Orhan Kemal’in edebi kişiliği, yazarlığı hakkında kalem oynatmak? Haddim olmaz. Zaten bunları birçok akademisyen, eleştirmen ele alarak Orhan Kemal’i anlama anlatma çabası gösteriyorlar. Orhan Kemal’in her eserinde kendisinden bir parça bulmak mümkün. Var zaten. Ama bunları bir araya getirerek Orhan Kemal’i tanımak, hayatın içindeki Orhan Kemal’i tanımak mümkün mü? Ayrıca Orhan Kemal’i en iyi kim tanımıştır? Eşi mi? Çocukları mı? Yakın arkadaşları mı?
Yakın arkadaşları kimdir? Ne kadar yakındır ve ne kadar tanımışlardır? Kimdir yakın arkadaşları ve ne anlatmışlardır?
Orhan Kemal’in kendi hayatı da bir romanmış. Her yerde rastlanabilecek olayları geçtiği mekanlarda yakın çevremizde gördüğümüz bildiğimiz gerçekten var olan kahramanlar vasıtası ile anlatışı ile su götürmez bir “toplumcu gerçekçilik” akımının bir numaralı yazarıydı. Ekim devriminde dünya edebiyatına armağan edilen Maksim Gorki neyse Orhan Kemal’de aynı düzeyde dünya edebiyatında anılması gereken usta yazardır.
Benim tanıma ve çok kez sohbet etme şansına sahip olduğum bir yakın arkadaşının Orhan Kemal’in can dostu, dert ortağı olduğunu biliyorum ve buna eminim. Orhan Kemal’le yüz yüze gelme, sohbet edememe eksikliğini işte bu çocukluk arkadaşı can dostu vasıtası ile gidermek bana kendimi ayrıcalıklı hissettiriyor. Fikret Otyam’dır bu muhteşem can dost. Fikret Otyam ile sohbet ederken konu Orhan Kemal’e gelir (yoksa getirir mi?) ve heyecanla anlatmaya başlar. Ben bir başka dünyaya gitmiş anlatılanları gözümün önünde canlandırırken aniden susar. Fikret Otyam da gittiği zamandan geri döner, yerinden kalkar, kitaplığına gider. Ben hayal aleminden çıkmış “ne oldu?” diye sormaya hazırlanırken elime iki kitap tutuştururken “ne anlatıp duruyorum. Bunların hepsini yazdım zaten. Al kendin oku” der. Kitabın adına şöyle baktığımda “Can Pazarı; Orhan Kemal ile ne alaka?” demeye hazırlanırken bu kitabı alttaki kitabın altına alıp üste çıkanın adını okuyuverdim: “Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektupları”. Yanlış mı gördüm diye bu sefer gözüm harflerin tek tek üzerinde gezerken heceleyerek okudum: “Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektupları”…
Orhan Kemal’in hiç kopmadığı sevgili arkadaşı Fikret Otyam, kitabının açılışında ilk sözü Orhan Kemal’e verir.
“Sultanahmet Ceza ve Tevkif Evi Reviri, … YÖN’deki yazını pek sevdim. Daha doğrusu sana yazdığım mektuplardan özetlediğin kendi yazılarımı… Neden yayınladı diye de kızmadım. Tuhaf, unutmuşum onları… Hani günün birinde kitap halinde çıkmasını merakla bekleyeceğim. Yer yer, kendi halim içime dokundu…
Orhan Kemal, 23 Mart 1966”
Fikret Otyam kalemini oynatmaya başlayınca şöyle diyecektir:
“… Yaşadığımız aynı kentten ekmeğim uğruna ayrılanda, O’nunla ölene dek mektuplaştık, nasip olanda buluştuk Ankara’da, İstanbul’da, son olarak Moskova’da. O’nun mektupları, hep yazmak istediği, düşlediği “Romancının Romanı” nın bir kesiti gibidir. Gemicilerin seyir defteri gibi, “yazarın seyir defteri…” ya da O’nun “rota” sı…”
Bu mektupların da yazanları gibi başından serüvenler eksilmez. Fikret Otyam der ki;
“… 12 Mart karanlığında, evimden alıp sakladığım tek okuntular bu mektuplardı …”, “9 Temmuz 1974’te, Marmara Ereğlisi’nde damı ottan olan konuk evinde çıkan bir yangında önce bu mektupları kurtarmış, sonra mutfakta her an patlamaya hazır koca gaz tüpünü sökmeyi akıl edebilmiştim!”
Fikret Otyam ve Orhan Kemal çocukluk arkadaşıdır. Otyam babasının ecza dükkanında çıraklık yaparken Adana sokaklarında birlikte oynarlar.
“… Hastalar Hastanede ilaç beklesin, sen Orhan Kemal’le kuş avla, şişe kır!”
İlaçlar gecikince Fikret’in başı dertten kurtulmaz… Bir ara soluğu saatçi İshak’ın orda alırlar. Müezzin İbraam Efendi amca plak kırıyordur.
“Orhan Kemal üçe ayrılmış bir plağı usulca “arakladı” yerden. Koşarak uzaklaştık
“Yapıştınp çalarık lan…”
“Neynen yapıştırırız ki?”
“Ayıya bak… Neylen yapıştırırmışız! Neylen yapışır lan? Zift ilen…“. Aklım yattı… Zift aldık, yanyana getirdik kırıkları, zifti ısıttık evde. Oldu!.”
Plak gramofona takılır, dönmeye başlar ve gramofon mafiş…
Yıllar sonra İstanbul’da Fikret Otyam ilk nasihatini Orhan Kemal’den alır;
“İnsanlara bakmaya çalış. Sosyal ve ekonomik durumlarını kurcala… Bir istidacı nasıl istida yazarsa öyle yaz. Gördüğünü yaz… Olaylar derle. Ne yapmak istiyorsun, önce buna karar ver. Bakacaksın, ama görerek. Çok kişi bakar, ama göremez… Hiç uydurmaya kalkma, daha ne söyleyeyim? Gelince konuşuruz, ama dur bakalım, sana bir haberim var, Kürt de (Yaşar Kemal) Cumhuriyet adına gidiyormuş aynı yere! O senden ustadır, korkma; her yiğidin bir yoğurt yiyişi var, bozulma… Gelince konuşuruz, iyi yolculuklar”
Kitap, Fikret Otyam’ın araya girip mektuplarla ilişkili anılarını ekleyerek devam eder…
Orhan Kemal yazar;
“İst. 26.9.955
Fikret,
Haydi şeytanın bacağını kıralım: Merhaba!
……
Notlayıp “kırpıntı bohçası” na attığım hikâye konuları hayli birikti.
…..
Haydi Fikret hoşçakal. Gözlerinden öperim’ kardeşim. (Not: Klasik mektup adetini terk ederek hiç kimseden selam yazmadım. Çünkü hiç kimsenin haberi yok sana mektup yazdığımdan. Onun için yalan söylemeyeceğim. Ama tabi selam yollarlardı haberleri olsa. Durumu bil, nasıl olsa selam yollayacaklarına göre, hepsinin selamı varmış gibi kabullen. Lüzumu varsa!)
Tekrar gözlerinden öperim…”
Orhan Kemal sözleştiği bir buluşmaya can atmasına rağmen gidemez. Sebebi kalp krizi geçirmesidir. Bu ilk kalp krizidir. Bunu 10 Ekim 1955 tarihli mektubunda anlatır. “Dünya Evi” eserini bitirdiğinde yine sevinçle can dostu, dert ortağı Fikret arkadaşına yazıp haber verecektir. Bu mektubun tarihi 27 Şubat 1956.
31 Mart 1956 da dostuna bir taraftan kendi hakkında söylenenlere aldırmamasını kızmamasını söylerken şöyle yazacaktır;
“…..
Ne diyorlar? İş kalmadı, bitti, sermayeyi tüketti mi diyorlar? Farzet öyle olsun. Niçin içerliyorsun? Gün ola harman ola. İt köpek marifetini göstersin bakalım. Bana gelince, elimde olmayan sebeplerden dolayı yığınla kitabım kitabevlerini tıkanmış vaziyette, himmet bekliyor. İstersen sayalım: 1) Arka Sokak, 2 ) Kardeş Payı, 3 ) Vukuat Var, 4 ) Hanımın Çiftliği, 5 ) Çizgiler, 6 ) Fırtınalı Gece, 7 ) Dünya Evi.
……”
Kendi yolunu bilen biri için başkalarının ne düşündüğünün önemi yoktur. Can dostunun kızmasına üzülmesine üzülür ve onu teselli etmeye çalışır bu satırlarla. “Daha büyük” dertler var demeye getirir basılmayı bekleyen/bekletilen kitapların adlarını sıralarken.
“Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektupları” kitabı dönemin edebiyat kronolojisidir, kitap dönemin siyasi kronolojisidir. Ama hepsinin önünde Orhan Kemal’in güncesidir, otobiyografisidir. Fikret Otyam ve Orhan Kemal ayrı kulvarlarda kol kola omuz omuza yürümelerinin hikayesidir.
Kitabı satır satır aktarsak kitabın hakkıdır bu. Ama Orhan Kemal sevdalılarının kütüphanesinde olması gereken bir kitap için yapılması mümkün değil. Ancak Orhan Kemal’i kendi mektuplarından okumayan Orhan Kemal’i tanıdığını söylerken, hakkında konuşurken biraz düşünmeli derim.

Orhan Kemal’in hayatı maraton koşusuydu. Durmaya hakkı ve fırsatı hiç olmadı. Koşarken yol kenarındaki destek gıdalarından alamadı, almadı. Olmadık yerde olmadık anda önüne “atlayamasın” diye engeller sürüldü. Kiminden güç bela atladı, kiminde yere düştü kalktı üstünü silkeledi “ben yoluma bakarım” diyerek koşmaya devam etti. İşte bütün bu zorlu ve engelli koşusunda elinde kalem bir yandan da sürekli yazdı. Her biri edebiyatımıza bir şaheser olarak kayıt düşen eserleri işte bu meşakkatli koşuyu yaparken “toplumcu gerçekçilik” budur diyerek sakin, sade bir Türkçe ile ortaya koydu.
Sofya’da bir canı sıkkın Fikret Otyam
15 Eylül 1914 doğumlu Orhan Kemal, 2 Haziran 1970 de tedavi için gittiği Sofya’da beyin kanaması geçirmesi nedeniyle hayatını kaybeder. Haberi telgrafla aldığında can arkadaşı Fikret kuş olur uçar gider Sofya’ya. Otelde canı sıkkın düşünceler içinde beklemektedir Orhan’ını alıp yurda getirmek için… Necati Cumali de yanındadır…
“(… Hayatta daha çok adaletsizlik var ve yazarın ödevi buna karşı savaşmaktır… … Edebiyat ülkeler ve halklar arasında değişmez ilişki aracıdır…)”
Orhan Kemal’in son sözleridir bunlar, Otyam kitabına “vasiyet gibi” diyerek not düşer. Yüreği kanayarak can dostunun ağzında devam eder;
“Sanatımın amacı: İnsanlığın, insanlık tarafından, insanlık için yönetilme çabası adına sanat …”
Dahası, Orhan Kemal’in çalışma masası üzerinde kendine bir not bulur;
Ve uzun bitmeyen hikâyenin sonunda; siz benim başlık yaptığım “110 yaşında” kısmına takılmayın. Böylesi büyük yazarlar okuyucu kitabının kapağını açtığında okuyucusu ile aynı yaşta olur ve okuyucusu ile sohbet etmeye başlarlar. Her çağda her yaştadırlar…
İki can dosta, iki değerli ustaya sevgiyle, saygıyla, hasretle…
Tek Kaynak:
- Fikret Otyam, Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektupları, Belgeler/Bilgiler/Bölgeler Dizisi: 20, E Yayınları, Ankara, Mayıs 1975,
Fotoğraflar da dahil her türlü alıntı bu tek kaynaktan yapılmıştır.






Okyar Abi, yine döktürmüşsün…
Kitabı internetten buldum ve hemen ısmarladım.
Orhan Kemal’i bu güne kadar maraton koşucusuna benzeten olmuş mudur bilmiyorum ama bence koşuyu bitiremeden yarışa veda etmiş. Sağlık durumu elverseydi kim bilir daha ne şaheserler üretirdi.
Orhan Kemal’in büyüklüğünü sanatı nasıl yorumladığından anlayabiliriz. Ne güzel demiş “İnsanlığın, insanlık tarafından, insanlık için yönetilme çabası” diye…
Önce kendisine, sonra Fikret ustaya, ardından da sana selam olsun.
Sevgili Orhun,
Önce okuyup düşüncelerini aktardığın için çok teşekkürler. Herkesin hayatı kendine göre koştuğu bir maraton ya da yürüdüğü yol. Dolayısıyla tam da burada Aşık Veysel’e kulak verip “gidiyorum gündüz gece” de diyebiliriz. Ama kitabı alman çok iyi olmuş. Ben iki defa okudum. Senin de severek okuyacağına eminim.
Okyar abi, dediğin gibi ; “İki can dosta, iki değerli ustaya sevgiyle, saygıyla, hasretle…”
Ellerine, emeğine sağlık abim. Selam ve saygılarımla…
Sevgili Öner, çok teşekkürler. Yazı Arkaplan Sanat dergisinde basılarak kalıcı oldu. http://www.arkaplansanat.com ve Instagram hesabından takip edebilirsin. Zengin içeriğe sahip.
Okyar abi Arkaplan Sanat Dergisine aboneyim ve ilk sayısından itibaren tüm sayıları kütüphanemde. Severek takip ediyorum.
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/yazi-iscisi-orhan-kemal-olcay-bagir-2406362