BLOG

Kumun fotoğrafçası

Bir Patara var: Uçsuz bucaksız kumsalıyla nefis bir Akdeniz plajı. Yaz aylarında herkesin masmavi sularında serinlediği, kıyısında kumların tepeler oluşturduğu uzun sahil. Eskiden, filmlerdeki çöl sahneleri burada çekilirmiş.

Bir Patara daha var: Antik zamanlarda Likya uygarlığına başkentlik yapmış, son yirmi beş yılda önemli ölçüde ayağa kaldırılmış Akdeniz mücevheri. Halâ kentin bir bölümü kumların altında yatıyor. Hoyrat rüzgârlar yüzyıllar boyu kenti kumların altına gömmüş.

Kumun kısa tanımına bakmak gerek. Kum: Kayaların kırılıp parçalanıp ufalanmasıyla oluşan küme. Kayalar kırılıp daha küçük kayalara bölünüyor, onlar da parçalanıp çeşitli büyüklükte taşlara dönüşüyor. Taşlar böylece küçüldükçe bulundukları yerden hareket edebilir hale geliyor. Dere yataklarında, yamaçlarda sürüklendikçe minik parçalara ayrılıyor. Bu açıdan bakıldığında kum, kayadan toza ilerleyen sürecin bir ara formu. Suyun ve rüzgârın gücüyle sürüklenen bu minik parçacıklar bir yandan toparlak bir biçim alırken bir yandan da aşındırıcı sürtünmelerle cilalanmış oluyor.

Kum tanelerinin çapı iki milimetre ile milimetrenin on altıda biri arasında değişir. Çoğunluğunun çapı ise milimetrenin sekizde biridir. Bu boyut, taneciğin kolayca yerinden hareketlenmesi için çok uygundur. Hava ya da su, tüm akımlar burgaçlar meydana getirirler ve burgaçlar, tanecikleri yerlerinden kaldırır, öteye bir yere fırlatır. Yeryüzünde su ve rüzgâr akımları olduğu sürece kumun oluşumu engellenemez bir süreçtir. Başlangıçta yekpare, yerinden kımıldamaz koskoca kaya kütlesi sürecin sonunda akışkan bir küme haline gelir. Islanmamış kumu avuçlarınızın içine alıp kaldırırsanız, parmaklarınızın arasından akar. Bir kum saatinde, üstten alttaki bölmeye aktığı gibi.

Kumun hikâyesi böyle.

Kumun hikâyesi, Patara’nın hikâyesinin de bir bölümünü oluşturuyor.

Uçsuz bucaksız Patara sahilinde oturuyorum. Bir yanım ufka kadar mavi Akdeniz kıyıları, bir yanım göz alabildiğine kum yığınları. Uzanıp bir avuç kum alıyorum, göz hizasına kaldırıp dikkatle bakıyorum, uzun uzun. Geriden bakan biri kum taneciklerini saydığımı sanabilir, oysa ben kumun sırrını anlamaya uğraşıyorum. Beyazımsı sarı – gri kum taneciklerinin biri hafifçe kızıla çalıyor, onda karar kılıyorum. Baktıkça anlıyorum onu, bana sırrını fısıldıyor. Şimdi Sahil Likya’da, denizin bir serip bir topladığı sayısız kum taneciğinden biri o. Binlerce yıl önce Dağlık Likya’da bir sarp kayanın içinde idi. Arzawa Ülkesi’nde, Luvi insanlarının seslerinin yankılandığı bir kayalıktaydı. Luviler Lukkalara, Lukkalar Likyalılara dönerken oradaydı. Kayanın içine akan su, kış gelip buza döndüğünde kayayı çatlattı. Çatlak büyüyüp yarık halini aldığında, ardıç kuşu gagasında yemişle buraya geldi. Çekirdeğini yarığa bıraktı. Yarıkta gelişen çalı büyük bir parçayı ana kayadan ayırdı. Yamaçtan yuvarlanan kaya, taşlara bölündü. Ksanthos Nehri, 150 kilometre uzaktan bu taşları sürükledi. Coşkun akışıyla kayalara çarpa çarpa, kırıp küçülterek Eşen Ovası’na indirdi. Taşlar, düze inip sakin akmaya başlayan çayın yatağında çakıllar oldu. Kocaçay çakılları denizle kavuştuğu yere, Patara Sahili’ne sürükledi. Deniz, Kocaçay’ın armağanlarını bir kabul etti, bir geri verdi. Binyıllardır kumsalı döven dalgalar, çakılları kum etti. Güçlü Akdeniz rüzgârları kumları bir oraya yığdı, bir buraya. Kumullar, kum tepeleri oluştu. Kum tepeleri Patara’yı yavaş yavaş örtmeye başladı. Liman kapandı. Caddeler kumun altında kaldı. Başlangıçta Patara’nın var oluş nedeni olan Kocaçay, ilerleyen zamanda yok oluşunun da en büyük nedenlerinden oldu. Siz ona Eşen Çayı diyebilirsiniz, ya da Ksanthos Nehri!

Ben, hikâyenin kumcasını okudum.

Ya rüzgâr? O da ayrıca yazmış, rüzgârca anlatmış. Kumların üzerine rüzgâr izleri bırakmış. Hilal biçimli kum tepelerinin geniş yüzeyleri boyunca, kendini tekrar eden kıvrımlı izler yaratmış. Onun, kendini görünür kılma edimi bu. Kim bilir, hikâyeyi rüzgârcasından okuyacak birileri de gelir bir gün…

Ya deniz? O işte, asıl hiç boş durmayan, hikâyeyi sürekli dile getiren o. Bazen, köpüklü dalgalarla gürleyerek, bazen, kıpırtısız sahilde fısıldayarak, hikâyenin denizcesini anlatan o. O hep buradaydı, burası bir limanken ve limana amfora yüklü gemiler yanaşırken buradaydı. Şimdi de burada. Paçalarınızı sıvayıp, kumlara seriliveren sularında yürürken, sorun ona. Patara’nın hikâyesini en iyi o biliyor. Denizceden anlayanlar onu dinlesin.

Biz şimdi durup, anadilimize dönelim. Fotoğrafa. Hikâyenin fotoğrafçasını dinlerken sessiz kalmayı yeğlemelisiniz. Çıt çıkarmadan, nefesinizi bile tutarak. Zaten ortada, kulaklarınıza ulaşacak bir ses de yoktur. Fotoğraf, gözlerinizden zihninize ulaştığında, ruhunuzda açtığı pencerelerden ses gürleyerek gelir, sonsuz çağrışımlara yol verir. Gerisi size kalmış…

Gökhan Korkmazgil

1960 Burdur doğumlu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi, sonrasında Kulak Burun Boğaz uzmanı oldu. Otuz yıldan beri Fethiye’de yaşıyor. Çoğu eski zaman doktoru gibi, tıpla birlikte, insan ve doğayla ilgili her şeyle uğraşıyor. Kendini bildi bileli okur, çocukluğundan beri fotoğraf çekiyor.

Paylaş
Yazar:
Gökhan Korkmazgil
  • yakın zamanda gönderilenler

    5’nci Fethiye Fotoğraf Festivali; Geçiş…

    Festivalin her etkinliğinde tek te bahsetmenin güçlüğünü ve uzun olacağını takdir edersiniz. FEFSAD instagram sayfasında…

    % gün önce

    Dynamic Range (dinamik aralık) nereye koşuyor?

    Ancak Adams’ın yöntemini uygulamak için çok iyi karanlık odacı olmak gerekiyordu. Günümüzde telefonla şipşak fotoğrafları…

    % gün önce

    Yaş alan ama yaşlanmayan Ustaların Ustası Gültekin Çizgen’den Yapay Zeka

    Kitap, hakikaten incelemeye değer bilgilerle donanmış. Görsel Kültür sürecinde ortaya çıkan çeşitli yaklaşımların yanında, temel…

    % gün önce

    Hüseyin Kekiç ile; İstanbul düşlü / yorum

    Dünya öylece dururmuş, fotoğrafçı türlü türlü görürmüş. Her bakışta kendinden bir şeyler vardır, Hüseyin usta,…

    % gün önce

    Paris bir şenliktir…

    Paris’le ilk buluşmam iş seyahati için Seul’a giderken oldu. O çağda direkt uçuş yoktu ve…

    % gün önce

    Filmi zorlamak (Push Film) Nedir, Nasıl Yapılır?

    Dayanamadım kameramı çıkardım, yan gözle baktı, gördü. "Ben amatör bir fotoğrafçıyım, sizin bir fotoğrafınızı çekmek…

    % gün önce