Yaklaşık otuz yıldır tanıştığımız, çeşitli vesilelerle biraraya gelip sohbet ettiğimiz, fotograf düzleminde gerçekleşen etkinlikleri izleyip yorumladığımız, fotograf sanatının ve güzel memleketimdeki fotograf ortamının çeşitli boyutlarını konuşup tartıştığımız kıymetli hocamız Prof.Dr. Taner Kıral’a dair birkaç satır yazmaz isek, bunun eksikliğini her zaman hissedeceğimizi biliyoruz. Böyle bir eksikliği hissederek içten içe incinmek yerine, dilimiz döndüğünce ve aklımız yettiğince üstadın yapıp etmeleri üzerine düşüncelerimizi, kanaatlerimizi paylaşıp iç dünyamızı ferahlatmak en iyisi olsa gerek.
Taner Kıral hocamız Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden emekli olmuş deneyimli, birikimli bir öğretim üyesi. Fotograf macerası (‘fotoğrafa ilgisi’) yarım asır öncesinden öte bir zamanda başlar. Akademisyen olması, iki yabancı dil biliyor olması, araştırma yapmak üzere belli bir zaman boyunca yurtdışında bulunmuş olması vb nedeniyle değerli üstadımız doğal olarak genel ortalamaya göre amatör fotograf ortamında hayli avantajlı konumda. Orijinal kaynakları yurtdışından sipariş edip getirtir, orijinal dilinden çevirisini yaparak metinler oluşturur ve yaptığı atölyelerde söz ve sohbet ortamında, tartışmalarda geçerli (tutarlı) referans üzere farklı düşünceleri dillendirir. Üzerine kendi yorumunu yapar, kanaatini paylaşır.
Sözü sohbeti son derece hoştur Taner Kıral hocamızın. Pandemiden bu yana sahaya fazlaca çıkamasa da fotograf ortamından kopmaz, asgari koşullarda iken dahi fotografik etkinliğini sürdürür. Evinin balkonundan kuşları izler ve kaydeder, genel anlamda doğal devinimi izler ve kaydeder. Dostlarını katiyen ihmal etmez telefonla arayıp fotografa ilişkin çeşitli meseleler üzerine sohbet eder, yeni teknolojik olanakların elverdiği online toplantılara mümkün olduğunca katılır ve görüşlerini paylaşır. Deneyimlidir, birikimlidir, donanımlıdır sayın Kıral. Kibar bir insandır, haza beyefendidir. Akademide uzun yıllar emek vermiş, akademik disiplini içselleştirmiş bir insanın, fotograf ortamında olup bitenler karşısındaki tavrına bu hal ne kadar yansıyorsa, günlük yaşamına veya insan ilişkilerine de aynı ölçüde yansıyor kuşkusuz. İletişimde nezaket, temel kuraldır hocamızda. Görüş arz etme konusunda temel kural ise, sağlam referanslara (isabetli, doğru kaynaklara), diğer bir ifadeyle literatüre yaslanmaktır, O’nun nezdinde.
Sayın Kıral herhangi bir konuda görüş ifade ederken dört başı mamur açıklama yapıp zihinlerde soru işareti kalmasını önlemeye gayret ederken, yeni zamanın sabırsız insanı buna alışık olmadığı için sıkılır belki. Sabredip dinlese, bir kaç şey öğrenecektir. Fakat dinleyemiyor olması onun kabahati değil. Yeni Çağ’ın teknik altyapısı, hayatı başka bir yere evirdi. Herkesi kıskacına alan yeni medya ortamları o kadar fazla görsel ve yazılı materyale boğdu ki, bir zaman sonra yorucu olmaya başladı, halk tabiriyle ‘gına geldi’ insanlara. Şimdiki koşullarda zaman çok dar. Vakit yok. Hiçbir şeye ayıracak fazla vakit yok artık. Kısacık cümlelerle, hatta mümkünse bir tek kelime ile anlatı istiyor herkes. Öyle olunca da sapla saman birbirine karışıyor. Bir üstad-ı âzamın şiiri, bir başkasının imzasıyla paylaşılıyor; veciz ifade içeren kısa bir cümle, hiç olmadık birine mal ediliyor. Garp’taki Şark’a, Şark’daki Garp’a gidebiliyor ve kimse farkında bile olmuyor böyle hataların. Dil (lisan) kullanımı sancılı bir mevzu haline geldi. Şayet böyle devam ederse beş-on sene sonra düzgün cümle kuracak kimseyi bulmakta güçlük çekilecek. Dahası, derinlemesine kavrama diye bir şeyden söz edilemeyecek hale gelecek. Dolayısıyla ne mantık, ne felsefe dayanabilecek bu yeni koşullara. Terkedilecek belki hepsi. Tarihin Sonu, Felsefenin Sonu, Sanatın Sonu gibi öngörüler muhtemelen yeni zamanın (geleceğin) insan yönetme stratejisinin temel atma töreniydi. Genetik Çalışmalar, Uzay Teknolojileri, Biyoteknolojiler, Transhümanizm vs insanlığı oraya taşıyor. Modern Çağ’ın olgularına, kurallarına, kalıplarına itirazlar var. Bu itirazlara da itirazlar var. Gidişat böyle iken sanatın, dolayısıyla fotograf kulvarının, şayet Platon’un mağara alegorisindeki gibi bir hal içinde değilse, etkilenmemesi kaçınılmazdır. Vaziyeti, yani olanı ve olacakları birkaç cümle ile anlatabilmek ve kavranmasını sağlamak mucizeyle eşdeğerdir. Anlatıcının mucizevi olması kadar, alımlayıcının da mucizevi olması anlamına gelir. Neyin ne için yapıldığını, yapılanın nereye varacağını veya nasıl sonuçlara yol açacağını açıklayabilmek; bununla birlikte, olumlu-olumsuz yanlarını analiz edip yanında veya karşısında tavır belirleyebilmek hiç kolay değil. Dolayısıyla, hayata, bilime, sanata dair her şey çok okuyup araştırmayı, çokça tartışmayı zorunlu kılar. Nihai olarak bütün bir birikimi, başkalarının kavramasına ve onlarda duyarlılığa yol açacak şekilde izah etmek hepsinden çok daha zordur. İşte bu yüzdendir ki uzun anlatılara gereksinim var. Dinleyen olsun veya olmasın, okuyan olsun veya olmasın, öz itibariyle hiç fark etmez. Meraklısı dinlesin, meraklısı okusun; kaç kişi olursa olsun. Yığınlara böyle karmaşık meseleleri anlatmak zaten mümkün değildir.


Özel bir örnekle mümkün olduğunca basite indirgeyerek ne demek istediğimizi izah edelim: Temel fotograf bilgilerinden Kompozisyonu anlatırken ‘altın oran’ı çizimlerle gösterdiniz ve geçtiniz. Oldu mu? Oldu. ‘Neden altın oran?’ sorusunu yanıtlamaya gelince iş değişir. Sadece, ‘fotoğrafınızda altın oranı uygularsanız güzel görünür’ deyip geçebilir misiniz? Neden güzel görünür? Neden altın oran? Ayrıntılı ve anlaşılır bir izaha muhtaç değil midir? İşte bütün mesele bu. Bir şeyi dört başı mamur izah etmek ve adam akıllı kavranmasını istiyorsanız detaylarıyla anlatmanız icap eder; ‘neden’ini, ‘nasıl’ını masaya yatırmak zorunda kalırsınız.
Taner Kıral hocamız nitelikli bir akademik ortamdan gelmiş olmasından ötürü, ele aldığı konuyu bütün detaylarıyla izah etmek ister. Sağlam bir izah ise geniş zamana gereksinir. Günün çok yoğun ve yorgun insanı böyle bir sabırdan yoksun olduğu için dinleyemez. Gelin görün ki, ‘dinleyip dinlememek O’nun sorunu’ demekten başka seçenek de yoktur. Ömrü akademik ortamda geçmiş bir insan, dışarıdan oldukça pahalı basılı dokümanı parasını ödeyerek getirtiyor, çeviri için çokça zaman ayırıyor, notlar alıyor ve hiç üşenmeden, ‘yahu bana ne, herkes araştırıp öğrensin’ demeden, edindiği bütün bilgileri paylaşıyorsa, şükran duymak lazım.
Sayın Kıral’ın bir diğer özelliği de teknolojiyi yakından takip etmesi ve en yeni ekipmanı temin edip kullanmasıdır. Gerek literatür üzere kitap temin ederken, gerekse görsel kayıt üzere ekipman temin ederken pahasına bakmaz, muhakkak alır. Titizliğinin gereği olarak yaptığı her şeyin kalitesini yüksek tutmak için hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz.
Analog ekipman kullandıkları dönemi hatırlıyoruz; dia (pozitif) film ile yakın plan (makro) çiçek-böcek, genel planda doğa-peyzaj, soyut-soyutlama konusunda oldukça ileri seviyede fotograflar paylaşırdı. Çok güzel kelebek ve kuş fotoğrafları gördük. Analog ekipmanın en son teknolojisini kullandı. Dijital ekipman edindikten sonra süreci aksatmadan fotograf yolculuğuna devam etti kıymetli hocamız. Pandemi hayatı durdurup yavaşlatmadan önce hemen her gün sahaya çıkar, arabasını bir su kenarına çekip kahvesini yudumlarken kuşların gelip su içmesini, birbirlerine kur yapmalarını bekler, en uygun anlarda fotografik kayıt yapardı. Bu etkinlik sayın Kıral’ın en büyük keyfiydi. Üyesi olduğu derneklerde (AFSAD ve FSK) seminer verir, atölye yapar, etkinlikleri izler ve yorumlardı. Böylece amatör fotograf ortamına ciddi anlamda katkı verirdi. Malûmunuz, pandemi herkesi önce durdurdu, sonra yavaşlattı. Ancak, evde kalmayı alışkanlık haline getirip tam anlamıyla yavaşlayanlar oldu. Bizdeki etkisinin aşağı yukarı böyle olduğunu söyleyebiliriz. Taner Kıral hocamız da bizim gibi yavaşladı ve öyle zannediyoruz ki ev ortamını kanıksadı, şimdi artık sahaya eskisi gibi çıkmıyor.
Büyük bir dia arşivi ve büyük bir dijital arşivi olduğunu biliyoruz. Onlarca harici hard diske kayıtlı her biri diğerinden güzel, sağlam fotograflar içeren büyük arşiv konularına/içeriklerine göre tasnif edilip hiç olmazsa üç-beş albüm yapılabilse, hakikaten iyi olurdu. Bu dileğimizi zaman zaman hocamızla konuşuruz. Ne var ki şimdiki zamanda albüm maliyeti çok yüksek, üstesinden gelinebilecek gibi değil. Bununla birlikte üstadın arşivinin ehil ellerce tasnif edilmesi işi de hem bilgi sahibi güvenilir insan, hem de epeyce zaman ister.
Her şeye karşın arşivin tasnif edilip, olanaklar ne kadarına elveriyorsa o kadarının albüm yapılması temennimizi yinelemekte yarar görüyoruz.
Ustaya saygıyla,






