Doksanına merdiven dayamış bir fotograf duayeni olan Gültekin Çizgen usta, yeni teknolojileri izleme ve kullanma hususunda gençlere taş çıkartmaya devam ediyor. Yıl 2026; ustaların ustası sayın Çizgen, fotograf yolculuğunda 65 (altmışbeş) yılı geride bıraktıklarını söylemekteler. Güzel ülkemizin fotograf ortamında bunca yılı sadece fotograf uğraşısıyla geçirmiş, en çok bir elin parmakları sayısında insan vardır.
Ne ki Çizgen, zihnen çok gençtir ve pek çok kimseden farklı olarak dur durak bilmez, yeni teknolojileri derhal hedefe koyup inceler ve neredeyse herkesten önce fotografik çalışmalarına dahil eder. Harıl harıl çalıştığı için, bedenen de gıpta edilecek kadar zindedir. Çizgen’i tarif etmek hiç kolay değil. Onu anlayabilmeniz için hiç olmazsa bir süreliğine yakınında bulunmanız icap eder.
Çizgen için biz ‘Atom Karınca’ diyelim, siz ‘Süpermen’ deyin. Öyle biridir hakikaten.
Hayatın çeşitli alanlarında olduğu gibi bütün sanat ortamlarında ve tabii ki fotograf ortamında ustalar hakkında önyargıya neden olan ve aslı astarı olmayan yalan yanlış bilgiden muzdaribiz. Bu vaziyet, hastalıklı bir durumun varlığına işaret eder. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın sonucudur böyle şeyler. Söylentiye dayanarak olumlu-olumsuz kanaat geliştirmeyle ilgili hatalı tutumun göstergesidir.
Fotograf ortamının şurasında ya da burasında yer alan, fotografa şu ya da bu ölçüde katkı sunmuş insanlar hakkında kanaat sahibi olmak için onlarla aynı havayı teneffüs etmek, aynı sofrayı paylaşmak ve bolca teşrik-i mesaide bulunmak gerekir. Mamafih doğrudan tanımak yerine, kulağa fısıldananlara itibar eden birkaç insan suyu bulandırmaya ve yanlış yargılara yol açmaya yetiyor da artıyor bile.
Bu hastalıklı tutumdan kurtulmak zorundayız. Aksi halde telafisi mümkün olmayan hatalar yapar, hem başkalarına hem de kendimize haksızlık ederiz. Özellikle yaşı ilerlemiş ustalar konusunda çok hassas davranmamız, bir yandan kültürel norm olarak bağlayıcıdır, diğer yandan silsile yoluyla onların bilgi ve tecrübelerinden, birikimlerinden çok şey öğrenmiş insanlar olmamız nedeniyle bağlayıcıdır. Bir diğer bağlayıcı husus, ‘vefa’ dır. Güçlü şekilde hem yerel, hem de evrensel anlamı ve önemi bulunan böyle değerleri ihmal edersek, vah halimize!..
Gültekin Çizgen ustanın yaşam öyküsü, fotograf serüveni, yapıp etmeleri, duygu ve düşünce dünyası, analiz ve öngörüleri hakkında derli toplu bilgi edinebilmek için, bir vakitler kendilerine dair kaleme aldığımız bin küsur sayfalık ‘Işıkla Resmedenler-7’ isimli kitabın incelenmesi isabetli olur. Çizgen usta sıradan bir şahsiyet değildir. Fotograf ortamındaki nev-i şahsın-ı münhasır kimliklerden biridir. Bunu kanıtlayan vesikalardan (Nisan 2026 itibariyle) sonuncusu “Yapay Zekâ ve Fotoğraf” isimli kitaptır.
Utku Kaynar’la birlikte hazırladıkları ve ‘Yaratıcılığı Yeniden Tanımlayan Bir Yolculuk: Yapay Zekâ ile Fotoğrafın Buluşma Noktası’ alt başlığını taşıyan yeni kitap, kanaatimizce Gültekin Çizgen’in imzasını taşıyan son kitap olmayacaktır. Şimdilik kaydıyla Çizgen’den anılarının ilk elli yıldan sonraki evresini kapsayan ‘Hatırat’ının ikinci bölümünü kapsayan kitabı beklemekteyiz. Masamıza ilk düşecek eserin bu olacağı kanaatindeyiz. Kuşkusuz, onun ardından Çizgen usta başka kitaplara imza atacaktır. Bizler de gıpta ile izleyecek ve ayakta alkışlayacağız.
Espriyle karışık zat-ı alilerine demiştik ki, “yaş 99 (doksandokuz) olduğunda ‘uzatmalar’ bölümünü yazarsınız.” Şimdi ona da bir ilave yapalım. Yaş 105 olduğu vakit, sayın Çizgen’in ‘penaltılar’ bölümünü yazmasını diliyoruz.
Gültekin Çizgen üretmeye devam edecek, üretemeyenler ise lehte-aleyhte konuşacaktır. Hani şu ‘meyve veren ağacın taşlanması’ meselesi var ya, işte vaziyet çoğunlukla bu şekilde seyreder. Bundan önce hep bu şekilde seyretti, bundan sonra da öyle seyredecektir.
Yaşam fani. Gün gelir herkes göçüp gider. Geriye kalan ise, memleketin kültür-sanat ortamına yapılan katkıdır. Geriye ne kalabilir? Kitap, albüm, müzelere giren eserler vb geriye kalabilir. Çizgen’in yüzden fazla kitabı var. Sonraki kuşaklar kendilerinden önceki dönemleri, ne üzerinden değerlendirebilirler? Tabii ki irili ufaklı ulusal düzeydeki kütüphanelerden ve kişisel kütüphanelerden yararlanacaklar, ayrıca sahaflarda tesadüfen rastlayacakları eserler üzerinden değerlendireceklerdir. Gelecekte hal böyle olacaksa, fotografa dair memleket sathında yapılanlar arasında Çizgen’in imzasını taşıyan çok sayıda eserden yararlanacaklarına hiç kuşku yok.
Sayın Çizgen birden fazla sanat alanında eser verdikleri için doğal olarak ‘hezarfen’lik iddiasında da bulunur. Yerel, yerli kültür-sanat ortamındaki gelenek ‘Hezarfen’i böyle tanımlar çünkü. Fotograftan gayrı illüstrasyon, sanatsal cam ve cam heykel, tapestry, sanatsal halı, çağdaş meşk-hat alanında hatırı sayılır ölçüde eser verdi sayın Çizgen. Bu da O’nu doğal olarak modern anlamda (evrensel düzlemde) multidisipliner bir mevkiye konumlandırır. Ayrıca, koleksiyonerdir Çizgen. Fakat daha önemlisi, henüz Türkiye’de fotograf alanında doğru düzgün bir kaynak bulunmazken, 70’li yılların ikinci yarısında ‘Yeni Fotograf Dergisi’ni çıkartmış ve yayıncılık alanına da imza atmış olmasıdır. Pek çok kez ‘küratörlük’ yaptığını da unutmamak lazım. Yeni kuşaklar pek bilmezler ama yetmişlerde, seksenlerde fotografla iştigal edenler bilirler; Multivizyon diye büyüleyici bir vak’ayla karşılaşmıştık. Birden fazla projeksiyon cihazıyla (duruma göre 3, 5, 10,12 cihaz olabiliyordu) dia/saydam gösterisi. Çizgen, multivizyonun ilk örneklerini paylaşan önemli ustalardan biridir. Dünyanın pek çok ülkesinde konferanslar verdiğini, söyleşi ve sunum yaptığını da söylemeliyiz. Pek çok müzede eseri bulunuyor. Bir de ‘Yıldız’ın Gözü’ isimli roman kaleme aldı. Uzatmayalım, Çizgen ustanın yapıp etmelerine dair daha fazla bilgi edinmek isteyen dostlar, Yapay Zekâ konusunda hazırladığı yeni kitabı incelesinler.
Kitaba, Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr.Cem Say ‘Önsöz’ yazmışlar. İlgili ‘önsöz’den iki cümleyi paylaşmak isteriz. “Yapay zekâdan kaçış yok. … Bir tsunami geliyor; herkes nasibini alacak. …”
Kitabın 11.nci sayfasında bir ‘Teşekkür’ metni kaleme alan Gütekin Çizgen’e kulak verelim şimdi de. “Türkçe yapay zekâ literatüründe yapılan çalışmaların son derece az olduğunu fark ettim. Dünyayı büyük ölçekte meşgul eden bu yeni alanın daha iyi anlaşılması ve uygulanabilmesi için bu çalışmayı yapmaya karar verdim. …”
Sayın Çizgen’in tavrı hiç değişmez. Yaptığı her şeyi çok ciddiye alır, çok araştırır ve katiyen masraftan kaçınmaz, icap eden yatırımı muhakkak yapar. Çizgen, oldum olası asistanlarla çalışan bir insandır. Her zaman yardımcı elemanları da vardır. Gerek asistanlara, gerekse yardımcı elemanlara maaş vermekten imtina etmez. Ayrıca ele aldığı mesele her ne ise, ona dair teknolojik alt yapıyı kurmak üzere lazım olan en yeni ekipmanı satın alır. Yapay Zekâ meselesini de çok ciddiye aldığını ve tavrını aynen eskisi gibi sürdürdüğünü biliyoruz. Çizgen emek veriyor, zaman ayırıyor ve masraf ediyor. Hal böyle olunca da muhakkak surette ortaya yeni bir eser çıkıyor. Yapay Zekâ’yla ilgili çalışmalarını epey zamandır sürdüren Çizgen’in vakfettiği zaman-emek ve yaptığı yatırım bu kitapla şekillendi.
Kitap, hakikaten incelemeye değer bilgilerle donanmış. Görsel Kültür sürecinde ortaya çıkan çeşitli yaklaşımların yanında, temel tezlere ve bilgilere Yapay Zekâ marifetiyle üretilmiş S/B görsel materyal eşlik ediyor. Yapay Zekâ’nın fotografçıya sağladığı olanakları araştırıp yorumlamakla kalmamış, Yapay Zekâ’nın zaaflarını da araştırıp yorumlamış ve değerlendirmiş.
Çizgen usta bir kez daha yapacağını yaptı ve inşa ettiği bu yeni eseri gıpta ile incelememizi sağladı.
“İyilik yap, suya at; balık bilmezse, Halik bilir.”
Ceketimizi ilikliyor ve ayakta alkışlıyoruz.
Saygıyla,
Dünya öylece dururmuş, fotoğrafçı türlü türlü görürmüş. Her bakışta kendinden bir şeyler vardır, Hüseyin usta,…
Paris’le ilk buluşmam iş seyahati için Seul’a giderken oldu. O çağda direkt uçuş yoktu ve…
Dayanamadım kameramı çıkardım, yan gözle baktı, gördü. "Ben amatör bir fotoğrafçıyım, sizin bir fotoğrafınızı çekmek…
Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…
Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…
Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…