17 Ağustos 2019 - Cumartesi
Ana Sayfa BLOG Yusuf Tuvi ile fotoğraf üzerine söyleşi

Yusuf Tuvi ile fotoğraf üzerine söyleşi

İnsanlığın halleri vardır. İnsan hangi duygular içinde, bunu yansıtmak önemli. Mesela Kadifekale’deki bir kadın ile Alsancak’taki bir kadının duyguları aynı değildir. Mümkün mertebe insanı yaşam içinde fotoğraflayarak duyguları anlamaya çalışıyorum.

_

Bu röportaj 17 Nisan 2019 tarihinde yapıldı. Ancak elde olmayan nedenlerden dolayı yayınlamakta geç kaldım. Aslında aynı güne iki röportaj sığdırmıştım. Öğlen Birol Üzmez ile görüşüp daha sonra değerli fotoğraf üstadı Yusuf Tuvi ’nin evine gitmiştim.

OA: Biraz önce Birol Üzmez ile röportaj yaptım. Birol sizin de yakın arkadaşınız. Birlikte çalışmalarınız, projeleriniz oldu.
YT: Bir tek projemiz oldu. BASMANE Oteller Sokağı… Biz bu projeyi bitirdik. Birol bana “Artık ticarete atılacağım, plak satacağım” dedi. Benim için büyük üzüntü oldu.
OA: Kayıptır..
YT: Kayıptır tabii. Birbirimizle çok iyi anlaşıyorduk. Projeyi derinliğine işleyebiliyorduk. Ayrılınca tek başıma kaldım. Kendi kendime devam etmeye çalıştım. Biliyorsun ben insanı fotoğraflamayı seviyorum.
OA: Birol fotoğrafı bırakmış değil ama pasifleşmesi kayıptır.
YT: İşten ayrılamıyor. Ayrılabilse, haftada iki gün başka bir proje üzerine çalışsak…

Daha “Bismillah” demeden Birol Üzmez’i çekiştirmeye başladık. Ama haklıyız, iyi bir fotoğrafçı arkadaşımızın pasif olmasını yüreğimiz kaldıramıyor. Sevdiğimizden söylüyoruz. Birol’da ara verme nedenlerine kendi röportajında değinmişti.

OA: Şimdi, izin verirseniz ben “Yusuf abi” diye devam edeceğim. Hem aynı meslekten büyüğümsünüz (ikimizde İ.T.Ü. Elektrik Fakültesi mezunuyuz) hem de fotoğrafta öncümüzsünüz. Yusuf abi, kendiniz biraz tanıtır mısınız? Kimdir Yusuf Tuvi? Kendi ağzınızdan dinleyelim. Özel hayatınız, fotoğrafa kadar neler yaptınız, v.s…
YT: Ben Saint Joseph’i bitirdim. O zamanlar okulun lisesi İzmir’de yoktu. Maddi nedenlerden dolayı da İstanbul’a gidemeyince sınavla Atatürk Lisesine başladım. Burada sanata dair öğrendiklerimi hiçbir yerde öğrenemezdim.

OA: Kaç yıllarındaydı? Bu arada yaşınız da ortaya çıkacak ama ne yapalım…
YT: Çıksın, 1938 doğumluyum. Üniversiteden 1955-1960’lı yıllarda mezun olduğuma göre, demek ki 1950-1955 yılları arasında olmalı.

OA: Siz liseyi bitirmişsiniz ben doğmuşum.

YT: Orada her Cumartesi akşamı sanat etkinlikleri yapılırdı. Alev Çoşkun şiir okurdu, müdürün kızı piyano çalardı. Sanatla yoğrulduk. Edebiyatta birçok değişik kültürü öğrendik. Böyle olunca içimdeki duygular depreşmeye başladı. Ben kendimi dışarıdaki dünyaya anlatmalıyım diye düşünmeye başladım. O zaman Atilla İlhan, Necati Cumali dönemleriydi. Şiir ön plandaydı. Bir şiir hevesine kapıldık ama şiir öyle kolay değil.

OA: Her Türk genç erkeği gibi sizin de şiire uğramışlığınız olmuş yani.
YT: Var tabii, “Doğu Ekspresi 7:15’de kalkardı / Herkes arkasından bakardı” gibi şiirler döktürürdük o zamanlar. Ama bu bana yetmiyordu. Bir ara filmle -sinemayı çok severim- ilgilendim. Yönetmenleri ezbere bilirdim. Kardeşimin bir film makinası vardı. Çekerdim. Ya çıkardı ya çıkmazdı. Üniversiteye gitti. Tabii İstanbul içimi daha da ısıttı. Bir gün arkadaşımın elinde “Yeni Fotoğraf” dergisini gördüm. Gültekin Çizgen’in Anadolu’da çektiği fotoğraflar vardı içinde. Kendime “Hah böyle kendimi ifade edebilirim” dedim. Sinema çekmek büyük para. O hafta içinde bir arkadaşım İngiltere’ye gidiyordu. O zamanlar dolar molar böyle değildi ki. 8.000 Liraya bir Canon makine aldırdım. O zamana kadar eski makinayla öyle böyle çıkan fotoğraflardan şimdi her deklanşöre basışta daha iyi fotoğraflar elde etmeye başladım. Dedim ki “Eksiklik bende değilmiş”. Kendimi ifade edebiliyorum. Kapıldım fotoğrafa. Başladım “İzmir’de kimler fotoğraf çekiyor” aramaya. Konak’ta Resim Heykel Müzesinde toplandıklarını öğrendim. Ben de katılmaya başladım toplantılara. Birlikte fotoğraf çekmeye çıkıyorduk. Kimine derdim ki “Ne zaman fotoğrafa çıkıyorsunuz, beni de götürün” diye… Yavaş yavaş ilerlemeye başladım. İlerliyorum ilerliyorum da “Nedir gideceği yer?” kafada soru olarak duruyordu. Bir gün iş için İstanbul’a gittiğimde “Gültekin Çizgen’e gideyim konuşayım” dedim. Ama nasıl karşılayacak bilmiyorum. Gittim, çaldım kapıyı, “Ben” dedim “Yusuf Tuvi, İzmir’den geliyorum yeni yeni fotoğrafa başladım. Ne tavsiye edersiniz?”. O da uzun uzun anlattı. Bütün iş “Yoğunlaşmakta ve zaman ayırmakta” dedi. Sonra “Bak Yusuf kardeşim ben onbeş gün sonra Anadolu’ya gidiyorum. Gelmek ister misin?”

OA: Büyük teklif.
YT: Ben öylece kaldım, neredeyse sandalyeden düşeceğim. Eşime telefon açtım. “Seni destekliyorum, ben de gelirim” dedi. Kısaca arkadaşlığımız başladı. Eşlerimizle gittik. Bu 70’li yıllarda oluyor. Eşlerimiz yorulunca onlar Mersin’den döndüler. Biz Hakkari’ye kadar gittik. İstanbul’a gittiğimde uğruyordum. Bana fotoğraflarını gösteriyordu, kitaplarını veriyordu. İyi eğitim oldu benim için. İki ay sonra yine grup olarak bir daha seyahate gittik. Bir tek “Bülent Özgören” ismini hatırlıyorum. O da eğitimimi pekiştirdi.

OA: O dönemde bu seyahatlerde hatırladığınız başka fotoğrafçılar var mı? Yani sizin fotoğraf yolunuzu aydınlatan isimler?
YT: Yok, Gültekin en çok desteği veren kişiydi. Bir de “Nevzat Çakır” vardı. O Çeşme’ye geldiğinde ben de İstanbul’a gittiğimde birlikte fotoğraf çekerdik. Onunla da çok güzel fotoğraflar çektik. Derken Burla Biraderler bir yarışma açtı. Bir fotoğrafımı gönderdim. Nevzat “Hiç koyma, kazanmaz” dedi. Fotoğraf birinci oldu.

OA: İlk dereceniz miydi bu?
YT: Bundan önce bir siyah beyaz fotoğrafımı Gültekin Çizgen karma sergide kullandı. Şimdi ödül alan fotoğrafı Nevzat’la birlikte çekmişiz. İçime dert oldu. Açtım telefonu “Birlikteydik ödülü paylaşacağız” dedim. O da “Hadi ordan, sen çektin sen katıldın” deyip telefonu kapadı. Derken bir mektup aldım. İzzet Keribar’da katılmış bana yazıyor; İstanbul’a geldiğinde tanışalım birlikte fotoğraf çekelim. İzzet’le böyle tanıştım. Böylece FOG (Fotoğraf Grubu) kurduk. Ben, Nevzat Çakır, İlyas Göçmen, İzzet Keribar, Mehmet Kısmet, Bülent Özgören. Birlikte üç proje çalışması yaptık; Kazlıçeşme-1986, Surlar-1986, Birikimler-1989. Bu çalışmaların hepsinin sergileri açıldı. “Birikimler” kitap olarak da basıldı. Bu projeler için defalarca İstanbul’a gidip fotoğraf çekimleri yaptık. Kazlıçeşme-1986 ilk konulu sergi oldu. Çok ilgi gördü. Surlar ayrı bir dünya idi. İFSAK fotoğraflar günleri yapacağız sizden sergi istiyoruz dediler. Grup “Surlar” ı verelim dedi de ben itiraz ettim. Daha yeni başladık, bitmedi, iyi olmaz” dedim ama dinletemedim. Aynen dediğim gibi oldu. Kazlıçeşme ile elde ettiğimiz şan şöhret gidiverdi. Böyle olunca Nevzat “herkes kendi yoluna” dedi. Ben ve İzzet birlikte fotoğraf çekmeye devam ettik. Sonra İbrahim Zaman da katıldı bize. Birlikte Tayland’a gittik ve sergisini İstanbul’da açtık.

OA: Yusuf abi, fotoğrafa başladığınız tarihe bakarsak tam tamına 45 sene geride kalmış. 45 senenin sonunda “Fotoğrafın anlamı nedir?” diye sorsam…
YT: Ben fotoğrafı, daha doğrusu sanatı şöyle tanımlıyorum; ben kendimi ifade edebiliyorum. Duygularımı anlatabiliyorum. Dünya üzerinde aynı duyguları paylaşabileceğim fotoğrafçıları arıyorum. En çok hoşlandığım içinde insan olan fotoğraflardır. Manzara fotoğrafları da çekerim. Ama gönlüm hep insandan yanadır.

OA: Ben de sizin fotoğraflarınızda insana dair hikayeler okuyorum. Mesela “Vizörden bir yaşam serüveni” serginizin kitabının kapak fotoğrafı muazzam bir kare.
YT: Evet, o kareyi ben de severim. Varanasi’de çekmiştim. Orada öğrenci ve annesi ve aşağıdaki keçi olmasa fotoğraf eksik kalırdı. Yaşam çok önemli. Bunun için insan benim için fotoğrafta en önemli unsurdur.

OA: Şöyle söyleyebiliriz. Yusuf Tuvi’nin tarzı içinde insan olan yaşamı yansıtan fotoğraflardır diyebiliriz.
YT: İnsanlığın halleri vardır. İnsan hangi duygular içinde. Bunu yansıtmak önemli. Mesela Kadifekale’deki bir kadın ile Alsancak’taki bir kadının duyguları aynı değildir. Mümkün mertebe insanı yaşam içinde fotoğraflayarak duyguları anlamaya çalışıyorum.

OA: Çok kısa bir soru soracağım.
YT: Uzun da sorabilirsin. (Sanki sorunun uzun olması bizim güzel sohbetimizi kesecekmiş gibi geliyor bana. Gülüşüyoruz)

OA: Fotoğraf sanat mıdır?
YT: Neden olmasın? Bir emek veriyorsun. Bir alet kullanıyorsun ve ortaya bir eser çıkıyor. Belki çiçek böcek çekersen olmaz. Ama bir gaye uğruna bir uğraş veriyorsan sanat olmasın mı? Mesela Koudelka, Bresson çalışmaları sanat olmasın mı? Veya daha niceleri…

OA: Fotoğraftaki başarılarınız ve ödüllerinizde kısaca bahseder misiniz?
YT: Yarışmalara katılmak insanı motive ediyor. Fotoğrafa başladığımızda yarışmalara katılmak büyük bir hevesti bizim için. Başarı kazanmak güzel duygu. Para ödülü bir yana madalya geliyor. Bunlar itici güç oluyor. Ama belirli bir yaştan sonra da yarışma anlamını yitiriyor.

OA: Zaten geldiğiniz nokta yarışmalar üstü.
YT: Yarışmaları itici güç olarak kullandım. Sonrasında belirli bir seviyeye geldikten sonra artık kendim için fotoğraf çekmeye devam ettim.

OA: Şimdi burada genç fotoğrafçılara yarışmalara katılmanın faydalı olduğu -ödül peşinde koşmamak kaydıyla- önerebiliriz herhalde.
YT: Ve ödülü yaymamak kaydıyla. Orada burada göstermemekle. Ödüller sayesinde ben bir yere vardım. Gelen övgüler onur verici oluyor.

OA: Ödüllerinizi sayar mısınız?
YT: Enka yarışmasında birinci oldum. Bir başkasında beş mansiyon aldım. Kütüphaneme bakarız, birçok yabancı fotoğrafçının kitaplarını göreceksin. Her gece karıştırırım. Nasıl çekmiş, niye çekmiş. Mesela Salgado, sırf fotoğraf için mahrumiyet bölgelerinde yaşadıklarını hayal ediyorum. Hayran oluyorum. Koudelka’nın dediği gibi “Elimde fotoğraf makinasıyla ölmek istiyorum yahu”…
OA: Allah gecinden versin.
YT: Bir de Hindistan’da çektiğim bir fotoğraf var. İzzet’le birlikte. Bir araba aldık gidiyoruz. Bir yerden geçtik bir arazide renkli renkli örtüler gördük. İkimizi birden şoföre “Dur, bizi buraya götür” diye bağırdık.  İnşalar örtüleri boyuyorlar yerlere seriyorlar, ağaçlara asıyorlar kurutmak için.

OA: Bu fotoğraf kitabınızda var.
YT: Bu fotoğraf İngiltere’de 15.000 fotoğraf arasında en iyi 15 fotoğraf arasına girdi.

OA: Kaç tane kitabınız var? Kendi adınıza. Birol Üzmez ile “Basmane Oteller Sokağı” var. Başka?
YT: En son AASSM deki serginin “Vizörden bir yaşam serüveni” kitabı var. Ondan önce Türk Fotoğrafçılar serisinde ve birçok ortak baskı yapılan kitapta fotoğraflarım yer alıyor. Şimdi tek tek isimleri aklıma gelmiyor bu kitapların.

OA: Sizi takip ettiğim kadarıyla fotoğraf için hem yurt içi hem de yurt dışı çok seyahat yaptınız. Şimdi birlikte fotoğraf çekmek için yurt içinde bir yere gidelim desem, nereye gitmeyi önerirsiniz? Aynı şekilde yurt dışında nereye gideriz?
YT: Yurt dışında birçok yer var. Bir tane değil ki.
OA: Abi çok param yok. Bir yer seçeceğiz.
YT: O zaman Myanmar’a gideceğiz.
OA: Inle Lake’e gideceğiz yani.
YT: Inle Lake bir fotoğraf cenneti.

OA: Türkiye’de nereye gidelim abi?
YT: Mardin. Mesela biz dört beş arkadaş Tunceli’ye gideceğiz. 15 Mayıs da.

OA: Pes yani. Ne diyeyim, gezmekten geri kalmıyorsunuz.
YT: Yoruluyorum ama. Gençlere ayak uydurmak zor oluyor.

OA: Haklısınız. O kadar makine ile yürü. Zor yani. Ben de yorulmaya başladım.
YT: Yok öyle değil. Aynasız kullanıyorum artık. Yüküm bayağı hafifledi. Photoshop öğrendik. Eskiden dia çekerdik. Dia rengini bulurdu.
OA: Diaları yurt dışına banyoya gönderiyorsun tabii.
YT: Bununla ilgili bir olay da geldi başıma. İzzet ile Uzakdoğu’dan dönerken Paris’te diaları Kodak laboratuvarına elden verdik. Neyse İzzet’in diaları geldi. Sunum bile yaptı. Benim dialar geldi. 25 30 adet. Almaya gittim. Gümrük “sen bunlardan para kazanacaksın, onun için vergi ödeyeceksin” demez mi. Vermediler. Kaç defa gittim geldim hatırlamıyorum. Sonunda “geri gönderin” dedim. Paris’te İbrahim diye bir arkadaşımın adresini verdim gönderdiler. Daha sonra İbrahim bana teker teker göndermeye başladı. Böylece dikkat çekmediği için sorun da olmadı. Ama bu arada İzzet sunumlar yaptı, sergiler açtı, yarışmalara katıldı. Ben öylece kalakaldım.
OA: O dialar elinizde duruyordur herhalde.
YT: Evet. De taramak gerek.

OA: Yusuf abi siz sosyal medyada varsınız. İnstagramda varsınız ama kullanmıyorsunuz. Facebook’ta varsınız ve kullanıyorsunuz. WhatsApp kullanıyorsunuz. İnstagrama neden fotoğraf koymuyorsunuz?
YT: Neden koyayım?
OA: Bütün dünya görsün yani.
YT: Allah allah. Enteresan. Ne öyle instagramda küçük küçük. Ne detaylar görünüyor ne de fotoğraf anlaşılıyor. İnstagram’ın kurbanı olmayalım.
OA: Aslında dediğinizde haklısınız. Çok eskitmemek gerek.
YT: Biz makinayla çekmeye çalışıyoruz. Şimdi cep telefonları muazzam. Sürekli megapikselleri artıp duruyor. Bir ara birkaç arkadaşla selfi çekenlerin fotoğraflarını çekip sergi açalım diye konuşuyorduk. Ama bir sanat değeri olmaz.

OA: Yusuf abi fotoğraf çekerken kendinize özgün bir tekniğiniz var mı?
YT: Teknik mi duygu mu?

Bu arada lafa girdim ve “Yusuf Tuvi tripodsuz fotoğraf çekmez” diye bende oluşan algıdan bahsettim. Yusuf Tuvi hemen itiraz etti ve “Yoook canım. Tam tersi. Tripodlu fotoğraf çekmem. Taşıyamam ki o ağır şeyi” diyerek lafı bağlayıverdi; “Ama yaş ilerledi ya. Elimin titremesini önlemek için tripodu yavaş yavaş kullanacağım galiba“.

OA: Ancak sizin kullandığınız Sony 6500‘ün sarsıntı önleme (VR) özelliği var. Bu da işiniz kolaylaştırır diye düşünüyorum.
YT: Sen anlıyorsan birlikte bakalım. Bana da gösteriver.

Daha sonra Yusuf abi makinayı getirdi. Birlikte ayarlarına baktık. VR modu aktif edilmişti. Bu durum onu rahatlattı.

Bir şey anlatacaktım yarım kaldı. Eskiden dia çekerdik. Diada çekersin, iyi çıkarsa tutarsın kötü çıkarsa atarsın. Şimdi ne yapıyoruz. Photoshop’ta düzeltirim diye tutuyorsun kareyi. Nooluyor? Elinde bir sürü fotoğraf. İşe yarıyor mu? Hayır? Boşuna yer işgal ediyor. Bir yerde okumuştum. Eskiden gözümüz vizöre koyardık. Konuyu takip ederdik. Bu da konuyla aramızda duygusal bağ oluştururdu ve en doğru an dediğimizde çekerdik. Şimdi dijital ya, çekiyorsun. Aaaaa güzel olmadı. Bir daha çekeyim. Konsantrasyon kayboluyor, işin tadı kaçıyor. Ben eski usulde çalışıyorum. Gözümü konudan ayırmıyorum.

OA: Fotoğrafta ışık kullanırken nasıl bir tercihiniz oluyor? Ne tarz ışığı seversiniz?
YT: Bütün fotoğrafçıların tercih ettiği gibi sabah ve akşam ışığını tercih ederim. Öğlen ışık çok sert oluyor. Ancak son zamanlarda neye kafayı yormaya başladım biliyor musun? Koyu koyu siyahların içinde ışık almış esas konu ilgimi çekiyor.

Yusuf Tuvi, bu noktada bununla ilgili Rönesans ressamlarından örnekler verdi. Ancak bu isimleri yanlış ifade etme çekincesiyle yazıya koymuyorum. Daha sonra “Sana bir örnek göstereyim” diyerek bilgisayarında Kemeraltı’nda çektiği bir fotoğrafı açtı. Kırmızı tişörtü olan seyyar satıcı bir çocuk ve sokağın diğer taraflarına çok ama çok az ışık düşüyor. Bütün ışık çocuğun üstünde. Bu fotoğraf üzerine konuştuk. Hatta Photoshop’ta biraz oynamalar yapıp hangisinin daha iyi olduğunu tartıştık.

Güzel bir konu görsem hem ışık olmalı hem de insan olmalı. İFOD geleneksel sergisi minimaldeki fotoğrafım şehrin kalabalıklığı içinde insanın yalnızlığına vurgu yapıyor. Sana da tavsiye ederim böyle ışık kullanmayı.

OA: Şimdi söyledikleriniz aklıma başka bir soru düşürdü. “Minimal tarzda fotoğrafın bir şey anlatması gerekmiyor” diyorlar. Ben de diyorum ki; fotoğrafın temel amacı mesaj vermektir. Minimalde olsa maksimalde olsa fotoğrafta bir mesaj olmalıdır. Sizin düşünceniz nedir?
YT: Minimalmiş maksimalmiş beni ilgilendirmez ki fotoğraf çekerken. İnsan oldu mu bir duygu aldım mı çekerim.

OA: Siyah Beyaz mı, renkli mi?
YT: Renkli derim. Çok güzel SB fotoğraflarda görüyorum. Ama ben renkli tercih ederim.

OA: Fotoğrafla uğraşmasaydınız başka hangi sanat dalıyla uğraşırdınız?
YT: Denedim de beceremedim. Şiir dedim ya. Fotoğraf olmasaydı ben ne olmuştum yaaa? Kaybolmuştum. İyi ki fotoğrafı bulmuşum.

OA: En sevdiğiniz projeniz desem?
YT: Basmane…

OA: Birol’de Basmane diyor. Ama onun daha birçok projesi var.
YT: Ne yazık ki Birol devam etseydi derim.

OA: En beğendiğiniz Türk fotoğrafçılar desem?
YT: İzzet Keribar.

Burada çok şey konuştuk. Sonrasında yazıya dökmemeye karar verdik. Ancak bir şeyi yazmam gerekiyor; Yusuf Tuvi “İstanbul’da olsaydım fotoğraf camiasında çok daha farklı yerlere gelir ve işler yapardım” diyor. Haklı olduğu yan var. Türkiye’nin her konuda kalbi İstanbul’da atar. Diğer bütün şehirler taşradır. Belki son zamanlarda internetin yaygınlaşmasıyla bu biraz kırıldı. Ama hala açık arayla İstanbul farkı hissediliyor.

OA: En sevdiğiniz yabancı fotoğrafçı?
YT: Alex Webb… Salgado’da iyi. Proje adamı. Koudelka da var. Bir gün Ara Güler aradı ve “sana Koudelka’yı gönderiyorum gezdir” dedi. Vapurla gelecek. İskeleye gittim. Elimde adının yazılı olduğu bir karton. Vapurdan parkalı biri iniyor. Olsa olsa budur dedim ve kartonu sakladım ama gördü tabii ki. Benim kartonla fotoğrafımı çekti. Eve geldik. Yatağı gösterdim. Salonda uyku tulumu açtı ve orada yattı. Yanında kontakt baskılar var. Geceleri de bunlardan fotoğraf seçme çalışması yapıyordu. Basmane’yi Kadifekale’yi dolaştırdım. Küçücük bir makinası vardı. İnsanların fotoğrafının çekildiğini anlamasını istemiyordu. Sonra Bodrum’a gittik. Bir ara “Bana bir saat müsaade et daha sonra burada buluşuruz” dedi. Ayrıldı. Adamın yalnız fotoğraf çekme tarzı var. Ancak birlikteyken çektiği fotoğrafları bir yerde görmedim. Yayınlamadı. Belki de beğenmedi.

OA: Bir yerde yayınlanmadı yani?
YT: Bir tanesini bir kitapta gördüm. O kadar. İyi anlaştık ve beni çok sevdi. Tayland’dan dönerken Paris’te otelimize gelip ziyaret etti. Baskıya girecek yeni kitabının ilk fasikül baskısını imzalayıp verdi. İstanbul’da sergi açtı. Ben gidemedim de kızımı gönderdim. Kızımı görünce sevinçten havalara uçmuş. Koudelka’nın kızı vardı. Bir gün aradı “Kızım şu tarihte şu saatte İzmir garajında olacak” dedi. Ben de kızıyla buluştum. Meğer Sığacık’ta iki arkadaşının teknesi varmış tekneyle İstanbul’a gideceklermiş. Kızı Sığacık’a götürüp teslim ettim. İstanbul’daki sergide kitabını imzalamıyordu. Kızıma imzalamış. Bunu görenler de aldıkları kitapları imzalatması için kızıma verirlermiş. Keşke daha çok seyahat edebilsem, Paris’e gidebilsem. Emekli olunca maddi imkanlarda kısıtlı hale geldi. Mesela Barselona’da Gabriel Brau çağırıyor gidemedim.

OA: İki hafta önce Orhan Alptürk ile Barselona’daydık. Gabriel’e “Buradaysan bir kahve molası verelim” diye mesaj attım. İspanya’da değilmiş görüşemedik.
YT: Orhan Alptürk’le ne işin var senin?
OA: Orhan ile TRT’den 1977 yılından beri tanışırım.
YT: Sen Orhan’la benim samimiyetimi bilmiyor musun? Beraber karanlık odada çalışmalar yapardık. Bir keresinde onu Bornova’ya bırakmaya giderken kaza yaptık. Araba haşat oldu.

OA: Yeni fotoğrafçılara, meraklılara ne söylersiniz.
YT: Her röportajın sonunda bu soru var. Söylenecek bir şey yok. Cep telefonu çıktı her şey değişti. Fotoğraf emek ister, zaman ayırmak ister. Cep telefonundan sonra gençler fotoğraf makinası almıyorlar. Makinayı eline alacaksın gözüne dayayacaksın, ayıklama yapacaksın.

Burada lafı Ahmet Esmer’e getirdim. O da gençlere “Fotoğraf makinası alsınlar”” diye tavsiyede bulunmuştu. Yusuf Tuvi de benzer şeyi söyledi. Ve birbirlerini tanıyorlar. Ancak uzun zamandır bir araya gelmemişler. Bir fırsatını bulursak böyle bir buluşma gerçekleştirmek güzel olur.

Oğlum Amerika’da. Gittiğimde sergiler geziyorum. Orada gençlerin ilgisini bizdeki gençlerde göremiyorum.

Röportaj bitti. Ancak yazıya dökmek istemediğim birçok konuşma ve fikirler var. Affınıza sığınarak bunları Yusuf Tuvi ile aramda kalmasını istiyorum.

OA: Yusuf abi ağzına sağlık. Emeğine sağlık. Bugüne kadar fotoğrafa verdiğiniz emek için ben kişisel olarak çok teşekkür ederim. Sizin fotoğraflarınızdan öğrendiğim çok şey oldu.
YT: Hakketen mi yahu? Neler aldın hele bi de bakayım?
OA: Abi neden yalan söyleyeyim. Şimdi bir çay ikram ettin diye seni şişirecek miyim yani? Bak söyleyeyim; kompozisyon ve kadraja yerleştirme tarzın. Renk tercihlerin…
YT: Ne güzel. Sevindim.

Burada karşı duvarda asılı duran iki fotoğraf hakkında neler gördüğümü ve hissettiklerimi anlattım. Yusuf Tuvi o akşam bir etkinliğe gidecekti. Birlikte çıkmak üzere hazırlandık. Bu arada bana bir fotoğrafını imzalayıp verdi. Tramvay durağına kadar yürüdük. Birlikte bindik. Ben Çankaya’da inip Bornova’ya yönlendim. Yusuf Tuvi de Konak istikametine devam etti.

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Okyar Atilla
Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.
avatar
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Sebahattin Demir
Yönetici

Ben de Yusuf Ağabeyi İFOD sayesinde tanıma mutluluğuna eriştim.
Çok güzel bir röportaj daha olmuş Okyar, emeklerine sağlık.
Sayende değerlerimizi yakından tanıma fırsatı buluyoruz.

Sevgiler.

Okyar Atilla
Ziyaretçi
Okyar Atilla

Yusuf abi fotoğrafçılığının yanı sıra etrafını motive eden bir davranış biçime sahip. İtici bir güç olarak inanılmaz bir enerjisi var.

Neslihan
Ziyaretçi
Neslihan

Çok net değil mi, gerçek fotoğrafçı bir günde olunmuyor.
Şu hayat hikayesine bakın anlarsınız. Yıllardır deniyor başarıyor ve hala deniyor.
Biz ise elimizdeki cep telefonuyla kendimizi fotoğrafçı sanıyoruz.
Ders gibi bir yazı olmuş ellerinize sağlık.

Okyar Atilla
Ziyaretçi
Okyar Atilla

Dediğiniz gibi uzun ve meşakkatli bir yol. Bıkmadan yürümek gerekiyor. Ve en önemlisi sadece fotoğraf değil diğer sanat dallarına da eğilmek gerekiyor.

ömer ferit kalyoncu
Ziyaretçi
ömer ferit kalyoncu

Yusuf bey mrb
sizi tebrik ederim yernizde olmayı isterdim. bizim gibilere çok iyi örnek oluyorsunuz..böle yazıları okuyunca fotografı daha fazla sevmeye başlıyorum.
okyar bey size de tşkler. çok iyi işler yapıyorsunuz..
slmlar

Okyar Atilla
Ziyaretçi
Okyar Atilla

Değerli yorumunuz için çok teşekkürler. Yazılarımızın sizin fotoğrafa ilginizi arttırdığını duymak bizim için sevindirici.

Öner BÜYÜKYILDIZ
Ziyaretçi
Öner BÜYÜKYILDIZ

Çok güzel bir röportaj olmuş, ellerinize, emeğinize sağlık Okyar bey.
Paranın satın alamayacağı bir şeyi; yani tecrübeyi, bizlerle paylaşan değerli üstadlarımıza sonsuz kere teşekkürler.
Selam ve saygılarımla.

Okyar Atilla
Ziyaretçi
Okyar Atilla

Öner Bey çok teşekkürler.

Birol Üzmez
Ziyaretçi

Çok fazla adım geçmiş.Evet Basmane çok güzel bir çalışmaydı.Tam da zamanında çekmişiz.Çok fazla bozulmaya başlamıştı,göçmenler evet vardı ama Suriyeliler gelmemişti.Şimdi doku çok tahrip oldu ortam güvensizleşti. O otellere artık o kadar rahat giremezsiniz. Korku egemen oldu. Yusuf hoca hiç bitmesin istiyordu ama artık çekecek bir şeyimizde kalmamıştı. Yusuf abinin bana kazandırdıkları salt fotoğraftan öte çok iyi bir arkadaş,insanı sahiplenen destekleyen keyifli vakit geçirilecek bir yoldaş. Onunla çok şey konuşursunuz.sanatla ilgili her şey.Sinema üzerine,müzik üzerine,edebiyat üzerine.İyi bir entellektüeldir. Tülün le beraber bir hafta süreyle odasını ve arşivini düzenleyişimiz unutulmaz bir anıdır.Kendisi anlatsın. Dükkan açarken plak desteği olmuştur. Bana Janes Bendiksenin bir fotoğraf albümünü göstermeseydi aile evleri o kadar başarılı olamazdı.Bana başka bir perspektif açmıştı. Benim nacizane Yusuf abiden isteğim artık fotoğraf çekimine ayıracağı zamanı kitap ve albüm hazırlamaya ayırmalı bunun için zaman ayırmalı. Gün yüzüne çıkmamış gözden kaçan çok fazla fotoğrafı var.Onlar bir elden geçmeli farklı ve yabancı bir göz tarafından ayıklanmalı. Anılarını yazmalı,deneyimlerini paylaşacağı mini atölyeler yapmalı. Fotoğraf her zaman çekeriz.Hatta ayarlayın birlik de bir yere gidelim ne dersiniz.

Okyar Atilla
Ziyaretçi
Okyar Atilla

Sevgili dostum adınızın çok geçmesi Yusuf abinin size verdiği değerdendir. Tabii benim de. Sanat konusunda tüm söylediklerinize katılırım. Kendisi kesinlikle yol gösterici. Kitap ve albüm için yorumlarına aynen katılırım. Yusuf abinin daha çok basılı ve kayda geçmiş çalışmaları olmalı.Birlikte bir yere gitmek fikri harika. Yusuf abi ile konuşup ayarlayalım. Değerli yorumun için de ayrıca çok teşekkür ediyorum. En kısa zamanda görüşmek dileğiyle sevgi ve saygılar.

Berna Kızıltan
Ziyaretçi

Yusuf Ağabeyimiz hepimiz için çok kıymetli.. Bu güzel röportaj için Okyar Atilla’ya , fotoğraf ve sanat adına böyle değerli bilgilerin arşivlenip paylaşıldığı Arthenos sitesini yöneten Sebahattin Demir’e gönülden teşekkürler.

Sebahattin Demir
Yönetici

Teşekkürler Berna hanım,

Sizlerin bu düşünceleri ve destekleri de bizler için çok kıymetli.
Daha sırada hepimizin yakından tanıdığı duayenlerimiz var 🙂
Yakında geliyor.

Saygılar, sevgiler.

Okyar Atilla
Ziyaretçi
Okyar Atilla

Berna Hanım merhaba,
Değerli yorumunuz için çok teşekkürler. Buna ön ayak olan İFOD’dur. İlk olarak 3 ncü uluslararası fotoğraf günlerinde İFOD adına Sabit Kalfagil, Emre İkizler ve Çetin Ergand (bir fotoğrafçı daha vardı ama adı aklıma gelmedi) ile röportaj yapmıştım. Ne yazık ki bunlar İFOD arşivinde unutuldu. Benzer şekilde Tekin Ertuğ’un çok güzel kitap haline gelmiş çalışmaları var. Biz de dilimizin döndüğü elimizin erdiği kadar Türk fotoğrafına katkı sağlayan işle yapmaya çalışıyoruz. Ve tabii sizin ve diğer takipçilerimizin değerli yorumlar bize enerji veriyor güç katıyor. Görüşmek dileğiyle…

Sebahattin Demir
Yönetici

Evet Berna hanım, ben de İFOD sayesinde sizlerin de içinde bulunduğu yönetimlerde sizleri, Okyar’ı ve Yusuf üstad gibi daha nice değerleri tanıma fırsatı bulmaktan çok mutluluk ve onur duydum. İFOD’un fotoğrafçılık hobimle ilgili gelişimlerimde çok büyük katkıları olmuştur.

Teşekkürler.

POPÜLER İÇERİKLER

Pozlama Ölçüm Modları

Pozlama Ölçüm Modları

Bu, "Kamera Çekim Modları" yazı dizisindeki üçüncü yazımız. Bu bölümün ilk yazısı olan, "P"-Program (otomatik mod), "A"-Diyafram öncelikli ve "S"-Enstantane öncelikli modlarını detaylı anlatan, "Kamera...
Arthenos | Diyafram nedir, fotoğrafta diyafram ayarları nasıl yapılır, alan derinliği nedir, ISO nedir, perde hızı nedir, doğru pozlama nedir

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları