Soner Yaman ile fotoğraf üzerine söyleşi

"Fotoğraf benim için içinde yaşadığımız zamanı kaydetme aracıdır. Bir fotoğrafta benim aradığım şey, içinde bulunduğumuz zamandan izler taşıması yani bir belge özelliği olması, kendi insanımızın muhakkak içinde olması, bir mekânı barındırması ve yapılabiliyorsa bir duygunun, ifadenin veya bir öykünün kadraj içinde yakalanmasıdır."
- Soner Yaman

-

Batak. Birçoğunuz duymuştur. Duymayanlar duyanlardan öğrensin demeden kısaca açıklayıvereyim; prafa, maça kızı, briç serisinden bir iskambil oyunu. İşte bu “Batak” benim Soner Yaman adını ilk duyduğum fotoğraf projesidir.

Türkiye’de “Yüzyılın Fotoğrafçısı” olarak kabul edilen Ara Güler, kendisinin de jüri üyesi olduğu “HSBC Görmek Dokunmaktır-2008 ” fotoğraf yarışmasında 430 proje arasından Türkiye birinciliğini kazanan “Batak” çalışması için “Foto muhabiri Ara Güler” isimli kitapta şunları söylemişti: “Bir resimler geldi, işçi resimleri korkunç güzellerdi, sonra dereceye girdi hemen İz’e kullanalım dedim üç dört tanesini”. Kendisinin talimatıyla İz Dergisi’nde yayınlanan fotoğraflardır bunlar.

Tabii ki instagramda “@soneryaman_” takip ettiğim siyah-beyaz fotoğraflarını sevdiğim bir fotoğrafçı. Ancak konuşmuşluğum yoktu. Ta ki Birol Üzmez ile röportaj yaparken “Konya’ya gideceğim” dediğimde bana “Orada bizim Soner var, görüşsene” diyerek telefon numarasını verinceye kadar sürdü bu konuşmamazlık. Mesaj attım. O da cevap verdi ve Konya’da buluşmak üzere mesajlaşmaya son verdik. Konya’da arayıp uygun bir zamanda buluşacaktık.

Öyle de yaptık. Meram yolunda benim sevdiğim kahveci olan “Espreressolab” da bir araya gelip hem sohbet ettik hem de birkaç değişik yere gidip fotoğraf çektik. Kısmet bu ya, akşamına da Soner’in KONFAD’daki sunuma katılıp Konya’lı fotoğrafçı arkadaşlarla tanışma şerefine nail oldum. Keyifli bir gündü. İşte bu röportaj bölük pörçük bugünün içinden çıktı.

Soner’in Konya’da yaşadığını öğrenmek benim için sürpriz oldu. Instagram sayfasında İstanbul fotoğrafları var. Ancak Anadolu’nun göbeğinde olması bana ayrı bir mutluluk verdi. Tıpkı Hüseyin Taşkın’ın Kayseri’de yaşaması gibi.

Bu söyleşi esnasında Soner’in taşınma hazırlığında olduğunu öğreniyorum. “Neden ve nereye?” diye sorduğumda “Çok uzun süredir Konya’dayız. Farklı bir şehirde devam etmek istiyoruz” diyor. “İzmir’e gelin” dediğimde gülerek başka bir şehir belirlediklerini öğreniyorum; Eskişehir. Soner artık Eskişehirli. Ve tabii KONFAD’da konuştuğum fotoğrafçılar bu durumdan üzgün. Eskişehir şanslı. Gayret ettim ama İzmir’e alamadım.

OA: Soner Yaman kimdir? Biraz anlatır mısın?
SY: Tabii. 1978 Kocaeli doğumluyum. 21 yıldır Konya’da yaşıyorum. Selçuk Üniversitesi arkeoloji mezunuyum. Ve 21 yıldır fotoğrafla ilgileniyorum. Belgeselciyim.

OA: Siyah Beyaz çalışıyorsunuz. Instagramdan takip ediyorum. Hep siyah beyaz kareler var.
SY: Evet. Analog fotoğrafla başladım. Karanlık odam vardı. Kendim banyo eder baskılarını yapardım. Dia çekerdim. İki makine taşırdım. Şimdi dijitalde siyah beyazı arıyorum. Ara Güler’in bir sözü vardır; usta “Ben renkli de çekerim” der. “Ancak bir Ara güler sergisi muhakkak siyan beyaz fotoğraflardan oluşmalıdır”.

OA: “Bir Soner Yaman sergisi de siyah beyaz fotoğraflardan oluşur” diyorum o zaman.
S.Y. Evet, doğru.

Fotoğrafların üzerlerine tıklayarak büyük boyutta görebilirsiniz.

OA: Fotoğrafa nasıl başladınız.
SY: Bu işin İzmir bağlantısı var. 1998 senesinde annem İzmir’de görevliydi. O dönemde İzmir’de Zenith makine aldım ve insan fotoğrafları çekerdim. Beni o makinayı almaya iten Hisarönü camisi önünde iki üç teli olan bir sazı ile sesinin kötülüğüne aldırmadan şarkı söyleyen bir adamı (muhtemelen akli dengesi de yerinde değildi) fotoğraflama arzusudur. Onu fotoğraflamak geldi içimden. O zamana kadar sadece ailemi fotoğraflıyordum. Bir de 1999 senesinde üniversiteye başladığımızda fotoğrafçılık dersimiz vardı. Fotoğrafa iyice yoğunlaştım.

OA: Hemen sıcağı sıcağına soruvereyim; başarı ve ödüllerin var mı? Bahseder misin? (Bu bilgiyi zor aldım. Bu konuda konuşmak istemiyor. Ancak ısrarıma dayanamayıp anlattı. Araya da “ödül” fotoğrafçının kendini ifade etme şekli olmamalı” lafını sokuşturuverdi. Bence haklı)
SY: Yarışmalara sıklıkla katılan bir fotoğrafçı değilim. Yarışma için fotoğraf çeken bir fotoğrafçı da değilim. Benim için en büyük ödül fotoğraflarımı samimi bulan insanlardan aldığım övgülerdir. Benim için en önemli ödül HSBC Bankasının 2008 senesinde düzenlediği “Görmek Dokunmaktır” isimli fotoğraf yarışmasında aldığım birincilik ödülüdür. Aldığım ödüllerin tam listesi aşağıdadır.

2008 – HSBC “Görmek Dokunmaktır” fotoğraf yarışması “Batak” isimli projesiyle, Büyük Ödül
2011 – BOYNER “Aşk… Her yerde” fotoğraf yarışması, ikincilik ödülü
2015 – AÖF IV.Ulusal Fotoğraf Yarışması, ”Serbest” kategori, Birincilik Ödülü
2015 – AÖF IV.Ulusal Fotoğraf Yarışması “Serbest” kategori, Mansiyon Ödülü
2015 – AÖF IV.Ulusal Fotoğraf Yarışması “En İyi Fotoğrafçı” Ödülü
2015 – 13 Kare IV.Ulusal Fotoğraf Gösterisi Yarışması, ”Mansiyon” Ödülü

OA: Fotoğrafı anlamlandırabilir misin? Senin için fotoğraf nedir?
S.Y. Fotoğraf benim için içinde yaşadığımız zamanı kaydetme aracıdır. Bir fotoğrafta benim aradığım şey, içinde bulunduğumuz zamandan izler taşıması yani bir belge özelliği olması, kendi insanımızın muhakkak içinde olması, bir mekânı barındırması ve yapılabiliyorsa bir duygunun, ifadenin veya bir öykünün kadraj içinde yakalanmasıdır.

OA: Burada üç şeyi bir arada kullandınız; zaman dediniz, mekân dediniz bir de teknik dediniz. Şöyle diyebilir miyiz; belgesel fotoğrafta fotoğrafçı zaman ve mekân ilişkisini vurgulamalıdır. Ne dersiniz?
SY: Bence fotoğrafçı hangi türüyle ilgilenirse ilgilensin kendi ülkesini ve insanını fotoğraflamasını görev bilinciyle yapmasına inanıyorum. Çünkü biz görsel tarihçileriz. Bu yüzden zamansız fotoğrafları çok sevmiyorum. Fotoğraf içinde bulunduğu zamanının izlerini taşımalı diyorum.

OA: Söylediğiniz “zamanın izleri” ifadesini biraz daha açabilir miyiz? Neler olmalı?
SY: Yaşam tarzı, giyim kuşam, reklam tabelaları, alışkanlıklar, yemek alışkanlıkları, gelenekler ve görenekler, varsa siyasal değişimler fotoğraflanabilir… Örnek vermek gerekirse, ben “ters ışık” fotoğraflarına baktığım zaman sadece siyah ve beyazdan oluşan fotoğraf görüyorum. Fotoğraf detay barındırmıyor. Yani fotoğraf çekildiği mekân ve zamanla ilişkin bilgi vermiyor. Fotoğraf 30 sene önce mi çekildi, günümüzde mi çekildi bunu anlayamıyorsunuz. Hiçbir ipucu vermiyor. Bu tarz fotoğraflar yerine daha çok detay barındıran ipucu barındıran fotoğrafları seviyorum.

Sonar Yaman FotoğraflarıSonar Yaman FotoğraflarıSoner Yaman ile fotoğraf üzerine söyleşi

OA: Peki, fotoğraf sanat mıdır?
Bu soruda bizi gülmek tutuyor. Bu gülmeye “bu da soru mu yani?” anlamını yükleyebilirsiniz. Burada kırılmaca gücenmece yok…
SY: Abi, Sabit Kalfagil’in verdiği cevabı biliyor musun?

OA: Sabit Kalfagil ile röportaj yaptım. Bu röportajı da İFOD kaybetti (artık böyle diyorum). Muhtemelen orada anlatmıştır. Siz söyleyin yine de, hep beraber duyalım…
SY: Sabit Hocaya soruyorlar; “Fotoğraf sanat mıdır değil midir?” diye. O da “Günümüzde tek bir sanat vardır, o da pazarlama sanatıdır” diye cevabı veriyor. Fotoğraf benim için şöyle sanat değil; en azından benim yaptığım fotoğraf sanat değil. Sanat olabilmesi için bir fikrin bir düşüncesinin ürünü olması gerekir. Nasıl ki, bir şair kendi düşüncelerini kâğıda döküp duygularını ifade edebiliyorsa, bir ressam kendi zihnindeki hayali tuvale döküyorsa. Fotoğrafın sanat olabilmesi içinde kişinin zihninde üretmiş olduğu fotoğrafları bir yönetmen edasıyla kurgulamasıyla ortaya koyması gerekir. Eğer ben gördüğümü fotoğraflıyorsam, o görüntü olmazsa ben onun fotoğrafı çekmem. Ben ona mahkumum. Dolayısıyla bu tam sanat olmuyor.

Şimdi yazıya dökerken tekrar tekrar dinlediğimde Soner’in bu deyişine sağlam tepki vermişim. Şu an düşünmeden de edemiyorum; acaba benim için fotoğraf kayıtsız şartsız sanat da onun için mi bu tepkiyi verdim? Bir yanım da Soner’in söylemine katılmadan edemiyor. Biz fotoğrafçılar özünde görsel tarihçiler değil miyiz? Okuyalım bakalım ne demişim;

OA: Ama o görüntüyü de gördüğünüz gibi fotoğraflamıyorsunuz. O görüntünü de sizin zihninizde karşılığını bulması gerekmiyor mu? Buna uygun kadrajı ve anı yakaladığınızda “Tamam” deyip fotoğraflamıyor muyuz? Bu da bir şekilde fotoğraf yapmak olmuyor mu? Yani siz o görüntüyü zihninizde nasıl istediğinizi oluşturuyorsunuz ve bunu bulduğunuz anda fotoğraflıyorsunuz.

Bu konuşmayı yapalı tam tamına dört ay (Nisan 2019 sonu) geçti. Daha sonra “fotoğraf sanat mıdır?” sorusu bende “fotoğraf sanatçısı” kavramı” olarak evrildi. Yani fotoğrafı sanat yapan bu işle ilgilenen kişidir.

SY: Aslında bu tarz fotoğraf çekenler için söylemek gerekirse fotoğrafçıda bir şairde, bir heykeltraşta veya bir ressamda olan yaratma özgürlüğü yok.

OA: Yani belgesel fotoğrafçılar için bunu söylüyoruz değil mi? Kavramsal çalıştığınızda bu özgürlük var diyorsunuz. Böyle mi anlamalıyım?
SY: Evet. Kavramsal fotoğraf çalışanlar sanat fotoğrafına daha yakın diyebiliriz.

Espressolab’da işimiz bitti. Kahvelerimizin sabah keyfini çıkardık. Soner’in önerisiyle Isparta yolu üzerinde olan yaklaşık 40 km uzaklıktaki Kızılören köyüne doğru yola çıktık. Araç kullanırken konuşma gibi bir alışkanlığım yok. Benimle seyahat çekilmez. Soner’de çok konuşkan biri değil. Yine çok kısa olarak bir şeyler konuştuk;

Soner Yaman FotoğraflarıSoner Yaman FotoğraflarıSoner Yaman FotoğraflarıSoner Yaman Fotoğrafları

OA: Nerede kalmıştık?
SY: Fotoğrafta kontrasttan bahsediyorduk en son.

Sanırım hemen öncesinde Soner’e fotoğraflarındaki kontrastın dikkat çekici olduğundan filan bahsettim. Anlatmaya devam ediyor;
Kontrast duyguyu güçlendirsin diye tercih ettiğim bir yöntem. Bir de filmdeki ton değerler dijitalde yok maalesef. Bu yüzden dijitalde ton değerleri daha yüksek oluyor.

OA: Filmin tadı başka. Siz de analog fotoğraf çektiğiniz dönemde İzmir fotoğraflarınız olduğunu söylediniz. Bunlar duruyor mu? Yani bir “İzmir” sergisi olabilir mi?
SY: Sergi açılamaz. O dönemde çok acemice yapılan çekimlerdi. Geçmişe dönüp baktığında “Ben bunları mı çekmişim” diyorum. O dönemde filmi ben banyo etmiyordum. Renkli negatif takmıştım. Tabii analog çekenler renkli negatif kullanmazlar. Ya SB ya da dia kullanırlar. Bu yüzden maalesef bir İzmir arşivim yok benim.
OA: Yazık olmuş. Ancak hepimizin hayatında es geçtiğimiz dönemler olmuştur. Önemli olan bunlara üzülmeyi bırakıp geleceğe bakarak yola devam etmektir.

OA: Sizin ses getiren projeniz “Batak”. Ben Soner Yaman’ı bu proje ile özdeşleştirmişim. Bu proje nasıl ortaya çıktı. Nasıl çalıştınız?
S.Y. Konya Dökümcüler Sanayi Sitesinde bir fabrikada çekildi. Döküm fotoğrafları çekmeye gittiğim zaman öğle paydosu için ara verildiğinde işçilerin kendi aralarında iskambil oynadıklarına tanık oldum ve oyuna kendilerini kaptırarak geçirdikleri kısa zaman diliminde çok mutlu olmaları beni cezbetti. Paydos için ara verildiğinde yemekhanede yemeklerini yedikten sonra yerde kurdukları bir kontraplak üzerinde çoğunlukla “batak” veya “pişti” oynuyorlardı. Kolasına ya da poğaçasına oyunlar oynanıyordu. Amacım bu oyundan bir mini seri hazırlamaktı ve o esnada fotoğraf yarışmasından haberim oldu. Yarışmaya da bir portfolyo hazırlayıp gönderdim. Sonrasında büyük ödüle layık görüldü ve basında genişçe yer aldı.

Soner Yaman - Batak ProjesiSoner Yaman - Batak ProjesiSoner Yaman - Batak ProjesiSoner Yaman - Batak ProjesiSoner Yaman - Batak Projesi

OA: Sizi etkileyen Türk fotoğrafçılar kimler desem?
SY: Belgesel fotoğraf çeken pek çok fotoğrafçıdan etkilendim. Mesela Yusuf Darıyerli, Arif Aşçı, Birol Üzmez, Emine Ceylan sevdiğim fotoğrafçılardır.

OA: Yabancı fotoğrafçılar desem?
SY: Koudelka, Salgado, Capa hemen aklıma gelenler.

Laf bir şekilde fotoğrafın özgün olmasına oradan da fotoğrafçının özgün olmasına geldi. Soner’in bu konuda güzel fikirleri var;

SY: Belgesel fotoğrafa özgünlüğü korumak daha kolay oluyor. Anın tekrarı yok. Kurgu yapmanız halinde yapmacık duruyor. Belgesel fotoğrafçılar bu açıdan daha şanslı diye düşünüyorum.

OA: Mesela Koudelka’nın “Çingeneler” çalışması var. Ben de farklı yörelerde çingeneleri fotoğraflasam Koudelka’nın tekrarı mı olacak? Özgün olmayacak mı?
SY: Aslında her fotoğrafçının konuya yaklaşımı farklı. Eğer konuya siz müdahale etmiyorsanız zihninizdeki imgelere uyarlamaya çalışmıyorsanız sizin tarzınız olacaktır. Bir fotoğrafçının daha önce gördüğü fotoğraflardan etkilenmemesi mümkün değil. Ancak bunu kopyalamak yerine kendi tarzını oluşturması gerekir.

Ünlü belgesel fotoğrafçılara ve savaş fotoğrafçılarına baktığınızda benzer bir olayla karşılaştıklarında benzer fotoğraflar çekebiliyorlar. Mesela bir savaş fotoğrafçısı var. “Neçwey-okunduğu gibi”. Bir fotoğrafı vardır. Arnavutluk’ta çektiği bir karesi vardır. Yarım yüz bir çocuk vardır. Onun yukarısını almıştır. Bunu başka fotoğrafçılarda da görüyoruz. Bu kopya değildir. Fotoğraf akılda kalıyor. Benzer bir an geldiğinde kullanıyorlar. Bu açı zenginliğidir.

Soner’in bahsettiği savaş fotoğrafçısını daha sonra internette buldum. James Nachwey. Yine Soner’in örnek verdiği fotoğrafın da yer aldığı bir TED konuşması var. Bu linkden izleyebilirsiniz;

OA: Bu konuda söylediklerine katılıyorum. Benzer durum klasik müzik bestecilerinde de varmış. Bestelerinde başka bestecilerin temalarından alıntı yaparlarmış. Bu da normalmiş. Bunu dinlerken de fark ediyorsunuz.
SY: Fotoğrafçı daha önceki fotoğrafları görerek bakış açısı zenginliği kazanarak gittiği yerden daha farklı bakış açılarıyla çekilmiş daha fazla fotoğraflarla dönebiliyor. Çünkü kazandığı ilave bakış açısı vardır artık. Yine Ara Güler’in bir sözü vardır; “Belki fotoğrafçı, fotoğrafı çekerken, izlediği filmlerle, tiyatrolarla ve sevdiği fotoğrafçılarla birlikte deklanşöre basar“.
OA: Daha önce duymamıştım. Güzel bir ifade.

Dediğim gibi kaçarken koşarken yapılan bir röportaj bu kadar oluyor. Daha sonra Kızılcaören’den Konya’ya döndük. Ve meşhur “Kadınlar pazarı” na girdik. Ben ilk defa burada kapalı bir alandan drone ile çekim yaptım. İlginç bir 360 derece panaroma fotoğrafı çıktı ortaya. Soner, burada ilk defa tam tepeden fotoğraf çekimi yaptığımı söyledi. Daha sonra pazarın dışındaki arasta’da oturup çay keyfi yaptık.

OA: Hangi makine ve objektifleri tercih ediyorsun?
Ara Güler’den bu kadar çok bahsedilen bir röportajda bu soru ustanın “çamaşır makinası” anektoduna çağrışımla biraz tuhaf kalıyor ama sorduk bir kere… 🙂
SY: Şu anda Fujifilm XT-2 ve Rolleiflex 3.5T orta format filmli makine kullanıyorum. Objektif olarak da XF 18-55 mm.

OA: Işığı nasıl kullanırsın? Hangi tarz ışığı seversin?
S.Y. Gün ışığı severim ama ışığın sert olması beni rahatsız eder. Rolleiflex yumuşak ışığı seven bir makine. Bulutlu havalar tercihimdir. İç mekânda pencereden içeri giren ışığı seviyorum.

Soner Yaman FotoğraflarıSoner Yaman FotoğraflarıSoner Yaman FotoğraflarıSoner Yaman Fotoğrafları

Soner akşam KONFAD’da sunumu için ön hazırlık yapmak üzere ayrıldı. Tabii akşam ben de KONFAD’da bu sunumda yerimi aldım. Hem Soner’in hem de KONFAD başkanı ve üyelerinin ilgisiyle onurlandırıldım. Çok keyifli ve güzel iki sunum yaptı.

Kısa bir Konya seyahati Soner’i tanımanın avantajıyla fotoğrafla dolu dolu geçti.
Sevgi ve saygılarımla.

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

avatar
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Sebahattin Demir
Yönetici

Soner bey merhaba,

Gerçekten etkileyici fotoğraflarınız eşliğinde, fotoğraf sanatına dair fikir, duygu ve düşüncelerinizi bizlerle samimice paylaştığınız için size çok teşekkür ediyoruz. Blogumuzda sizler gibi değerleri paylaşmaktan ayrıca onur ve gurur duyuyoruz.

Sevgili Okyar’a da, artık bir klasik haline dönüştürdüğü bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyoruz.

Saygılar.

Soner Ali D.
Ziyaretçi
Soner Ali D.

Soner bey sizi bu yazıyla tanıdığıma mutlu oldum. Sizin gibi ustaları bize tanıttıkları için arthenos yetkililerine teşekkür ediyorum. Fotoğrafın sanat olup olmadığı konusundaki düşüncenize katılmıyorum izin verirseniz. Kendinize haksızlık ediyorsunuz. Sizin bu yaptığınız “Sanat” dışında başka bir kelimeyle tanımlanamaz. Her fotoğrafınızı tek tek ve dikkatle uzun süre izledim. Öyle bakıp geçilecek fotoğraf değil hiç birisi. Tebrik ediyorum. Esen kalın.

Black hawk
Ziyaretçi
Black hawk

Slm. Ben de fuji x73 kullaniyorum ama bunlardan birisine yakin bir resim cekemedim simdiye kadar.. sebahattin hocam devamli olaraktan tekrar eder fotografi once goz ceker diye cok hakli…sizin gibi ustalardan ogrenecek coook sey var.. bu siteyi seviyoruzzz…

Nurullah
Ziyaretçi
Nurullah

Sayın Okyar beyefendi

Sitenizi ve yazılarınızı yakinen takip ediyorum. Fotograf sanatına çok katkısı olduğunu düşündüğüm bu ve buna benzer tüm yazılarınız için sizleri ayrı ayrı tebrik ve takdir ediyorum. Bu sitenin arkasındaki emeği ve özverili çalışmaları siz söylemesiz dahi yakından hissediyorum ve tahmin edebiliyorum. Söyleşinin yapılması yazıya aktarılması fotoğrafların seçilmesi ve hasılı mükemmel sunumla paylaşılması, bunların hepsi emek ve daha önemlisi estetik duygusu barındırır. İşinize olan bilabedel aşkınız ve ciddiyetiniz için önce şahsım adına teşekkür eder, arkadaki emek harcayan kardeşlerime kolaylıklar dilerim.

Sevgi ve hürmetlerimle.

Birol Üzmez
Ziyaretçi
Birol Üzmez

Sonerle fotokritik günlerinde tanıştık. Onun lakabı “Magnum” du. Benim ki”Paradise Lost” tu. Fotoğraflarını çok begeniyordum.Kimdir bu çocuk diye merak ediyordum.
Kullandığı nike name me bakılırsa Magnum ekolü fotoğrafçıların izinden gittiği anlaşılıyordu. O da benim fotoğraflarımı beğenmeye başlayınca yüzlerimizi görmeden sadece fotoğraf aracılığı ile bir iletişim kurulmuş oldu.
Çok güzel yıllardı iyi fotoğrafçılar vardı herkes birbirini etkiliyor ve gelişiyordu. İnsanlar birbirini tanıdı güzel dostluklar kuruldu. Bir süre sonra aynı fotoğraf anlayışındaki birkaç arkadaş Simurgphotos adında bir grup oluşturup birbirimizi beslemeye başladık.
Herkes farklı şehirlerdeydi ama gönüller birdi. Fotokritik misyonunu tamamlayınca ve hayat koşulları değişince herkes kendi kulvarında yürümeye başladı.
Soner İzmir’e birkaç sefer geldi bizim evde konuk oldu birlik de fotoğraf çekimlerine çıktık. Ben sözümü tutup hala Konya ya gidemeden o Eskişehir e yerleşti.
Soner çok yetenekli iyi bir fotoğrafçı onunla bağımız kopmadan sürüyor.
Soner Yaman ın fotoğraflarına baktığınızda her fotoğrafın bir ruhu olduğunu görürsünüz. Batak adını verdiği serisinde bir iskambil oyununun daracık alanından nasıl kocaman bir dünya yarattığını göreceksiniz. Bu öyle bir dünya ki bir iskambil kağıdına hayat veren, onu kavrayan yorgun emekçi ellerine can katan bir dünyadır.

Soneri in fotoğrafları tıpkı asıl mesleği olan Arkeolog’un iğneyle,spatulayla, fırçayla kazı yapması gibi.O, konusu ve malzemesi olan insanı incitmeden kazan ve kazdıkça daha derine, deştikçe asıl hazinesini bulan biri. O hazine elbette insan ruhunu bulmanın arayışıdır.

Soner Yaman asıl mesleği gibi fotoğraf çekerken hiç acele etmiyor. Konularını özenle ve titizlikle sıradan insanların içinden seçiyor. Onları kırmadan,incitmeden çoğu zamanda dokunmadan yaklaşıyor. Samimi ve içten bir yürekle.
Çektiği fotoğraflara sonradan bildik karanlık oda dokunuşlarının dışında hiç bir müdahalede bulunmuyor.

Batak hepimizin yakından bildiği, çoğunlukla üniversite öğrencilerinin uykusuz gecelerinin vazgeçemedikleri ihaleli ya da ihalesiz bir iskambil oyunu.

Soner bu konusunu Konyadaki döküm işçilerini fotoğrafladığı sırada çalışmaya başlamış. Öğle paydoslarında ve çay molaları sırasında döküm işçilerinin kir pas içindeki yağlı elleriyle yine kirden simsiyah olmuş iskambil kağıtlarıyla bu oyunu gazozuna oynadıklarına tanık olmuş. Mesai saatleri içinde yoğun insan gücüyle işlerine kendilerini kaptıran işçiler bu oyunu iki metrekarelik kontraplak üstünde kendilerini kaptırarak heyecanla oynuyorlarmış ki Soner de bu heyecana bir süre sonra ortak olmaktan alıkoyamamış kendisini.Yaklaşık altı ay süren çekimleri süresince pek çok kez döküm işçileriyle birlikte olan Soner, 2006 senesinde bir grup arkadaşıyla “Simurgphotos “ u kurdu.Belgesel fotoğraftan hoşlanan Soner yaman,fotoğraf çekimlerinde “İnsan “ ve “İnsana ilişkin öykülerin” peşinden koşmaktadır.

Öner BÜYÜKYILDIZ
Ziyaretçi
Öner BÜYÜKYILDIZ

“Soneri in fotoğrafları tıpkı asıl mesleği olan Arkeolog’un iğneyle,spatulayla, fırçayla kazı yapması gibi.O, konusu ve malzemesi olan insanı incitmeden kazan ve kazdıkça daha derine, deştikçe asıl hazinesini bulan biri. O hazine elbette insan ruhunu bulmanın arayışıdır.”

Ne kadar güzel bir benzetme, ve ne kadar doğru bir tespit.
Teşekkürler Birol abi.

Öner BÜYÜKYILDIZ
Ziyaretçi
Öner BÜYÜKYILDIZ

Okyar bey, hangi yazınızı okusam bu yazı çok güzel diyorum ama, hepsi birbirinden güzel ve değerli. Yine de üstadlarla buluşmanın tadı daha bir başka sanki. Çok keyif alarak okudum, ve Soner beyi sizlerin vesilesi ile tanıdığıma çok memnun oldum.

Ve bu arada sizin de röportaj arşiviniz gittikçe zenginleşiyor, Tekin abi’ye rakip olacaksınız gibime geliyor 🙂

Ellerinize, emeğinize, yüreğinize sağlık.

Selam ve saygılarımla.

Alaettin Demircioğlu
Ziyaretçi
Alaettin Demircioğlu

Bu yazı dizisini okurken aklıma şu geldi; gerçek Fotoğraf sevdalıları içinde kötü insanlar olmaz. Yazı için teşekkürler.

Sebahattin Demir
Yönetici

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir”
M. Kemal Atatürk

Makale yazarı

Okyar Atilla
Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

“Karar Anı” Üzerine Bir Çift Söz…

The Decisive Moment (Karar Anı)
11
Yeni yazılar, kaynak olan yazının devamı olabildiği gibi bazen tamamen farklı bir konuda yazmaya ışık tutar. Bu sürece okuyucularımızın yorumları da dahildir. İşte sevgili Kıvanç’ın “Decisive Moment/Karar Anı” yazısını okuduktan sonra “Bu pilav daha çok su kaldırır” deyip bilgilerimi, düşündüklerimi kısa bir okuma parçası olarak sunuyorum.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Resim çekmek mi, Fotoğraf yapmak mı?

Resim Çekmek mi, Fotoğraf Yapmak mı?

17
Sıkça yaptığımız gibi yine bir hafta sonu eşimle birlikte Kuşadası'ndayız ve sahilinde nefes kesici bir manzaraya bakıyorum. Her zaman yanımda olan kameramı çıkarıp bu harika görüntünün fotoğrafını çekiyorum:

POPÜLER İÇERİKLER

Geniş Açı Lensiniz yoksa Tele-Foto Lens Kullanın

Geniş Açı Lensiniz yoksa Tele-Foto Lens Kullanın

20
Karşınızda nefis bir Heidelberg manzarası var, ama yanınızda geniş açı objektifiniz yok. Kameranızda yalnızca 70-200mm objektifiniz ile bu nefis panoramayı nasıl çekeceksiniz.
The Decisive Moment (Karar Anı)

“Karar Anı” Üzerine Bir Çift Söz…

Arthenos | Diyafram nedir, fotoğrafta diyafram ayarları nasıl yapılır, alan derinliği nedir, ISO nedir, perde hızı nedir, doğru pozlama nedir

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

Buna benzer birçok yazı
E-Posta Kutunuza
gelsin ister misiniz?

Bültenimize abone olun, yeni içerikler ilk size gelsin.

Teşekkürler. Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyin.