Gülcan Acar

Usta fotografçının amatör fotograf ortamı bağlamında oldukça ciddi, hayli yüklü, hatırı sayılır bir arşivi olduğunu biliyoruz. Yaptığı çalışmalarla belgesel fotograf konusunda epeyce mesafe aldığına kuşku yok.

-

Usta fotografçı sayın Gülcan Acar’ı FSK’nın (Fotograf Sanatı Kumumu) düzenlediği “Ankara Fotograf Günleri”nden hatırlıyoruz. Çağdaş Sanatlar Merkezi’nin konferans salonundaki etkinlik kapsamında sergi ve gösterileri anons ederken ve sergi sahiplerini, gösterilerde imzası bulunan konukları kürsüye davet ederken profesyonel bir sunucuyu aratmayacak kadar düzgün Türkçesi, kürsüdeki hal ve tavrı ile FSK için çok isabetli bir sunucu tercihi olduğu izlenimi bırakıyordu. Sadece bizde bıraktığı izlenim değildi bu, öyle zannediyoruz ki salondaki bütün izleyiciler bizimle aynı kanaati paylaşmaktaydı.

Etkinlik kapsamında sayın Acar’ın kelimenin tam anlamıyla olgunlaşmış, usta fotografçı işi olduğu rahatlıkla söylenebilecek fotografik gösterilerini de izledik. Bildiğimiz kadarıyla aynı zamanda FSK’nın Yönetim Kurulu Üyesiydi. FSK’da geçmiş zamanın maddi sıkıntılı, moral bakımından problemli halinin hızla aşıldığı, hareketli, canlı bir ortama geçildiği evreydi. İş yükünün hayli fazla olduğu o zamanlar başka insanlarla birlikte yoğun şekilde emek vererek canlı atmosferin devam etmesi ve yükselme sürecinin sekteye uğramaması için elinden geleni yapan Gülcan Acar hem fotograf bağlamında, hem çeşitli etkinlikler bağlamında FSK’ya çok ciddi katkısı olan şahsiyetlerden bir oldu.

Bütün fotograf derneklerinin kuruluşundan itibaren geçen süre boyunca çokça emek koyup yararlı işlere imza atan, derneğe güç katan insanlar gelir geçer. İlerleyen yıllarda başkaları aynı şeyi yapar ve uzunca bir yolculuğun sonunda ortamı kendinden sonra gelenlere teslim eder. Bu devinim devam ettikçe, dernek ayakta kalır, varlığını sürdürür. Kötü olan şu ki, geçmiş zamanın emektarları genellikle unutulur. Peki, sorun nedir? Vefasızlık olarak düşünülebilecek bu negatif vaziyet hangi sebeple ortaya çıkmaktadır? Hep söyleriz, bu metin vesilesiyle bir kez daha hatırlatalım. Kuşaklararası bağ koptuğu ve/ya kopartıldığı için böyle bir vaziyete sürekli tanık olmaktayız. Öncekilerle, sonrakiler arasında bir köprü kurulamadığı için mükerrer şekilde devam edip durur bu negatif durum. Oysa bir köprü kurulsa bundan hem dernek, hem de sonraki kuşak yarar sağlar. Deneyimler aktarılır, bilgi paylaşılır ve olası problemli haller önlenmiş olur.

Kurumsal yapılarda bellek böyle inşa edilir. Yazılı, çizili metinler ve görsel kayıtlar, yani arşiv kurumsal belleğin bir ayağını teşkil ederken, halef-selef ilişkisi olarak da ifade edebileceğimiz önceki kuşakla sonraki kuşak arasında kurulacak köprü (bağ) kurumsal belleğin diğer ayağını teşkil eder. Mamafih dernekler daha ziyade amatör kuruluşlar oldukları için bu iki ayak da sağlam bir şekilde inşa edilemez. Ama edilmeli. Kadim kültürümüzün ürettiği tabirle söylersek ‘böyle şeyler atla deve değil’. Yapılabilir. Dernekler bunu yapmaya muktedirdir. Nitekim FSK kendi tarihini basılı hale getirerek (kitaplaştırarak) belleğin oluşmasında çok önemli bir boşluğu kapattı. Bildiğimiz kadarıyla birkaç fotograf derneği daha bu meseleye eğildi ve anlamlı çabalar göstererek verilerin kalıcı hale gelmesini sağladı. FSK’da bir ayak, kuruluştan itibaren belli bir dönemi kapsayacak şekilde sayın Fikret Özkaplan’ın üstün gayretiyle oluşturuldu. İkinci ayak da çok az bir gayretle her an inşa edilebilir. Kurumsal belleğin oluşmasında ikinci ayak olarak ifade ettiğimiz kuşaklararası bağ bir defaya mahsus hayata geçirildiğinde de fazla işe yaramaz. Esas olan sürekliliğin tesis edilmesidir. Ve bu önemli mesele salt FSK’yı değil, bütün fotograf derneklerini ilgilendirmektedir.

Gülcan Acar vesile oldu, başka bir derdi paylaştık. Hem sayın Acar’ın, hem de başka insanların bir vakitler çokça emek verdikleri, sürdürülebilir olmasını sağladıkları dernek ortamlarında hatırlanmaları, onlarla bağın sürekli kılınması, periyodik olarak dernekte söyleşi, gösteri vb yapmak suretiyle bilgi ve deneyimlerini paylaşmaları icap eder. O kıvamdaki insanların dernek ortamında seminer vermeleri, atölye yapmaları durgunluğu önler, canlılığa yol açar. Belli aralıklarla paneller tertip edilerek dernek mensuplarıyla sürekli buluşmalarına vesile olunduğunda tanışıklık başlar, iletişim kurulur. Gör o zaman, fotoğrafta ustalık nedir ve nasıl kazanılmıştır?

Atla deve değil. İstendiğinde, kolayca yapılabilecek şeylerdir bunlar.

Kuşkusuz bu kıvamdaki ustalardan biridir sayın Acar. Seminer vererek, söyleşi ve gösteri yaparak, atölye yaparak, panellerde tartışmacı/konuşmacı olarak dernek ortamına katkı verebilecek olgunlukta bir fotografçıdır.

Usta fotografçının amatör fotograf ortamı bağlamında oldukça ciddi, hayli yüklü, hatırı sayılır bir arşivi olduğunu biliyoruz. Yaptığı çalışmalarla belgesel fotograf konusunda epeyce mesafe aldığına kuşku yok. Geleneksel fotografik yaklaşımla, bir bakıma modern fotografi düzleminde sayın Acar’ın tam anlamıyla usta işi fotoğraflara imza attığı aşikâr. Bununla birlikte çeşitli teknik denemeleri de ihmal etmez. Ekipmanının elverdiği olanakları sonuna kadar kullandığı, uçsuz bucaksız fotograf sathında tökezlemeden, duraksamadan yol aldığı rahatlıkla söylenebilir. Onunki hafta sonu fotografçılığı, boş zaman fotografçılığı, sosyalleşme vasıtası olan fotografçılık değildir. Gülcan Acar fotografı ciddiye alır. Muhakkak bir konu veya tema belirleyip zamana yayarak fotograf yolculuğunu gerçekleştirir. Uzun solukludur çalışmaları. Amatör anlayışla hareket etse de, ortaya koyduğu disiplin O’nun profesyonel yaklaşımla hareket ettiğini gösterir.

Fotograf derneklerinde bilgisi, deneyimi ve birikimiyle, nezaketi ve özverisiyle, yüksek seviyede olgunlaşmış iletişim yeteneğiyle Gülcan Acar ve o kıvamdaki diğer ustalara şiddetle ihtiyaç var. Tam da ilgisizlik nedeniyle problemli bir hal yaşanan bu dönem, derneklerin en azından bir kısmının varlıklarını sürdürmekte zorlandığı, ayakta kalmayı becerebilenlerin de ciddi anlamda güçlük çektiği ve neredeyse herkeste ‘dernekler miyadını doldurdu, derneklere ihtiyaç kalmadı’ fikrinin sabitlendiği zaman esasen derneklere en fazla gereksinim olan zamandır. Güllük gülistanlık zamanlarda dernekler gayet güzel, gayet hoş. Maddi sıkıntıların olmadığı zamanlarda dernekleri yönetmek kolay. İlginin çok güçlü olduğu zamanlarda dernek ortamında bulunmak keyifli. Bunların hepsi tamam.

Mamafih maddi sıkıntının başgösterdiği, ilginin azaldığı, varlığını sürdürmenin zorlaştığı zamanlarda bir şeyler yapmalı ve öyle şeyler yapmalı ki bütün bu problemli hallerin üstesinden gelebilmeli. Bilgi, deneyim, birikim, ustalık, iletişim becerisi, günü kotarabilme ve geleceğe matuf plan program yapabilme gücü, yeni şeyler ortaya koyabilme konusundaki yaratıcılık böyle bir evrede gereklidir, elzemdir. Eski-yeni her dernek üyesinin bütün kabiliyetleri birleştirip bir potada eriteceği zaman, bu zamandır. Çıkmazda olunduğu kanaatinin güçlendiği zamanlarda dayanışma gerçekleşmezse, dernekler ayakta kalamaz. Böyle bir dayanışmanın temel taşları ise, bilgi, deneyim, birikim ve olgunluk seviyesi nedeniyle eski ustalardır, yani dernek ortamının önceki kuşaklarıdır.

Özellikle usta kadın fotografçıların problemli zamanlarda dernek ortamlarında rol almaları çok kıymetlidir. Ayrıca, alışageldiğimiz erkek egemen usta fotografçı algısının çözülmesi, değiştirilmesi, dönüştürülmesi gerek. Her ne kadar kadın ustalar fotograf ortamında varlıklarını iyiden iyi hissettirseler de, daha fazla söz sahibi olmaları, etkin olmaları derneklerin sürekliliği için çok önemlidir. Nasıl ev ortamı, aile ortamı kadınsız olamıyorsa, olsa bile, iyi olamıyorsa, aynen aile ortamı gibi dayanışma ve birlikte çeşitli güçlüklerin üstesinden gelme halinin vuku bulduğu dernek ortamlarında da kadın, evdeki anne veya eş gibi olmazsa olmazdır, hatta bir adım önde olmalarında yarar vardır. Kadının toparlama, yeteneği ve gücü birleştirme, denge kurma, zorlukları aşma kabiliyeti çoğunlukla erkekten daha gelişkindir. Meselenin bilimsel yanını, ilgili bilim insanlarına bırakıyoruz. Biz, hayatın içinde yaşayıp gördüğümüz, tanık olduğumuz vaziyet bu olduğu için, tereddüt göstermeden bunu söyleyebiliyoruz.

Fotograf Dernekleri şu sıkıntılı dönemde bilgi ve donanımı yüksek, deneyimli, birikimli, yetenekli usta kadın fotografçılara daha fazla yer açmalı. Aksi halde, başta, bulunduğu mekân kendi mülkü olmayan dernekler olmak üzere pek çok dernek önümüzdeki zamanlarda kapısına kilit vurmak durumunda kalır. Covid-19 pandemisinin insan evladını esir aldığı günden itibaren ayakta kalmakta güçlük çeken derneklerden bazıları zaten kapılarına kilit vurdular. Fiziki anlamda dernek ortamı bazı yerlerde yok oldu. Böyle devam ederse onlara yeni dernekler de ilave olacaktır. Muhtemelen sadece vaktiyle bir dernek mekânı satın alanlar düşe kalka yaşamlarını sürdürebileceklerdir. Böyle bir hal, iyi bir hal değildir elbette ki. Önlem alınmalı. Bilgiyi, deneyimi, birikimi, gücü ve yeteneği birleştirmenin, sağlam bir dayanışma hali inşa etmenin tam sırasıdır. Dayanışma olgusu, zor zamanlara ve zor işlere has bir olgudur. Zorluk yokken dayanışmaya ihtiyaç duyulmaz.                 

Gülcan Acar ve O’nun şahsında fotograf alanındaki diğer kadın ustalara saygıyla.             

İLİŞKİLİ İÇERİKLER

Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde belge olarak kabul görmüştür. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte işler karışmış, fotoğraf ve gerçeklik arasındaki ilişki sorgulanır hale gelmiştir. Artık bugün bu ilişki tamamen kurgulanabilir düzeydedir.

Ali Durmaz’ın “ENSTRÜMANTAL” i

Kıymetli fotografçı dostumuz Ali Durmaz, Şubat 2026’da Ankara’da Fotokolektif Sanat Galerisi’nde son derece şık bir sergiyle, deyim yerindeyse renk-ahenk bir çalışmayla fotograf ortamında varlık inşa ettiğinin altını kalın çizgilerle çizdi.

Kumun fotoğrafçası

Bir Patara var: Uçsuz bucaksız kumsalıyla nefis bir Akdeniz plajı. Yaz aylarında herkesin masmavi sularında serinlediği, kıyısında kumların tepeler oluşturduğu uzun sahil. Eskiden, filmlerdeki çöl sahneleri burada çekilirmiş.

Çınar Fotoğrafhanesi

O yıllarda fotoğraf çektirmek zahmetli işti ama, fotoğraf çekmek de hiç kolay değildi. Dünya daha dijitalleşmemişti, fotoğraf da kimyasaldı. Şimdi cep telefonunun minik merceğine bakıyorum, bir de çevirip ekranına bakıyorum, ışık o mercekten girip bu ekranda şıp diye fotoğraf oluveriyor. Koskoca süreç bu ikisi arasında kotarılıveriyor.

E-POSTA ABONELİĞİ

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

YORUM YAPILDIĞINDA BANA BİLDİR
Bana bildir
guest

1 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Sebahattin Demir
Yönetici

Tekin bey,
Bu tekniğin bu denli etkileyici kullanıldığı örneklere ilk kez Gülcan hanımınkilerde rastladım., müthiş! Emeklerine sağlık, her türlü övgüyü hak ediyorlar, az bile yazmışsınız. Çok teşekkür ediyorum. İlham alacağım çok nokta yakaladım şimdiden.
Varolun!

Makale yazarı

Tekin Ertuğ
Tekin Ertuğ
İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü) "Foto İntelijansiya" "Fotoloji / Fotologya"

MANŞET

POPÜLER İÇERİKLER