Bir kısım fotoğrafsever var ki, fotoğrafta gördüklerinin kurgu olduğunu anlarsa onu hemen yok sayar, yokumsar, değersiz bulur, küçümser. Kurgu aşikâr değilse bile, ayan beyan anlamayıp şüphede kalırsa, kurgu izleri sezerse dahi şiddetle yadsır, fotoğrafın “hormonlanmış” olduğunu düşünür. Onu realistik fotoğrafçıların, belgeselcilerin yanına koyalım, onlarla hemhal olsun, biz biraz da kurguculara bakalım.
Öncelikle şunu yanıtlayalım, kurgusal fotoğraf nedir? Kurgu fotoğrafın başlıca özelliği, görsel öyküler anlatma olanağı sunan bir sanatsal yorumlama biçimi olmasıdır. Gerçek yaşamdan alınan kurgulanmış, dramatik ve estetik hale getirilmiş öyküler anlatır. En ve boydan oluşan kadrajımız ise kurgulanmış, bir anlamda yeniden yazılmış bu öykülerin çerçevesi gibi işlev görür. Kurgusal fotoğraf, fotoğrafçının anlık bir gerçeği belgelemek yerine, zihnindeki bir hikâyeyi, fikri veya duyguyu önceden planlayarak, sahneleyerek ve tasarlayarak oluşturduğu bir fotoğrafçılık türüdür. Tamamen sanatçının hayal gücüne dayalıdır.
Kurgu fotoğrafı, var olanı olduğu gibi gösteren belge fotoğraftan ayıran en önemli şey, gerçekliğin eksikliği değil, rasyonelliğin fazla oluşudur. Kurgu fotoğraf, gerçekte olup biteni aslına sadık biçimde aktarmayla yetinmez. Kurgusal fotoğrafçı önündeki sahneyi idealize eder, olduğu gibi değil, olmasını istediği gibi görüntüler. Sahnede kendiliğinden var olanlar ona yeterli gelmiyorsa, gider başka ögeler getirir, sahneye ekler. Sıklıkla aktif sahne düzenlemesine başvurur, nesneleri ve canlıları kadrajda nasıl görünmelerini istiyorsa o şekilde yerleştirir. Kurgu fotoğraf onun için bir “düzeltme”dir. Bu nedenle daha rasyoneldir. Gerçek hayattaki nesneler, zamanın ve mekânın içinde kendiliğinden bir arada var olur, kurgu fotoğraftaki nesneler ise rastgele bir araya gelmez.
Belgesele yakın fotoğraf önünüzde uzanan sahnede var olanların “o an”daki görüntüsüdür. Olanı anlatır. Kurgusal fotoğraf ise “olabilecekleri” anlatır. Yani belgesel fotoğrafta zorunluluk, kurgusal fotoğrafta olabilirlik söz konusudur. Böylece, var olanla sınırlanmak istemeyen kurgusal fotoğrafçının önünde daha fazla alan açılmış olur.
Esasen hayatın kendisi sonsuz olasılıklara sahip bir kurgudur. Bazılarımız huzurlu bir teslimiyet içinde her şeyin en başta yazılmış olduğunu kabul eder, buna da “kader” der. Bazılarımız ise hayatın yaşandıkça yazıldığını, her şeyin neden – sonuç ilişkilerine bağlı olduğunu, ancak geriye dönüp baktığımızda nasıl bir kurgu içinde olduğumuzun anlaşıldığını söyler.
Bir fotoğraf çektiğimizde bu upuzun kurgunun içinden bir anı durdurmuş, görüntü haline getirmiş oluruz. O an artık yaşanıp, geçip gitmeyecek, kaydedilip saklanmış olacaktır. Bunu yaparken hiç müdahalesiz, olduğu gibi görüntülersek belgelemiş oluruz. Kendimizden bir şeyler katar, yorumlarsak, bazı şeyler ekleyip çıkarırsak salt gerçekten biraz uzaklaşmış, kurgu alanına girmişiz demektir. Bu, gerçekçi kurgudur, zaten bende en çok iz bırakan fotoğraflar gerçekle kurgunun bir arada bulunduğu, gerçekçi kurguya sahip olanlardır. Hatta bence bu kurgu öyle incelikli, öylesine ustaca kotarılmalıdır ki yaratılan şey sanki yaratılmamış da orada, öylece varmış gibi görünmelidir.
Bu tür gerçekçi kurgu fotoğrafı çekenin amacı, bize fotoğrafta görülenin gerçek olduğuna inandırmak değildir. Kadrajdakilerin nesnel gerçekliğini inandırıcı kılmak hiç değildir. Sadece, gerçeği bir parça geliştirerek, belki daha yoğunlaştırarak, daha güçlü bir içerik ortaya koymak olmalıdır. Bu nedenle, gerçeğe çok yakın görünen bir kurgu fotoğrafla karşılaştığınızda kendinizi kandırılmış gibi hissetmemelisiniz. Çünkü fotoğrafçı önündeki sahneyi daha zengin, daha anlamlı, daha anlaşılır kılmak için olduğu gibi görüntülemekle yetinmemiş, bir parça kurguya başvurmuştur. Bunu dahi kabullenmeyen, istemeyen kişi, o zaman gitsin, dokümanter fotoğraflar izlesin, fazlasıyla hiç ilgilenmesin.
Kurguya neden ihtiyaç duyarız? Eğer gerçek hayat uzayıp giden bir sinema filmi ise, fotoğraf bunun sadece bir karesidir. O karenin daha tutarlı, daha anlamlı, daha çarpıcı ya da daha yoğun olmasını isteriz. Yoğunlaştırılmış duygu ifadesi kurgu ile mümkün olur. Günlük yaşamın getirdiği monotonluktan arındırılmış, acı, şaşırtıcı, eğlenceli, çarpıcı anları kendiniz estetize veya dramatize edersiniz. İzleyiciye empati kurma kolaylığı sağlarsınız. Başka bir insanın zihnine, iç sesine düşüncelerine erişmek hiç kolay değildir, kurguyla buna bir yol açarsınız. Bir kurgu fotoğraf çekimi için planlama süreci gereklidir, düşünür, tasarlar, sonra çekersiniz. Belge fotoğrafta süreç farklı işler, elinizi çabuk tutmazsanız anı kaçırır, fotoğrafı kaybedersiniz.
Gerçeği bir ada olarak kabul edin, zihninizde öyle canlandırın. Belgesel fotoğrafçı “gerçek adası”nın topraklarında dolaşabilir, en fazla gerçeğin kıyılarına dek ilerleyebilir. Daha ötesine bakmak artık kurgucunun harcıdır, bunu o yapabilir, çünkü sınırlanmak istemeyen odur.
İnsanoğlu gemiyi icat etti, binlerce yıl gerçek adaların, var olan kıtaların kıyılarında dolaştı. Sonra ufuktaki belirsiz sınırların ötesine gözünü dikti, var olmasını umduğu, hayal ettiği topraklara, yeni gerçeklere doğru yelken açtı.
İnsanoğlu fotoğraf makinesini icat etti, uzun zaman boyunca gördüğünün, var olanın, yani gerçeğin fotoğrafını çekti. Hatta öyle ki, fotoğraf gerçeğin kanıtı olarak bilindi. Sonra aslında bir sınır olmadığını fark etti, bir adım attı, ötesine geçti. Edebiyatta, resimde olduğu gibi, sadece gerçekle uğraşmaya zorunlu olmadığını anladı, her konuda olduğu gibi hayallerinin peşinden gitti. Bilindik sularda dolaşıp durmanın, var olanla yetinmenin sınırlayıcılığını istemedi, bu istemezlik onu ileri itti, sınırları genişletti, o da yeni sulara yelken açtı. Önce “kurgu limanı”na uğradı, orada çok durmadı, “deneysel” sulara, “kavramsal” ufuklara yol aldı. “Soyut” denizinin dalgalarıyla çalkalandı. Madem bu işin sonu yok, ne olacak? Belki de kaybolacak. Olsun, kaybolmayı göze alamayan yeni yerler keşfedemez, “ötelerde” neler varmış, hiçbir zaman öğrenemez.
Aman çok dikkat, artık yeni sularda yeni gemiler dolaşıyor. Bordalarında “manipülatif fotoğraf gemisi”, “yapay zekâ görseli” gibi isimler yazıyor. Bunlar bildiğimiz gemilere de benzemiyor, ne kaptanını tanıyorsunuz ne de gittiği yeri anlayabiliyorsunuz. Öyle canlı, öyle renkliler ki, sadece, hayran hayran bakıyorsunuz. “Biz de fotoğraf gemisiyiz” diyorlar, gelip sizinle yarışıyorlar, aslında daha çok ticari yük taşıyorlar.
Kurgu fotoğraf çeken insan herhalde şöyle diyordur: “Beni bir kurgunun içine yatırsanız, ben hiç uyanmasam, dünya beni fena yormuş, artık gerçeğin peşinde dolanmasam.” Belgesel fotoğraf çeken yanıtlıyordur: “O nasıl söz, gerçek her şeyden önemlidir, hem, gerçeğe ulaşma çabası da gerçek kadar değerlidir.” Bana sorarsanız, har halde ben uzlaşmacı biriyim; biraz ondan, biraz bundan alayım, en az bir ayağı gerçeğe basmayan kurguyu ben ne yapayım?
Benim gibiler için gerçeği kurgulamışlar, kurguyu gerçek gibi sunmuşlar, sanırım benim de aklımı başımdan almışlar. Yeni görsel dünyanın gerçeği artık bu, gördüğünüz şey kurgu mudur değil midir anlayamıyorsunuz, fotoğraftakinin gerçek olup olmadığını bilemiyorsunuz. Daha da ileri gideyim, bir de şunu söyleyeyim: Gördüğünüzün fotoğraf mı, bir yapay zekâ görseli mi olduğunu bile kestiremiyorsunuz! Yapay zekâ görseli her türlü yalanı söyler, manipülatif fotoğraf da insanı manipüle eder. Belki de amaç tam da budur; eğriyi doğruyu ayırt edemeyesiniz, kim haklı, kim haksız bilemeyesiniz.
Kare büyük olasılıkla geniş açı bir objektifle (yaklaşık 16–24 mm eşdeğeri) ve oldukça alçak bir…
Ustanın yüzündeki dikkat, elindeki alet, önündeki alev ve çevresindeki onlarca bakır kap, yılların birikimini temsil…
Portre çekmek, deklanşöre basmaktan çok daha fazlasıdır. O; iki insan arasında kurulan sessiz bir güven…
Fotoğrafçı Bülent Terzi, sıradan bir gün batımını belgelemek yerine, ışığın ve uzun pozlamanın sağladığı estetik…
Peter Li'nin bazı fotoğrafları tek kare değildir. Özellikle katedral gibi yüksek hacimli yapılarda, giriş kapısından…
Zaman sorgusuz sualsiz akıp giderken telefonla çekilen fotoğraf denilebilecek görüntüleri de özel bir dosya altında…