Sandıktaki Fotoğraflar

Negatifler üzerinde Osmanlıca yazılar vardı. Yüzlerce negatif vardı. Farklı boyutlarda çekilmiş filmlerdi bunlar. Basılı fotoğraflar azdı. Stüdyo da çekilmiş vesikalık, altı dokuz, kartpostal filmlerde vardı ama bunlarla ilgilenmedik. Nazım Baysal o dönemlerde sadece Zonguldak’ı fotoğraflamakla kalmamış Bartın, Ereğli, Devrek ile ilgili negatiflerde vardı ama biz bunları değerlendirmedik sergi dışı bıraktık.

-

Birol Üzmez – Nazım Baysal, Bir Zonguldak Hikayesi…

Vivian Maier ve Zaharia Cuşnir üzerine bir şeyler karalayınca Birol Üzmez daha önce yaptığımız röportajda kıyısından köşesinden bundan bahsetmişti.  Döndüm röportajı bir kere daha okudum. “Burnumuzun dibindekini ıskalayıp nerelerde dolaşıyorum” dedim kendi kendime. Birol’da sağolsun desteğini esirgemedi. Ve devamı aşağıdaki söyleşide…

OA: Hadi direkt konuya girelim. Nazım Baysal ve onun Zonguldak fotoğraflarından nasıl haberdar oldun?
BÜ: İki arkadaşım vardı. Fahri Bozbaş ve Ertuğrul Ünal. Bir de Ertuğrul’un babası Hüseyin Tilki. Hüseyin amca Zonguldak’ta “Foto Baysal” ı devralmış ve aynı isimle devam ediyormuş. Bir gün karanlık odada Ertuğrul’un ayağı bir sandığa çarpar. Karanlık oda zaten küçük ve adı üstünde karanlık. İşini zorlaştıran sandığı “Ne bu?” diyerek atmaya kalkarken içine bakar. Ve birçok negatif… Gözleri parlar. Kimindir bunlar? Nereden gelmiştir?

O.A. Fahri ve Ertuğrul’un fotoğrafla ilgisi nedir?
BÜ: İkisi de Zonguldak’ta fotoğrafla uğraşan arkadaşımdı. Sanatsal yönüyle değil de daha çok ticari yönüyle ilgilenirlerdi. Yani üç silahşörler gibiyiz. Ben de Zonguldak’ta babamın da işi nedeniyle yoğun olarak fotoğrafla ilgileniyorum.  

O.A. Negatifler?…
BÜ: Kısa bir araştırmayla negatiflerin Nazım Baysal’a ait olduğunu öğrendik. Nazım Baysal Foto Baysal’ı devrederken dükkanın tüm arşivini de bırakmış.

Nazım Baysal Yugoslavya’dan Zonguldak’a gelir. Çeşitli işler yaptıktan sonra alamünit (şipşak) makine ile fotoğraf çekmeye başlar, daha sonra Zonguldak’ın ilk fotoğraf stüdyosunu kurar. Oğlu Kemal Baysal’ı iyi bir fotoğrafçı olarak yetiştirir. 1920’de Yugoslavya Prizrene’de doğan Kemal Baysal, 1927’de başarılı bir fotoğrafçı olan babası Nazım Baysal ailesini Zonguldak’a getirdiğinde yedi yaşındadır. 1933 yılında Cumhuriyetin onuncu yılını kutlama şenlikleri yapılırken, bütün merasim fotoğraflarını Kemal Baysal çeker. Aynı gün bu fotoğraflar bir siyasi partinin İl Merkezi vasıtasıyla Ankara’da çıkan Ulus Gazetesi’ne yollanır. Ulus Gazetesi ertesi gün, içinde Zonguldak’ın da bulunduğu, şenlikleri en heyecanlı şekilde kutlayan on şehrin fotoğraflarını yayınlar. Kemal Bey’in adı da böylelikle ilk defa fotoğrafının altına yazılır ve 13 yaşındaki Kemal’e Ankara’dan basın kartı yollanır. 1941’de Berlin’e giderek “Kunst und Werk” okuluna devam eder. 1946 senesinde New York’taki ” The School of Modern Photography”ye girmiş. Okuldan sonra Hollywood’a giderek “Universal Pictures”da Ali İpar’ın eşi olan Virginia Bruce’un çevirdiği bir filmi izleme ve filmin kameramanı ile birlikte bilgi alışverişi yapabilme imkanı bulur.

O.A. Kemal abi, Kemal Baysal mı? Hakkında ne biliyorsun?
BÜ: Kemal Baysal, Amerika da fotoğraf ve sinema üzerinde eğitim görmüş İstanbul’da fotoğraf kimyasalları üzerine çalışıyordu. Yani babasının vizyonuna bakın. O dönemde oğlunu Amerika’da bu konuda eğitime yolluyor.

Kemal Baysal’ın 1960 ve 1970’ler de İstanbul’da çektiği dia pozitiflerden seçilen şehrin gündelik hayatına, semtlerine, mekanlarına tanıklık eden 75 adet fotoğraf 24 Haziran ~ 30 Temmuz 2015 tarihleri arasında ilk kez İstanbul Fotoğraf Müzesi’nde sanatseverlerle buluşmuştu. Kemal Baysal’ın ailesi tarafından müze koleksiyonuna bağışlanan fotoğraf makineleri ve kitapları da sergilenmişti. 2005 yılında aramızdan ayrılan Kemal Baysal, Tasvir’i Efkar gazetesinde foto muhabirlik yapmıştı.

Sandıktaki Fotoğraflar

OA: Şimdi senin anlatırkenki heyecanına bakıyorum da, sanki yine o günleri yaşar gibisin. Bu negatifler oldukça değerli. Biraz bunlardan, negatiflerden bahseder misin?
BÜ: Negatifler üzerinde Osmanlıca yazılar vardı. Yüzlerce negatif vardı. Farklı boyutlarda çekilmiş filmlerdi bunlar. Basılı fotoğraflar azdı. Stüdyo da çekilmiş vesikalık, altı dokuz, kartpostal filmlerde vardı ama bunlarla ilgilenmedik. Nazım Baysal o dönemlerde sadece Zonguldak’ı fotoğraflamakla kalmamış Bartın, Ereğli, Devrek ile ilgili negatiflerde vardı ama biz bunları değerlendirmedik sergi dışı bıraktık.  

OA: Hikaye iyice heyecanlı olmaya başladı. Şimdi sorum şu; negatiflerle nasıl devam ettiniz? Yani bu biraz polis sorusu gibi oldu kusura bakma. Ne yaptınız?
BÜ: Fotoğrafın sanatsal yönüyle ben ilgilendiğimden işin tasnif ve basım işlerini ben üstlendim. Bütün negatifleri yeniden (temizlemek amacıyla) yıkadım. Çok tozlanmışlardı. Ve babam Niyazi Üzmez’le günlerce karanlık odadan çıkmayarak baskılarını yaptık. 100’e yakın fotoğrafı seçerek o dönem belediye başkanı olan Zeki Çakan’a gösterdik.

Birol yazının taslağını hala Zonguldak’ta yaşayan fahri ve Ertuğrul ile paylaştı. Fahri Bey de bizi kırmayıp hatırladıklarını gönderdi.

Fahri Bey’e kulak verelim: Sakıncalı Piyade olarak askerliğimi bitirdikten sonra bir yaşındaki oğluma süt parası nasıl kazanırım diye pürtelaş giriştiğim bir iş alanıydı fotoğrafçılık. İstanbul’da gazetecilik öğrenimi yıllarında Zenit-E ve babamdan kalma Agfa makinalarla işin sanatsal boyutunu takip etmiştim. Aynı makinalar ekmeğimi kazanırken de araçlarım oldu. Estetik yanım hep vardı. Bu Ertuğrul’da bir eksik değildi. Ertuğrul da askerden yeni gelmiş sayılırdı ve yeni yeni başlayan renkli laboratuvar işini geliştirmek için çırpınıyordu. Senin olaylara hep fotoğraf sanatçısı yorumu ile yaklaşman bizim bu güzel birlikteliğimize ışık oldu. Sen o günlerde hep “bir sergi açalım” diyordun. Foto Baysal’daki negatiflerin önemini görüp de sana “işte bir sergi için bir sandık dolusu negatif” dediğim anı ve senin yaşadığın heyecanı unutamam. Sen o günlerde Foto Turan’da oluyordun. Zonguldak Belediyesi Halkla İlişkiler Servisindeki işine sergiden sonra başlamıştın.

Fotoğrafların ortaya çıkmasında senin emeğin sonsuz… İstanbul’dan ipek kart almak için nasıl bir imece oluşturmuştuk, unutamam. Sanırım 145 fotoğraf basmıştın. Bunların 40’a yakını büyük boyutlardaydı. Sergiledikten sonra Belediye Başkanı. Zeki Çakan fotoğrafları vermek istememişti. Çerçevelerinden çıkartarak metazori almıştık fotoğrafları. Çünkü başka yerlerde de sergilenmesini istiyorduk.   Ne yazık ki; sergi süresince çekimler yapıldı ve bu kopyalar birçok kişinin “özel arşivi” oldu. Daha sonra bu fotoğrafları takvim yapraklarında, ajandalar da, çerçeveli – çerçevesiz lokanta veya değişik iş yerlerinin duvarlarında gördük. Sergiler devam etti. Ankara, İzmir, İstanbul… Fakat fotoğraflar her sergi sonrası eksilmeye başladı ve koskoca bir arşiv negatifleri ile yok olup gitti. Bence şu an en belirgin olan, masraflarımızı karşıladığımız Kenan Duru beyin TTK adına satın aldığı fotoğraflar. Tabi, onlar da yağmalanmamışsa! Bütün bunları Facebook’da “Zonguldak nostalji” grubunda da görebiliriz. Biz üç kafadar olarak kömür yükleme önündeki fotoğrafımız bu arşivde yoktur. Fakat Foto Baysal’in dükkân fotoğrafı vardır. Hoşuna giden fotoğraflardan “yemekhane” gerçekten mükemmel. Bu fotoğrafın “mükellefiyet” döneminin en somut göstergesi olduğunu biliyoruz. 15-50 yaş çalışma zorunluluğu… Bir kap yemek, bir somun ekmek…  Ve tabi davetiye olarak bastığımız Çardamar Bacaağzı’ndaki çarıklı madenkeş… Sergideki anı defteri de önemli bir belge. Nerededir bilmiyorum. Bu fotoğrafların aynı mekanlarında çekim yapıp yeni bir sergi açma düşüncemiz de vardı!  Bu yine olsun. Hayalimiz hep olsun. Budur bizi mutlu kılan.

Beni geçmişe götürdün. Teşekkürler Birol. Sevgi ve selamlar.

O.A. Şimdi burada baban Niyazi Bey amca da devreye girdi. Çok kısaca onun fotoğrafın belge ve sanat yönüne olan ilgisi nasıldı? Bu konuda da fotoğraf çekiyor muydu?
BÜ: Babamın “Foto Film” adında stüdyosu vardı. Ticari yönüyle ilgileniyordu. Tabi o zamanlar çoğu kimsenin elinde fotoğraf makinesi olmadığı için düğünlere önemli günlere fotoğrafçı tutulurdu. Babam bu tür fotoğraflar da çekiyordu. Siyah beyaz dönemler. Dükkanda çekilen fotoğrafları akşam eve getirirdi ben de odada halının üzerine sererdim sabaha kadar kururlardı. Babam daha sonra dükkanı devredip dayımla birlik de Foto Turan’ı işlettiler daha merkezi bir yerdeydi Nazım Baysal’ın fotoğraflarını Foto Turan’ın karanlık odasında basmıştık.

OA: Belediye başkanına dönelim. Ne yaptı fotoğrafları görünce?
BÜ: Çok idealist biriydi fotoğrafları görünce her şeyi üstlenmeyi kabul etti. Sergi Salonu yoktu. Mimarından mühendisine, marangozundan ressamlarına kadar tüm birimleri seferber etti. Nikah Salonunun bir bölümünü sergi salonuna dönüştürdük. Panolar yaptırdık, sokakları afişlerle donattık, fotoğrafları çerçevelettirerek “Bir Zamanlar Zonguldak” isimli sergiyi açtık.

O.A. Çok hızlı hareket etmişsiniz. Elinize sağlık. Keşke bu sergiyi görme imkanımız olsaydı. Zonguldak’ta bu tarz etkinliklerden hemen hemen herkesin haberi oluyordur o zamanlar. Halkın ilgisi tepkisi nasıl oldu?
BÜ: Yıllar sonra Kentin eski fotoğraflarını ilk kez vatandaşlar görüyordu.1910 yıllardan başlayarak 60’lı yıllara kadar uzanan bir kentin ilk kez görünen şehir fotoğrafları çok büyük ilgi gördü. 10 gün açık kalan sergi yoğun ilgi nedeniyle bir on gün daha uzatıldı.

O.A. Sana zor bir soru. Usta bir fotoğrafçı olarak gözünü kapatıp düşlediğinde hala canlandırdığın fotoğraflar var mı?
BÜ: Olmaz mı? Tüm şehir fotoğraflarının içinde hepsinden ayrılan bir fotoğraf vardı, ki beni çok etkilemişti.

Nazım Baysal kömür işletmeleri olan EKİ ye ait lojmanlar, yurtlar, yemekhaneler, işletmeler, liman, tersane tesislerini fotoğraflamıştı ama yemekhanede çekilmiş maden işçileri fotoğrafı çok sanatsaldı.

18×24 ebadında bir negatif filmdi bu. Bu filmi basabilecek bir agrandizör yoktu bende 30×40 ebadında üç numara Tetanal karta kontak baskı alarak bu fotoğrafı basmıştım.

Fotoğraftaki madencilerin yüzleri çok derin anlamlar taşımaktaydı. Muhtemelen 18×24 film çekebilen bir körüklü üçayak makine taşınarak çekilmişti. Düşük enstantaneyle çekildiğinden bir süre işçilerin kımıldamadan durdukları yüzlerinden el kol mimiklerinden okunuyordu. Dönemim fakirlik ve yoksulluğunu çok iyi yansıtıyordu. Lokal ışık çok iyi kullanılmıştı. Madencilerin giydikleri kıyafetler, tahta bir yemek masası, metal tabaklar, metal su kupaları ve sadece kaşıkla yenilen yemeğin yanında bir somun ekmek.

O.A. Bu anlattığın tam bir belgesel kare… Görmek isterdim.
BÜ: Evet, bu fotoğraf Nazım Baysal’ın sıradan bir fotoğrafçı olmadığının çok sanatsal bir bakış açısına sahip olduğunun derin ipuçlarını veriyordu.

Sandıktaki Fotoğraflar

Bu konu kapanmaz. En son Birol ile konuşurken, Hüseyin Tilki’nin stüdyosunu bıraktığı çocuklarının işi devam ettiremediğinden bahsetti. Stüdyo kapanınca Nazım Baysal’ın negatifleri de tekrar ortadan kaybolmuş. Birol o dönemde negatiflere etik nedenlerden dolayı sahiplenmemiş.

Fotoğraflar hakkında not:

Yazıda yer alan fotoğraflar Birol Üzmez’in özel arşivinden alınmıştır. Bu fotoğrafların kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılarak kullanılması kesinlikle kısıtlanmıştır. Bu tarz talepler için Birol Üzmez (biroluzmez@gmail.com) ile görüşülmesi gerekmektedir. Anlayışınız için teşekkür ederiz.

İlişkili İçerikler

Foto-graf Dernekleri, Klüpleri, Blogları vb… Kendi tarihlerini yazmalılar

Geleceği kurmak ve/ya geleceğe daha sağlam adımlarla ilerlemek istiyorsak, geçmiş zamanın bütün deneyim ve bilgilerinden yararlanmamız icap eder. Fakat elimizde geçmişe dair yeterli doküman yok ise, yararlanabileceğimiz bir şey de yok demektir.

…Deneyimler ve bilgiler kuşaktan kuşağa sözlü ve yazılı olarak aktarılmadığı takdirde, yeni kuşaklar sürekli sıfırdan başlamak zorunda kalırlar.

Belgesel Fotoğrafçılık – Bölüm 4

Belgesel fotoğrafçılığın Türkiye’deki gelişimine bakarken, öncelikle tarihi benzerlik ve yakınlık bağlamında 19. Yüzyıl İran’ında olup bitenlerden söz etmek gerekmektedir. 1848 yılında İran tahtına geçen Naserel Din Şah Kajar ülkesinde birçok reform yapmıştır.

Belgesel Fotoğrafçılık – Bölüm 3

Belgesel fotoğrafçılık genellikle daha karmaşık bir hikaye çizgisine sahip uzun vadeli projelerle ilgilidir. Foto muhabirliği ise daha çok sıcak haber ile ilgilidir (1). Özcan Yurdalan bu konuya şöyle açıklık getirir: “Sokak fotoğrafçılığıyla haber fotoğrafçılığı karıştırılır. Sokak fotoğrafçısı ve haber fotoğrafçısı olayın tekil anına odaklanır. Olayı izlerken sürece odaklanır. Ele aldığı konuyu görünen yanlarıyla değil arka plan ve neden sonuç ilişkisiyle birlikte anlatmaya çalışır.

Belgesel Fotoğrafçılık – Bölüm 2

Fotoğrafta teknolojinin gelişmesi ve yeni çoğaltma yöntemlerinin geliştirilmesi, sosyal belgesel fotoğrafçılığının 1890'ların sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ivme kazanmasını sağladı. Bu dönemde belgeselcilik ilgisini manzara ve peyzajdan ağırlıklı olarak şehre ve şehrin krizlerine doğru kaydırmıştır.

E-POSTA ABONELİĞİ

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

Abone ol
Bana bildir
guest
Makale Değerlendirme
Makaleyi 5 yıldız üzerinden değerlendirin
Yorum formu, web sitesinde yer alan yorumları takip etmemize izin vermek için Adınızı, e-Postanızı ve içeriğinizi kaydeder. Yorum göndermek için lütfen web sitemizdeki Koşulları ve Gizlilik Politikamızı okuyun ve kabul edin.
14 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Öner BÜYÜKYILDIZ

O dönemlerden kalan her bir negatif her bir fotoğraf ne kadar değerli. Keşke hemen koruma altına alınabilse.
Bizi tekrar Birol Hocamızla ve o döneme ait fotoğraflarla buluşturduğunuz için teşekkür ederiz Okyar bey. Ellerinize emeğinize sağlık.
Selam ve saygılarımla.

Birol Üzmez

Sevgili Okyar, ne üzücü ki bu kıymetli insanların yaşamlarına ait günümüzde çok az belgeye ulaşabiliyoruz. Seyit Ali Ak ın Remzi Kitabevinden çıkan “Erken Cumhuriyet Dönemi Türk Fotoğrafı “başlıklı kitabında Bir nebzede olsa Kemal Baysal ile ilgili bilgilere ulaşılabiliyor.Ayrıca senin sözünü ettiğin Fotoğraf dergisinde Zeynep Orhon Targaç ın “Dünden Bugüne Stüdyolar” araştırma dizi yazısında Baysal Fotoğraf Stüdyosundan geniş şekilde söz edilmekde. Birde Zokev bültenleri var. Tüm bunların dışında senin yaptığın bu röportaj web ortamında sayende ilk kez kalıcı bir dökümantasyon oluşturdu.

Öner BÜYÜKYILDIZ

Abi filmleri 15-20 yıl sonra bulurlar mı bilmiyorum ama, bi 50-60 yıl sonra bizim bu hafıza kartlarını bulanlar da aynı şeyleri yaşayacak galiba. O zaman ki teknoloji nerelere gider kimbilir. Sonra birileri bugünlerden kalma bir SD kart bulur, içinden neler çıkacak diye heyecanlanır falan. Benim kelebek fotoğraflarını bulanın burun kıvırıp bana rahmet okumayacağı kesin de, senin arşivi bulan yaşadı 😀

Birol Üzmez

Zaman çok hızlı akıyor. İçinde yaşadığımız kentler hızla değişiyor. Gelecek kuşaklara bu değişimi belgeleyip aktarmak gerekiyor. Nazım amcanın fotoğrafların kıymetini ve değerini o zamanki aklımızla anlayıp bunların bir şekilde insanlara aktarılması gereğini düşünmüştük. Ama sonradan gelenler bunların kıymetini bildi mi? Hayır. Kıymet ve değer bilmez bir milletiz. Bizde hasetlik ve kıskançlık hakimdir.Güzel yapılan bir şeyi kimse çekemez. Ara Güler en iyisini yaptı bütün arşivini bir vakfa bıraktı. Biliyor çünkü bunu yapmasa onların başına ne geleceğini. Tarık Dursun K öldü Konak Belediyesine yalvardım kütüphanesi alın diye.Kimse oralı olmadı. Oğlu gitti bütün kitaplarını Alsancaktaki Doğan Kitabevine sattı. Ben gözlerimle gördüm ne denli değerli bir kütüphanesi olduğunu.Olduğu gibi korunmalıydı masasından sandalyesine kadar. Yok oldu gitti. Sonradan Tarık Dursun K anı evi,Dario Moreno anı evi yapıyorsun.Yapsan nolcak içini doldurmadıktan sonra! Senin çektiğin Rahvan at yarışları önemli bir belge. Yarın bir gün yok olur gider bu kültür.O yüzden çekebildiğin kadar çekmelisin.

Ayhan Ülkü

Sevgili Birol Üzmez,Fahri Bozbaş,Ertuğrul Ünal,Hüseyin Tilki amca,Niyazi Üzmez amca olmasa ,günümüze aktarılan bu eşsiz fotograflara ulaşamayacaktık. Geçmişle ilgili belge ve fotoğrafların,geleceğe aktarılması,toplumumuzda genellikle bireylerin özveriyle sahip çıkıp,uğraşısıyla olmuştur.Kamunun ve vakıfların bu tür belge ve fotograflara sahip çıkmayışı,bununla ilgili kurumların olmayışı,böylesine önemli belge ve fotoğrafların yok olması yada tümüyle günümüze kadar gelmeyişi,toplumsal belleğimizin günümüzdeki hâline neden oluyor. Röportajla bu önemli acı gerçeği bizlere sunan,sayın Okyar Atilla’ya,sayın Birol Üzmez’e teşekkürler ediyorum. Varolun,sağolun.

Okyar Atilla

Ayhan Bey merhaba,
Değerli katkınız için çok teşekkürler. Birol’un belgesel proje fotoğrafçılığı (çalışmalarına baktığımda bana doğru tanımlama bu gibi geliyor) ile konuyu benimle paylaşması sonucu “hadi yazıya dökelim, kalıcı bir şey olsun” dememizle Zonguldak ve Nazım Bey merkezli bir “belge” ortaya çıkardık. Dediğiniz gibi her şeyin gelir geçer olduğu günümüzde önemli bir iş yaptığımızı düşünüyorum. Yine Birol’ün yorumunda bahsettiği “Fotoğraf dergisinde Zeynep Orhon Targaç ın “Dünden Bugüne Stüdyolar” araştırma” yazı dizisi önemlidir.

Sevgi ve saygılarımla

Birol Üzmez

Sevgili Ayhan,her zamanki gibi nazik ve duyarlı ve destekleyici cümlelerin için teşekkürler. Şimdi düşünüyorum da aradan 35 yıl geçmiş hem fotoğraflar hem de bizim yaptığımız iş önemini koruyor.Tabii biz o zamanlar Proje nedir bilmiyoruz. Sponsorluk nedir bilmiyoruz. Şimdi anlam buldu bu kavramlar. Bügünden baktığımızda böyle çalışmalara proje yapılıyor ve epey para kazanılıyor. Düşünebiliyormsun 145 adet analog baskı hepsini karta basıyorsun.Bunun banyo masrafı emeği günler süren baskı süresi sergi aşaması dünyanın masrafı hepsini kendi cebimizden imece usulüyle karşılamıştık.Bu işin günümüzdeki parasal karşılığı çok yüksek meblaglara eşitlenir. Ki artık laboratuarda bastıracağın yer bile sayılı artık. Biz o zaman istedik ki sergi sonrasında Zonguldak Belediyesi bu fotoğrafları satın alıp arşivine katsın.Ama satın almak istenmedi. El koymak istendi.Bizde vermedik tabiî ki.Sonrasında bu fotoğraflar bir çok yerde sergilenmişti. Gerçi satın alsalardı ne olacaktı.Belediyeler siyasi oluşumlar har vurup harman savrulacaktı ve yok olup gideceklerdi. Şimdi yeni bir haber aldım İstanbul Fotoğraf Müzesi kapanmış ve Kemal Baysal’a ait belge ve fotoğrafları ailesine geri iade edilmiş. Gördün mü! Sonucu.
O zaman en akıllı işi Ara Güler yaptı tüm arşivini Doğuş grubuna devretti. Devlet ve Belediye olmayacak sağlam güvenilir bir vakıf olacak ki iyi korunsun.gelecek kuşaklara aktarılsın.
Şimdi Benim Zonguldak Belediyesindeyken çektiğim binlerce fotoğrafı,Tarişteyken çektiğim binlerce fotoğrafı,Senim MTA dayken verdiğin emeği,çektiğin fotoğrafları düşünelim.Ne oldu onlara? Yok oldu gitti.

Okyar Atilla

Dün (22 Şubat 2020 Cumartesi) Birol’un yanına uğramıştım. Yazıda bahsettiği dergiye (Fotoğraf Dergisi, Şubat-Mart 2000, sayı 29) göz atarken bir sayfada Kazım Zaim ile ilgili bir haber okudum. Bu haberin fotoğrafını çekip akşam da kendisine gönderdim. Arkasından da “Sandıktaki Fotoğraflar” yazısının linkini gönderdim. Epey bir süre sonra mesaj geldi. O mesajı Kazım Zaim’in yazdığı gibi paylaşıyorum;
“Nazım Bey Prizen’li, oğlu Kemal Baysal’da Prizen’li. Kemal Baysal’dan yetişme Ali Mermer Prizen’li. Ali Mermer’den yetişme Kazım Zaim Prizen’li. Stüdyo Taç Yaşar Atankazanır Prizen’li. Beyoğlu’nda Foto rekor Prizen’li. Bakırköy’de Stüdyo Renk Faik Şar ve oğlu Eşref Prizen’li. İşin garibi ben Baysal Stüdyosunda 1967-68 de çalışırken Kemal Baysal’ın bir fotoğraf bavulu vardı. Bavulu ara sıra açıp fotoğraflara bakardım.”

http://www.fotograf.net/Artist/KazimZaim/index.html

Makale yazarı

Okyar Atilla
Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

Manşet

Sony A7S III: Beklenen makine 5 yıl sonra geldi

Artık tek boynuzlu at, Yeti, Lochness canavarı, gulyabani, dünya lideri Türkiye ekonomisi kadar efsaneleşen Sony A7S III nihayet geldi.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Bir Fotoğraf, şehir hatları vapurundaki Çocuk ve Martılar

Bir Fotoğraf, şehir hatları vapurundaki Çocuk ve Martılar

Tüm hücrelerinde hissettiği o sonsuz huzurla Mısır çarşısına doğru yürürken elindeki bozukluklara şöyle bir baktı ve gülümsedi. Dönüşte martıların simit parası çıkmıştı! İçinden mırıldanmaya başladı:

Beni mutlu edecek şey, senin paran değil.
Sıyrıl bütün önyargılarından..
Hoş geldin aslıma!
İşte ben böyleyim.
İşte ben böyleyim…

POPÜLER İÇERİKLER

Eyvah! Şirketim büyüyor. Artık fotoğraftan da eskisi gibi zevk alamıyorum...

Eyvah! Şirketim büyüyor. Artık fotoğraftan da eskisi gibi zevk alamıyorum…

Geçtiğimiz hafta sonu, yakın bir arkadaşımı ziyaret etmek için eşimle birlikte günübirlik bir seyahate karar verdik. Arkadaşım ne zamandır bu ziyaretimiz için bana baskı yapıyordu. Ziyaret edeceğimiz yer, benim gibi tutkulu bir fotoğraf gönüllüsü olan çok yakın arkadaşım Cengiz'in birkaç yıl önce satın alıp, kendi zevklerine göre yeniden inşa ettirdiği şehir dışındaki çiftliğiydi.
14
0
Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x