Fotograf ortamında yer alan insanların önemli bir kısmı ismine aşina olsa da, popüler alandan uzak durduğu için çoğunluğun göz menzilinin dışında kalan usta fotografçı Kemal Cengizkan’ı bilhassa sosyal meseleleri fotoğrafçılıklarının merkezine alan dostlar yakından tanır ve takip ederler. Ustanın bilgisi ve birikimi takdire şayandır. Cengizkan’ın fotograf serüveninin başlangıcı, fotograf ortamında ustalık mertebesine ve/ya ciddiye alınacak bir olgunluk seviyesine erişmiş pek çok kimsenin doğum tarihinden daha eskiye gider. Adı AFSAD’la (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) özdeşleşen üç beş fotografçıdan biridir. Çok sert günlerde, 80 darbesi koşullarında bütün sendikaların, derneklerin ve diğer demokratik kitle örgütlerinin kapılarına kilit vurulduğu sırada AFSAD Başkanıdır, bu nedenle gözaltına alınıp sorguya çekilmiştir. Hem amatör fotograf dernekleri ortamında en kritik zamanlarda çok emek veren, özveride bulunan bir insan olması, hem de fotografik bağlamda yapıp etmeleri O’nu amatör fotograf dernekleri tarihinde özel bir yere konumlandırır.
Şimdiye dek hiç yüz yüze gelemedik, karşılıklı sohbet etme şansı bulamadık. Geride bıraktığımız 25-30 yıllık zaman dilimi boyunca sadece iki fotograf etkinliğinde sunumunu, söyleşisini izleyebildik. Bir de 10 ciltlik “Fotoğraf Ustaları” serisinde (FSK-Fotoğraf Sanatı Kurumu Yayınıdır) kendilerine yer vermek üzere telefon marifetiyle iletişim kurduk. Onda da büyük bir incelik gösterip metni kendileri hazırlayıp yolladılar. Bütün iletişimimiz bundan ibaret iken dahi üzerimizde bıraktığı etki, ustayı bilge bir insan olarak tahayyül etmemize yol açtı.
Eksik olmasınlar, “Günlerle Gelen” isimli albümü adımıza imzalayıp tarafımıza yolladılar. Gönülden teşekkürlerimizi ifade ederken, böyle bir nezaket karşısında mahcubiyet duyduğumuzu belirtmezsek içimiz rahat etmeyecek. Varolsunlar.
Kitapların/Albümlerin biçimsel yanı, kâğıdının pahası, görsellerin baskı kalitesi gibi hususlar zerrece ilgimizi çekmez, hiç önemsemeyiz. İlgimizi çeken şey, önemsediğimiz husus, kitapta/albümde yer alan her ne ise, işte onun ne söylediği ve nasıl söylediğidir, niteliğidir. En pahalı kâğıda yapılacak en kaliteli baskı da yarım asır, bilemediniz bir asır sonra hasar görüp solacak, yenilenme ihtiyacı duyacaktır. Ama içinde yer alan yazılı ve görsel metinlerin kulağa fısıldayarak veya göze ilişerek beyne ilettiği şey, kitap sayfaları hasarlı dahi olsa, hep aynı kalacaktır.
Ne ki Cengizkan ustanın kitabı/albümü kâğıt pahası ve baskı kalitesi bakımından da gayet güzel, gayet iyi. S/B fotografları, S/B tadında algılamamızı sağlıyor. Tasarımla ilgili negatif bir şey söylemek de çok zor. Albümün bir tarafı (1970-2005 yılları arası) memleketimizin insanını ve toplumsal vaziyeti anlatan görüntülerden oluşmuş ve Türkçe metinlerle desteklenmiş, diğer tarafı da yabancı memleketlerden (1975-76 Manchester/İngiltere ve 2000-04 Bişkek-Celalabad/Kırgızistan) insan halleri ve toplumsal halleri anlatan görüntülerden oluşmuş ve İngilizce metinlerle desteklenmiş.
Birikimlerin kitaplaşması yaşadığımız evrede hâlâ çok önemlidir. Silinip gitmesine, yok olmasına engel olmak için olanakların seferber edilip kalıcı hale getirilmesi elzemdir. Bu gün çok parlak görünen dijital koşulların yarın neye evrileceği, nelerin sonsuza dek yitmesine ve nelerin kalıcılaşmasına yol açacağı konusunda belirsizlik var. Öngöremiyoruz. Böylesi muğlak, bulanık koşullarda yapılabilecek en iyi şey, yitip gitmesine gönlümüzün razı olmayacağı yazılı-görsel birikimi kitaplaştırmaktır. Gerisi laf-ı güzaftır.
Fotograf serüveni öncesi bir dünya görüşü vardı, duyarlılıkları vardı, kaygıları vardı ustanın. Fotografa başladıktan sonra tanıklıklarını, kendi yaklaşımıyla görsel mecraya taşıdı. Görsel mecrayı esas alarak, fotograf üzerinden duygu ve düşünce dünyasını ortaya koydu. Klasik fotografinin has örneklerini içerdiğini tereddütsüz söyleyebileceğimiz bir albüm var elimizde. Samimi, sahici görsel ise aradığımız, Cengizkan ustanın albümü bunun çok kıymetli bir örneğidir. Tarihe not düşmektir bu.
Fotograf dünyamızda kaç kişinin daha tarihe hakiki anlamda not düşebildiği sorusuna, ellerinde kayda değer belge ve bilgi olduğu takdirde, bizden sonraki kuşaklar ve onlardan sonraki kuşaklar daha net yanıt vereceklerdir kuşkusuz. Hataya düşmek ve/ya eksik bırakmak endişesiyle tarihe not düştüklerini varsaydığımız başka isimleri telaffuz etmekten sakınırız. Buna mukabil, “Herkesin yapıp etmelerinin önemini, değerini tarih yerli yerine oturtacaktır” desek, muhtemelen kabul görür.
Mamafih insanlık tarihi boyunca çok önemli şeylere imza atmış kimselerin bazıları, haklarında hiçbir bilgiye erişilemediği için hak ettikleri müstesna yeri alamadılar. Bu gün dahi değişen fazla bir şey yok. Çünkü bazı insanlar çalışıp çırpınsa ve çok büyük emek ve özveriyle kültür-sanat ortamı için önemli bir şey ortaya koysa da, eli kalem tutanlar onlara ne yazık ki kayıtsız kalabiliyor. Malûm, ortaya konan şey (sergi, kitap vs) üzerine yazılıp çizilmezse, söz söylenmezse, sağır ve dilsiz kalınırsa, o şey hak ettiği ilgiden uzağa düşer, çoğunlukla da silinip gider, yok olur. Oysa öyle bir şey oldu, inşa edildi, sunuldu. Ancak ne yapılmış olursa olsun ve ne kadar iyi, has olursa olsun, üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra öyle bir hal alır ki, her şey belleklerden silinir ve hiç olmamış, yapılmamış durumu hasıl olur. Fotograf ortamında hayata geçirilen kayda değer ne varsa elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce üzerine yazıp çizmeye, bir yerlere not düşmeye çalışmamızın sebebi budur. Onca emeği ve özveriyi, bilgiyi, birikimi, koşulların elvermesi konforuna yaslanmadan dikkatlere sunmak, insanların bigâne kalmasını önlemek, hak ettikleri ilgiyi görmelerini sağlamak icap eder. Bunu yapmak şayet eli kalem tutanların sorumluluğu değilse, kimin sorumluluğudur?
Şimdilik bunları söylemekle yetinip, sözü albümün girişinde “Yol Fikri” başlığıyla paylaşılan kısa metne bağlayıp devam edelim.
“Fotoğraf hem toplum içine karışmanın bir aracı, hem de bireysel dar çemberi kırmanın. Nereye gideceğiniz belli olmasa bile makineyi boynunuza takıp yollara düşmeniz size yeni dünyaların kapısını açar. Hele toplumsal duyarlığınız yol gösterici olursa bakarsınız yanınızda yeni yoldaşlar… Fotoğraf, içinde yaşadığın toplumu daha iyi tanımanın bir yoludur; bu tanıklığı uygun kaydeden fotoğrafçı görevini yapmış demektir.”
Bu vesile ile kitabın girişinde yer alan diğer metinlerden de bazı bölümler paylaşalım.
“… İnanılmazlıkları ardında, ölümsüzleştirdiklerinden emin bu ‘sus-urban’/’kenar mahalleli’ bireylerin her birini aynı anda görmenin vicdanî mesuliyeti, Cengizkan karelerinin her birine misafirperverlikle siniyor: Ânın bâkir tanığı, izlediği ne varsa göze alabildiğince, insan ve mekânın da tesadüfî garantörü oluyor. … Kemal Cengizkan bu hakikat buketinde, ülkede otorite nezdinde her daim sabıkalı ‘sivil toplum’u, resmî söylem ve iktidara direnişiyle biçimleyen kadınlı erkekli, genç yaşlı bireylere saygı duruşunda bulunuyor. …” (Evrim Altuğ)
“… Fotoğrafçılar, ortaya koydukları fotoğraflarla dünyadan ne anladıklarını gösterirler; hayatta nerelere baktıklarını, baktıkları yerde neleri görebildiklerini. … Fotoğrafçılar için olduğu kadar izleyenler için de görüntülerin derinliklerdeki anlam katmanlarına varabilmek için bir açar gerekir. Bir anahtar. Bir dünya görüşüne, bir yaşam tasavvuruna sahip olmak. Hayatın da yaratıcılığın da esasına dair bir irade, bir kararlılık taşımak. …” (Özcan Yurdalan)
Fotograf ortamını örümcek ağı gibi sararak adeta nefessiz bırakıp hareketsiz kılan yarışma olgusunun ılık rüzgârına kapılmış, sertifika, madalya, kupa, unvan gibi özü itibariyle pornografiye tekabül eden ödülün çekiciliği özellikle amatör fotografçılar için aşılması hayli zor görünen çok büyük bir handikap. Reçete haline getirilmiş estetik bilgi ve yaklaşımla durmaksızın kendini tekrar eden kısır bir döngüden nasıl kurtulur amatörler? Onca emek, zaman ve masrafın heba olması nasıl önlenir ve ülkemizin kültür-sanat hayatına katkı verecek bir mecraya akması nasıl sağlanır? Tek tek bireyler nezdinde bile çok ciddi bir külfet teşkil eden bu durum, topyekûn amatör fotograf dünyası düşünüldüğünde akıllara ziyan bir zaman, emek ve para kaybıdır. Bu kadar ciddi bir meselenin sosyo-kültürel, psiko-sosyal, sosyo-politik, sosyo-ekonomik, sanat ve estetik boyutlarıyla neden sohbet, tartışma, panel, çalıştay, sempozyum konusu yapılmadığı, sızlanıp durmaktan öte geçilemediği, önemli bir soru değil midir?
Değerli amatör fotografçı dostlar şayet Kemal Cengizkan gibi ustaların yaklaşımı ve geriye bıraktıkları hazine değerinde makale, kitap, albüm gibi materyal üzerine bir miktar eğilir ve genel geçer, popüler vaziyeti sorgularlarsa, kendilerine uzak olmayan bir zamanda emeklerini, zamanlarını, kaynaklarını daha isabetli kullanmaya yönelir, has yapıtlar inşa eder, kültür-sanat hayatımıza katkı sunar ve yapıp etmelerini ölümsüz kılarlar.
Hazır bu kadar kıymetli bir eser elimizin altındayken tekrar tekrar gözden geçirip üzerinde düşünmeli ve kendi fotograf etkinliğimizin sanatın, kültürün, hayatın neresine tekabül ettiğini sorgulamalı.
Ustaya saygıyla,
Kitap, hakikaten incelemeye değer bilgilerle donanmış. Görsel Kültür sürecinde ortaya çıkan çeşitli yaklaşımların yanında, temel…
Dünya öylece dururmuş, fotoğrafçı türlü türlü görürmüş. Her bakışta kendinden bir şeyler vardır, Hüseyin usta,…
Paris’le ilk buluşmam iş seyahati için Seul’a giderken oldu. O çağda direkt uçuş yoktu ve…
Dayanamadım kameramı çıkardım, yan gözle baktı, gördü. "Ben amatör bir fotoğrafçıyım, sizin bir fotoğrafınızı çekmek…
Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…
Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…