Özcan Çeltikli anısına…

-

Özcan’a…

Yıllar önce bir fotoğraf çekmişti Cemal Süreya.

Cemal Süreya’nın ‘Fotoğraf’ındaki adamdır Özcan…

Kendisi için; “Fotoğraf sanatçısı değil, sokak fotoğrafçısıyım.” diyordu.. Ama yine kendi için söylendiği gibi, en çok da “sokak çocuğuydu”. Evet, hem de en iflah olmazından…

“Sokak çocuğu”…. Çoğumuzun ezberini bozan bir benzetmedir bana kalırsa…. Özcan’a uyar. Özcan da sadık kalır bu söze… Ailesine de değer veren bir ‘sokak çocuğudur’ aynı zamanda…

Sadece çektikleriyle değil, ‘çekmedikleriyle’ de iyi fotoğrafçıdır o… Günümüzde artık görüleni herkes çekebiliyor, bir anlamda herkesin gör-e-mediğini çeken insandır fotoğrafçı. Sadece gözünü kullanan değil, beş duyu organının yanına yüreğini ve aklını da koyandır… Çünkü herkesin göremediğini, herkese göstermekle yükümlüdür o…. Fotoğrafı tasarlar.. Makine ise uygulayıcıdır.. Onun asıl donanımı, kültürü, bilgisi ve bakış açısındadır. O, iyi bir anlatıcı, iyi bir dinleyici, iyi bir gözlemci ve iyi bir izsürücüdür aynı zamanda… John Berger’in Görme Biçimleri kitabında belirttiği gibi; “Her imgede bir görme biçimi yatar. Fotoğraflarda bile. Çünkü fotoğraflar çoğu zaman sanıldığı gibi mekanik kayıtlar değildir. Her bir fotoğrafa baktığımızda, ne denli az olursa olsun, fotoğrafçının sınırsız görünüm olanakları arasından o görünümü seçtiğini farkederiz. Rastgele aile fotoğraflarında da böyledir bu. Fotoğrafçının görme biçimi konuyu seçişinde yansır. Ressamın görme biçimi, bez ya da kağıt üstüne yaptığı imlerle yeniden canlandırılır. Her imgede bir görme biçimi yatsa da bir imgeyi algılayışımız ya da değerlendirişimiz aynı zamanda görme biçimimize de bağlıdır.”…  Sadece iyi fotoğrafçı gözüyle bakamayız Özcan’a, düşünceleri ve yaşam biçimiyle de farklılık yaratmış bir insandır… Yaşam biçimi fotoğraflarına yansır. Yaşama ve insana bakış açısı vizörde kendiliğinden kadrajlanır.. Deklanşöre dokunuş, insana ve yaşama sihirli bir dokunuştur… 

Onun yaşam perspektifi, çok önceden çizilmiş, nitelikli ve ödünsüz bir çizgidir… Söylemeyeceklerini söylemez, söyleyecek sözünü de sakınmaz. Alfred Adler; “Bir boyun eğen, bir de boyun eğdiren insan tipi vardır” demiş. Bana göre bir üçüncü de olmalı ;

Boyun eğmeyen adamdır Özcan.  

Trakya Gezi Dergisi Özcan’dan söz ediyor; “.. her evde bezim, her kapıda yüzüm var” demiş eskiler; sokak fotoğrafçılığına geri dönüşüyle tam da böyle biri olup çıkar.. Çocukla çocuk, yaşlıyla yaşlı, deliyle delidir. Lüleburgaz’ın “girilmez” denen Roman mahallesinin sokakları bile, sanırsınız bir tek onun için ardına kadar açılmıştır…” …Evet, “girip çıkmadığı yer, sohbet etmediği, selam vermediği kimse yoktur”. Bunu, kum saati gibi tersine çevirip de okuyabiliriz;  bir anlamda, tüm selam verdikleri onun peşi sıra kum taneleri gibi akarlar sokaklara..

Zamandaki yolculuğuna karşılık bulan adamdır o…..

Bakmayın siz onun; “evet, aksiliğim, nemrut tarafım, inatçı, dominant yönüm yok diyemem. Var, hem de bazen bezdirircesine var.” dediğine… Aslında, ne kadar dürüstçe bir reddetmeyiştir bu… İnsan sevgisiyle yoğrulmuş, bırakın iğneyi kendine batırmayı gerektiğinde çuvaldızı bile kendine batırmaya çekinmeyen adamdır… İnsanlarla harika iletişim kurabilen nadir bir kişiliktir…

Kendini hiç değiştirmeden geliştiren adamdır ….

Bunu yaparken yanındakileri de geliştirir.. Çok insan ondan etkilenmiş ve bir şeyler öğrenmiştir… İster, istemez… Sinirleri alınmış gibidir, hiçbir şeye kızmaz ve tepki vermez sanırdınız….. Oysa kömürler içten yanıyor… İçinde kopan her fırtınanın, hayatın eleştirisine katkısı olmuştur Özcan’ın… Düşünsel anlamda zor ulaşılabilen biri olmasını, sanırım anlayan anladı, anlamayanlar ayrıldı… Olsun…. Onu daha kimler anlayamamıştı ki zaten…! Ama eminim ki, yeni oluşumlarda bile Özcan’ın katkısı çoktur.

Tüm arkadaşları, sevenleri onunla olan o güzel anılarını yazacak onu anlatacaklar.. O güzel fotoğraflarını paylaşacaklar.. Ben, kısa anektodlarla biraz anılara da döneceğim… Geçmişe özlemimdir bu… Geçmişe takılı kaldığımdan değil sadece, geleceğe duyduğum özlemden aynı zamanda… Yani umuttan..  Yıkılmayışından umudun….. Gülerdik, en çok gülüşleri anımsatmak isterim elimden geldiğince; 70’li yılların ortalarından (12eylül yıllarını saymazsak netekim) 84’e dek uzanan… 

Hani; daha o renkli televizyon yayınlarının olmadığı, kasabanın belki de tek televizyon bayiinin, renkli ama karıncalı mı karıncalı, neon yeşili ve balı akmış pamuk şekeri kırmızısı ekranından, Muhammed Ali maçlarını, sabahın köründe izlemek için dükkan vitrininin önünde sefil olduğumuz günlerden söz edeyim örneğin….  Evet, daha, ‘basın dışında’ renkli nedir bilmediğimiz ama duvara yazılmış bir slogandan arda kalan en renkli giysilerimizle, bu güzel kasabanın sokaklarındaki ‘yürüyüşlerimizden’ bahsedeyim..

Örneğin; meteliğe kurşun attığımız ama tek zenginliğimiz olan delikanlı gülüşlerimizden … Aşık olunan ama bir türlü ulaşamadığımız yanıtsız bir sevgili olan hayallerimizden…

Örneğin; daha renkli fotoğraf ve renkli banyo nedir bilmediğimiz o günlerde (siyah beyaz banyosunu biliyormuşuz gibi..) ‘Alamanyalar’dan getirdiğin banyo kimyasallarıyla, bastığın renkli fotoğraflardan… Omzundan atamadığın o, bana kullanmam için verdiğin F2’yi, geri getirmediğimde, bir kez olsun “getir artık” bile demediğin sayısız günlerden… Makinenin fiziğinden, kimyasından, matematiğinden değil, ‘vizörün  arkasındaki ve önündeki insan’ arasındaki iletişimden sıkça konuştuğumuz günlerden…

Örneğin; daha müzik seti yer edinmemişken hayatımızda ve ilk tanışmışlığımızken sayende böyle bir teknoloji ile, Queen ve Beatles dinlediğimiz ve “kültür emperyalizmi” diye yediğimiz fırçaları kimi arkadaşlarımızdan… Galileo’nun “dünya yine de dönüyor” demesi misali, yine de Queen ve Beatles dinleyişlerimizi inadına… Bunu arabeske yeğleyişimiz; ‘bundan sonra yiyeceğimiz fırçaların, kendimizi jiletlemekten iyidir’ hesabına dayanıyor olmasındandı muhtemelen…

‘Güzel Marmara’nın (namı değer köpek öldüren şarabının) o incir kıvamındaki lezzetini belki ama, Edirne Bayırı’nda içilen şaraptan nasibini almamış Burgazlı var mıdır?.. Özdemir Asaf’ın diliyle; kalabalıklar içindeki yalnızlığımız mıydı, fazla uzaklarda değil ama şarabı az ötelerde arayışımız yoksa? Yoksa, Cemal Süreya’nın diliyle; geceleri Burgaz’ın rüzgarlı (Edirne) bayırında içtiğimiz her içkinin 12’den sonra şaraba dönüşecek olması mı?… Bayır rüzgarlı, sohbet sıcak, ama içimiz de hep sıcaktı… Ve hep öyle kaldı.

Haa… Feneri’de Beşiktaş’ı da kupada devirdiğimiz günlerin keyfini de anmadan geçmeyelim örneğin… Bu; kasabamızın tarihinde Lüleburgaz’ın “L”si kadar önemlidir. Kimimiz sıkı Fenerli, kimimiz sıkı Beşiktaşlı olsak dahi…

Yine, kaçtığımız İstanbul’da, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki Amatör Tiyatrolar Şenliği’ni izlemek için, Kartal Sanat İşliği’nin dekorlarına yardım etmelerimizi anlatabiliriz örneğin…  Özcan’ı otururken görmek ne mümkündür?.. Bir oyun boyunca, onu bir orada bir burada izliyorken görebilirsiniz ama… Bazen ortadan kaybolur… Başka bir oyun için dekorlar değişirken bir bakarsınız Özcan sahnede… “Yardım lazım mı?” diye bile sormadan… O, hep ayaktayken biz oturabilir miydik?

Burgaz, İstasyon Mahallesi’ne bu denli birleşmemişken daha; ayaklı banka (Sülüman Aga’nın) bol soğanlı köftelerini götürürken tekel biralarıyla, Uzunköprü’den gelen trene ‘bir anda’ doluşmamızı ve İstanbul Festivali’nde ‘Senegal Balesi’nde soluklanışımızı anlatalım örneğin…

Hani; o “kaçış” günlerinde çok sevdiğimiz ‘Lüle’nin deplasman maçlarına kaçışlarımızı da anlatalım… Karagümrük-Lüleburgaz maçında, stad içinde polis abilerimizden :), stad dışında Karagümrüklülerden yediğimiz bir ton dayağı mesela… Dönüş yolunda, kimbilir belki de, bir an önce unutmak için suratlarımızdaki kederi, her defasında reytingi artan gülüşlerimizi de anlatırız… Öyle ya; “kahırdan ölmektense, gülmekten ölürüz daha iyidir” dercesine….

Bir kitaba başlar gibi…” şarkı söylerken, bir gece vaktinin onikiden sonrasını bir de… Ve tam 12’den vurulduğumuz o 12 eylül günlerini de örneğin… Ve bu kez yalnızlığımızın ne kadar da çoğaldığını bir de …

Artık; Hıdrellez, Kakava, Kırkpınar gibi, çok emek verdiğin ‘Pavli’ ile de anılacağını örneğin…

2018’in 23 Nisan’ında etkinlik çadırımızın önüne bir posterini asmıştım Özcan’ın. Bir Roman arkadaşın, resmine bakıp eliyle resmi sevdiğini gördüm… Boğazımda bir şeyler düğümlendi.. Bu görüntü, çok şeye bedeldi.. Anlattığına göre; “Kral adamdı” Özcan…

Pavli Panayırı’nda, üzüm kasasıyla birlikte resmini çektiği Hasan’ın, bu yıl (2018) sergiden kendi resmini araklayışının öyküsü de iç burkucudur… O fotoğraf; çekilmiş olmak için çekilmiş ve sonra da unutulmuş her hangi bir fotoğraf değildir… Onu, Özcan’ın çekmiş olması ile daha anlamlıdır. Fotoğrafa ruhunu vermiştir o, ve o ruhta yaşar… Fotoğrafı çekilen ise, sadece fotoğrafı çekildiği için değil, kendine bu denli değer verildiği için sever fotoğrafını. Bu yüzden unutulmaz iyi fotoğrafçılar… Hasan’ın ve onun gibilerin geçmiş zamanı ve şimdiki zamanı arasındaki acılarının tanığıdır Özcan… Ve bir bakıma onun gelecek zamanının da özetidir çektikleri…

Kendisinden sonraya ‘çekilmemiş fotoğraflar’ da bırakan adamdır bu nedenle

Onu, 2018’in 3 Aralık’ında yoğun duygularımızla uğurlamıştık… O gün yaşadığımız hüzün, nefes almamızı zorlaştırdı ama bir o kadar da, sevginin ne olduğunu unutmuş yüreklerimize hatırlattı ritmini… O gün; yaşam ile ölüm arasındaki o ince çizginin sınırları kalktı… Uğur Mumcu’nun; “kimi ölüler bize ne kadar yakın ve yaşayanların bir çoğu ne kadar da ölü.” sözünü anımsadım… İşte, Özcan’ın, doğadaki ve içindeki ışıkla yazdığı nefis yazılar, bir kez daha kazındı yüreklerimize.. Artık, ölüm silebilir mi?…. Demişler ki; “Heyyy…!!”, bir Alamancı gibi geldin, bir kasabalı gibi ayrıldın aramızdan” ve “gözlerini bir kasabaya bağışladın”… “Güzel insanlar kasabalara ara sıra uğrarlar, büyük şehirlerde ise sessizce kaybolurlar”…. Ne kadar güzel ve ne kadar onurlandırıcı sözler……! Başka nasıl anlatabilirdi Özcan?….

Bu nedenle de düşlediği dünyayı, yaşamıyla özetleyen adamdır Özcan…

Son sözler olarak;

Hüzün ve gözyaşlarımız vardı evet ama seni tanımış olmaktan kaynaklanan sevincimiz ve kazancımız, yaptıkların, mücadelen, güzel anılacak olman, daha iddialı bir söz ile; ‘yaşıyor ve yaşayacak’ olman, bu hüznün çok üstündedir… Seni tanıdığım için, arkadaşım olduğun için, arkadaşın olduğum için, bana öğrettiklerin için, paylaşımın için, ne güzel bir insan olduğunu, ne güzellikler bıraktığını bildiğim için, hüznümden daha çok işte bunun için çok şanslı, sevinçli ve mutluyum… Ve dahası çok da umutluyum…  Çünkü yarım kalan bir şey yok…

Tanıştığı her insanda güzel ve derin izler bırakan can yoldaşım, bir ömür boyunca yakaladığın tüm ışıklarla birlikte ol…

Vahit Akça

Vahit Akça Fotoğrafları

Vahit Akça FotoğraflarıVahit Akça FotoğraflarıVahit Akça FotoğraflarıVahit Akça FotoğraflarıVahit Akça FotoğraflarıVahit Akça FotoğraflarıVahit Akça FotoğraflarıVahit Akça FotoğraflarıVahit Akça FotoğraflarıVahit Akça FotoğraflarıVahit Akça Fotoğrafları

Özcan Çeltikli – Biyografi

Özcan Çeltikçi

1959 Lüleburgaz doğumlu. Ailesi Almanya’da bulunduğundan ilkokul ve lisenin bazı sınıflarını ve Üniversite hazırlık sınıfını okudu. Bazı nedenlerle okulunu yarım bıraktı. Lüleburgaz’ın ilk “Sokak Fotoğrafçısı” olarak isim yapan Çeltikli, 1972 yılında fotoğrafa gönül verdi. Sosyal yaşam, çevre, insan, arkadaş, okul faaliyetleri, bayramlar, spor vb. konularda çekimler yaptı. Çeşitli yerel gazetelerde foto muhabiri olarak çalıştı 2009 yılında emekli oldu. Ulusal basında ajanslara geçtiği pek çok fotoğraf ve haberi yayınlandı.

Kırklareli Valiliği’nin “Kırklareli’nde Sonbahar – Kış” fotoğraf yarışmasında 2.lik, “Kırklareli’de Bahar” adlı yarışmada 3.lük, “Hayrabolu Fotoğraf Yarışması”nda 1.lik, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Türkiye çapındaki fotoğraf yarışmasında 3.lük ödülleri (2009) vardır.

Lüleburgaz Fotoğraf Günleri, Lafod Ortak Katılımlı Fotoğraf Sergileri düzenleyip okulların fotoğraf kulüplerinin etkinliklerini destekleyen Çeltikli, Lüleburgaz Belediyesi Çocuk Şenlikleri’nin fotoğraf sergilerini de hazırladı.

Çeltikli, kurduğu LAFOD’un (Lüleburgaz Amatör Fotoğrafçılar Derneği) başkanlığını yaptı.

Lüleburgaz’da fotoğrafın bir sanat olarak kabul görmesi ve gelişmesinde çok önemli etkileri vardır. Bugün Lüleburgaz’da hem dernek düzeyinde hem de kişisel anlamda fotoğraf sanatına gönül vermiş toplulukların ortaya çıkmasında Çeltikli’nin çok önemli katkıları olmuştur. Çeşitli kişisel sergiler de açan Çeltikli önderliğinde düzenlenen “Yüz Fotoğrafla Türkiye’nin Yüz Haritası” fotoğraf sergisi Ankara’da sergilenmiştir. Fotoğraf ve bisiklet tutkusuyla Lüleburgaz ve çevresinde dolaşıp, çekimlerini sürdüren Çeltikli, bunu Lüleburgaz’lılarla paylaşmaktaydı.

Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde uzun yıllardan beri fotoğrafçılık ve foto muhabirliği yapan Özcan Çeltikli, yakalandığı amansız hastalığa yenik düşerek 2 Aralık 2017’de aramızdan ayrıldığında 58 yaşındaydı. Fotoğraf sanatçısı Özcan Çeltikli, evli ve bir kız babasıydı.

Özcan Çeltikli’nin Albümünden

Özcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli FotoğraflarıÖzcan Çeltikli Fotoğrafları

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

avatar
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Hakan Kalyoncu
Ziyaretçi
Hakan Kalyoncu

Bir sergide , hatta bir duvarda asılı tek bir fotoğrafım oldu benim şu ana dek. O da Özcan Ağabey sayesinde oldu. Sanki fazla zamanı olmadığını bilircesine sürekli bir aktivite içinde olurdu. Mahiyetini unuttum şimdi bir karma sergi düzenliyordu. İnternet üzerinden yazdı , “Hakan sen de bir fotoğraf gönder bana.”
Ben mırın kırın ettim bir süre belki unutur diye ama Özcan Abi’nin zarif ve detaycı zekâsından kaçmak mümkün değildi. Unutmuyordu, unutturmuyordu.
Sonunda yazmak zorunda kaldım hakikati: ” Abi şimdi baskı maliyetiyle filan uğraşamam ben, başka bir sergine yollarım sonra.”
El cevap: “Gönder!”
Gönderdim tabii. Bir tık daha naz yaparsam, Trakya damarı kabaracak ve okkalı bir küfür yiyecektim.Anlamıştım.
Vesselam cebinden bastırdı ve astırdı sergiye. O roman vatandaşın resmini sevmesinin de böyle bir öyküsü vardır eminim.Kral adamdı çünkü ince görürdü.
Hayatımda ilk defa hep Özcan Abi’den gördüğüm Pavli’ye gitmek kısmet olunca hemen yazmıştım telefondan,
“Abi Pavli’deyim. Göreyim seni. ”
“Hastanedeyim İstanbul’da Hakancım.”
O an sezdim nedense durumunun çok ciddi olduğunu ve kötü ihtimal bulutlarının arasında durduğunu.
“Geçmiş olsun abim. Ciddi değil umarım?”
“Atlatacağım. Görüşürüz sonra.”

Görüşemedik.

Fotoğrafçı ışık arayan insandır. Bazı fotoğrafçılar ise ışık kaynağıdır. Özcan Ağabey de ışık kaynağı olan fotoğrafçılardandı işte. Bilgisini, ilgisini,o hüzünlü tebessümünü esirgemezdi kimseden. Son ana kadar direndiğinden, yaşarsa o lanet hastalıkla ilgili bir farkındalık projesi üretmeyi aklından geçirdiğinden adım gibi eminim ben.

Hasretle,rahmetle anıyorum.

Size de bu güzel yazınız, dost yüreğiniz için şükranlarımı sunuyorum Vâhit Abi.
Sevgiyle.

Okyar Atilla
Editör / Yazar

Sevgili Hakan,
Yorumun Vahit’in yazısına ek oldu. Eline sağlık ve çok teşekkürler. Keşke hikayelerini yazdığımız değerli insanları tanıyanlar onlarla ilgili anılarını bizimle paylaşsalar. Eminim yayınladığımız yazılar çok daha anlam kazanacaktır.

Hakan Kalyoncu
Ziyaretçi
Hakan Kalyoncu

Teşekkür ederim ağabey. Çok selamlar.

Sebahattin Demir
Yönetici

Vahit bey merhaba,

Herkesin, arkasından sizin gibi düşünen böyle dostları arkadaşlıkları olsun dedirtecek bir yazı olmuş. Ne mutlu size ki, Özcan usta gibi bir dostunuz olmuş, Özcan usta da çok şanslı biriymiş ki, sizin gibi arkadaşlara sahipmiş.

Hakan beyin “Bazı fotoğrafçılar ışık kaynağıdır” sözleri de tüm yazılanları perçinlemiş.

Bu çok güzel ve anlamlı yazınızla ortamımıza renk kattınız. Bu yazınız bizi düşünmeye yöneltti ve daha fazla sorumluluk almamız gerektiğini hatırlattı. Fotoğrafın bir amacının olması gerektiğini, insana değmesi gerektiğini bir kez daha anlamış olduk sayenizde.

Biz de sizin vesilenizle ustayı rahmetle anıyoruz.
Saygılar.

Hakan Kalyoncu
Ziyaretçi
Hakan Kalyoncu

İnsana değerse daha çok değer kazanıyor sanırım fotoğraf. Sevgiler ağabey.

Öner BÜYÜKYILDIZ
Ziyaretçi
Öner BÜYÜKYILDIZ

Duygu dolu bu yazınız için çok teşekkür ederiz Vahit bey. Ellerinize sağlık.
Özcan usta’yı rahmetle anıyorum. Mekanı cennet olsun.

Okyar Atilla
Editör / Yazar

Özcan Çeltikli anısına…
Bu farklı bir röportaj yazısı olacak diye yola çıkmıştım. Hiç görüşmediğim ve konuşmadığım ve de ne yazık ki artık bunları yapma imkânımın olmadığı bir röportaj yazısı. Ancak Pavli’de Vahit ile konuştuktan sonra başka bir sunuş yapalım diye düşündük. Bu yazı böyle oluştu.

Özcan Çeltikli adını ilk defa fotoğraf camiasındaki bir ölüm haberinde gördüm. Kimmiş diye kısa bir araştırma sonunda Trakya’da fotoğrafa damga vuran bir fotoğrafçı olduğunu anladım. Sosyal medyada bulduğum bazı fotoğraflarını gördüm. Sağlam fotoğrafçıydı. Ve takibim orada kaldı.

Eğer kader yolumuzu başka birisinin yolu ile kesiştirecekse hangi şartlar altında olursa olsun kesiştiriyor. Ağustos 2019 başında http://www.500px sitesinde görüştüğümüz Vahit Akça’nın yine bu sitede yayınladığı bir fotoğraf sergisi çağrısını okudum; 2019 Pavli Panayırında Özcan Çeltikli anısına fotoğraf sergisi… Ben, bu sene de Pavli Panayırına gitmeye karar vermiştim. Ve gerisi çorap söküğü gibi geldi. 2017 de çektiğim fotoğraflardan seçip Vahit’e gönderdim. Sergi açılmıştı. Ve bir şekilde Özcan ile bir aradaydım. Nereden nereye…

Pehlivanköy’de Vahit ile buluştuk. Özcan’ın çocukluk ve mahalle arkadaşıymış. Vahit’e fotoğrafı Özcan bulaştırmış. Artık bunda sonrasını Özcan’ın yakın arkadaşı Vahit’ten dinlemek doğru olacaktır…

Yazmadan edemeyeceğim. Bir insan gerçekte ne zaman ölür? Bu sorunun tek bir cevabı var; O insanı tanıyan herkes yitip gittiğinde… Bundan dolayı değil midir ki sevdiklerimizi unutturmama çabamız?

Sevgi ve saygılarımla…

Yasar Aykac
Ziyaretçi
Yasar Aykac

Vahit Bey Merhabalar,
Bir Usta’nın ardından yazılabilecek en güzel yazılardan birini dostluk anılarıyla da birlikte harmanlayarak bize ulaştırdığınız için teşekkür ederiz. Özcan Çeltikçi, her ne kadar Fotoğraf Sanatçısı değilim dese de “sokağın kendisi” olabilmeyi başarmış gördüğüm kadarıyla, özünü görebilmek -özümsemek- sanatçının başlıca hedefidir. 1970 – 80 lerde zamanın ruhu daha bir yaşanarak görünüyordu bence, şimdilerde hem kadrajın arkasında hem de objektifin önünde daha bir tüketim objesi olduk gibi geliyor, artık fotoğraflar bir anlık bakış ile geçiştirilen tüketim objeleri ve “ustalık” kazanmak isteğinin yerine popülerlik aldı gibi… bu anlamda Fotoğraf Dernekleri’nin önemi büyük gördüğüm kadarıyla.
ne mutlu ki ustalara saygı duymanın bilincinde olan sizler varsınız.
sevgiler.

Okyar Atilla
Editör / Yazar

Yaşar Bey merhaba,
Bu güzel yorum ve düşünceler için çok teşekkürler. “Popülerlik” konusunda sizinle aynı fikirdeyim. Hatta buna “MEŞHURiyet devri” de diyebiliriz.
Sevgi ve saygılarımla

vahit akça
Ziyaretçi
vahit akça

ışığın kaynağı doğadır evet ama ışığın yönetmeni insan aklıdır, yüreğinin izniyle… tüm dostlara çok teşekkürler, öncelikle sevgili dostum Özcan adına… sevgi ve umutla…

Halit KAPLAN
Ziyaretçi
Halit KAPLAN

Yüreğine sağlık Vahit Abi, kelimeleri yüreğimize sıralamışsın bir bir; daha ne denir ki.
Kral ADAMdı Özcan Aga…

Makale yazarı

Vahit Akça
1960 Aksaray doğumlu. İlk, orta ve lise’yi Lüleburgaz’da okudu. 1974-1979 İlk çizgi ve fotoğraf denemeleri. Lüleburgaz. 1988 Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Bölümü'nü bitirdi. İlk karikatürleri 90’lı yılların başında İstanbul'da Sokak Dergisi’nde kısa bir süre yayınlandı. 1994'ten 2009'a Lüleburgaz Görünüm gazetesinde karikatürleri yayınlandı. 2003-2009 Evrensel Gazetesi’nde karikatürleri yayınlandı. 2008'den 2014’e dek Çağımızda Hukuk ve Toplum dergisinde hukuk makalelerine karikatürler çizdi. Bazı yerel mizah dergilerinde karikatürleri ve ayrıca karikatür ve mizah sitelerinde siyaset, bilim, sanat, edebiyat, hukuk, çevre, su ve futbol konularında karikatür destekli tefrikalar ve yazıları yayınlandı. Periyodik olmayan sürelerde yeni e Dergisi’nde çizimleri yayımlanıyor. Hukuk, Çevre, İşsizlik, Siyaset, Portreler ve Futbol başlıkları altında karikatür albümleri hazırlıyor. 2010 yılında reklam sektöründen emekli oldu. Halen, yayın grafiğiyle uğraşıyor. İllustrasyon ve kaligrafiye yönelik çalışmaların yanı sıra bir yayınevi için Uygarlık Tarihi ve Antik Kentler üzerine kitap kapakları ve kitap tasarımı yapıyor. Akça’nın, Pavli Panayırı yazısı 2000’li yılların başında Evrensel Kültür Dergisi’nde Özcan Çeltikli’nin fotoğraflarıyla birlikte yayınlandı. Yine aynı dönemde Pavli Panayırı başlıklı yazı, kendi fotoğraflarıyla Cumhuriyet Dergi’de yayımlandı. Fotoğraflarını; Trakya projeleri (Trakya Panayırları, Kakava, Hıdrellez, Kırkpınar, Pomaklar ve Çingeneler adı altındaki albüm çalışmaları için ve Trakya Çevre (Ergene, Taşocağı İşletmeleri, Nükleer ve Termik Santraller), İğneada Longozları ve Dupnisa Mağarası tanıtımları için bir çevre kuruluşu ile birlikte başlayacak projelerin hazırlığı için arşivliyor. Bu çalışmalarından biri 2021 yılı ortalarında “Pavli” adıyla oluşturacağı bir Gezi Fotoğraf Kitabı... 2015’den bu yana 500px’de fotoğraflarını paylaşıyor. Fotoğrafları daha çok insan odaklıdır. Vahit Akça evli ve bir çocuk babasıdır.

ÖZEL MAKALE

Fotoğraf ve Propaganda

Rembrandt - The Anatomy Lesson of Dr Nicolaes Tulp
Günümüz dünyasında görsellik, iletilerin yayılmasındaki en önemli unsurlardan biri olarak, ortak dil oluşturmaya zemin hazırlamaktadır. Görselliğin bu derece ön planda oluşu hiç kuşkusuz etki alanının geniş olması, dikkate değer bulunuluşu, bellekte uzun süre kalması, gerçek oluşu gibi konuları da beraberinde getirmektedir. Fotoğrafın ilk çıktığı yıllarda “gerçeklik” ve “inandırıcılık” gücünden hiç şüphe edilmemekteydi. Dolayısıyla kuşkusuz bir inançlar silsilesi, adeta sosyal bir belgeydi.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Yeniden Kadrajlama Tekniği ile Fotoğraflarınızı Geliştirin

Yeniden Kadrajlama Tekniği

Yeniden kadrajlama, ana odak noktasını kullanarak konuya odaklanmak ve elinizi deklanşörden çekmeden konuyu kadrajınızdaki başka bir yere yeniden konumlandırarak ideal kadrajı oluşturup fotoğrafı çekmektir.

POPÜLER İÇERİKLER

Arthenos | Diyafram nedir, fotoğrafta diyafram ayarları nasıl yapılır, alan derinliği nedir, ISO nedir, perde hızı nedir, doğru pozlama nedir

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları

Diyafram nedir?Objektiflerin önüne monte edilmiş, fotoğrafını çekeceğiniz objeden yansıyan ışınların, aynanın veya algılayıcının üzerine ne yoğunlukta düşeceğini belirleyen...
Rembrandt - The Anatomy Lesson of Dr Nicolaes Tulp

Fotoğraf ve Propaganda

Pozlama Ölçüm Modları

Pozlama Ölçüm Modları

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

Buna benzer birçok yazı
E-Posta Kutunuza
gelsin ister misiniz?

Bültenimize abone olun, yeni içerikler ilk size gelsin.

Teşekkürler. Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyin.