18 Eylül 2019 - Çarşamba

Hatıralar Tekrar Yaşanmayacak

-

Bu yazı vesilesiyle kendime ara ara sorduğum “Bu fotoğrafları neden çekiyorum?” sorusu yerini “Fotoğrafa ilgim ne zaman başladı?” sorusuna bıraktı. Böylece bir tür oto-psikanaliz süreci yaşadım. Dimağımda yürüttüğüm arkeolojik kazıda tabaka tabaka aşağı inip, tasnif işlemleri yaptıktan sonra (arada şahsi tarihimde yeni objeler, metinler de keşfederek) altı yaşlarımdaki bir an(ı)da aradığım yanıtı buldum.

Tarsus girişinde annemle beraber şehirlerarası bir otobüsten iniyoruz. Çocuk aklımla konuları tam olarak anlamıyor ama çocuk ruhumla annemin üzüntüsünü ve bunun bir kaçış yolculuğu olduğunu seziyorum. Muavin ağzında Bafra marka sigarasıyla iki tane kocaman, kahverengi, kemerli bavulu indiriyor. Ardından da hafifçe hareket etmeye başlayan otobüse atlıyor. O zamana dek sadece karyola altı objesi olarak gördüğüm bavulları ilk defa kendi işlevselliği içinde görmenin şaşkınlığı ve otobüsteki kesif dumandan kurtulmanın oksijen fazlalığı ile etrafı incelerken, annemin “Eyvah!” dediğini işiterek ona doğru dönüyorum. Gözleri nemli annemin…

– N’oldu anneciğim?

– Fotoğraf albümlerinin olduğu poşetler otobüste kaldı.

– Üzülme. Yine çekiliriz ki.

– Hatıralar tekrar yaşanmayacak oğlum.

İşte bu ânın fotoğrafa duyduğum sevgi ve hürmetin başlangıcı olduğuna inanıyorum. İlk fotoğraf dersimi annem vermiş. Hüznünden süzdüğü o cümle ile bendeki fotoğraf kavramının milâdı olmuş. Sahiden de fotoğrafa ilgimizin en temel sebeplerinden biri değil midir hatıralar? Yıllar zihnimizde bir sürü tortu biriktirip, anılarımız gittikçe puslanırken, bir gün bir fotoğrafa bakarken buluruz kendimizi. Fotoğraf bütün netliği ya da netsizliği ile bizi geçmişe taşıyordur o esnada. Ne kompozisyona bakarız ne de tekniğe, fotoğrafın kendisini bile görmeyiz bir süre sonra hatta. Biçimiyle değil içeriğiyle ilgiliyizdir. Fotoğraf felsefesi bilmesek de içimize batan punctum’ları hissederiz. Semiyotik bağ gözümüzde değil gönlümüzdedir artık.

Hatıralar Tekrar Yaşanmayacak

Başka? Hatıra biriktirme gücüyle yakalar bizi fotoğraf ki siyah beyaz kareleri sevme sebebimiz de nostalji algımızdır çoğu zaman ama başka? İnsanın en çok ilgisini çeken şey kendisidir. Hepimizin gözleri dışarıyı tararken, gözbebeklerimizdeki minik Narcissoslar da içeriye bakmaktadırlar. O sebepledir söz gelimi elli kişilik bir toplu fotoğraf içinde gözümüzün evvela kendimizi seçmesi. Zamânenin özçekim sevdasının saiki elbette saf fotoğraf sevgisi değil, kendini görme-gösterme arzusudur. İnsanlık tarihindeki en parlak icâdın ayna olması da popülaritesini hiç yitirmemesi bakımından kuvvetle muhtemeldir.  Makinemizin aynalı ya da aynasız olmasının hiç önemi yoktur bu bağlamda. Fotoğrafın kendisi bir aynadır. Gördüğümüz daima kendi suretimiz olmasa da aradığımız daima Ben’dir. Bir fotoğraf bir şekilde Ben(lik)imizle ilişki kurarsa ilgimizi çeker, aklımızda kalır. Bu bazen basitçe ve salt estetik bağ ile olabileceği gibi, bazen daha komplike ve schadenfreude gibi karanlık bir bağ ile de olabilir. Sontag’ın ışığında başkalarının acısına bakmaktır bazen yaptığımız ve kendimize itiraf etmekten hoşlanmasak da beğendiğimiz.

Fotoğraflara bakma sebeplerimiz Ben’le ilgili olur da fotoğrafları çekme sebeplerimiz olmaz mı? Haklısınız. Elbette olur. Şiirler, romanlar, filmler, şarkılar, resimler ve daha niceleri… Neden üretir bunları üreticisi ilk başta? Çünkü içinde, benliğinde birikmiş bir sürü şey vardır. Anlatmalıdır. Anlatmak da yetmez. Güzel anlatmalıdır. Etkilemelidir. İçinde vuruşanları dışa vurmalıdır. Sanatın belki de varlık sebebi budur. Mağara duvarına yaşadıklarını, başardıklarını çizen ilkel insanın güdüsü budur. Devâsa yapılar diktiren imparatorun güdüsü budur. Çocuklarına anlamlı bir miras bırakmak isteyen ebeveynin güdüsü budur. Ünlü olmak istemenin güdüsü budur. Ünsüz olmak istemenin güdüsü budur. Ölmek öylesine saçma, öylesine kabul edilemez gelir ki benliğimize ürettiğimiz tüm şifreli yaratılarımızın deşifre edilince verdiği mesaj budur:

BEN BURADAYDIM! 

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

avatar
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Okyar Atilla
Editör / Yazar

Sevgili Hakan,
Peşinen aramıza hoş geldin. İlk cümle çok klasik oldu ama olsun varsın ne sakıncası var ki. Böyle güzel fotoğraflarla taçlandırılmış yazına ilk yorumu yapma hakkımı kullanarak devam ediyorum;

Hakan’la tanışmam sanal ortamda oldu. Bu yazı yayınlandığında henüz karşılaşmamıştık bile. İnstagram üzerinden yazıp çiziyorken işi Hakan’dan bir yazı almaya getirdim. Öyle ya, fotoğraflarıyla böylesine güzel hikâye anlatan birisinin kalemi de kuvvetli olmalıydı. Yazıyı okuyunca “tahminimde yanılmamışım” dedim kendime.

“Benim gördüğümü sen de duyuyor musun?”
“Sesler” fotoğraf sergisi bu temayla İFSAK İbrahim Zaman Sergi Salonunda açılmıştı. Hakan’ın proje danışmanlığını yaptığı on bir fotoğrafçı arkadaşıyla sesleri bize göstermek üzere yola çıkmışlardı. Tabii ses denilince insanın “iç sesi” de ister istemez konuya dâhil oluyordu.

Umarım seni hem yazıların hem de fotoğraflarınla aramızda görmeye devam ederiz.
Sevgi ve saygılarımla

Hakan Kalyoncu
Ziyaretçi
Hakan Kalyoncu

Sevgili Okyar Ağabey,
evvela bana olan inancın ve zarafetin için müteşekkirim. Bazı zamanlar fotoğrafı bizim çekmediğimize, fotoğrafa doğru çekildiğimize inanıyorum. Aynı şekilde fotoğrafçılar arasında da kimi zaman benzer bir çekim yasası devreye giriyor. Birbirine yakın frekansta titreşen nota grupları bir araya gelince ortaya bir armoni çıkıyor. O armoninin bir titreşeni olmaktan mutluluk ve onur duyarım daima.
Muhabbet ile, hürmet ile.

Sebahattin Demir
Yönetici

Hakan bey merhaba,

Bu güzel yazı ve etkileyici fotoğraflar ile tüm fotoğraf severlerin buluşma noktası Arthenos’a hoşgeldiniz. Bizi de kendi benliğimizde bambaşka yerlere sürüklediniz. Sizinle karşılıklı oturup koyu sohbetler yapmak isterim. Eminim magma katmanınız çok daha etkileyici an(ı)larla doludur.

Selamlar, saygılar.

Hakan Kalyoncu
Ziyaretçi
Hakan Kalyoncu

Merhabalar Sebahattin Bey,

Arthenos’a hoş buldum ki Arthenos’u da hoş buldum. Koyu sohbetler yapmayı, demde demlenmeyi ben de çok isterim zirâ tektonik derinliğinizi seziyorum magmalığımla.

Muhabbet ve hürmetimle.

Emre KARAYAZGAN
Ziyaretçi
Emre KARAYAZGAN

Hakan Bey merhaba;

Sebahattin hocamızın da söylediği gibi hem hoş geldiniz hem de bu muhteşem görsellerle dolu duygu yüklü yazı için de teşekkürler.

Hakan Kalyoncu
Ziyaretçi
Hakan Kalyoncu

Merhabalar Emre Bey,

güzel sözleriniz ve okumaya zaman ayırdığınız için ben de çok teşekkür ediyorum.

Sevgimle, saygımla.

Öner BÜYÜKYILDIZ
Ziyaretçi
Öner BÜYÜKYILDIZ

Merhaba Hakan bey,
Öncelikle hoşgeldiniz. Bu etkileyici yazı için çok teşekkür ederiz. Umarım yazılarınızın devamı gelir. Sizi daima aramızda görmek isteriz.
Selam ve saygılarımla.

Hakan Kalyoncu
Ziyaretçi
Hakan Kalyoncu

Merhabalar Öner Bey,

çok teşekkür ediyorum öncelikle. Yazıların devamı olmasını ben de umarım ama olursa ( ve elbette uygun görülürse ) Arthenos’ta yayımlanmasından daima haz ve onur duyarım.

Muhabbet ve hürmetle.

Yasar Aykac
Ziyaretçi
Yasar Aykac

Hakan Bey Hoşgeldiniz, “fotoğrafcı kafasından” fotoğrafın manevi değeri olarak anladığım yazınız için çok teşekkürler.
Annenizle yaşadığınız dramatik anının bir benzerini komedi unsurlarıyla Alsancak garında Belçika’ya dönen misafirmle yaşamıştım. Sabah 05.30 gibi uzun ve boş bir trene oturduk Andan Menderes havaalanına misafirimi yolcu etmek amaçlı ve bir düdük sesiyle tren sesi oldu ancak bizim vagon sabit yerinde, bir telaşla aslında iki tren olduğunu , bizim binmediğimiz öndeki trenin gittiğini anlayıp taksiye koştuk ve arkadaşımın fotoğraf hardisklerininde olduğu laptop çantası trende kaldığını takiside yarım yolda anladık, taksiyi çevirdiğimizde arkadaşım laptop önemli değil ama çektiğim fotoğraflar gitti, sanki Türkiye’ye hiç gelmemiş gibi olacağım diye oldukça üzülmüştü, geri döndüğümüzde tren hala Alsancak garındaydı ve laptop hala vagonda koltuğun yanındaydı, o günden bu yana fotoğrafın yakalanmış ve ( bize ait ) bir an olduğunu düşünürüm.

velhasıl, sizin de dediğiniz gibi fotoğtaf manevi değeri olan bir uğraştır, kendi anlarımızı veya başkalarının anları , hayatların tanıklığı olarak bu manevi değeri kazanıyor. Bir manzara da olsa veya model çekimi de olsa her fotoğraf “Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş” deyişindeki hoş sedadır bence.

sevgiler.

Hakan Kalyoncu
Ziyaretçi
Hakan Kalyoncu

Merhaba Yaşar Bey,
tebessümle okudum güzel anınızı. Arkadaşınızın “hiç gelmemiş gibi olacağım” sözü de alt metinde bir referans veriyor fotoğraf ve ontoloji ilişkisine esasen. Hiç gün doğumu izlemeden , o kudret ve zarafetle dolu uyanışı izlemeden göçüp giden nice insan var. Fotoğrafla hem kendimizi hem de başkalarını ve dünyayı tekrar keşfediyoruz.

Sevgi ve saygılarımla.

FlzOb
Ziyaretçi
FlzOb

Girişi okudum ve bekledim biraz devam edebilmek için, fotograf albümünü bırakıp ceketiyle yola düşmüş bir kadının nefesini tutması gerekiyor böyle yazıların ikinci parağrafı için, beni hiç bilmediğim ve yeteneğim olmayan fotoğraf sanatını konuşan bir dergi ile tanıştırdınız, şimdi iki gözüm daha oldu dünyayı farklı görmeye çalışan. Teşekkürler.

Hakan Kalyoncu
Ziyaretçi
Hakan Kalyoncu

Kalıp da yere düşmektense kalkıp da yola düşmek yeğdir, olmalıdır en azından. Bilmeme kısmına kısmen katılır ama yetenek kısmına katılmam fotoğraf söz konusu olunca. Fotoğraf sanatsal dışa vurum araçları içinde öğrenilmesi en kolay olanıdır. Üstelik başlama yaşı, doğal yatkınlık vesaire gibi zorlayıcı talepleri de yoktur.Tüm teknik ıvır zıvırdan sıyrıldıktan sonra (öğrenme sürecini kastediyorum) odak, sabır ve dinle(n)me işidir özünde fotoğraf. Kendinizi mahrum etmeyin fotoğraf çekmenin güzelliğinden lütfen.
Zaman ayırdığınız için bir kez daha teşekkür ediyor, sevgi ve saygıyla esenliyorum.

Makale yazarı

Hakan Kalyoncu
Geldi, Gidiyor.

ÖZEL MAKALE

Tilt-Shift Lens nedir, nasıl çalışır ve ne amaçla kullanılır?

Tilt-Shift Lens nedir, nasıl çalışır ve ne amaçla kullanılır?
Bize şimdiye kadar ne öğretilmişti; Alan derinliğini belirleyen en önemli faktör diyafram açıklığıydı, öyle değil mi? Peki size "f/2.8 diyafram ile fotoğraf çeksek dahi önden arkaya her yer net olabiliyor" desem? Evet olabiliyor!

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Fotograf çekmek mutlu ediyor

Fotoğraf Çekenler Daha Mutlu Oluyor

Fotoğrafçılar mutlu insanlar. Bunu ben demiyorum, Amerikan Kişilik ve Sosyal Psikoloji Dergisi tarafından yayımlanmış kapsamlı bir çalışma söylüyor. "Fotoğraf çekin, her şeyden daha fazla keyif alacaksınız" diyor.

POPÜLER İÇERİKLER

Fotoğrafın önemli ve ilgi çekici el sanat dalı: Çömlekçilik

Fotoğrafın önemli ve ilgi çekici el sanat dalı: Çömlekçilik

Anadolu’da çömlek yapımı çok önemli yer tutar. Tarihte çömlek ve çeşitleri günlük hayattan ziynet eşyasına kadar çok değişik kullanıma sahipti. İş fotoğrafa gelip dayandığında bize cazip gelen hala ilkel yöntemlerle bu el sanatını sürdüren yörelerdir. Gökeyüp kadınlarını çömlek yaparken etrafı görmüyorlar. Elleri inanılmaz bir maharetle çömlekleri oluştururken bir taraftan da sizinle, orada olduğunuzu düşünmeden sohbet ediyorlar.
Arthenos | Diyafram nedir, fotoğrafta diyafram ayarları nasıl yapılır, alan derinliği nedir, ISO nedir, perde hızı nedir, doğru pozlama nedir

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?