değil. Kamera üreticileri yenilik yapmaz ve bu boşluğu azaltmanın bir yolunu bulamazlarsa, Nikon / Canon bu pazardaki hakimiyetlerini bir süre sürdürecek gibi görünüyor.

İki sistem bir arada olamaz mı?

En iyi yaklaşım, iki stabilizasyon teknolojisini bir kamera sisteminde birleştirmek olacaktır. Görüntü sabitleme sistemi, spor ve yaban hayatı fotoğrafçıları için uzun odak uzaklı lenslere dahil edilmeli ve diğer tüm durumlar için kameralarda da kullanılabilmelidir. Fotoğraf makinesi yazılımı, kameraya stabilizasyonlu bir lensin takıldığını gördüğünde sensör stabilizasyonu ile birlikte senkronize çalışmasını sağlayabilir.

Örneğin; Olympus OM-D E-M1 MII aynasız makinemde bu model için geliştirilen sensör stabilizasyon mekanizması 5 eksende telafi yapar ve elde çekimlerde enstantane hızında 4 durak avantaj sağlar. Görüntü sabitleme özellikli yeni M.ZUIKO DIGITAL ED 12-100mm 1:4.0 IS Pro lens ile birlikte 6.5 durağa kadar telafi yapar. Dolayısıyla hem gövde içi ve hem de lens üzerinde bulunan stabilizasyon sistemini birlikte kullanabilen yeni bir teknolojidir.

Görüntü Sabitleme Sistemi Neye Göre Seçilir, Lens / Gövde?

Bu çığır açan görüntü sabitleme sistemi E-M1 Mark II’yi her türlü ışıkta elde video ve fotoğraf çekimi için ideal bir seçenek haline getiriyor. Ben, bu ekipmanım ile 1 saniye enstantane hızında elde çok temiz fotoğraflar çekebiliyorum!

İki sistemi tek ekipmanda birleştirmedeki bir diğer zorluk, mevcut lenslerdeki görüntü çemberinin, sensör stabilizasyonunu destekleyecek kadar büyük olup olmadığını değerlendirmek ve görebilmektir, çünkü sensör stabilizasyonu, merceklerinkinden daha büyük görüntü çemberine ihtiyaç duyar. Ne Nikon ne de Canon, mevcut objektiflerini kamera içi stabilizasyonu desteklemek için güncelleştirmek zorunda kalacakları için bunu yapmak istemeyeceklerdir.

Kötü haber, Canon’un veya Nikon’un aynasız kameralarıyla bile kamera içi sabitlemeye kısa sürede geçebileceğini düşünmüyorum. Neden mi? Çünkü her lens güncellendiğinde karlarına kar katıyorlar. Kamera içi sabitlemeyi etkinleştirdikleri takdirde, geniş açı ve asal merceklere IS / VR ekleme konusundaki ilgi kaybolurdu. Gerçekten görüntü sabitlemeye ihtiyaç duyan bazı lenslerde bunun olmadığını görmek acı verici, çünkü Nikon / Canon buna gerek olmadığını düşünüyor veya para kazanmak için bunu gelecekteki yeni güncellemerle eklemeyi planlıyorlar.

Aynasız kameralar söz konusu olduğunda, kamera içi görüntü sabitleme bana kalırsa en iyi yol. Nikon bence Nikon 1 serisinde bu fırsatı yakalamıştı ama yapmadı. Aynasız elektronik vizör teknolojisi kullanıldığında, lens bazlı görüntü sabitleme artık çok fazla anlam ifade etmiyor. Buna karşın, aynasız kameraların kompakt ve hafif olması da gerekiyor. Objektif görüntü sabitleme, objektifin boyut ve ağırlığına olumsuz katkıda bulunuyor ve piyasadaki diğer aynasız sistemlere avantaj sağlıyor.

Özet

Yeni bir kamera alım sürecinde olsam, gövde içi görüntü sabitleme sisteminin varlığı kamera seçim kriterlerim içerisinde sanırım başlarda olmazdı. Yani bu özellik benim için seçim yapmamı etkileyecek derecede önemli bir kriter değil. Bundan daha çok önemli kriterler üzerinde kafa yormayı tercih ederdim.

Spor, aksiyon veya vahşi yaşam çekimleri yapan bir fotoğrafçı olsaydım, sanırım lenste stabilizasyonu olan bir ekipman tercih ederdim. Yukarıda da belirttiğim gibi telefoto ve super telefoto lenslerde gövde içi stabilizasyonda sıkıntılar henüz devam ediyor.

Astro fotoğrafçısı olsaydım, Astrotracer ve GPS’li gövde içi sensör stabilizasyonu özelliğiyle Pentax fotoğraf makinelerini tercih edebilirdim. Astrotracer, sensörü gök cisimlerini izlemek için hareket ettirir ve pozlamayı yıldız izleri olmadan uzun süre uzatabilir.

Görüntü sabitleme hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Sensörde görüntü sabitlemeyi mi objektifte görüntü sabitlemeyi mi tercih edersiniz? Bu özellik sizin ekipman seçim kriterleriniz arasında hangi önemde? Bunları nedenleriyle birlikte aşağıdaki “Yorumlar” kısmında benimle paylaşır mısınız?

Işığınız bol olsun.

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.

Yazılanların ilgisini çekecek birini tanıyorsanız lütfen "Paylaş" kısmından onlara iletin.


Sizlerden gelecek yorumları çok önemsiyorum.
Lütfen aşağıdaki "Yorumlar" kısmından benimle paylaşın.


Yeni içeriklerden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

4
Yorumlar

avatar
2 Yorum konuları
2 Cevaplar
3 Takipçiler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorum dizisi
3 Yorum yazarları
Sebahattin DemirDr. Soner Recai ÖnerOkyar Atilla Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Okyar Atilla
Ziyaretçi
Okyar Atilla

Çok teknik bir konu ancak bu kadar anlaşılır anlatılabilir. Üçüncü gövden Mİnolta Maxxum 5D idi ve gövdede IS vardı. Hatırladığım 1,5 ya da 2 stop avantaj sağlıyordu. Şimdi ise yazınızda da belirtiğiniz gibi 4 stop ve çok boyutlu (yönlü yani ilk tasarımlar yukarı-aşağı iken şimdi her yönde). Sony Minolta’yı satın alıp uyuyan Alpha serisine başladığında bu özelliği önemli bir pazarlama aracı olarak kullandı. Pratik tavsiye olarak eğer başlangıç seviyesi bir gövde kullanıyorsanız muhtemelen CCD nin mont edildiği mekanik sistem hiçbir zaman üst seviyedeki bir gövde kadar robut olmayacaktır. Bu da ister istemez perde hareketinde bile CCD nin sallanmasıdır. Bunu ikinci gövdem Canon 350D de acı bir şekilde yaşamıştım. 1/125 altına indiğimde bulanıklık kaçınılmazdı.

Dr. Soner Recai Öner
Ziyaretçi

Güzel bir makale yazmışsınız. Tebrikler.
Nispeten yeni bir teknolojinin artı değere dönüştürülme süreci…
Kullandığım makine markasında bu fark makine fiyatını bir misline yakın arttırmış durumda.
Fotoğrafın netlik sınırı, optik elemanlar zinciri, ışık – elektrik transduceri artı yazılım dizgesinin kalite ve uyumluluğu temelinde gelişiyor herhalde.
Tripod ve/veya taş gibi durabilen fotoğrafçı ihtiyacı yavaşça ortadan kalkacak mı kim bilir?
Kamera veya lensin darbe görmesi durumunda gövde sistemlerindeki sensörlerde sıkışmalar oluyor. Tamiri 500 dolar civarında. Objektifte buna dair bir şeye rastlamadım. Marka fark etmiyor.
Hareketli nesnelerin net fotoğraflanması işi daha bir süre sensör hassasiyeti, enstantane hızı, nesne takip-autofocus yazılımları ve ışık şiddetine bağımlı olacak gibi.
Lens veya gövdedeki görüntü sistemlerinin nesne hareketinden ziyade şimdilik fotoğrafçının ve/veya objektif – gövde kompleksinin hareketsizliğindeki sorunlara yönelik iyileştirme yönünde kullanılacağı kanaatindeyim. Sevgi ve saygılarla.