BLOG

İnsanı Fotoğraflamak – Kamera seçimi

Merhaba Kristal.

İnsanın fotoğrafını çekmek ne kadar zormuş, değil mi?

İki mektuba sığmadı, inşallah bu kez konuyu her yönüyle sana anlatabilirim.

Her zaman fotoğrafçıların aklına gelen bir sorudur, “insanı çekeceğim, hangi kamera ve lensi seçmeliyim?”

Bu sorunun cevabını vermek için öncelikle; fotoğrafı kameranın çekmediğini, kamerayı araç olarak kullanan insanın çektiğini bilerek hareket etmemiz gerekiyor.

Elinizde hangi kamera olursa olsun, fotoğrafı çekenin beceri ve düşünceleriyle o fotoğraf yoğrulacaktır.

Aynı malzemeyle farklı kişilerin pişirdiği yemek nasıl farklıysa, fotoğrafta farklı olacaktır.

Ya da kitap alırken konu ve yazar seçimi yaptığımızı hatırlayalım. Bir kitabın yazıldığı kalemin, daktilo ya da bilgisayarın markasının önemi var mıdır? Kitap eğer dilimizde yazıldıysa tümüyle yazarın eseridir. Çeviri ise yazarla birlikte mütercimin edebi yetenekleriyle yoğrulmuştur. Öyle değil mi?

Bunu bilerek fotoğrafın da, fotoğrafçının eseri olduğunu hiç unutmamamız gerekiyor.

Sevgili Kristal “hangi kamera ve lens ile insanı çekmeliyim?” sorunuzun cevabını vermek için öncelikle bu fotoğrafı nerede kullanacağımız önemlidir, evvela amacımızı ortaya koymalıyız.

Eğer sosyal medyada paylaşmayı amaçlıyorsanız kucak dolusu para harcamanıza gerek yok, akıllı cep telefonları işinizi rahatla görecektir.

Teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki; cebimizdeki telefonlar artık telefon olmaktan çıktı; telefon, bilgisayar ve kameranın işlevlerini büyük ölçüde yerine getirmektedir.

Günümüzde artık 5 kameralı cep telefonları yapılıyor, teknik açıdan geniş bir yeterlilik sunuyorlar.

Üstelik cep telefonlarımızdaki uygulamalar ile portrelerimizi çok farklı etkilere sahip şekle dönüştürebiliyoruz.

Ayrıca şunu da göz ardı etmemek gerek; günümüzde fotoğrafların ömrü çok kısa, anlık… Çekiliyor, saniye boyutunda ekrandan izleniyor ve unutuluyor. Bu gerçekten hareketle, eğer fotoğrafı sosyal medya amaçlı paylaşımda kullanacaksak cebimizdeki telefon yeterli. Öncelikle çekim sırasında kompozisyon oluşturmaya, ışığa ve ardından ise cep uygulamalarının işlevlerine odaklanmalıyız.

Ama fotoğrafı eğer sanatsal esintilerle donatmak, sergi, baskı ya da reklam amaçlı kullanmak için çekiyorsak cep telefonları tüm beklentilerimizi karşılayacak yeterlilikte bir fotoğraf sunamazlar, bunun için fotoğraf makinesine geçmemiz gerekir.

Bu durumda önce “hangi fotoğraf makinesi?” sorusunu cevaplamak gerekiyor. Tabii ki fotoğraf makinesi denilince aklımıza gövde/body gelmektedir, çünkü ona takılan lens ayrı bir parçadır ve fotoğrafın yapısı üzerinde çok büyük etkiye sahiptir. O apayrı bir konudur, kendine özgü bir başlık altında anlatılması uygundur.

Kamera seçerken öncelikle amacımızı ve ardından bütçe imkânlarımızı düşünmek zorundayız.

Çünkü fotoğraf makinesinin fotoğrafı etkileyen en önemli parçası sahip olduğu algılayıcı/sensördür. Algılayıcıyla birlikte ışığa hassas hücrelerin/piksellerin boyutu ne kadar büyükse, çekilen fotoğrafın dinamik aralığı o kadar güçlüdür, renk çözümleme yeteneği de o ölçüde hassastır.

Tabii ki burada konuyu biraz açmak gerekiyor; öncelikle dinamik aralık nedir? sorusunu cevaplandıralım.

Fotoğrafını çekmek için kameramızı yönlendirdiğimiz ortamda her yer aynı güçte ışık almaz. Zaten her tarafa yayılmış aynı güçteki ışık bizim aradığımız şey değildir. Çok ve az ışık alan bölgeler olmalı ki, karemize çekicilik, derinlik ve hacim kazandıralım. İşte burada en çok ışık alan bölge ile en fazla gölgede kalan arasındaki ışık farkı önemlidir. Dinamik aralık dediğimiz unsur budur. Söz konusu bu fotoğraf için kastedilen bölgeleri açıklamak istersek, modelin alnı ve sırtı arasındaki ışık/gölge alan farklılığı olarak işaret edebiliriz. Amacımız hem çok ışıklı alandaki, hem de en gölgede kalan kısımdan detayları hissettirmektir. Fotoğrafımızda patlamaya ve ölü dokuya izin vermemeliyiz, açıkça ton zenginliğinin izleyici üzerindeki etkisini fotoğrafımıza yansıtmalıyız.

Renk çözümleme yeteneği ise gürültü/nois dediğimiz olaydır. Algılayıcı ve hücre boyutu küçüldükçe, fotoğrafı çekilen objede az ışık alan bölgelerde renklerde kararsızlık ve görüntüde çamurlaşma görülür. Bunları giderecek fotoğraf işleme programları kullanılabilir ama bu kez de netlik azalacaktır. Bu sorunlar ekranda izlenen fotoğraflarda dikkat çekmez. Fotoğraf baskıya girecek kadar büyütülünce anlaşılır.

O nedenle isterseniz fotoğraf çekme amacımıza geri dönelim. Eğer reklam fotoğrafı çekiyorsak, izleyiciyi imrendirerek o ürünü pazarlayıp parasını almak istiyorsak; bu amaç için çok berrak ve büyük baskılar elde edilen bir fotoğraf çekmemiz gerekiyor ve orta format makineler almak gerekiyor ki çok büyük paralar gerektirir.

Çünkü algılayıcının piksel sayısını artırmak teknolojik olarak kolaydır ve bu durum tam bir reklam aldatmacasıdır. Ama hücrelerin boyutuyla birlikte bir araya geldiği algılayıcıyı büyütmek zor ve maliyetlidir.

Sanatsal açıdan iyi ve dinamik aralık bakımdan sorunsuz bir fotoğrafa sahip olmak istiyorsak Tam Kare/FF/Full Frame (24x36mm) algılayıcıya sahip bir kamera işimizi fazlasıyla görecektir. Yine fiyat bakımından hatırı sayılır bir bedel ödeyeceğiz ama orta format gibi uçuk rakamlar telaffuz edilmez. Çünkü algılayıcı ve hücreler büyüdükçe maliyet artar demiştik, burada yarı yarıya küçülme söz konusudur.

Ama çarpanlı/crop sensörlü dediğimiz kameralardaki algılayıcının yüzeyi ise tam kare algılayıcı yüzeyin yaklaşık yarısı kadardır ve maliyet olarak bütçe dostudur.

Bütün bunlar lensleri değiştirilen/DSLR makinelerin en önemli özelliğidir. Tabii ki lensleri değiştirilmeyen/compact kameralar da vardır ve elde edeceğimiz sonuç ekipmanın üretim teknolojisiyle ilgilidir. Teknik olarak aynı dönem üretilen DSLR kameralar her zaman bunlardan daha iyi sonuç verirler.

Sevgili Kristal, Savaş Hocanın fotoğrafını konu alarak yorumumuza başladık ama nerelere kaydı sohbetimiz, görüyorsunuz değil mi?

Evet, en baştaki değindiğimiz konuya tekrar döneceğim…

Bazı fotoğrafçılar iyi fotoğraf çekmek için marka peşinde koşar dururlar. Sanırlar ki reklamı yapılan ya da en çok övülen makineye sahip olduğunda iyi fotoğrafa sahip olacaklar! Gerçek hiçte öyle değildir!

Klasik söylemdir “fotoğrafı kamera değil fotoğrafçı çeker!”

İşte Savaş Hoca’ da bu bilinçle hareket ederek ekipman peşinde koşmadan, elindeki fotoğraf makinesinin en verimli olduğu alanları kullanarak harikalar yaratan bir sanatçı olarak zihnimde yer etmiştir.

Naif kişiliğine ise her zaman saygı duymuşumdur.

Selam saygıyı hak edenlere gitsin…

Mikdat Besni

Mikdat Besni

Veteriner hekim olarak kamuda çalıştı. Son görev yeri olan Susurluk’ta yaşamaktadır. Sayısal teknoloji ve interneti fırsat bilerek fotoğrafla ilgilenmeye başladı. Sadece çekip paylaşmak ve izleyerek fotoğrafın öğrenilemeyeceğini anlayınca, ciddi yayınlardan kaynak oluşturdu.Verdiği fotoğraf kursları sayesinde fotoğrafın inceliklerini öğrendi. Çeşitli ortamlarda iyi fotoğrafları yorumlayarak bilincin gelişmesine, iyi fotoğrafın ve fotoğrafçının ön plana çıkmasına destek olmaya çalışmaktadır. Susurluk Fotoğraf ve Sanat Akademisi Derneğinin Kurucu Başkanıdır. Fotono21 ve ASFOD onur üyesi olarak taltif edilmiştir. Fotoğrafın bir hobi aracı olarak görülmesini, sanatsal açıdan tuzak olarak görmektedir. Fotoğrafçıyım diyenlerin, yaratıcı yenilikler içerisinde olması gerektiğine inanmaktadır. Fotoğrafın Aksakallarının rehberlik yapması ve ufuk açıcı yeni çalışmalar içerisinde olması gerektiği düşüncesiyle, gerek şiir ve gerekse yorum olarak bir başyapıt olan Mihriban Türküsünü, ülkenin çeşitli yerlerinden 18 arkadaşıyla birlikte fotoğrafik olarak anlatan çevrimiçi Düşünme Biçimleri atölyesini, Fotono21 bünyesinde gerçekleştirmiştir.Bazı yurtiçi fotoğraf yarışmalarına jüri üyesi olarak davet edilmiştir. Bunlar içinde ülkemizin savunma destanı olan Çanakkale Savaşları Tarihi Alan 1. Fotoğraf Maratonuna yapılan çağrıyı fotoğraftan aldığı en büyük ödül olarak görmektedir.

Yorumlar

  • Mikdat bey merhaba,

    Okumaktan her zaman zevk aldığım, kendinize has üslubunuzla kaleme aldığınız bu güzel, bilgilendirici ve ufuk açıcı yazınız için öncelikle içten teşekkürler. Yazınızda değindiğiniz, fotoğrafı çeken kişi, lens ve kamera denklemini, yalnızca insanı değil her fotoğrafçılık türlerine genellemek yanlış olmayacaktır. Manzara için geniş açı gerekir şartlanmasına inat, süper telefoto objektifle etkileyici manzara fotoğrafları çeken ustalar biliyoruz. Yazınızda belirttiğiniz gibi, neyi nasıl çekeceğinizle ilgili bu.

    Yorumumu, sitemizin mottosu ile sonlandırmama izin verin:
    "Fotoğrafı önce göz, sonra lens, sonra kamera çeker".

    Emeklerinize sağlık,
    Selamlar, saygılar.

    • Sebahattin Beyim güç ve moral verdiniz, iyi ki varsınız... Teşekkürlerimi iletiyorum...

    • Aydın Beyim yararlı olduysam bu beni mutlu eder. İlginiz için teşekkürler...

  • Mikdat Bey Merhabalar,
    sohbet tadındaki "İnsanı Fotoğraflamak" yazı diziniz için teşekkürler, tümünü okuduğumuzda ara sıra kafamızda dönen "en yeni makine, en iyi objektif" düşüncelerinden sıyrılıp insana odaklanmamız gerektiğini hatırlatıyor. Profesyonel fotoğrafçılara özenmek bir yere kadar ama bu site de "amatör olmanın dayanılmaz rahatlığı" cümlesini Sebahattin Bey'den okumuş olduğumu hatırlayınca kendi makinemi ve fotoğrafı daha iyi öğrenmeyi daha çok önemser olduğumu söyleyebilirim.
    selam ve sevgiler.

    • Yaşar Beyim düşünceleriniz çok yerinde. Fotoğrafçının "Kendi makinemi ve fotoğrafı daha iyi öğrenmeyi daha çok önemser olduğumu söyleyebilirim." dediğini okuduğumda "işte bu çok doğru!" diye seslenmek geldi içimden...
      Selamlarımı iletiyorum...

  • Çok yerinde ve güzel bir konuya değinmişsiniz. Ellerinize sağlık hocam. Onur duydum. Sağ olasınız.

    • Savaş Hocam fotoğraflarınızın çok geniş bir kitle tarafından örnek alındığını ve her zaman takdir edildiğinizin tanığıyım.
      Arkadaşınız olmakla çok mutluyum...

  • Anlayabilecekler için büyük bir DERS...Teşekkürler Mikdat hocam, teşekkürler Savaş hocam...

    • Bülent Beyim sizin fotoğraflarınızdaki ışık ve kalitenin de her zaman ders alınacak nitelikte olduğunu çok iyi biliyorum...
      Sağlık ve başarı her zaman sizinle olsun.
      Selamlar...

  • Çok güzel bir anlatımla, harika kaleme alınmış bir yazı. Araca değil amaca odaklamamız gerektiğini, en iyi makinenın en iyi fotoğrafı çekmediğini bir kez daha hatırlattınız bizlere.

    Ara Güler hocanın da söylediği gibi "fotoğrafı makine çekmez, fotoğrafçı çeker, verin bana bir dikiş makinesi onunla bile fotoğraf çekerim" ...

    Selam ve saygılarımla.

    • Öner Bey yılmayan takibiniz ve desteğinizden güç alıyorum.
      İyi ki varsınız.
      Teşekkürlerimi ve selamlarımı iletiyorum...

Paylaş
Yazar:
Mikdat Besni
  • yakın zamanda gönderilenler

    Filmi zorlamak (Push Film) Nedir, Nasıl Yapılır?

    Dayanamadım kameramı çıkardım, yan gözle baktı, gördü. "Ben amatör bir fotoğrafçıyım, sizin bir fotoğrafınızı çekmek…

    % gün önce

    Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

    Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…

    % gün önce

    İç mekanlarda filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha mı zordur?

    Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…

    % gün önce

    Film fotoğrafçılığında pozometre olmadan flaş kullanmak

    Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…

    % gün önce

    Günümüz Fotoğrafçılık Trendleri: 2026 İçin Beceriler ve Kariyer Fırsatları

    Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…

    % gün önce

    Eksikliğini hissetmemek, muhtaç olmamak; Doktorlarımız…

    Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…

    % gün önce