BLOG

Nureddin Özdener: Bir Mardin sevdalısı

Biz O’na, ‘Mardin Aşığı’ deriz.

O kendisine, ‘Mecnun le Merdin’ der.

Kelimenin tam anlamıyla bir ‘Mardin Sevdalısı’ olan Dr. Nureddin Özdener, güzel ülkemin çok kıymetli hekimlerinden biridir. Mardin’de doğup büyümüştür. Mardin’in harikulade otantik mimarisi, büyüleyici sokakları, kadim medeniyeti, olağanüstü sosyo-kültürel atmosferi içinde yaşayıp onu özümsemek suretiyle kişiliğini geliştirip kendisini bulmuştur. Sadece muhteşem taş yapılar ve özgün sokaklar değildir sayın Özdener’i büyüleyen; farklı etnik kökenden ve farklı inanç gruplarından insanların tarih boyu iç içe, kavgasız gürültüsüz, kardeşçe yaşadığı Mardin’in huzurlu halidir asıl O’nu kendisinin ayrılmaz parçası kılan ve sevdalanmasına yol açan. Birbirinden farklı etnik kökenden ve inançtan gelen çok sayıda insanın birlikte kavgasız gürültüsüz yaşadığı benzer bir kent, 6 Şubat 2023’de büyük bir yıkıma uğrayan Hatay’dır hiç kuşkusuz. Nasıl ki Mardin sevdalıları var ise, Hatay sevdalısı olan insanlar da var. Her iki kentin ve diğer bütün kentlerin sevdalısı bol olsun; sahipleneni, koruyanı hiç eksik olmasın. Muazzam denebilecek ölçüde bir kültür birikimine sahip oldukları için, bu kentler hakikaten büyüleyici bir atmosfere sahiptir.

Dr. Özdener’le ilk kez 90’ların ilk yarısında AFSAD’da (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) karşılaşmıştık. O sıra Ankara’da Yedek Subay olarak askerlik görevini ifa etmekteydi. Samimi, konuşkan, heyecanlı, fotoğrafa meraklı genç bir hekimdi. İhtimal o ki kendi halinde suskun bir garip bendeniz, yüksek insanî değerlerle donanmış aklı başında bu Mardinli dostun dikkatini çekti. Tanıyan herkes bilir, Dr. Özdener hem oldukça sıcakkanlı, hem de girişken bir insandır. Girişkenlikten kasıt, halk arasında ‘Medeni Cesaret’ tabir edilen haldir. Saf, temiz, iyi niyet ile başkalarına yakınlık göstermesinin rahatlığıdır Özdener’i cesur kılan. Aradan neredeyse otuz yıl geçti, değerli dostumuz Nureddin hâlâ aynı Nureddin; hiçbir değişiklik yok O’nun halinde, tavrında. Hem fotograf ortamında, hem meslek hayatında, tanıyan herkesçe sevilip sayılması bundan ötürü olsa gerektir.

İlerleyen zamanda (90’ların ikinci yarısında) küçük bir grup AFSAD’lı olarak GAP Bölgesine, görsel kayıt (belge) oluşturmak üzere görevlendirmeyle yolumuz Mardin’e düştüğünde tekrar hekim dostumuzla karşılaştık. Aynı samimiyet ve aynı heyecan ile bizleri karşıladı, önümüze düşüp Mardin’in önemli yerlerine götürdü, hoş sohbeti ile orada geçirdiğimiz günlere renk ve neşe kattı.

Yıllar yılları kovaladı Dr.Nureddin Özdener kardeşimiz, çok kıymetli başka bir hekimle, Olga hanımefendiyle evlendi. Hayat arkadaşı oldular, kederi ve sevinci paylaştılar. Şimdi onlar, ikisi de artık genç birer insan olan Efe ve Elifnaz’ın ebeveynleri aynı zamanda.

Dr. Nureddin Özdener vefalıdır, dost canlısıdır, özverilidir, herkes için koşturur. O kadar ki, bu güzel tavrı zerrece bilmeyen, böyle bir tutumun kıymetini asla kavrayamayacak olan kimseler için bile aynı tutumu gösterir. Siz ihmal etseniz bile, O, sizi telefonla arar, yaşadığınız kente yolu düştüğünde zamanı elverirse muhakkak görüşür. Sayın Özdener bizim nazarımızda mayası ‘iyi’den elde edilmiş, hamuru ‘güzellik’le yoğrulmuş tam bir ‘derviş’. Fotografları da bu minval ile hayat buluyor zaten. Çünkü usta fotografçının tavrında kendine has bir estetik var ve o hal ödünsüz şekilde kaydettiği Mardin görsellerine yansıyor. Onun fotoğrafında süsleme yok, her şey doğal akışında.

Derviş dedik; bir gün öncesini bile anımsamamızda güçlük çıkartan belleğimiz bizi uzun bir yolculuğa çıkardı. Fotograf amaçlı Mardin’e ilk gidişimizde bendenizi, tertemiz yüzlü mahzun melül bir zat ile tanıştırdı Dr Özdener. Belleğimizde görüntüsü hiç silinmedi. Bu zat büyük bir şehirde yükseköğrenim görürken, sevdiği kız bir başkasıyla evlendirilmiş. Haberini alınca kahır içinde kalmış, acı duymuş, okulu bırakıp Mardin’e dönmüş ve sonra hayattan elini eteğini çekmiş. Olan bitene rıza gösterse de, bir lokma bir hırka ile yaşamaktan gayrısına eli varmamış. Aşk uğruna derviş olmuş. Onu öyle mahzun görünce Leyla’nın sevdalısı Mecnun geldi aklımıza, Şirin için dağları delen Ferhat’ı düşündük. Züleyha’ya sevdalanan Yusuf’u, Arzu’ya vurgun Kamber’i hatırladık. Torosların, Binboğaların kara Osman’ı da Telli Senem’e kavuşamamıştı, Anadolu’nun sevda ile yanıp kül olan diğer bütün gençleri gibi. Mardin’de karşılaştığımız muhteşem zat onlar gibi sevdalanmış, yanıp kül olmuştu. Lakin hikâyesi yazılanlar kahraman sıfatıyla tarihe geçerken, hikâyesi yazılmamış olanlar mum gibi yanarak erir ve nihayet söner, göçüp giderler sessiz sedasız.

Araç giremeyecek kadar dar ve dolambaçlı sokakları olan Mardin’de ilk kez eşek ve katır ile çöp taşındığına tanık olmuştuk. Çöp taşıyan bu güzel canlıların dinlenme yerlerine, esasen hapsedildikleri mekânlara götürdü bizi Dr kardeşimiz. O küçük yaşam alanında boyunlarından bağlı vaziyette insana mahkûm, insana köle varlıklar. Bin yıllardır insan için yük taşıyan canlılardan sadece bir kaçı. Çöl sıcağında aylarca yol almak suretiyle ağır yük taşıyan develer geldi aklımıza. Boyunduruğa vurulmuş vaziyette canhıraş yarım tondan fazla yük istiflenmiş kağnıyı çeken veya ham toprağı saban ile yarıp geçen öküzler, tomruk taşıyan filler, sırtında çeyrek ton yükle sarp dağlarda yol alan katırlar, atlar. Ve bir de bütün ömrü toprağın yüzlerce metre altında kömür ocaklarında geçen, hiç güneş yüzü görmeyen, ölünceye kadar kömür vagonu taşıyan katırlar. Savaşlarda da bu hayvanları kullandı insan evladı. Ok, mızrak ve kılıç darbesiyle can verdiler savaş meydanlarında. Top mermileriyle parçalandı vücutları, delikli demirden atılan kurşunla yere yığıldılar. Onları da öldürdük kendimizle birlikte.

Adı Mardin’le özdeşleşmiş olan Dr. Nureddin Özdener, her kimin yolu Mardin’e düşerse, asla üşenmeyip hepsiyle ilgilenir, önlerine düşüp Mardin’in kendine has ruhunun hissedileceği yerlere götürür, oralarda görsel kayıt yapılmasına önayak olurdu. Memleket fotoğrafının önde gelen usta fotografçılarından (ki bazıları hayata veda etti), en acemi fotografçıya kadar hemen herkesle ilgilendi. Böylece Mardin gibi Dr. Nureddin de fotograf çevrelerinde tanınır hale geldi. Gün oldu, Mardin’e kültür-sanat amaçlı gidecek kimseler önce sayın Özdener’i arayıp oraya gidecekleri günü ve saati ilettiler ki Mardin sevdalısı adam kendilerine rehberlik etsin.

O, aynı zamanda Mardin’de sağlık hizmetlerini yürüten birimin sorumluluğunu üstlenmişti. Mardinlilerin sağlık sorunlarıyla, makam odasında kalarak değil, bizatihi toplumun içinde yer alarak ilgilendi. O, her şeyden önce insanlarla güzel ve yapıcı diyalog kurmayı esas alan bir hekim. Böyle bir insanı tanımayan, tanıyıp da sevmeyen tek insan dahi kalmamıştır herhalde.

Fotografı da katiyen elden bırakmadı. Bu bağlamda, doğup büyüdüğü kente vefa borcunu ödedi. Mustafa Eser’in Mersin için yaptığını, Kadir Ekinci’nin Kars için yaptığını, Nureddin Özdener Mardin için yaptı. Yıllar boyu görüntü kaydetti. Görsel kayıt izni vermeyen yerler bile O’na görsel kayıt izni verdiler. Samimi ve güvenilir olduğu herkesçe teslim edilen insan böyle bir imtiyaz elde edebiliyor demek ki. Mardin’in mimarisine, otantik vaziyetine, kültürüne, insan dokusuna ilişkin muhtemelen en kapsamlı görsel arşive sahiptir sayın Özdener.

Şayet bu arşivden seçkiler kitaplaşmazsa, onca emeğe ve birikime çok yazık olur.

Dr. Özdener sohbetlerin daha sıcak, samimi, neşeli geçmesi için sıklıkla yöre anekdotlarına, daha çok da babaannesinin anlamlı (biraz müstehcen) sözlerine (ortam uygunsa) müracaat eder. 1800’lerin sonu ile 1900’lerin ilk yıllarında doğan nesilden babaanneler neredeyse aynı şekilde yetişmişler. Benzer şeyleri biz de kendi babaannemizden çok kez duyduk. Aynı kuşak insanlar. Gelin (yeni evli) iken pek söz hakkı olmayan o kuşak, çocuklar büyüdükçe bir miktar inisiyatif sahibi olur, babaanne olduklarında ise evin egemeni konumuna yükselirler. Gençliklerinde hükümran olan aile reislerinin (erkeklerin), yaş ilerleyip çocuklar büyüdükçe bir nebze etkileri azalır, büyükbaba olduklarında etkilerini iyice yitirirler, çünkü egemenlik hakkı (güç) genellikle babaannelerin eline geçer. Özellikle torunlar söz konusu iken babaanne evin kraliçesidir, ondan başkasının söz geçmez. İşte o vakit zemberek boşanmıştır, erkek tavırlı, egemen, yaşlı bir kadın figürü ortaya çıkar. Ayıp tabir edilen sözlere tolerans epeyce yüksektir artık. Dr Özdener’le biz karşılıklı bazen babaanne latifeleriyle söyleyeceklerimizi takviye ederiz. Hoş da olur. Özellikle şimdiki gençlerin, hatta çocukların konuşmaları sırasında kullandıkları sözcüklerin yanında son derece masum kalsa da, biz galiba biraz eski kafalıyız, onların zamanı için sıradan olan, günlük konuşmalar esnasında ayıp sayılmayan sözler, bizim kuşak için ayıplanır olmuş, o yüzden sadece kendi aramızda bunları dillendirebiliyoruz.

Günün birinde belki babaanne sözlerini kitaplaştırırız. Öyle olmasını temenni edelim.

Üstad Özdener, çok zamandır sigaraya (tütün ürünlerine) savaş açmış durumda. Tütünün zararları konusunda videolar yayınlıyor, her fırsatta insanları sigarayı bırakmaları konusunda ikna etmek için uğraşıyor. Alkışlanacak bir çaba. Bir keresinde, dünyayı ve memleketi saran diğer bazı alışkanlık yapıcı zararlı maddelerin (zehirlerin) yanında sigaranın masum kalacağını söylemeye yeltendik, usulünce sözlerimizi geri almamızı sağladı. Diğerlerinin varlığı ve dahi yaygınlaşıyor olması, sigarayı görmezden gelmemize, ona masumiyet karinesi yüklememize yol açmamalı. Alışkanlık yapıcı bütün zararlılara, zehirlere karşı mücadele edilmeli. Sigara (tütün mamulleri) bundan ârî olmamalı. Bilhassa kanser vak’alarında sigaranın etkili olduğu alenen ortadayken, üstadın mücadelesinin haklı gerekçesi üzerine söylenecek bir şey kalmaz.  Doğru söze ne denir. Bütünüyle haklı.

Dr. Nureddin Özdener sadece tütün karşıtı kampanya yürüten, ‘sigara tiryakileri bir an önce bırakın sigarayı, sigara insan sağlığını tehdit ediyor’ çağrısı yapan biri değil, O, aynı zamanda sürekli barış ve kardeşlik çağrısı yapan birisidir. Kavgasız, gürültüsüz, barış içinde huzurlu bir toplum özlemini dile getirir. İnsanlarla iletişimi ve ilişkileri, yaptığı çağrılar, vefa duygusunu önemseyişi, kolayından elde edilemeyecek bir bilimsel ve kültürel birikime ve ender rastlanır olgunluğa erişmiş olmasına mukabil her şeyi yeni öğrenmeye çalışan bir acemi edasıyla yol alışı, O’nu bir Derviş, bir Mutasavvıf, hatta bir Melâmî olarak tahayyül etmemize neden olur. Hakikaten, Dr. Nureddin Özdener’in hayatın içinde gösterdiği tavır, içselleştirdiği tutum daha ziyade bir Derviş’e, bir Tasavvuf ehline ve tabii ki bir Melâmî’ye tekabül eder. Böyle bir hal ister istemez insanda hayranlık uyandırır. Onun bu denli sevilmesinin, saygı görmesinin temel nedeni hiç kuşkusuz, günümüzde hemen herkesin açlığını çektiği ve arayıp bulamadığı böylesi ‘bilge’ bir kişiliğe sahip olmasıdır. Nasıl bir dünya görüşüne sahip olursa olsun, ne tür bir yaklaşım gösteriyor olursa olsun, hangi etnik kökenden olursa olsun, hangi inanç grubuna mensup olursa olsun, Dr. Özdener için zerrece önemi yoktur. İnsan olması yeterlidir, dünya üzerinde yaşayan herhangi bir canlı olması yeterlidir. O’nun nazarında yeryüzüne bir vesile ile gelmiş bütün canlı varlık yaşamayı hak eder, hepsi muteber ve makbuldür.

Dr. Özdener’in içselleştirdiği bu hal, diğer bir söyleyişle eriştiği bilgelik mertebesi, içine doğup büyüdüğü ve görüp yaşayarak geliştirdiği özgün sosyo-kültürel atmosferin eseridir diyebiliriz elbette. Mamafih, kişiliğinin kökleri orada olsa ve oradan dal budak salmış olsa bile, gelişimi orayla sınırlı değildir. Sayın Özdener, her gün ve her saat kendisini geliştiren, özgünleştiren, olgunluk seviyesini sürekli yükselten ve bilgeleştiren nev-i şahsını münhasır bir bireydir.

Ankara’ya yolu düştüğü bir gün konuğumuz oldu, kendi elleriyle bize Mardin’in çok özel bir yöre lezzetini hazırlayıp tattırdı. O lezzetin adı, Sembusek’di. Süper bir yemek. Bendeniz gibi hekim dostumuzun da mutfakta vakit geçirmeye üşenmediğini ve yemek yapmaya yatkın olduğunu, fakirhanemizde Sembusek pişirip ikram etmesi vesilesiyle öğrenmiş olduk.

Aklımıza gelmişken, önem atfettiğimiz başka bir meseleyi irdeleyerek sözlerimizi sürdürelim. Fotograf ortamında her zaman çift olarak rastladığımız ustalar var. O güzel uyumu ve hayatı paylaşarak her şeyde ortaklaşma tavrını imrenerek değerlendirdiğimizin altını çizmek isteriz. İsim vermekte de hiçbir sakınca görmeyiz. Sevim-Mustafa Eser çifti, Hanife-Haluk Uygur çifti, Funda-Hakan Gönendik çifti, Nurhan-Neşet Erdem çifti, Selma-Bülent Seyitdanlıoğlu çifti, Tülay-Mehmet Uçar çifti… Öyle zannediyoruz ki biz de aynı gruba dahil edilebiliriz. Yazıyı kaleme aldığımız an itibariyle belleğimizin azizliğine uğramaktan ötürü hatırlayamadığımız çiftler ve henüz tanıma şerefine nail olamadığımız çiftler bizi bağışlasınlar. Onlar da bizim nazarımızda çok kıymetlidir.

Buradan yola çıkarak değerli kardeşimiz Dr. Olga Özdener hanımefendiye dair bir kaç cümle paylaşmak isteriz. Olga-Nureddin Özdener çifti, çocukları Elifnaz ve Efe’yle birlikte bir yaz tatili yolculuğunda Ankara’da kısa bir mola verdiler. O molada, kısacık bir zaman dilimi için fakirhanemizi şenlendirdiler. Onur duyduk. İlk kez o vakit Dr Olga’yı yakından tanıma şerefine eriştik. Özellikle Mitoloji konusundaki birikimine ve dahi çıkarımlarına hayran olduk. İnsanlık tarihine ilgisi, arkeolojik buluntular ve söylenceler üzerine yorumları inanılmazdı. Gördük ki özgün bir estetik yaklaşıma, çok ciddi birikim ve donanıma sahip olmaktan ötürü söyleyecek sözü var Olga Özdener’in. Diğer sanat alanlarında olduğu üzere, fotograf gibi önemli bir enstrumanın beslendiği kültürel damarlar, tarihi veriler, mitolojik ögeler vs bu müstesna çiftin yaşayarak paylaştığı ortamda yorumlanmış, harmanlanmış ve yeniden vücut bulmuş besbelli.

Dr.Nureddin Özdener demek, Mardin demektir. Mardin’in ruhu O’nda tecelli etmiştir. Onun ruhu ve gönlü de Mardin’e bağlanmıştır. Mardin derken ortalama bir kent görüntüsünden, bir taş-beton yapı blokundan, herhangi bir mekândan söz etmediğimizi, binlerce yıldan süzülerek gelen kadim bir kültürden söz ettiğimizi hatırlatmak isteriz. Bu itibarla, uzun yıllara yayılı Mardin görsel kaydının, sayın Özdener’in gerçekleştirdiği fotografik belgeselin (özellikle film kayıtlarının) arşivde küflenip bozulmaya yüz tutmadan önce kitaplaştırılarak kurtarılması temennimizi yinelemekte yarar görüyoruz.

Aşk ile kaydettiği Mardin görüntülerinin sunumunu yaparken her bir fotoğrafın hikâyesini tek tek anlatışını, babaannesinden anekdotlar katarak sohbeti bal ile yoğuruşunu o sunumları izleyenler bilirler, sayın Özdener fotografı eğip bükme, allayıp pullama ihtiyacı duymaz. O, fotografına hem Mardin’in ruhunu katar, hem de kendi yüreğini koyar. Olduğu gibidir her şey, hissettiği gibidir. Kendisi Mardin’den ne anlıyorsa, fotoğrafında da o vardır.

Epey zaman önce FSK’da (Fotograf Sanatı Kurumu) yaptığımız atölyelerin birine, Ankara’ya bir vesile ile yolu düştüğü için konuk olmuştu usta fotografçı. Atölyeyi izlerken bir anda “Mine’l Aşk” diyerek katılımcılara seslendi ve karşılarına geçip sohbete başladı. Mardin aşkını, Mardin’in barışçıl ruhunu o gün atölyeye, hiç tanımadığı insanlara birkaç cümleyle öylesine yerli yerinde özetledi ki, ancak o kadar olurdu!.. Özdener’in medeni cesareti ve hitabet gücü karşısında katılımcı arkadaşlarımız hayli şaşırmış ve elbette ki bu sayede keyifli bir akşam geçirmişlerdi.

Değerli dostumuz Dr. Nureddin Özdener oldukça güçlü bir retoriğe sahip usta bir fotografçı olmasından öte bir Derviş’i, bir Tasavvuf ehli’ni, bir Melâmî’yi çağrıştırır. Yüce gönüllü olması, insana ve yeryüzünde yaşayan bütün canlılara özen göstermesi, yüksek merhamet duygusu, kadir kıymet bilmesi, vefa ve incelik konusunda her daim tanık olduğumuz örnek kişiliği başka nasıl açıklanabilir?!..

Saygıyla,

Tekin Ertuğ

İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü) "Foto İntelijansiya" "Fotoloji / Fotologya"

Yorumlar

  • Bu yazıyı okuyunca çok sevindim.40 yılı aşkın tanıdığım arkadaşımı benden daha iyi anlatmış.Ne ise onu yazmış.Ne çok ne de az.Tam olduğu gibi.Tekin Ertuğ gibi biyografi yazımı konusunda çok başarılı bulduğum yazar resmen Nureddin Özdener ve fotoğraflarının kitabının altyapısını hazırlamış gibi.
    Geri dönüşü yok. Herşey hazır bence malzeme fazlasıyla var.Hadi bakalım.
    Kitap istiyoruz ısrarla..Bizi kırmayacaklardır.👍👍

  • Dr. Nureddin Özdener’i Mardinli arkadaşım Şerif Köyan vasıtasıyla 1997 yılında tanıdım. O günlerde Ankara’da vatani görevini yapmaktaydı.
    İlerleyen yıllar içerisinde onu daha yakından tanıdıkça onun dostlarına olan samimi , sevecen, yardımsever yaklaşımı beni çok etkilemişti. Ancak sonradan onun tüm insanlara aynı duygularla yaklaştığını ve bu nedenle hem işi gereği temasta olduğu insanlar hem de çok farklı kesimlerce sevildiğini gördüm.
    Makale’de onun bu özellikleri çok güzel anlatılmış. Ayrıca benim de gönülden desteklediğim sigara bağımlılığına karşı yürüttüğü mücadele takdire şayandır.
    Mardin sevdalısı olarak bu eşsiz kente olan katkılarının umarım hemşerileri yeterince farkındadır .
    Eşi Dr. Olga Özdener’i de mesleki donanınımın yanısıra birçok alanda bilgisi ve sohbeti ile tanımaktan sevinç duyarım .
    Tekin Ertuğ , Dr. Nureddin ‘i çok güzel anlatmış. Ona da teşekkür ederim.

Paylaş
Yazar:
Tekin Ertuğ
Etiketler: Sanat ve Sanatçı
  • yakın zamanda gönderilenler

    Gölyazı’da Bir Gün Batımı…

    Fotoğrafçı Bülent Terzi, sıradan bir gün batımını belgelemek yerine, ışığın ve uzun pozlamanın sağladığı estetik…

    % gün önce

    Mimari Fotoğrafın Görünmeyen Matematiği

    Peter Li'nin bazı fotoğrafları tek kare değildir. Özellikle katedral gibi yüksek hacimli yapılarda, giriş kapısından…

    % gün önce

    Fotoğraf makinalarını mukayese etmeli mi?

    Zaman sorgusuz sualsiz akıp giderken telefonla çekilen fotoğraf denilebilecek görüntüleri de özel bir dosya altında…

    % gün önce

    Fotoğraf Okumaları (Enver Şengül)

    Fotoğrafçı, sıradan görünen bir mahalle evinden evrensel bir insanlık hikâyesi çıkarmayı başarmıştır. Başarılı kompozisyonu, renk…

    % gün önce

    Eleştirel Fotoğraf Okuma

    Biz “fotoğrafa baktım, fotoğrafı izledim, seyrettim” demeyiz, yaptığımıza “fotoğraf okuma” deriz. Çünkü fotoğraf bir şeyler…

    % gün önce

    İnce Gren

    Analog dönemin filmli fotografik kayıt teknolojisine ait ‘İri Gren’ ve ‘İnce Gren’ ifadesinin teknik olarak…

    % gün önce