BLOG

101 yıl sonra CUMHURİYET

Söze “1919 senesi Mayısının 19 uncu günü Samsun’a çıktım.” Diye başlar ve devam eder; “Vaziyet ve manzarai umumiye: …”

Ömrünü cephelerde geçiren, Osmanlı toprağının en olmadık yerlerinde savaşlar yöneten birinin bilmediği şeyler değildi söyledikleri. Kendisi çok iyi biliyordu Osmanlı’nın ne durumda olduğunu ve özellikle Anadolu’nun ne durumda olduğunu, ordunun elinde silah ve cephanesinin alındığını, itilaf devletlerinin “mütareke” safsatası altında Anadolu’yu işgal ettiklerini…

Damat Ferit ve güya hükümetinin, Kürt teali cemiyetinin, Tealii İslam cemiyetinin, itilaf ve hürriyet cemiyetinin, sulh ve selamet cemiyetinin, İngiliz muhipler cemiyetinin nasıl itilaf devletlerine ve özellikle İngilizlere uşaklık ettiğini biliyordu. Padişahın ise sadece tahtını düşündüğünü daha çok önceden birlikte yaptıkları Almanya seyahatinden bu yana biliyordu. Daha birçok şahsın da bu düzen içinde olduğunu biliyordu.

Üstüne üstlük bir kısım rical[i] ve nisvan[ii] da İngiliz himayesinin ya da Amerikan mandasının en iyisi olacağını dillerinden ve kalemlerinden düşürmüyorlardı. Hem de itilaf devletlerinin işgalinden yakınanlardı bunların bir kısmı da.

“Umutsuz durum yoktur. Umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.
– Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Paşa, harbiye günlerinden beri yakından takip ettiği dünyanın siyasi konjonktürü[iii] içinde Osmanlı’nın çağa ayak uydurmaktan uzak kalması ve kaçınılmaz çöküşünün sonunda esaretin geleceğini öngörüyordu. Ve bu öngörüsü ne yazık ki adım adım sona doğru gelişip gerçekleşiyordu. Enver Paşa’nın kişisel ihtirası ile Almanlara kapılıp Osmanlı’yı birinci dünya harbine sokması sonu hızlandırmıştı.

Kurtuluş belliydi. İşte, Mustafa Kemal Paşa 4 Eylül 1919’ da umumi bir heyeti milliye topladığı Sivas Kongresinde şöyle diyecektir:

“Ecnebi bir devletin himaye ve sahabetini kabul etmek insanlık evsafından mahrumiyeti, aczü meskeneti[iv] itiraftan başka bir şey değildir. Filhakika bu derekeye[v] düşmemiş olanların istiyerek başlarına bir ecnebi efendi getirmelerine asla ihtimal verilmez.

Halbuki Türkün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evladır!

Binaenaleyh ya istiklal ya ölüm!

Mustafa Kemal Paşa aklındaki varış noktasını üstü kapalı olsa da böylece açıklar: bağımsız bir Türk devleti.

İtilaf devletlerinin hareketleri an be an izlenir değerlendirilir. Ordularının güçleri, nerelere konuşlandıkları takip edilir.  Bir yandan Anadolu’da Damat Ferit hükümetinden gelen “itilaf kuvvetlerine teslim olup silahları bırakın” emrine karşın ne yapacağını bilemeden yorgun, zayıf ordu birliklerimiz vardır. Ve ne olursa olsun bunların milli mücadeleye dahil olmaları için ikna edilmeleri gerekirdi. Bu zorlu çaba dakika dakika planlanır. Komutanlarla, valilerle, kaymakamlarla, ordu müfettişleriyle, telgraflaşılır, görüşülür, konuşulur. Samsun’da Üçüncü Kolordu Kumandanı Refet (Bele) Bey, Erzurum’da On Beşinci Kolordu Kumandanı Kazım Paşa (Karabekir), Diyarbekir’de On Üçüncü Kolordu Kumandanı Cemal Paşa’nın tereddütleri giderilir.

İsyan olarak görülen kurtuluş çabalarına karşı İstanbul ve işgalciler tarafından hilafet ordusu kurulur. Ancak sonuç vermez. Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta anlatır;

Efendiler, İzmit’te de Süleyman Şefik Paşa kumandasında, hilâfet ordusu unvanını taşıyan bir hain kuvvet tahaşşüt ediyordu Bunun bir kısım kuvveti de Bolu civarlarında Erkânı harp Binbaşısı Hayri Bey kumandasında âsileri takviye etmişti. Bu kuvvetle beraber İstanbul’dan gönderilmiş birçok zâbitan da vardı.

Hilâfet ordusunun, Süleyman Şefik Paşadan sonra, belli başlı kumandanları Süvari Suphi Paşa ve Topçu Kaymakamlarından Senai Beydi. İstanbul’da da sureti mahsusada teşkil edilmiş bir erkânıharbiye heyeti vardı. Bu heyetin belli başlı rüesası da Erkânıharp Miralayı Refik ve Erkânıharp Kaymakamı Hayrettin Beylerdi.

Suphi Paşa hakkında küçük bir hâtıramı nakledeyim: Suphi Paşayı Selânik’ten tanırdım. Ben kolağası, o daha o zaman mirliva ve süvari fırkası kumandanı idi. Aradaki rütbe farkına rağmen çok samimî arkadaşlığımız vardı. İlânı meşrutiyette, ilk defa İştip havalisinde Cumalı namında bir yerde süvari manevraları yaptırmıştı. Diğer bazı erkânıharpler meyanmda beni de tatbikat ve manevrada bulunmak üzere davet etmişti. Kendisi Almanya’da tahsil görmüş, çok mahir bir binici idi. Fakat sanati askeriyeyi anlamış bir kumandan değildi. Manevranın hitamında, ben, salâhiyetim ve rütbem müsait olmadığı halde, Paşayı umum zâbitan muvacehesinde acı bir tarzda tenkid etmistim ve mütaakıben “Cumalı Ordugâhı” isminde küçük bir eser de yazmıştım. Suphi Paşa gerek aleni tenkidatımdan ve gerek intişar eden bu eserimden pek meyus oldu. Kendi itirafı veçhile kuvvei mâneviyesi kırıldı. Fakat, şahsan bana gücenmedi. Arkadaşlığımız temadi etti. İşte hilâfet ordusuna buldukları kumandan bu S u p h i Paşadır. Paşa, bilâhare Ankara’ya geldi. Seyahate çıkıyordum, istasyonda çok kalabalık içinde birbirimize tesadüf ettik. Kendisine ilk sualim şu oldu: “Paşam, niçin hilâfet ordusu kumandanlığını kabul et tin?” Suphi Paşa bir an tereddüd etmeksizin: “Size mağlûbolmak için” cevabını verdi.

Bu cevabiyle, anlatmak istiyordu ki, bu vazifeyi bililtizam kabul etmişti. S u p h i Paşa böyle bir histe bulunabilir. Fakat hakikatte kumandayı deruhde ettiği zaman kuvvetleri zaten mağlûbedilmiş bulunuyordu.

Bunun gibi “hain çabalar” olarak adlandırabilecek faaliyetler kurtuluş savaşı boyunca iç isyanlar çıkartılarak, Kuvayı millîyeye destek vermiş çetelerin devşirilip karşı koymaları ile devam etmiştir. İngiliz uyanıktır. Çeteleri Yunan ordusu yanına katıp Anadolu’ya gitmelerini sağlarken kendi İstanbul’da yer etmeye çalışır. Fransa ordusu güney ve güneydoğuda işgalcidir.

Mustafa Kemal Paşa ve kurmay ekibinin 19 Mayıs 1919 da Samsun’dan başlayıp Amasya, Erzurum ve Sivas üzerinden kırık dökük bir araba, cepte çok az bir para ile Ankara’ya gidişleri meşakkatlidir.  23 Nisan 1920 Millet meclisinin açılışıdır.

Dertler ve problemler iç içe geçmiştir.  Etem ve Tevfik kardeşlerin iktidar hırsları başka ve büyük bir isyana yol açacaktır. Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta şöyle anlatır:

Muhterem Efendiler, bu vaziyeti hep beraber mütalâa etmeye medar olacak kadar malumat arz ettiğimi ümidederim. Sühuletle anlaşılmakta idi ki, Etem, Tevfik kardeşler ve kendilerinin hemfikri olan bazı arkadaşları, hükümeti milliyeye karşı isyana karar vermişlerdi. Bu kararlarının tatbikına, cephede, Tevfik Bey vesile ararken ve kuvvetlerini cepheyi terk ederek toplarken, Ankarada Etem Bey ve mebus olan kardeşi Reşit Bey ve daha birtakımları siyaseten çalışıyorlardı. İsyan plânında muvaffak olabilmek için, her şeyden evvel buna mâni tasavvur olunan Garp Cephesindeki ordunun başındaki kumandanı, itibar ve makamından düşürerek, orduya hâkim olmak elzemdi. Ondan sonra da Meclis efkârı umumiyesini tamamen kendi lehlerine çevirerek kumandan veya vekil veya hükümet ıskatında[vi] mazharı sühulet[vii] olmak mühim idi. İşte bu maksatlarla çalışmakta olduklarına bizde şüphe kalmamıştı. Etem Beyin, İsmet Paşaya ve kardeşi Tevfik Beye yazdığı telgraflarda kullandığı mülâyim ve nazikâne bazı kelimelerin, henüz zaman kazanmak maksadına mâtuf olduğuna ve meseleyi ismet Paşa ile Tevfik Bey arasında suitefehhümden[viii] mütevellit bir teessürden, en nihayet Tevfik Beyin asabiyetine mağlûbolarak fazla hareketinden ibaret gösterip, kendilerinin gayet muti ve mütevazı olduklarını bir zaman için daha göstermeye çalıştıklarına hükmetmemek mümkün değildi. Biz de vaziyeti olduğu gibi ciddî telâkki ettik. Siyasi ve askerî tedbirlerimizi ona göre tatbika başladık,”

Çerkes Etem, Eskişehir’de İsmet Paşa ve Mustafa Kemal Paşa’yı pusuya düşürüp etkisiz bırakma çabası taktik ve politik davranışlarla önlenir. Zaten daha sonra çete Yunanlılar yanında yer alacaktır.

6 – 11 Ocak 1921 Birinci İnönü savaşı, 23 Mart – 1 Nisan 1921 İkinci İnönü savaşı ve arkasından 22 Ağustos – 13 Eylül 1921 Sakarya Meydan Muharebesi. Gazi Mustafa Kemal Paşa çok büyük kanlı savaş anlamına gelen Melhame-i Kübra ifadesiyle andığı Sakarya için şöyle der:

“Hatt-ı müdafaa yoktur; sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her cüzütamı (birlik), bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.”

Böylece 22 gün süren kanlı muharebenin sonunda Yunan ordularının Anadolu’nun kalbi Ankara’ya doğru ilerlemelerinin önü kesilmiştir. Bu galibiyet sonrasında mecliste yükselen sesler derhal karşı taarruza geçerek düşmanı yok etmek şeklindeydi. Ancak Gazi ve komutanlar biliyorlardı ki ordunun teçhizatı, mühimmatı kalmamıştır. Asker arka arkaya savaşlardan yorulmuş ve bıkkındır. Toparlanmak için zaman ihtiyaç vardır. Bu durum mecliste uzun uzun tartışılır ve Gazi Mustafa Kemal Paşa eleştirilere göğüs germek zorunda kalır.

İtalyan ve Fransız orduları çekilmeyi kabul etmiştir. Kala kala İngiliz güdümlü Yunan orduları vardır karşımızda. Bir yandan da İngilizlerle yurdumuzu terk etmeleri için görüşmeler yapılmaya devam edilmektedir. Sonuç alınamaz.

26 Ağustos 1922… İşgalin sonun başlangıcı… ORDULAR İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ

9 Eylül 1922, Dağlarında çiçek açan İzmir’de soluklanma…

29 Eylül 1922 Mudanya Mütarekesi…

24 Temmuz 1923 Lozan Muahedesinin imzalanması…

Artık cumhuriyete doğru atılacak adım kalmamıştı…

28 Ekim 1923 günü ve akşamı hareketli geçer. Gazi şöyle anlatır:

“Gece olmuştu. Çankaya’ya gitmek üzere Meclis binasını terk ederken koridorlarda bana intizar etmekte olan, Kemalettin Sami ve Halit Paşalara tesadüf ettim. Ali Fuat Paşa, Ankara’dan hareket ederken bunların Ankara’ya muvasalat eylediklerini o günkü gazetede “bir teşyi ve bir istikbal” serlevhası altında okumuştum. Henüz kendileriyle görüşmemiştim. Benimle mülâkat için geç vakte kadar orada intizarda bulunduklarını anlayınca, akşam yemeğine gelmelerini Müdafaai Milliye Vekili K â z ı m Paşa vasıtasiyle tebliğ ettim. İsmet Paşa ile Kâzım Paşaya ve Fethi Beye de Çankaya’ya benimle beraber gelmelerini söyledim. Çankaya’ya gittiğim zaman orada, beni görmek üzere gelmiş Rize Mebusu Fuat, Afyon Karahisar Mebusu Ruşen Eşref Beylere tesadüf ettim. Onları da yemeğe alıkoydum.

Yemek esnasında; yarın cumhuriyet ilân edeceğiz!” dedim. Hazır bulunan arkadaşlar derhal fikrime iştirak ettiler. Yemeği terk ettik. O dakikadan itibaren, sureti hareket hakkında, kısa bir program tesbit ve arkadaşları tavzif ettim.”

29 Ekim 1923 sabahı saat ondan itibaren mecliste görüşmeler başlar. Heyeti vekiliye (bakanlar kurulu) belirlenecektir. Ama iş çıkmaza girer. Bir türlü sonuç alınamıyordur. Gazi’den çıkış yolu göstermesi istenir. Gazi, bir süre düşünmek ister. Sonrasında bir gece evvel İsmet Paşa ile birlikte hazırladığı kanun teklifinin müsveddesini sunar ve okur. Tartışmalar başlar. Abdullah Azmi Efendinin “meselenin ehemmiyeti derkardır. Müzakereler devam etsin” itirazına rağmen çoğunluk müzakerenin kifayetini kabul eder ve oylanır. Reis vekili İsmet Paşa şu malumatı verir:

YAŞASIN CUMHURİYET

“Kanunu Esasi Encümeni, Teşkilâtı Esasiye Kanununun tadilâtına dair lâyihanın müstacelen ve derhal müzakeresini teklif ediyor.” “Kabul sesleri” üzerine, mazbata okundu. Teklif veçhile müzakere edildi. Nihayet, kanun, birçok hatiplerin. “Yaşasın Cumhuriyet!” sadalariyle alkışlanan hitabeleriyle kabul edildi.” 

İşte böyle. Mustafa Kemal Paşa’nın Manastır Askeri İdadisinde (1896-1898) okurken başladığı birkaç sayfada bazı önemli kilometre taşlarının tarihlerini vererek kısa kısa anlatılmaya çalışılan bu Cumhuriyet ve bağımsızlık yolculuğu 19 Mayıs 1919’ dan itibaren silah arkadaşları ve Türk milleti ile ele ele kol kola her saniyesi mücadele ile geçen bir yolculuktu.

101 yıl sonra neredeyiz? Bu süreçte neler yaşandı ve yaşanıyor ve yaşatılıyor? Cumhuriyete ve bağımsızlığa olan vatandaşlık görevimizi nasıl ifa ediyoruz? Ya da etmemiz gerekir? Cumhuriyetle açılan bağımsızlık ve çağdaşlık yolunun daralmasına ve çıkmaz sokağa girmesine tahammül edilebilir mi? Emperyalizm hala günümüzün her alanında sömürgeci çabalarını sürdürmeye devam ediyor. Mücadele artık savaş meydanlarında değil. Ekonomide, bilimde, kültürde, sporda, sağlıkta, eğitimde, sanatta devam ediyor. Topyekûn mücadele bir saniye bile bırakılacak bir olgu değil. Çağdaş dünyanın sunduklarından faydalanarak gelişim göstermek cumhuriyetin ve bağımsızlığın ilelebet sürmesi ve korunması için gerekliliktir.

YAŞASIN CUMHURİYET…

Kaynak:

  • Atatürk, Nutuk, Türk Devrim tarihi Enstitüsü, Cilt 1-2, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1970

[i] Yüksek makamlı devlet adamları.

[ii] Kadınlar

[iii] Belirli bir olayı, belirli bir zamanda çevreleyen ve etkileyen koşulların tümü

[iv] Miskinlik, beceriksizlik

[v] Aşağı derece, aşağı seviye

[vi] Miras bırakanın yapacağı bir vasiyetname ile saklı paylı mirasçısını mirasından mahrum etmesidir

[vii] Kolaylık, basitlik

[viii] Su-i tefehhüm; anlamak, farkına varmak

Okyar Atilla

Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

Paylaş
Yazar:
Okyar Atilla
Etiketler: Hayatın içinden
  • yakın zamanda gönderilenler

    Filmi zorlamak (Push Film) Nedir, Nasıl Yapılır?

    Dayanamadım kameramı çıkardım, yan gözle baktı, gördü. "Ben amatör bir fotoğrafçıyım, sizin bir fotoğrafınızı çekmek…

    % gün önce

    Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

    Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…

    % gün önce

    İç mekanlarda filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha mı zordur?

    Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…

    % gün önce

    Film fotoğrafçılığında pozometre olmadan flaş kullanmak

    Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…

    % gün önce

    Günümüz Fotoğrafçılık Trendleri: 2026 İçin Beceriler ve Kariyer Fırsatları

    Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…

    % gün önce

    Eksikliğini hissetmemek, muhtaç olmamak; Doktorlarımız…

    Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…

    % gün önce