Özcan Yaman ile Fotoğraf üzerine söyleşi

"Tarz geliştirmenin en önemli unsuru felsefe sosyoloji gibi alanlarla ya da sanat kültürünü geliştirmeyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Teknikle olan bağım elimdeki makinanın özelliklerinden çok çekim öncesi sorduğum “Neden çekiyorum?” ve “Nasıl çekmeliyim?” sorularıma verdiğim yanıtlar oluyor. Hangi alanda olursa olsun (Belgesel, Basın ya da kavramsal) tekniği buna uyguluyorum. Çok pahalı ya da marifetli makinelerin benim için yani tarzımı ortaya koymada bir anlamı yok."

Özcan Yaman

-

Özcan Bey, İFSAK BLOG’da “Okullu Fotoğrafçı Olmak” yazınızı okudum. Döndüm bir daha okudum. Kesmedi, Evrensel’deki “Kadraj” köşenizde iki bölüm halinde iki kere daha okudum. Evet, bence de “yeter artık” demeniz çok normal. Ben yazınızı “Otobiyografi”niz içinden alınmış “Fotobiyografi” olarak tanımlayıverdim.

İFSAK BLOG’da yaptığım yorumu “Fotoğrafa adanmış bir yaşam” olarak noktalamıştım. Kendi blog sayfamızda yazınızda yer almayan fotoğraf yanınızı konuşmak için kaleme sarıldım. Şimdi sohbete başlayabilirim;

OA: Fotoğraf ana başlığı altında yer alan birçok tarz var. Belgesel, portre, manzara, kavramsal, sokak fotoğrafçılığı, deneysel, mimari gibi gibi… Fotobiyografinizden bu tarzların birçoğunu ve belki hepsi üzerine çalışmalar yaptığınızı tahmin etmek zor değil. Bütün bu çabalarınız devam ederken kendi tarzınız olarak ilk üç sıraya koyduğunuz hangileri oldu?

ÖY: Belgesel-Kavramsal yeterli bence diğerleri bunlardan doğuyor zaten…

OA: Bu tarzlar ön plana nasıl çıktı? Sizin ve dış mihrakların (!) nasıl etkileri oldu?

ÖY: Fotoğrafın ortaya çıktığı ilk yıllardan itibaren bugün ayrı olarak nitelendirdiğimiz tarzlar veya dallar da oluşmaya başladı. Fotoğraf iki alanda ilerledi; Teknik ve Sanat. Bunlar daha sonra birbirlerini geliştirmişlerdir diyebilirim. Eskiden ‘enstantane fotoğrafçılığı’ derdik şimdilerde geniş manada ‘sokak fotoğrafçılığı’ oldu 😊 Teknolojinin gelişimi, toplumsal ihtiyaçlar birçok yeni alanın da doğmasına yol açtı. Örneklersek; Düğün ya da evlilik fotoğrafçılığı, Doğum fotoğrafçılığı, gibi…

OA: Bu tarzlar için geliştirdiğiniz farklı teknikler oldu mu? Hangi tarz için nelerdir?

ÖY: Bu tarzlar için özel bir şeyler geliştirmedim. Edindiğim bilgiyi kendime uygulamaya çalıştım. Dolayısıyla yorum katmak diyebileceğim kendi tarzım oturdu. Tarz geliştirmenin en önemli unsuru felsefe sosyoloji gibi alanlarla ya da sanat kültürünü geliştirmeyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Teknikle olan bağım elimdeki makinanın özelliklerinden çok çekim öncesi sorduğum “Neden çekiyorum?” ve “Nasıl çekmeliyim?” sorularıma verdiğim yanıtlar oluyor. Hangi alanda olursa olsun (Belgesel, Basın ya da kavramsal) tekniği buna uyguluyorum. Çok pahalı ya da marifetli makinelerin benim için yani tarzımı ortaya koymada bir anlamı yok.

OA: Bu tarzlar için örnek aldığınız yerli ve yabancı fotoğrafçılar oldu mu?

ÖY: Olmaz mı. Tüm fotoğraf ustaları diye kısaca cevaplayabilirim ama ille da isim derseniz; H. Cartier Bresson dan başlayıp Ara Güler, Cafer Türkmen, Sabit Kalfagil, Ozan Sağdıç, özellikle Sovyet fotoğrafçıları Alexander Rodchenko, Yevgeny Khaldei, Boris Ignatovich, Dimitry Baltermants, Max Alpert, Josef-Koudelka (Çek) gibi birçokları ve tabii yine batılı Lewis Hine, Jacop Riis, Robert Doisneau, Chema Mados, Jerry Uelsmann… gibi daha bir çokları…

Bu isimleri şöyle yorumluyorum; her fotoğrafçıdan hatta genelleyerek her sanatçıdan feyz almak mümkün. Yeter ki görmesini bilin. Dolayısıyla emin olduğum şey, Özcan Yaman listeye yazmadığı daha birçok sanatçıya eleştirel olarak yaklaşmış ve kendi çıkarımlarını yapmıştır. İsimler arasında dikkatinizi Cafer Tayyar Türkmen’e çekmek istiyorum. Onun fotoğraflarını bir tesadüf eseri Hahnemühle-Art Boya LTD. tarafından yayınlanan 2018 yılı takviminde görmüştüm. Muazzam fotoğraflar. İlk sayfanın arkasında kısa bir bilgilendirme metni oğlu Metin Türkmen tarafından kaleme alınmış. Takvim baskı fotoğraf albüm işinde olan bir arkadaşıma gelmişti. Bana hediye etti. Uzun bir süre kitabını aradım. Yok. Şimdi hasretle hakkında yazılmış bir kitap ve fotoğraf albüm baskılarını bekliyorum. Umarım buna emek harcayanlar vardır. Bu takvim hemen bilgisayar ekranımın yanında durur. Ara sıra açar bakarım.

Ve tabii Anadolu’yu birlikte fotoğrafladığı Curt Kosswig’i de anmamak olmaz.

OA: Eğitmen olarak ya da olmayarak çok okuma yaptığınız biliyorum. Bu tarzlar için “bana başucu kitapları tavsiye eder misiniz?” desem hangi kitaplar olurdu?

ÖY: Evet can alıcı bir soru. Öncelikle Espas yayınlarının kitapları. Sonrasında kendileri fotoğrafçı olmasalar da fotoğraf üzerine eleştiri, makale yazan aydın düşünürlerin sanat, siyaset ve fotoğrafla ilişkili yayınları diyebilirim. Walter Benjamin, Adorno, Susan Sontag, Gisele Freund, John Berger… Ayrıca Sabit Kalfagil Kompozisyon kitabı, Özcan Yurdalan Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj, Murat Yaykın Fotoğraf İdeolojisi, Serkan Dora Büyüyen Fotoğraf, Küçülen sosyoloji, gibi saymakla bitmez… Bir de Koç Üniversitesi yayını olan Camera Ottomana ilk aklıma gelenler desem 😊

OA: O çocuk fotoğraf makinasının deliğinden baktırsaydı sanat ile nasıl bir yol arkadaşlığı yapardınız?

ÖY: Belki o an hevesimi almış ve teknik eleman olarak (Teknik meslek lisesi öğretmeni veya Kaportacı) olarak çok farklı bir alanda sanat manat geç bunları diyen biri olabilirdim. Aslında o arkadaşıma teşekkür borçluyum. O belki de ‘çok düşük enstantenede titrek ve bozuk çıkar anlamında’ söylemek istemiştir. Ama ben yanlış anlayıp böyle bir gurur da yapmış olabilirim. Ama o an o gurur için mutluyum.

OA: Buraya kadar alıştırma safhasıydı. Şimdi zorlayıcı soruma geleyim. Sihirli değneğimi oynatsam ve sizi ortaokul çocukluğunuza döndürsem neleri farklı yapmak isterdiniz?

ÖY: Belki yurt yaşamını belgeleyip ‘’Yurtlardaki çocuklar da sizin, toplumun çocukları’’ derdim ama bu bir bilinç meselesi. Şimdiki bilinç düzeyimi de düşünerek geriye dönseydim yine aynı yaptıklarımı yapardım. Zor bir soru olmadı 🙂    

OA:  Bu soruyu 1977 de Bayrampaşa Şehir tiyatrosunda Muhsin Ertuğrul’un sahneye koyduğu “İstanbul” adlı oyunun dialarını çekme şansını elde eden kendi halinde bir fotoğrafçı olarak soracağım; Şehir tiyatrolarında fotoğrafçılığın size etkisi nasıl oldu? Bunu hem fotoğraf hem de hayata bakışınız olarak sormak istiyorum.

ÖY: Fotoğrafın çekmek değil, yapmak olduğunu öğrendim. Kurgu yani ‘’o’’ an kavramını anladım. Sanatın fotoğrafla ilişkisini, sanatçıların pratikle ilişkilerini, elit olmanın toplumdan nasıl soyutlanma olduğunu ve olmadığını, aile kurumu ile sanat dünyası ilişkileri konularında birikimlerim oldu. Benim çalıştığım yıllarda 1980 sonrası olması ve antidemokratik uygulamaların yürürlükte olduğu ve 1402’likler dönemi olması, kişilik ve zarafetleriyle tanıdığım birçok sanatçının örneğin; Savaş Dinçel, Cüneyt Türel, Deniz Türkali, Erol Keskin, Hale Akınlı, İsmet Ay, Suna Pekuysal, Zihni Göktay, Sezai Altekin, Yıldırım Türker, Murathan Mungan, …. gibi liste uzar. Toplumsal mücadelede Tiyatro aracılığıyla ve kişilikleriyle bana örnek oldular. Onlardan çok şey deneyimledim. Kültürel birikimlerimin sanatla olan gelişimimi sağladı diyebilirim. 

OA: Eğitim döneminizde Usta-Çırak ilişkisi ile Okullu-Alaylı ilişkisini harmanlarken en sıkıntı yaşadığınız şey ne olmuştu? Günümüzde bu ilişkinin ele alınması hakkındaki düşünceleriniz nedir?

ÖY: Bu konuyu bahsettiğiniz yazımda oldukça net açıkladığımı zannediyorum, ama burada özetlersem; Kişinin kendini geliştirirken aslolanın sorgulayıcı olması, neyi nerede bulacağının yöntemini keşfetmesi yeterli diyebilirim. Önce beyni geliştirmek. Felsefe sosyoloji den başlayıp insanlık tarihinden günümüze birikim edinmek sonrasında dünyayı yorumlamak ve değiştirmek için fotoğrafı kullanmak. İster alaylı ister okullu farketmez. Okulun avantajı bir takım sistem ve zorlamalarla vakit kaybını önlemek olabilir ama olay kişide bitiyor. Bir de eğitim sistemi tabii. Ben yalnız fotoğraf değil tüm üniversite bölümlerinin kalitesinin düştüğünü ve meslek lisesi düzeyinde olduğunu düşünüyorum. Ama istisnalar da olabilir.

Özcan Bey’in fotobiyografisinde aklımda kalan soruların karşılığını böylece almış oldum. Söylemlerinde “fotoğrafçıya notlar” diyebileceğimiz altı çizilecek ifadeler yer alıyor. Eğer bir aksilik olmazsa Özcan Bey’in fotoğraf üzerine düşüncelerinde, felsefesinden ve tecrübelerinden öğrenmeye devam edeceğiz. Beni kırmadan sabırla sorularımı cevapladığı için teşekkürlerimi sunuyorum.

Sevgi ve saygılarımla

İlişkili İçerikler

Ressam Utku Varlık ile resim üzerine söyleşi

1965 yılı Haziran ayının sonları. Hiç bu denli şaşırmamıştır Utku Varlık, kendisini Kunsthistoriches Müzesi’nin kapısında bulduğunda. Otostopla, cebinde topu topu 10 dolar, yemeden içmeden gelmiştir Viyana’ya. Bu Avrupa’ya ilk çıkışıdır. Kötü röprodüksiyonlarla dolu kafasını yıkamak, belleğini yenilemek, meraklarına yanıt bulmak adına çıkmıştır onca güçlüğe karşın ve bunun adı, “umut gezisi” dir. Güçlüğün adı ise, parasızlık!

Ressam Çetin Erokay ile resim üzerine söyleşi

"Çetin Erokay; ruhsal kaynaklı coşkularını, bilinçaltında yer etmiş resimleme güdüleriyle önlenemez biçimde görselleştirmeye eğilimli bir sanatçıdır. Resimleme uğraşını o denli mutlaklaştırmaktadır ki, coşku ve gerilimlerini törensi kompozisyon şemalarıyla kontrol altına alabilmektedir.”

Prof. Dr. Mümtaz Sağlam

Salih Güler ile Fotoğraf üzerine söyleşi

Salih Güler, çok uzun zaman öncesinde çalışmalarını takip ettiğim önemsediğim bir fotoğrafçı. Yanılmıyorsam beni etkileyen ilk fotoğrafı bir provada dinlenen balerinin seyirci koltuğunun arkasına attığı ayakları olmuştu. Fotoğraflarında estetik kavramın ya da değerin ön planda olduğunu fark edersiniz.

Şimdi soralım bakalım, Salih Güler kimdir? Nasıl fotoğrafçıdır? Neler yapar? Kendi anlatsın…

E-POSTA ABONELİĞİ

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

Abone ol
Bana bildir
guest
Makale Değerlendirme
Makaleyi 5 yıldız üzerinden değerlendirin
Yorum formu, web sitesinde yer alan yorumları takip etmemize izin vermek için Adınızı, e-Postanızı ve içeriğinizi kaydeder. Yorum göndermek için lütfen web sitemizdeki Koşulları ve Gizlilik Politikamızı okuyun ve kabul edin.
0 Yorum
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster

Makale yazarı

Okyar Atilla
Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

Manşet

Eğilmez Başın Gibi

Eğilmez Başın Gibi

Halit Dokuzoğuz' un uzun süre önce paylaştığı bu fotoğrafı unutamıyorum... Nasıl unuturum? Fotoğraftaki Efe'nin görkemli hali, hayalimden silinmiyor, "Eğilmez başın gibi, gökler bulutlu efem" diyor.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Fotograf çekmek mutlu ediyor

Fotoğraf Çekenler Daha Mutlu Oluyor

Fotoğrafçılar mutlu insanlar. Bunu ben demiyorum, Amerikan Kişilik ve Sosyal Psikoloji Dergisi tarafından yayımlanmış kapsamlı bir çalışma söylüyor. "Fotoğraf çekin, her şeyden daha fazla keyif alacaksınız" diyor.

POPÜLER İÇERİKLER

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları

Diyaframın kökeni dilimize Fransızca “diaphragme” kelimesinden gelmiştir, İngilizcede "Aperture" olarak tanımlanır ve “açıklık” anlamına gelir.

Fotoğrafta diyafram ayarlarını çekmek istediğiniz sahnenin ne olacağına göre siz belirlersiniz. Fotoğrafınızda nelere etki edeceğini anlamak için okumaya devam edin.
0
Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x