“Enstantane flaşda bile önemlidir. Yeter ki nasıl kullanacağını bil. Bir de ‘speed light’ duration da “t1” ve “t5” diye bir kavram da yok. Bu ‘t 0,1’ ve ‘t 0,5’ dir. Ayrıca bunu akademik seviyede bilmenin fotoğraf çekerken sana faydası da olmaz. Bunun yerine ‘speed light’ marka ve modelinin kullanma kitabında verilen değerleri bilmen yeterlidir.”, tabi egonu yenip okumak istersen.

Güneşli bir gündü

2025 Ocak ayının ortalarındayız. Bu günlere hiç uymayan bir hava var. Sıcaklık yirmi bir derece santigrat (210C). Güneş pırıl pırıl, gölgesine sığınılacak tek bir pamuk yığını bile gökyüzünde görünmüyor. Dünyanın başka coğrafyalarında hava mevsim normallerinde sürerken bu coğrafyada aldatıcı olmuş gibi. “Daha ne istiyorsun” demeyin. Bunun bir de yaz ortasında kırk beş (450C) derece santigradı olacak.

Sırtımızda fotoğraf makinaları ile bir ara haberlere çokça düşen “eski araba” sergi alanının önündeyiz. Tel örgülü kapı kapalı, içeri giremiyoruz. Bekçisi “ruhsat yenilenmedi belediyeden mühürlü girmezsiniz” derken yanındaki Alman kurdu kim olduğumuzu ve ne yapmaya geldiğimizi anlamaya çalışır gibi bizi süzüyor. Kuyruğu camdaki yağmuru bertaraf etmeye çalışan araba sileceği gibi, sanki o da can sıkıntısında ve yeni birilerini görmenin sevincinde gibi. Arada kafasını bekçiye çevirip “neden kapıyı açmıyorsun” dercesine bakış atıyor. İlk defa geldiğim yerde arabalara göz gezdiriyorum. Öyle 1930’lardan, 40’lardan kalma göz alıcı beklentim yerde sürünüyor. Ahı gitmiş vahı kalmış 70’li yılların kırık dökük canı çıkmış arabalar toz toprak içinde daha da ölmeyi bekleyen haldeler. Fotoğrafla hiç durmadan geçmişe giden an’ı gelecekte canlı tutma çabası bir anda ters yüz oluyor, ölmüş geçmişi günümüze getirme çabası mı olacaktı eğer fotoğraf çekebilseydik? Kös kös rotayı Dalyan’a çeviriyoruz.

Kaunos kaya mezarlarını gören modern çay bahçesinde yer bulmak ayrı bir dert. Neyse ki kısa mesafe bir deparla bir masa kapmayı becerdik. Masa sanki yüz metre finalinde kazanılan kupa gibi.

Güneş hala tepemizde. Gök masmavi. Aklımdan geçen soru “bu ışığın renk sıcaklığı ne?”. Cevap kendime “Herhalde 5000 – 6000 Kelvin arasındadır. Eğer mavi gök etkense 6000 K’e kaymıştır. Güneş biraz daha ufka yol alırsa 4000 K’e düşebilir”. Böyle bir günde çay bahçesinde akla gelen soruya bak? Tam da hatıra fotoğraflık bir ışık. Güneşi arkana al, arkadaşlarını kaya mezarları tarafına yerleştir, bas telefonundaki yuvarlak beyaz tuşa. Sonrası hemen sosyal medyada paylaş… Hiç böyle bir fotoğraf çekesim yok.

Sıra fotoğrafa geldi…

Masaya kameraayı koyup üzerine flaş tetikleyicisini takıyorum. Yanına flaşı çıkarıp koyuyorum. Niyetim gün ışığında -yapabilirsem- flaşı modelin gözüne sokup “Bruce Gilden” tarzı portre fotoğrafı çekmek.

Parantez açalım; (Instagram hesabı @bruce_gilden, kendileri Magnum fotoğrafçısıdır. Instagram’daki fotoğraflarının boyutları küçük. Photokina’daki sergisinde fotoğraf boyutları -yanılmıyorsam- 2-3 metre ebatlarındaydı. Loş bir sergi salonunda yumuşak bir ışıkla direkt aydınlatılan fotoğraflarda flaşın ışığını yumruk gibi hissediyordunuz) parantezi kapatalım.

Bana bu tarzı kopya ederek fotoğraf çeken bir yabancı fotoğrafçı, üyesi olduğum fotoğraf internet sitelerinde denk gelmediyse de bizden birkaç fotoğrafçı var.

Birisi “Kopya” mı dedi?

Kopya, aslında iyi bir şey. Bir başlangıç noktası oluşturmaya yardımcı oluyor. Ancak kopyanın yapıldığı an hem temelinin atılması hem de içselleştirilmesi gereken bir başlangıç noktasıdır. Antik Yunan da bu kelimeyi kullanmazlardı. Belki de “kopya kelimesi lügatlarında yoktu. Bunun yerine “mimesis” derlermiş. Yani, yansıtma, öykünme, doğanın yeniden tasviri gibi bir anlamı var. Hani şöyle demek mümkün: “Ben Bresson’un fotoğraflarını mimesisliyorum”… Gel de gülme şimdi.

Kopya deyince, mesela, Çin Huawei şirketi yıllarca ABD telekomünikasyon devi Motorola’nın fason üreticiliğini yapıyordu. Motorola cihazlarını kopyaladı. Telekomünikasyon teknolojisine yatırım yaptı, özgün tasarımlarını ortaya koymaya başladı. Bıkmadı. Hata yaptı, düzeltti yeniden yaptı. Şimdi Motorola’nın telekomünikasyon pazarında adı yok. Tıpkı Nokia gibi. Huawei ise başa güreşen dört firmadan birisi. Kendi adıyla Avrupa teması olan şehir gibi Dongguan kampüsünde ARGE faaliyetlerini sürdürüyor. Yeter ki sadece kopya etmekle kalma. Bunun psikolojik yanından bir önceki yazıda “Etki kaygısı” olarak uzun uzun bahsetmiştik.     

Güzel de bu kadar keyif süren insanlardan kim nasıl ikna edilecek? Bunu nasıl yaptığımın sırrını vereyim: Önce dikkat çek, sonra sana dikkat edenlerle göz teması kurup selamlaş, onlara doğru bir iki adım at ve en şirin hallinde zorda kalmış fotoğrafçı rolüne gir. Devamı geliyor…

Your Camera Settings in the Studio Don’t Matter” dedi. Bunu diyen ABD’de tanınmış moda fotoğrafçısı Lindsay Adler. Takip ettiğim bir fotoğrafçı olarak izlemeye devam ettim. Sonrasında aynen şöyle dedi;

“Even though we’re talking about the studio, let’s imagine for a second that you’re shooting outside and adjusting your shutter speed. When you adjust it, your exposure changes. A slower shutter speed lets in more light, a faster shutter speed lets in less light, etc.

However it doesn’t work like that in the studio. You can (almost) forget about your shutter speed entirely (within reason). What you should be focusing on is your camera’s sync speed. This is the highest speed in which your camera can use flash before seeing your black bars in the shot for example.

Google tercümesi şu:

“Stüdyodan bahsediyor olsak da bir saniyeliğine dışarıda çekim yaptığınızı ve deklanşör hızınızı ayarladığınızı hayal edelim. Ayarladığınızda, pozlamanız değişir. Daha yavaş bir deklanşör hızı daha fazla ışık, daha hızlı bir deklanşör hızı daha az ışık vb.

Ancak stüdyoda işler böyle yürümez. Deklanşör hızınızı tamamen (makul ölçüde) unutabilirsiniz. Odaklanmanız gereken şey kameranızın senkronizasyon (kendi bildiği için sanırım burada shutter speed ve speed light duration time senkronizasyonunu ifade etmek istiyor) hızıdır. Bu, örneğin fotoğrafınızda siyah perdelenmeleri görmeden önce kameranızın flaşı kullanabileceği en yüksek hızdır. “ 

Bilgiyi de kopya çekebilirsiniz. Zaten en kolay yapılan; aslında yapıldığı sanılan da bu gibi duruyor. Altı boş üstü boş bırakılmış bir konuda kelam etmek. Bir yerlerden üç beş kelime duy/oku/izle, bunları süsle püsle sosyal medyada abartılı olarak paylaş. Ancak kazın ayağı öyle değil. Ne yazık ki sosyal medya böylesi paylaşımlara çanak tutan harika bir ortam. Bunda herhalde leb demeden leblebiyi anlayanlar coğrafyasının etkisi olsa gerek.

Çok kısa teknik bilgi tazelemesi

Flaşla kamera masanın üstünde dururken aklımdan şu geçti. Ne alakaysa artık: “Enstantane flaşda bile önemlidir. Yeter ki nasıl kullanacağını bil. Bir de ‘speed light’ duration da “t1” ve “t5” diye bir kavram da yok. Bu ‘t 0,1’ ve ‘t 0,5’ dir. Ayrıca bunu akademik seviyede bilmenin fotoğraf çekerken sana faydası da olmaz. Bunun yerine ‘speed light’ marka ve modelinin kullanma kitabında verilen değerleri bilmen yeterlidir.”, tabi egonu yenip okumak istersen. Yok istemezsen, sonra yayınladığın her videoda “ben aslında öyle dememiştim, ama aslında bunu demek istemiştim” dedirtenler çıkar karşına.

Firmalar bu grafiği aşağıdaki gibi genel bilgi olarak sunuyorlar. Ama “t” süresini bilinmiyorsa, üstelik bu “t” denilen zaman güce bağlı değişiyorsa kime ne fayda?

Benim kullandığım flaşlarda Godox şöyle bir bilgiyi verip geçmiş. Sanki detayını kendin keşfet der gibi. Yani flaş gücü 1/1 (tam güç) iken duration 1/220, flaş gücü 1/256 iken 1/13510.  Bu değerleri pratikte benim ölçme imkânım yok, ama Sebahattin bunu flaşmetresiyle ölçüp belgelemişti. Ancak 1/1 ile 1/256 arasında 9 kat fark (28) söz konusu.

Dolayısıyla Godox için “t 0,5” daha kısa değerlerde olmalı. Bir yerde kaydını bulamadım.

Gel gör ki “bu benim işim” diyen Profoto gibi firmalar aşağıdaki gibi bir tabloyu veriyor;

                                                  Normal Mod                    Freeze Mod

Nikon SB-910 listesi de şöyle. Tabii bunun “t 0,1” mi yoksa “t 0,5” olduğunu söylemiyor ama değerlere bakınca sanki “t 0,5” gibi anlaşılıyor.

Bir de bildiğiniz gibi flaşlarda “guide number” söz konusu. Ancak bu yazıda yeri olmayacak.

Gördünüz mü, ben ne yaptığımı anlatıp sonuçları ortaya saçacakken nelere daldık gittik. Bu konuyla ilgili engin bilgi ve deneyime sahip dostum Sebahattin’in blog sayfamızda baş ucu kitabı olacak kadar örnekleriyle, detaylarıyla doğru bilgileri içeren bölüm var. Meraklıysanız okumanızı tavsiye ederim.

Bilgi sahibi olarak yaşlanmayı pek tavsiye etmiyorum; insanı tahammülsüz ve çekilmez yapıyor. Kendimden ve her ne kadar benden genç olsa da Sebahattin’den biliyorum. Eleştiride kantarın topuzunu kaçırtıyor. Ondan sonra yanlış ve eksik bilgiyi takıntı yapıp kendinize rahatsızlık yaratıyorsunuz, siz yaratmasanız o size yaratıyor zaten.

Flaş nasıl yanlış kullanılır

Tetikleyiciyi kameraya taktıktan sonra “HSS” özelliğini açtım. Bu, temel flaş senkronizasyon hızı olan 1/200 enstantanenin üzerine çıkma hakkını veriyor. Lindsay stüdyosunda bu özelliği aktif ederek çalıştığı için muhtemelen konuşmasında bahsettiği “fotoğrafta bantlanmaları” elde etmesi mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla makinaya tetikleyici takıldığında “HSS” özelliği aktif edilmezse 1/200 den daha hızlı bir enstantane mümkün değil. Ancak flaşı makinaya takarsanız senkronizasyonun 1/200 e sabitlenmesi olmuyor. En azından benim makinam ve Godox flaşımda durum bu. Ancak böylece yüksek flaş gücünde (1/1 tam güçte duration 1/220) ile “yüksek enstantane>1/250” ile bantlanmalı fotoğraf çekmeye başlanabilir.

Bir diğer nokta da makinanın “FV Lock” özelliği TTL kullanımında önemli. Çok kısaca bu özellik, netliği sabitleyip, flaş pozlamasını o noktaya göre kiltleyip yeniden kadrajlama tekniği ile kadrajı tekrar düzenlemek. Örneklerle detayları için iyi ve doğru kaynak Sebahattin’in yazısında. Görüldüğü gibi flaş kullanım seçeneği çok fazla. En doğru yol olarak flaş kullanım tarzlarına göre ayarları belirlemek ve bunlarda çok pratik yaparak alışkanlık haline getirmek.

Bilmeden ya da bilindiği sanılan bir konuda çalakalem kolları sıvayıp uğraşmak ve kötü bir fotoğraf elde etmek ve söylemlerde bulunmak “hata yapmak” tanımına girecektir. Lakin, bilgi yeterli ise bilerek uğraştığınızda konuyu bildiğiniz halde kötü fotoğraf elde etmek “yanlış yapmak” tanımına girecektir. Alışkanlık olarak birbiri yerine kullanılsa da retorik olarak bu iki “yapmak” farklıdır.

Günün fotografik özeti

Yazıda buraya kadar hala bir fotoğrafa rastlamaması bizim blog sayfamız için biraz tuhaf. Öyleyse günün sonunda elimde ne kaldı açıklamaları ile sunalım;

  1. Yazının manşet fotoğrafı bu güneşli güne ait olmasa da flaş denemelerinde çekildi. Aydınlık bir odada siyah perde önünde fotoğrafçı arkadaşım Temmuz ve kucağında poz vermekten canı sıkılan kedilerinden birisi ile. Tek bir karedir. Çekim ayarları şöyle:
    Işık Godox TT685 N, TTL, Multi Sync 3 times 1 second
    – Nikon Z6 II, 1/8sn; F/8; ISO 100, @45 mm Lens: 24-70 mm f4
  1. Sevgili arkadaşımız emekli öğretmen fotoğrafçı Nihat. Farkında olmadan modellik yapıverdi. 

Nikon Z6 II, 1/640sn; F/10; ISO 100, @35 mm Lens: 24-70 mm f4 ve Godox TT685 N, TTL.  Temmuz flaşı modele yaklaşık bir metre gibi bir mesafede elde tuttu.

  1. Böyle oturarak, ayakta abartılı şekilde fotoğraf çektiğimizi gören bir görevli arkadaş “benim de fotoğrafımı çeker misiniz, Instagram’a koyacağım” dedi. Ben de “bir tepsi kahve ile gel de fotoğrafa anlam katalım” dedim:

Tabii kahvelerini bekleyenlerin soğumasından endişeleri nedeniyle homurdanmalarını kulak arkası etmek gerekti.

Arka plan biraz daha görünsün diye sadece 1/400sn ve @35 mm ayarı yapıldı.

  1. Sonra balıkçı

Flaş biraz güneşe karşı durmaya çalışacak şekilde konumlandırıldı. Flaşı tutan da balıkçının kenarda oturan arkadaşı. Bu sefer ayarlar 1/500sn, DF/9 ve @24 mm yapıldı. 

  1. Ve son olarak çay bahçesinde tanıştığımız bisikletli gençler yola koyulmak üzere iken flaş sol elimde, mümkün olduğu kadar yukarıda ve dışa açılmış, makine sağ elimde gözünün içine çaktım (!). Nihayet…

Ayarlar bir önceki kare ile tıpatıp aynı.

Bu son fotoğraf çekildiğinde saat 15.30 idi ve güneş hala tepemizde neden onun ışığını kullanmadığımıza kızar gibi tüm sıcaklığını üstümüze boca ediyordu.

Son olarak

Yukarıda yazdığım teknik bilgileri bu çekimlerde faydası oldu mu? Tabii hayır. Yani çekim sürecinde bu bilgilerin hiçbiri aklımın kıyısına uğramadı. Sadece çekime odaklanmıştım. Öncesinde ise ortam ışığına göre makinanın enstantane ve diyafram değerlerini okuyup ayarlarını elde etmek istediğim fotoğrafa uygun olacak değerlere ayarlamıştım. Hepsi bu. Flaşı TTL modunda kullanmak büyük rahatlık. Bu özellik sokakta hızlı davranmak gerektiğinde çok işe yarıyor. Fark edeceğiniz gibi makine ayarlarının yok birbirinden farkı. Yoksa manuel modda, flaşı konumlandır, modele düşen ışığı pozometre ile ölç, makine ve flaş gücünü ayarla, pozisyonunun al ve çekim yap. Sokakta bununla uğraşmak biraz zor. Sadece arka plan için biraz enstantaneyi kurcaladım. Demek ki neymiş? Enstantanenin flaş kullanımında önemini vurgulayıp hikâyeyi “ben ermişim muradıma siz çıkın kerevetine” diyerek bitirelim. Darısı her flaş kullanıcısının başına…

Peki yazdıklarımın ve daha fazlası bildiklerimin faydası olur mu? Kesinlikle. Ukalalık yapmak istediğimde çok işe yarıyorlar. Ve sonuçta elinizdeki ekipmanı tanıyorsanız ve yeterli pratik yapmışsanız bilgiyi içgüdüsel olarak kullanmak mümkün olacaktır. Dış ortamda flaş kullanılacaksa pratik ve el maharetinin gelişmiş olması önem kazanıyor.

Köyceğiz. Ocak 2025

İLİŞKİLİ İÇERİKLER

Film fotoğrafçılığında pozometre olmadan flaş kullanmak

Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak düzgün ayar yapabiliyor olsam da işin başlangıcı yine ayarları doğru yapmaya gelip dayandı. Ama pozometrem artık yoktu.

Flaş Nedir, Nasıl Çalışır – Ne Zaman Kullanılır?

Bir elektronik flaş ünitesi, içerisinde barındırdığı yüksek depolama gücüne sahip bir kapasitörü birkaç yüz volta şarj etmek için tasarlanmış elektronik devrelerden oluşur. Flaş, deklanşöre basıldığında, kamera veya tetikleyicide bulunan flaş senkronizasyon kontağı tarafından tetiklendiğinde, kapasitör bir flaş tüpü üzerinden hızla boşalır.

Flaş Çekim Teknikleri, Flaş Modları ve Kullanım Yöntemleri

Birçok fotoğrafçı için flaşlar vazgeçilmez aksesuarlardır. Flaşlar, görüntülerimizi çarpıcı hale getiren estetik kareler oluşturmak için oldukça etkili ve yaratıcı araçlardır. Bu yazımda, flaş çekim teknikleri, flaş modları ve kullanım yöntemlerine örneklerle göz atıyoruz.

FV Kilidi (Flaş Pozlama Kilidi) nedir, ne zaman kullanılır?

FV kilidi fotoğrafçılar arasında genellikle az bilinir ya da unutulur ve "AEL" Pozlama kilitleme ile karıştırılır. Ama, flaşlı fotoğraf çekimlerinde bence bir fotoğrafçının en önemli yardımcısıdır. Peki, Flaş pozlama kilitleme anlamına gelen bu FV Kilidi nedir, ne için, ne zaman ve nasıl kullanılır?

E-POSTA ABONELİĞİ

Makale yazarı

Okyar Atilla
Okyar Atilla
Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

POPÜLER İÇERİKLER

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

YORUM YAPILDIĞINDA BANA BİLDİR
Bana bildir
guest

13 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Onur
Makale Puanlama :
     

Yazı harika emeğinize sağlık.

Küçük bir hata: … bahsettiği “fooğrafta bantlanmaları” elde etmesi mümkün…

Sebahattin Demir
Yönetici
Yorumun sahibi  Onur

Dikkatiniz için teşekkürler Onur bey 🙏. Gereği yapıldı 👍.

Serap gibi Ada
Serap gibi Ada
Yorumun sahibi  Onur

Nasil yani? Ben hic handleiding okumadim hayatimda. off, öl daha kolay 🙂 Minicik harflerle, o kadar teknik… off, kimin o kadar vakti var? Bir sairi okurum ama, her okudugumda. Hadi be! derim kendi kendime! Ben bunu nasil duymadim, o kadar okuydum 🙂 gibi.

Sebahattin Demir
Yönetici
Yorumun sahibi  Serap gibi Ada

Özür dilerim, Benim yanıtıma yorum yaptığınız için yanıtımla ilgisini anlayamadım!

Saygılar!

Sebahattin Demir
Yönetici

Değerli dostum,

Bu güzel, eğitici ve üzerinde çok düşünülmüş ince mesajlarla dolu makale için teşekkürler. Bu yazın bana aylar öncesinde kaleme aldığım “Yazmak, fotoğraf bilgilerimi geliştirmede nasıl yardımcı oldu?” yazımı hatırlattı. Kısa bir süre önce noktaladığım profesyonel iş hayatımda ekibimde hep benden daha iyi donanımlı arkadaşlarım oldu. Bu benim bilinçli seçimimdi. Çünkü ben onların sayesinde kendime zorlayıcı hedefler koydum ve onlarla birlikte ve onların sayesinde geliştim. Hala da her gün fotoğrafçılıkla ilgili birkaç youtube videosu izlemeden veya blog yazı ve incelemeleri okumadan duramıyorum.

Blogumuzdaki “Biz kimiz” kısmında benim kısa profilimde şunlar yazılıdır:

Bildiklerini paylaşmaktan mutluluk duyar. “Bilmiyorum” demekten çekinmez.

Bilmiyorum... İnsanı ne kadar özgürleştiren bir kelime öyle değil mi?

Ben, Bilgi sahibi olarak yaşlanmakta bir beis görmüyorum. Asıl çileden çıkaran ve senin tabirinle canından bezdiren tarafı, işte o bilmediği halde öyleymiş rolüne bürünenler oluyor. Hoş, sayıları her ay katlanarak büyüyen Arthenos takipçi ailesi doğrusunu aylar öncesinden zaten biliyor, onlar okudular, izlediler. Mış gibi yapan diğerleri de okuyup izlemiyorlar mı sanıyorsun?.

Biz de bizdeki bu büyük aileden çok şeyler öğreniyoruz. Birçok yazımızda, okurlarımızdan gelen yapıcı yorum, eleştiri ve düzeltmeleri onların adını da belirterek yayınlamadık mı şimdiye kadar?

Sosyal medya ortamının bir numaralı kuralı “bir şey yazıyorsan yayınlıyorsan , eleştiriye de açık olmak zorundasın” değil midir zaten.Bu aşamadan sonra eleştiri beğenme ve seçme lüksün olamaz.O zaman, senin de belirttiğin gibi sonrasında yaptığın her yayında o sözleri dedirtenler çıkar işte böyle.

Kalemine sağlık,

Saygılar,
Sevgiyle kal.

Orhun Bengisu
Orhun Bengisu

Sevgili Okyar Abi,
Her zamanki gibi yine döktürmüşsün. Burada senin flaş kullanımıyla ilgili verdiğin teknik detaylara girmek benim haddim değil. Ben senin yazılarından teknik anlamda faydalanmanın yanısıra daha ziyade felsefik içeriklerinden dolayı okuyor ve beğeniyorum.
Prof. Dr. Sami Zan “fotoğraf çekmek ölümün elinden birşeyler kurtarmaktır” demiş. Gerçekten öyle… Bisikletli gençlerin çocuklarında ve çay getiren görevli arkadaşın instagramında onları ölümsüz kılmışsın; ne güzel… ama ben bu yazıda esas olarak “kopya” mevzuuna takıldım.
“Birisi kopya mı dedi?” diyerek paragraf başlığı atmışsın ve “kopya aslında iyi bir şey” diyerek devam etmişsin. Sana tamamen katılıyorum. Kopyalamak, getirdiği sonuca göre her zaman olumsuz bir eylem değildir; öyle ki Salvador Dali “bir şeyleri taklit etmeyenler hiç bir şey üretemezler” demiş. Picasso da “başkalarından kopyalamak gereklidir, ama sürekli kendini kopyalamak acınılası bir durumdur” diye eklemiş ve daha da ileri giderek “sanat hırsızlıktır” diye noktayı koymuş. Fotoğraf sanatı da bundan soyutlanamaz. Misal, sevdiğin bir şeyi (portre fotoğrafı çekmek) yaparken başkalarından (Bruce Gilden) kopyalayarak sonunda kendini buluyorsan ne alâ… İlham veren veya hayal gücümüzü besleyen her yerden kopyalayabiliriz, yeter ki sonunda yaptığımız iş otantik olsun (tıpkı verdiğin Huawei örneğinde olduğu gibi).
Yazının sonunda da, bu kopyalamalar neticesinde edindiğin teorik/teknik bilgileri pratik hayatta içgüdüsel olarak kullandığından söz etmişsin.
O zaman, yazıya Dr. Sami Zan’la başlamıştım, yine O’nunla bitireyim. “Tecrübe ilmi geçer”…

Serap gibi Ada
Serap gibi Ada

Köycegiz muhtesem, genelde “ilk” “gördügümde” dizlerim üzerine çöktüm, çöktüm. .çökmedim, el fatiha! Ya benim icin, ya onun icin. Yani, kisacasi bayagi eglenceli bir yaradanimiz var aslinda. Yaradilisimiz mi demeliydim? Bilmem, herneyse, ben olsam asla vazgeçmezdim! Umuyorum ki genetikte vardir ve vakti gelince hepimiz, gezegenlerce ayni sirada diziliriz bir ordu gibi. öyle demis ya Sokrates “kötülük, ölümden hizli kosar”. Merkur olmasa, ne manasi var bu dizilisin, git o parcani al gel derdim kendime. O ben olsaydim. Niemand laten vallen! Utanmak iyi seymis, kopayaladim 🙂 degilse, fena. Autocorrectie demektir.

Serap gibi Ada (FB - kaç puandi?) GS yine Smpyon
Serap gibi Ada (FB - kaç puandi?) GS yine Smpyon
Yorumun sahibi  Okyar Atilla

Okyar bey, merhaba. Cok naziksiniz. Kusura bakmayın lutfen. Fotograflar ve yorumlar harika. Ogrencek ne de cok sey var diyebilirim en fazla. Bir hacker hocam var da, korkarim yine bana ders vermeye calisiyor. Ben otomatik pilotayim, tahmin ettim de. Bu bildiginiz parasütsüz atlama olmus.Musade ederseniz Hacker hocami kinamak isterim. Cok ayip bu fenerbahceli ya, sampyon olamayinca boyle oyalaniyor demek. Umarım yeterince eğlenmiştir.

Öner BÜYÜKYILDIZ
Öner BÜYÜKYILDIZ
Makale Puanlama :
     

Sevgili Okyar abim, senin bu yazını okuduktan sonra çıkardığım sonuç; Sebahattin bey’in “Flaşlı Fotoğrafçılık” yazı dizisini baştan tekrar okumam gerektiği. Ama bu defa pratiğini de yapmak şartı ile. Çünkü öncesinde bu yazı dizisinin tamamını okumuş olmama rağmen geriye pek bir şey kalmadığını farkettim.
Kalemine sağlık abim, selam ve saygılarımla.

Gökhan Korkmazgil
Gökhan Korkmazgil
Makale Puanlama :
     

👏 👏