BLOG

Mehmet Aslan Güven’in fotoğraf yolculuğu

Usta fotografçı Mehmet Aslan Güven’i, 90’lı yılların başlarında AFSAD’a (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) yolumuz düştüğü vakit tanımıştık. O dönem, gelmekte olduğunu müjdeleyen ayak sesleri işitilse de fotografta henüz dijital sistem görünürde yoktu, analog sistem harıl harıl çalışıyordu, başka bir söyleyişle, fotografa filmli teknoloji egemendi. Yenilerin (acemilerin) öğrenme süreci, fotografa dijital sistemin egemen olduğu şimdiki döneme göre biraz daha emek yoğun idi ve çok daha uzun bir zamana tekabül ediyordu.

Acemiler, önce Temel Eğitim Seminerine katılırlardı. Temel Eğitim Semineri veren hocalardan biri de sayın Mehmet Aslan Güven’di. Temel Eğitim Semineri, doğası gereği, fotografta ilk adımdır. Asıl süreç ondan sonra başlar. Temel teorik ve teknik bilgilerin o ilk eğitim sırasında hangi ölçüde kavrandığı meçhul. Söz konusu temel bilgilerin kavranabilmesi için pratik yapılması, yani görüp dokunarak ve yaparak tamamlanması, fotografın olmazsa olmazıdır.

Fotograf makinesine film takıp çıkartmayı öğrenmekten, sahaya çıkıp fotografik kayıt yapmaya, S/B film yıkama aparatlarının alımına, uygun film banyosu solüsyonlarının tedarikine, filmin yıkanıp kurutulmasına ve uygun koşullarda muhafazasına, kart baskısı yapabilmek için uygun kartların seçimine ve gerekli solüsyonlara, agrandizman baskı yapmaya, kart baskısının geliştirme ve durdurma işleminden yıkanıp kurutulmasına vb daha bir yığın emek yoğun iş söz konusudur.

Renkli filmlerin ve diaların banyosu, baskısı çoğunlukla profesyonel stüdyolara yaptırılırdı. Amatör dernek ortamı ve amatörlerin kendi koşulları bunları yapmaya elvermezdi. Gene de, dia banyolarını evindeki karanlık odada yapabilen ileri amatör kimseler vardı.

Filmli dönemden gelen dostlar bilirler; analog (filmli) evre hakikaten meşakkatliydi, hayli emek, zaman ve deneyim gerektiriyordu. Bolca film ve kart kullanmayı ve sürekli denemeyi zorunlu kıldığı için, ciddi bir emeğe ve tabii ki masrafa yol açıyor ve ister istemez uzun bir zamana yayılıyordu.

AFSAD ortamında bulunduğumuz zamanlardaki gözlemlerimize dayanarak ve o zamanı hatırlamaya çalışarak söylüyoruz: Mehmet Aslan Güven usta, yeni olan her amatör fotografçıyla iletişim kurar, onlardan küçük boyutlu (9cmX13cm veya 10cmX15cm) baskılar ister, sonra o baskılar üzerinde ışığı, kompozisyonu, renkleri, alan derinliğini, perspektifi, leke dağılımını, netliği-netsizliği, ilgi odağını, sadeleştirmeyi, grafik düzeni, dokuyu, detayı, ton dağılımını, kontrastı, içeriği vs uzun uzun anlatır, ayrıca kadraj hatası görmüşse, daha iyi bir kadraj gösterebilmek için kalemle çizerek fazlalıkları atar ve neticeyi somut olarak gösterirdi. Deneyimlerini, bilgisini yeni fotografçılara aktarırken hiç sakınmaz ve üşenmezdi. Bazen kendi fotograflarını paylaşarak yaratıcı (kreatif) fotograflar konusunda ufuk açardı. Öte yandan, biçimle birlikte içeriğin de önemini sürekli vurgulardı. Kreatif fotografı önemsediği kadar, sosyal içerikli fotografı da önemserdi. Doğa ve peyzaj fotografını da titizlikle inceler ve en az diğerleri kadar kıymetli olduklarının altını çizerdi. Temel Eğitim Seminerleri verir, gruplar oluşturup ileri seviye söyleşiler yapar, her fırsatta fotografa dair sohbet ortamı oluşturup özellikle acemilerin hızla mesafe almasını sağlamaya çalışırdı. Sosyal yönü gelişmiş, iletişim kabiliyeti yüksek ve bilgisi, deneyimi ustalık mertebesinde olan ustaya doğal olarak acemi fotografçılar daha fazla yakınlık gösterirlerdi. Yeniler için böyle bir ustanın varlığı son derece önemliydi, çünkü ilk adımı attıkları fotograf ortamına uyum sağlamaları, dernekte gördükleri samimi ilgiyle doğrudan bağlantılıydı.

O dönem dernekte işleri paylaşmak üzere çeşitli birimler oluşturulurdu. Üzerinden çok zaman geçti, hatırlamak kolay olmuyor. Sergi-Gösteri Birimi, Basın-Yayın Birimi, Eğitim Birimi, …vs. Mehmet Aslan Güven kimi zaman dernek yönetimlerinde görev alır, kimi zaman dernek etkinlikleri kapsamında panelist olur veya etkinlikte başka sorumluluk üstlenir, kimi zaman birimlerde yer alır ve üzerine düşeni yapardı. İtirazını da yüksek sesle dillendirirdi, desteklediği halleri de. Bunun yanında dernek örgütlenmesini çok iyi bilirdi. Tüzüğü ezbere bilir, usülden taviz vermezdi. Yayın kıtlığı çektiğimiz bir dönemdi, ancak o çok sınırlı olanaklar içindeyken bile dünya fotografını çok iyi takip ettiğine, gerek dünya gerekse memleket fotografı ve fotografçıları konusunda ciddi anlamda bilgi sahibi olduğuna çeşitli tartışma ve sohbet ortamlarında tanık olurduk.

İsa Özdemir ustanın verdiği Temel Eğitim Seminerine katılmıştık. O tarihlerde Temel Eğitim Semineri tamamlandıktan sonra acemilerin sergisi muhakkak yapılırdı. Bir gelenekti. Bizler de İsa Özdemir’in önerisiyle ‘ayakkabı’ konusunu benimsedik, ona uygun fotograflar yapıp dernek ortamında sergiledik. Çok da heyecanlı, neşeli geçerdi o ilk acemi sergileri. Bizden beklenen, daha ziyade yaratıcı fotograftı. Sergideki fotograflardan biri hâlâ belleğimizde duruyor. Hekim bir kadın fotografçının kurgusuydu. Oldukça yaratıcıydı, bir o kadar anlamlıydı. Bendenizin fotografı vasattı yahut vasatın bir miktar üzerindeydi. Sergi günü hep birlikte AFSAD salonundaydık. Üstad Mehmet Aslan Güven’in, hepimizin fotografıyla ilgili düşüncesini tek tek paylaştığını bu gün gibi hatırlıyoruz. Sonraki zamanlarda gördük ki acemilerin çalışmalarını yakından izliyor, onları olumlu yönde motive edebilmek üzere uygun dille düşüncelerini muhakkak paylaşıyor. Dernek ortamına henüz adım atmış olan kimselerin fotografa, sanata bir adım daha yaklaşmalarını sağlayan bu yöndeki tutumu kesintisiz devam etti ustanın.

AFSAD’lı yıllarda ve izleyen sonraki yıllarda tanığız; kiminle karşılaşsa selamlaşır, hal hatır sorar, asla görmezden gelmez. Gene o vakitler dernek ortamında geleneksel olarak düzenlenen ‘Ayın Fotografı’ etkinliği çok önemsenirdi. AFSAD ortamına bizden önce girmiş olan deneyimli fotografçı dostlar, ayın fotografına katılmamız için bizi sürekli teşvik ederlerdi. Çünkü bu etkinlik daha ziyade eğitim-öğretim faaliyetinin önemli bir parçası olarak düşünülürdü. Sayın Güven’in seçici olduğu iki ayrı ay, biz de fotograf vermiştik. Sayın Güven, fotograflarımız için güzel şeyler söylemişti. Zayıf bulduğu fotografları izah eder, gönül kırmadan eksikleri gösterirdi. Bütün bu olumlu tavırlar, dernek ortamına yeni gelen bir insanın uzun soluklu fotograf yolculuğuna çıkmasına vesile olurken, kaba tavırlar bireyin fotograf ortamından uzaklaşmasına yol açmaktaydı. Mehmet abi (pek çoğumuzun Mehmet abisidir) olumlu, yapıcı tavırlarıyla çok sayıda aceminin uzun soluklu fotograf yolculuğuna adım atmasını sağlamıştır. Hatırlıyoruz; birkaç yıl sonra üç arkadaş birlikte dia (pozitif) film kullanmak suretiyle üç ayrı konu çalışmış ve sonra ortak sergi yapmıştık. O sergiye de Mehmet Aslan Güven gelmiş, açılış konuşmasını yapmıştı. Konuşmasında diğer iki arkadaşımız gibi bendenizi de onore eden anlamlı ve güzel sözlerle sergiyi değerlendirmiş, yapıcı tavrıyla bir kez daha fotograf yolculuğumuzu desteklemişti.

Zaman geldi geçti, yıl 1994 oldu, AFSAD’ın eski Başkanlarından merhum Dursunali Sarıkoç FSK’nın (Fotograf Sanatı Kurumu) kurulmasına öncülük etti. Usta fotografçı Güven AFSAD’la bağını kopartmamış ama yeni kurulan FSK’ya da destek vermiş, kurucu üyelerden biri olmuş ve hem eğitim faaliyetlerinde hem de diğer etkinlerde sorumluluk üstlenmişti.

Bir dernek bünyesinden bazı insanların kopup yeni bir dernek kurması, etkinlik alanları aynı olmaları itibariyle, kimi insan için büyük bir hataydı, mevcut derneği zayıflatırdı; kimi insan için rekabet olumlu sonuçlara yol açardı, oy yüzden iki ayrı derneğin var olması yarar sağlardı; kimi insan için de yaklaşım farklılıklarının daha rahat hayata geçirilebilmesi için birden fazla derneğin bulunması gerekliydi.

Ancak söz konusu dönem fotograf ortamında çok ciddi bir yaklaşım farkı olmadığı söylenebilir. Tek tek bireylerin yaklaşım farkı olsa da, bu durum genele fazlaca yansımıyordu. Buna mukabil aynı ortamda daha fazla bulunmak istemeyen, problemli hallerin uzayıp gitmesinin bireylere ve dernek ortamına zarar vereceği endişesi taşıyan, dolayısıyla daha uygun koşullarda bulunmak isteyen fotografçılar için yeni bir dernek kurmak ve orada fotograf yolculuğuna devam etmek en isabetli seçenekti.

Fotografa ilgi duyan insan sayısı şimdikinin yüzde biri, hatta binde biri iken ikinci fotograf derneğininin kurulmuş olması bir kısım insan tarafından pek de hoş karşılanmadı ama bir kısım insan tarafından olumlu karşılandı. Dernek (FSK) kuruldu ve o gün bu gündür, yani otuz yılı aşan bir zamandır hem AFSAD (AFSAD’ın kuruluş tarihi 1977’dir), hem de FSK inişli çıkışlı yolculuklarla hâlâ varlıklarını sürdürüyorlar. Milenyumun ilk çeyreğinin son yılını idrak ettiğimiz şu zamanda Ankara’da fotografa ilişkin yapıların sayısı epeyce arttı; Kaç dernek, kulüp, özel atölye bulunduğunu tespit etmek bile zor. Öte yandan özel olarak online seminer veren epeyce insan olduğunu da duyuyoruz. Analog dönemde böyle bir vaziyet tahayyül etmek mümkün değildi. O zamanlar yeni bir oluşum gündeme geldiğinde kıyamet kopartılırken, artık kimse başkasına, dernek kurdu, özel ders veriyor vs diye gönül koymuyor, kızmıyor.

Geçmiş dönem bağlamında; ilerleyen zaman içinde Mehmet Aslan Güven Hacettepe Üniversitesi’nde fotograf eğitimi vermeye başlayınca, zamanının çoğunu doğal olarak akademik ortama ayırmak durumunda kaldı. İlaveten, her birimizin başına geldiği ve/ya gelebileceği gibi, ortaya çıkan bir takım nahoş durumlar, ustanın dernek ortamından uzaklaşmasına yol açtı. Sadece Mehmet Aslan Güven usta değil, dönemin ustalarının önemli bir kısmı, hatta tamamına yakını, vaktiyle dernek ortamlarında yaşadıkları veya tanık oldukları olumsuzluklar nedeniyle, dernek ortamından uzaklaşıp kendi kişisel çalışmalarına yoğunlaştılar.

Ankaralı fotografçı dostlar hatırlayacaklardır; bir dönem Yüksel Caddesi’ndeki kitapçılar ve çay-kahve içilen mekânlar şairlerin, edebiyatçıların, ressamların, fotografçıların, yani sanat insanlarının uğrak yerleriydi. Şimdilerde durum çok farklı olsa da, o vakitler ciddi bir entelektüel doku arz ederdi söz konusu çevre. Diğer dostlarla birlikte sayın Güven’i de orada görürdük bazen. Ebru hanımla ne zaman oradan geçsek, şayet usta orada bir mekânda oturuyorsa ve bizi görmüşse, muhakkak ayağa kalkarak selamlardı. Bu nezaket bizi fevkalade etkilerdi, kendimizi mahcup hissederdik. Buna mukabil bilirdik ki fotograf ortamındaki ders hayatın içinde de devam ediyor. Davranışlarıyla insanlara ders veriyordu üstad Mehmet Aslan Güven.

Son yıllarda gerek dernek ortamında, gerekse başka ortamlarda öne çıkan, tanınan, bilinen, ilgi gören pek çok fotografçı bir vakitler Mehmet Aslan Güven’in rahle-i tedrisinden geçti. Neredeler şimdi, hatırlıyorlar mı ustalarını? ‘Vefa’ ve ‘saygı’ gibi kavramlar son derece önemlidir. Kimse başkasına sevgi duymak zorunda değildir elbette, ancak saygı göstermek bir zorunluluktur, vefalı olmak ise erdemdir. Saygılı olmaz isek, vefa duygusundan mahrum bir hal içinde olur isek, gün gelir biz de saygı görmeyiz ve kimse bizi hatırlamaz, hatta belki hatırlamak bile istemez. Fotograf ortamında yazık ki en çabuk unutulan veya kenara itilen şey vefa ve saygı oldu.

Üstad Güven bir dönem Ankara’da çıkan aylık bültene (küçük format bir dergi gibiydi) yazılar yazardı. Bu bülten/dergi Ankara sanat ortamında olup bitenleri içeren, gelecek zamanlarda belge değeri oldukça yüksek olacak bir materyaldi. Yazılarının sonuna koyduğu “Dost selamlarımla…” ibaresini hiç unutmuyoruz.

Ankara’daki bütün sanat etkinliklerinde Mehmet Aslan Güven’i görürsünüz. Dinletilerde, gösterilerde, sergilerde, panellerde, toplantılarda, çalıştaylarda, sempozyumlarda vb ortamlarda not tuttuğuna, soru sorduğuna tanık olursunuz. Fotograf makinesi her zaman yanındadır ve ortamla ilgili fotografik görüntüler kaydeder. Sadece Ankara’da değil, İstanbul’da ve başka illerde gerçekleşen etkinliklerde de Mehmet abiyle karşılaşırsınız. Sunumlar, söyleşiler, değerlendirmeler, yorumlar yapar. Sadece fotografçı değildir Mehmet Aslan Güven, bir sanat insanıdır, intelijansiyanın önemli bir aktörüdür.

“Fotoğraf Ustaları” isimli çalışmayı yaparken ve o çalışmayı daha sonra “Işıkla Resmedenler” ismiyle sürdürürken, Mehmet abiyle birkaç kez görüştük, kitaplarda yer almasını arzu ettiğimizi söyledik, hatta ısrar ettik. Böyle bir çalışmanın içinde yer almayı ziyadesiyle hak eden önemli ustalardan biriydi çünkü. Maalesef ustayı ikna edemedik. Haklı sebepleri vardı muhakkak. Bize açıklamak durumunda da değildi elbette ki. Kendi özgür iradesiyle kararını vermişti. Bize ise, sadece saygı duymak düşer. Fakat üzüldük. Ustamızın, toplamı 26 (yirmialtı) cilt kitaba tekabül eden çalışmada yer almamış olması bizim içimizde ukde kaldı.

Pandemi sürecinin başlangıcından bu yana fotografçı dostların yapıp etmeleriyle ilgili metinler kaleme almaya başlayınca, bir kez daha gündemimize aldık ve ustayla görüştük. Görüşlerine başvurmadan, onaylarını almadan hiç kimsenin yapıp etmeleriyle, kitap ve albümleriyle ilgili yazı kaleme almıyoruz. Sürpriz yazıların problemli hallere yol açması ihtimalinden ötürü, prensip olarak önce ilgili şahsiyetle iletişim kurup olumlu-olumsuz görüş alıyoruz. Ustamız, hocamız Mehmet Aslan Güven’in onayını aldık ve şimdi O’nun yapıp etmeleriyle ilgili mütevazı bir metin kaleme almaya çalışıyoruz.

Sayın Güven’i daha evvel yaptığımız çalışmaların kapsamına alamadığımız için üzüldüğümüzü ifade etmiştik. O yüzden şimdi kıymetli hocamızın internet ortamındaki sayfasından kendisiyle ilgili deklare ettiği bilgileri birinci elden paylaşmak isteriz. Böylece daha fazla bilgiye erişmiş olacağız. Malûmları olduğu üzere internet ortamındaki bilgilerin ne zamana kadar erişilebilir olacağı konusunda net bir bilgimiz veya öngörümüz yok. Bu itibarla kalıcı olamayacakları kanaati ağır basıyor. Yaşadığımız zaman itibariyle hâlâ tek kalıcı materyalin basılı eser (kitap/albüm vb) olduğunu düşünmek yanlış olmasa gerektir. “Foto İntelijansiya” isimli kitabımızın ikinci cildini yapmak için kolları sıvadık, kitaba girecek metinleri kaleme alıyoruz, söz konu metinlerden biri de Güven ustayla ilgili bu metin olacak. Şayet bir aksilik olmaz da kitabımızın basılmasının sağlayabilirsek elbette. Bu itibarla üstadın, önceki çalışmalarımızda kendi kararlarıyla yer almamış olmasından doğan eksikliği bu metin vasıtasıyla mümkün olduğunca telafi etmeye, gidermeye gayret edeceğiz.

Önce ustanın yapıp etmelerine bakalım:

1955 Kütahya’da dünyaya gelen GÜVEN, 1976 Fotoğraf çalışmalarına başladı. 1984 “Anadolu’m fotoğraflarda”, 1985 “Siyah-Beyaz denemeler” ve “Çiçekler”, 1987 “Açar mıydı çiçekler güzelliğe varmasa”, 1989 “Renkler”, 1990 “Renkli denemeler”, 1995 “Gelecekteki peyzaj”, 2004 “22. Yüzyıl fosilleri”, 2007 “Kuşadası’na; bir başka açıdan, bir başka bakış”, 2009 “Renklerle, renkleriyle, renkli Söke”, 2010 “Tekelden mesajlar!”, 2011 “Goethe’nin renklerini duydum“ ve “İstanbul’da tufanda kaldım“, 2014 “Aphotic“, 2015 “İbradı; çizgiler/renkler”, 2016 “Clears”, 2018 “Renkler, renklerle renklere”, 2019 “Çiçekler; şakayıklar, sevgi çiçeği“ ve “ Tablolar” isimli sergileri (48) izlendi.

1995 Instant çalışmaları “Gelecekteki peyzaj” albüm, 2010 Belgesel  çalışması “Çekiçle, ışıkla“ albüm, 2011 Kreatif çalışmaları “22.yüzyıl fosilleri“ ve “Tekelden mesajlar“ sergi katalogları, 2013 ‘Atıktan sanata’ etkinlik albümü yayımlandı. 1980’den beri katıldığı yarışmalarda pek çok ödül/sergileme kazandı. Fotoğraf yarışmalarında Jüri üyelikleri, fotoğraf odaklı çalışmalarda/projelerde; bilirkişilik ve danışmanlıklar, fotoğraf derneklerinde Yönetim Kurulu üyelikleri  (afsad, fsk) ve kurucularından olduğu; Fotoğraf Sanatı Kurumu’nda (fsk) başkanlık yaptı. Fotoğrafları, portfolyoları, eleştiri yazıları, makaleleri sanat ve fotoğraf dergilerinde /prestij albümlerinde ve ansiklopediler de yayımlandı. Fotoğraf, resim albümlerine onlarca önsöz yazdı Radyo ve Tv programlarına katıldı, Tv belgesellerine senaryolar yazdı. Küratörlükler/danışmanlıklar yaptı. ‘Kamera obsküra’, ‘Kent ve fotoğraf’ ve ‘Özgün, özgür bakış’ çalıştayları düzenledi, Hacettepe ve Gazi Üniversitesi’nde, kamu kurumları ve derneklerde de fotoğraf dersleri verdi. Uluslararası Sanat Akademileri’nde; eğitmenlik, atölye yöneticiliği yaptı. 50’den fazla temalı fotoğraf gösterisi hazırladı ve 200’den fazla diaparoma/dijital sunum gerçekleştirdi. ’Goethe’nin renklerini duydum’(16), ‘Kuşadası’na bir başka açıdan bakmak’(32), ’Cumhuriyetin 75.Yılı’ (3) ve fotoğraf projeleri; prestij/anı kartpostalları olarak yayımlandı.

1990/2020 ‘Kreatif teknikler’, ’Turizm fotoğrafçılığı’, ’Karanlık oda’, ‘Dijitale geçiş’, ‘Fotoğrafın fotoğraflığı’, ’Renk teorileri’, ‘Eleştiri’, ‘Göstergebilim’, ‘Görüntü düzenleme dedikleri’, ’Sanat, sanatçı, sanat yapıtı’, ‘Renkler’, ’Renkler; renklerle renklere’, ’Fotoğrafta portre’ konulu Akademik seminerler, konferanslar verdi. Fotoğrafları koleksiyonlara/müzelere alındı/prestij sergilerde/albümler de yayımlandı. Fotoğraf çalışmaları nedeniyle bir sivil toplum örgütü tarafından “Yılın Sanatçısı” seçilen, bir Sanat Vakfı tarafından “Gümüş Onur Madalyası”  ile onurlandırılan Mehmet Arslan GÜVEN; fotoğraf çalışmalarını Ankara’da sürdürmekte ve Yüksek İhtisas Üniversitesi’nde fotoğraf dersleri vermektedir.

ETKİNLİKLERDEN: 1- SEMİNER- AFSAD/Ankara “Lithografik fotoğraf çalışmaları”, 2- BİLDİRİ-AFSAD 4.Fotoğraf Sempozyumu/Ankara “Yerel yönetimler/sanatçı ilişkisi içinde fotoğrafın yeri”, 3- SÖYLEŞİ-GRUP FE/Ankara “Turizm fotoğrafçılığı/çekimleri”,  4- SÖYLEŞİ-GRUP FE/Ankara “Turizm fotoğrafçılığı/değerlendirme”,  5- SÖYLEŞİ-SAYDAM GÖSTERİSİ Ankara Ortadoğu LEO Kulübü/ANKARA          “Fotoğrafın Fotoğraflığı, Safranbolu ve Yedigöller”, 6- SÖYLEŞİ-ANKARA FOTOĞRAF SANATI KURUMU/Ankara “Turizm fotoğrafçılığı”, 7- SEMİNER-AFSAD/Ankara “Kreatif çalışmalara dair”, 8- PANEL-AFSAD ( Vakıflar Bankası Gnl. Müd. Salonu)/Ankara “Fotoğraf yarışmaları”,  9- PANEL-ANKARA TÜRK, İNGİLİZ KÜLTÜR DERNEĞİ/Ankara “Fotoğrafın plastik sanatlar içindeki yeri” 10- PANEL-SANAT, EL SANATLARI FUARI/Ankara “Doğa fotoğrafçılığı”, 11- UYGULAMALI SEMİNER/SERGİ “GELECEKTEKİ PEYZAJ”-AFAD/Adana “Instant fotoğraf”, 12- SEMİNER-FOTOĞRAF SANATI KURUMU/Ankara “Kreatif sohbetler, 10 fotoğraf/10 yöntem”, 13- BİLDİRİ-AFSAD 6. Fotoğraf Sempozyumu/Ankara “Türk fotoğrafı/fotoğraf sanatı tarihi yazılarına bir eleştiri; İkinci kuşak Türk fotoğrafçılar ”, 14- SÖYLEŞİ-HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ/Ankara Saydam gösterileri, 15- KONUK SANATÇI -Ankara Ortadoğu LEO Kulübü Söyleşi, Saydam gösterileri. “Safranbolu”, “Yedigöller”, 16- KONFERANS- 2.SAYDAM BULUŞMALARI/Bursa “Turizm fotoğrafçılığı ”, 17- KONFERANS / SERGİ, “GELECEKTEKİ PEYZAJ” 1. FOTOĞRAF BULUŞMALARI/Eskişehir “Turizm fotoğrafçılığında nostaljik görüntüler “, 18- SÖYLEŞİ- AKADEMİA AKCAN 1.Sanat Günleri /Ankara “2004 Ankara ‘da fotoğraf ve sanat ”, 19- KONFERANS-BİLKENT ÜNİVERSİTESİ/Ankara “Turizm fotoğrafçılığı”, 20- SÖYLEŞİ- TARSUS FOTOĞRAF DERNEĞİ/ Tarsus Ticaret Odası, Tarsus/Adana  “Fotoğrafın fotoğraflığı”,  21- KONFERANS- TARIM BAKANLIĞI YAY. DAİ. BŞK./Ankara “Fotoğrafın fotoğraflığı”, 22- KONFERANS-TARIM BAKANLIĞI BAS. YAY. DAİ. BŞK./Ankara “Günümüzde fotoğraf ”, 23- KONFERANS- TARIM BAKANLIĞI BAŞ. YAY. DAİ. BŞK./Ankara         “Görüntü düzenleme dedikleri, Estetik ”, 24- KONFERANS- TARIM BAKANLIĞI BAS.  YAY. DAİ. BŞK./Ankara “Renk, renklerle renklere ”,”Estetik”, 25- SEMİNER- GÜNDEM 21 / Kuşadası, Aydın         “Fotoğrafın fotoğraflığı”, 26- KONFERANS-İNEGÖL FOTOĞRAF KULÜBÜ/ İnegöl, Bursa “Fotoğrafın fotoğraflığı, Estetik”, 27- PANEL-GOETHE-INSTITUT ANKARA /Ankara  “Goethe’nin renklerini duydum” 28- KONFERANS- MEV KOLLEJLERİ/Ankara “Renk, renklerle, renklere“ , ”Goethe’nin renklerini duydum”, 29- KONFERANS- TÜRK TELEKOM/Ankara “Renk, renklerle renklere”,” Goethe’nin renklerini duydum”, 30- KONFERANS-DÜZCE ÜNİVERSİTESİ/ Düzce “Renk, renklerle renklere“,” Goethe’nin renklerini duydum”, 31- ÇALIŞTAY (Sertifikalı) – HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ GSF/ Beytepe,  Ankara “Kamera obsküra”, 32- ÇALIŞTAY (Sertifikalı) – GAZİ ÜNİVERSİTESİ GSF/Ankara “Kamera obsküra”, 33- KONFERANS – GAZİ ÜNİVERSİTESİ GSF/Ankara “Renk, renklerle renklere”,  ” Goethe’nin renklerini duydum”, 34- ÇALIŞTAY-GÜZELYURT, IHLARA ULUSLARARASI 2. SANAT YAZ AKADEMİSİ/        Güzelyurt, AKSARAY “Kültür ve doğaya özgün bakış”, 35- KONFERANS – TMMOB MİMARLAR ODASI ŞUBESİ /KAYSERİ “Renk, renklerle renklere”, ”Goethe’nin renklerini duydum”, 36- ÇALIŞTAY (Sertifikalı) – ERCİYES ÜNİVERSİTESİ GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ/KAYSERİ “Kamera obsküra”, 37-   KONFERANS–BUFSAD/Bursa “Fotoğrafın fotoğraflığı”, 38- SEMİNER/ÇALIŞTAY-BUFSAD/Bursa          “Turizm fotoğrafçılığı”, 39- SÖYLEŞİ- ANADOLU FOTOĞRAF DERGİSİ / AOÇ, Ankara “Renk, renklerle renklere”, 40- PANEL-ANADOLU FOTOĞRAF DERGİSİ /AOÇ, Ankara “Günümüzde fotoğraf”, 41-  SÖYLEŞİ-FOTOİZ KAMPI/Abant, Bolu  “Renk, renklerle renklere“, 42- ÇALIŞTAY (Sertifikalı) – HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ GSF SDB /Beytepe,  Ankara “Kamera obsküra”, 43- SEMİNER-İSTANBUL ŞEHİR ÜNİVERSİTESİ FOTOĞRAF AKADEMİSİ 2013 /İstanbul “Portre fotoğrafçılığı”, 44- KONFERANS- H.Ü. DİŞÇİLİK FAKÜLTESİ/Sıhhiye Kırmızı salon, Ankara “Renk, renklerle renklere”, “Goethe’nin renklerini duydum”, 45- PANEL/BİLDİRİ- YÜKSEKTEPE KÜLTÜR DERNEĞ İ/Ankara “Ağaç ve Orman fotoğrafçılığı”, 46- ÇALIŞTAY- YDÜ ULUSLARARASI ”AKADEMİADA IV”  SANAT AKADEMİS İ/ Lefkoşa, KKTC “Kültür ve doğaya özgün bakış”, 47- KONFERANS- İNEGÖL BELEDİYESİ VE İFSAD /İnegöl, Bursa          “Renk, renklerle renklere”, “Goethe’nin renklerini duydum”, 48- PANEL/YÖNETİCİLİK VE BİLDİRİ- YÜKSEKTEPE KÜLTÜR DERNEĞİ / ÇSM, Ankara, “Kentsel yaşam ve belgesel fotoğrafçılığı”, 49- SEMİNER/EĞİTİM-İLLER BANKASI A.Ş VE AVRUPA YATIRIM BANKASI / Swissotel, Ankara “İletişim Becerileri Eğitimi / Fotoğraf ve İletişim”, 50- ATEL TELEKOMÜNİKASYON / Atel Hilal Merkezi, Çankaya, Ankara “Renkler, renklerle renklere / Goethe’nin renklerini duydum”, 51- SEMİNER-TKDK  Tarım Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu  / Maritim pine beach,Antalya ” Fotoğraf Temel Eğitimi “, “Fotoğrafın fotoğraflığı”, 52- KONFERANS/GÖSTERİ-Haydarpaşa Numune Araştırma Hastanesi /Üsküdar,İstanbul “Renk,renkerle,renklere”, 53- KONFERANS/GÖSTERİ- İbramaki Kültür ve Sanat evi/Kuşadası / Aydın 54- SEMİNER/GÖSTERİ- Kırıkkale Üniversitesi/Kırıkkale “Renk, renklerle, renklere’, 55- SEMİNER/ÇALIŞTAY- İstanbul Şehir Üniveristesi-İstanbul “Camera Obscura”, 56-   ÇALIŞTAY-YDÜ ULUSLARARASI “AKADEMİADA VII” SANAT AKADEMİSİ-Yakın Doğu Üniversitesi/Lefkoşa, KKTC, 57- SÖYLEŞİ-YDÜ ULUSLARARASI ” AKADEMİA VII” SANAT AKADEMİSİ-Yakın Doğu Üniversitesi /Lefkoşa,KKTC,  58- ÇALIŞTAY- TÜRKİYE SANAT ÇALIŞTAYI/ Seferihisar-İZMİR 59- KONFERANS/GÖSTERİ- TIP BAYRAMI- Yüksek ihtisas Üniversitesi-ANKARA “Renkler, renklerle renklere”, 60- BİLDİRİ/ MAFSAD ULUSAL FOTOĞRAF ÇALIŞTAYI “GEL KATIL BİZE/COME AND JOIN US”/ ARAPGİR-MALATYA  “Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu’na Yönetimsel Model ve Prestij Proje Önerileri”, 61- KONFERANS ‘ AKTİF FELSEFE KÜLTÜR DERNEĞİ FOTOĞRAF YARŞMASI ÖDÜL TÖRENİ (ZOOM-12 /12 / 2021) “Fotoğraf yarışmaları ve Jüriler”, 62- KONFERANS ‘AKTİF FELSEFE KÜLTÜR DERNEĞİ’ ETKİNLİKLERİ- 1 ŞUBAT 2022 ÇSM/ANKARA “MEHMET ARSLAN GÜVEN’ le renkler, renklerle renklere’, 63- KONUŞMA ‘AKTİF FELSEFE KÜLTÜR DERNEĞİ’ 5 MART 2022 ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ-ANKARA AÇILIŞ KONUŞMASI ‘ Belgesel Fotoğraf ve Törenler’, 64- PANEL/ AKTİF FELSEFE KÜLTÜR DERNEĞİ-ANKARA -14 Ocak 2023, 65- SEMİNER “FOTOĞRAFIN FOTOĞRAFLIĞI” YEREL GÜNDEM 21 -KUŞADASI-6 Haziran 2007, 66- SEMİNER/SERGİ  “PRATİK FOTOĞRAFÇILIK” BİLİM VE SANAT KİTAPEVİ-KUŞADASI 23 KASIM 2007, 67- SERGİ “GOETHE’NİN RENKLERİNİ DUYDUM”  II.NCİ GEÇMİŞTEN GELECEĞE SEMP. -KUŞADASI 5/9 KASIM 2008, 68- SERGİ ‘KREATFLER’ KUŞADASI ÖYKÜ VE ŞİİR GÜNLERİ-KÜTÜPHANE EKİM 2008, 69- KAMERA OBSCURA ÇALIŞTAYI ‘ GOETHE İNSTITUT-ANKARA İLE -ANKARA ANADOLU MEDENİYETLER MÜZ.6-7-2009, “Sanat Felsefe Bağlamında Günümüz Fotoğrafına Bakış” İbrahim Karaoğlu, Çerkes Karadağ,  Murat Germen ve Mehmet Arslan Güven”  

Fotoğraf Gösterileri: Analog,  Müzik Senkron Diaparomalar: “DOĞA”, ”ÇİÇEKLER”, ”ÇEVREMİZ”, ”EVLER”, ”KARADENİZ”, “YEDİGÖLLER”, ” AMASRA-ABANA”, ”GÖLBAŞI”, ” SAFRANBOLU I,II”, “ŞİRİNCE”, ”KAPADOKYA”, ” ANADOLU”, ” İSTANBUL”, ” ÇEŞME’DEN”, “BUZ, BUZ ÜSTÜNDE”, ”TRİLYE”, ”CUMALIKIZIK”, ”BURSA ÖYKÜLERİ”, “TRANS TOROS”, ”BALATİNİ GEÇİŞİ”, ”NOSTALJİK BİR GEZİ”, “GENÇ TİYATROCULAR”, ”BİR FESTİVAL BİR ŞEHİR”, ”ÇOCUKLARIMIZ”, “KADINLARDAN MESAJLAR”, ”KADINLAR”, ”MEVLANA”, ”TÜRKİYE”, “ANTALYA KALE İÇİ”, ”ANTİKA PANAYIRI”, ” DUVARLAR”, ” ARASTALARDAN”, “RENKLER, RENKLERLE RENKLERE”, ” GOETHE’NİN RENKLERİNİ DUYDUM”.  Dijital, Müzik Senkron  Sunumlar: “ DUVARLARDAN MESAJLAR”, ”GELECEKTEKİ PEYZAJ”, ”6×10”, “ÖTEKİ IŞIK”, ” KAYIKLAR”, ” KAYIKLARDAN MESAJLAR”, ”BEŞ YER”, “DOĞANBEY”, “KUŞADASI’NA BİR BAŞKA AÇIDAN BİR BAŞKA BAKIŞ”, “DATÇA’DAN RENKLER”, ” FOTOĞRAFLAR”, “ PORTRELER”, “NEYİN ESTETİĞİ I,II”, “TEKELDEN MESAJLAR”, ”ÖZGÜN ÖZNEL FOTOĞRAFLAR”, SÖKE’NİN RENKLERİ”, “İSTANBUL’DA TUFANDA KALDIM”, ” PORTRELER; GÜZELİN GÜZELLER-I-II-III”, “ ANTİKA PANAYIRI”, ” YÜKSELDEN MESAJLAR”, “AĞAÇLAR”, ” TARAKLI”, “ GÖLYAZI”DAN”, ”RENKLER, RENKLERLE RENKLERE”, ”RENKLERLE BURSA”, ” GÜZELYURT/GELVERİ “, “BURSA’NIN RENKLERİ”, ” ŞİRİNCE; RENKLER,ÇİZGİLER”, ” İSTANBUL’DA TUFANDA KALDIM-II “, ” BEŞYER-II” ,” FOTOĞRAFLAR” “DÜĞMELİ EVLER”, ” GOETHE’NİN RENKLERİNİ DUYDUM”, ” CLEAR’S”, “APHOTIC”, “RENKLER, RENKLERLE RENKLERE”, “ÖTEKİ IŞIK-I”, ” ÖTEKİ IŞIK-II”, “ŞAKAYIKLAR”. Yayınlar: 1995 Instant  çalışmaları “gelecekteki peyzaj” albüm, 2007 Belgesel çalışması; “Kuşadası’na; bir başka açıdan, bir başka bakış” Sergi kartpostalları (30 fotoğraf), 2010 Belgesel  çalışması “çekiçle, ışıkla“ albüm, 2011   Kreatif çalışmaları“ 22. yüzyıl fosilleri “sergi kataloğu. 2011 Belgesel çalışması “tekelden mesajlar “ sergi kataloğu. 2011 Kreatif çalışması “Goethe’nin renklerini duydum“ Sergi kartpostalları (16 fotoğraf) 2013 Belgesel çalışması “atıktan sanata“ etkinlik albümü. 

SEMİNERLER/KONFERANSLAR: 1990/2020 “Kreatif teknikler”, “Turizm  fotoğrafçılığı”, “Karanlık oda”, “Dijitale geçiş”, “Fotoğrafın  fotoğraflığı”, “Renk teorileri”, “Eleştiri”, “Gösterge bilim”, “Görüntü düzenleme dedikleri ”, “Sanat, sanatçı, sanat yapıtı”, “Renkler“, “Kamera obsküra“, “Renkler; renklerle renklere“, “Goethe’nin renk teorisi“, “Goethe’nin renklerini duydum“, “ Portre ve fotoğraf“,     “Kültür ve doğaya özgün bakış”, “Kent belgesel fotoğrafçılığı“.

Bir kez daha ustanın internet sayfasına müracaat edelim ve O’nun 7 Haziran 2002’de kaleme aldığı “Fotoğrafa Dair” başlıklı metni paylaşalım.

…ve fotoğraf, artık benim için yaşam biçimi! Ve fotoğraf,  yaşam programımın ana ve başlangıç maddesi. Fotoğraf ortamları, galeriler, sanat kurum ve kuruluşları öncelikli mekanlarım. İzlemediğim bir sergi, sunuş, ya da okumadığım bir yayın, veya sahip olamadığım albüm, katalog olursa uykum kaçar. Dergiler, bültenler gecikirse tedirgin olurum. “… fotoğrafları amaçlarına göre değerlendiririm, yeter ki fotoğrafın fotoğraflığına uysun…” “… biçimlenmemişler, biçimlendiremezler!” “…çekim, yapım ve sunuş teknikleri/yöntemleri önemli değil, yeter ki ortaya çıkarılan/gösterilen işler/fotoğraflar; düşünce ürünü ve tasarlanmış olsun, sunan, sunulan yaptığı işin bilincinde olsun, ciddi ve saygın tutum sergilesin…” “…Güneş’i kovalamayın. Güneş’i dünya ve ay kovalıyor.” Yaşamın farkında, çağdaş, donanımlı olmak, akademik ortamda/yöntemlerle eğitim, olmazsa olmaz koşullar. Biri eksik olunca -oluyor da- olmuyor da, bu coğrafyanın aşıladığı hoşgörülü yaklaşımla, düşünce üretmeyen, sağlam bir dünya görüşü olmayanların, rastlantısal işlerini ve -başarılarını-, mesleksel uygulamalarını da kutluyoruz. Derinlik içermeyen, yüzeysel, kurallara bağlı, dekoratif, illüstratif, basitçe tekrarlayan okazyon estetikli, kelepir işleri alkışlıyoruz çoğu zaman. “… Başkalarının rehberliğinde/tanımlı yolculuklara çıkan. Başkalarının işlerini tekrarlar.” “Fotoğraf çekmek”, “Fotoğrafçılık yapmak”, “Fotoğraf insanı olmak”, “Fotoğrafik malzeme ve yöntemleri kullanarak, özgünlük iddiasıyla, estetik kaygılarla toplumsal heyecanlar yaratmak, gündem oluşturmak, öncü mesajlar vermek için, güneşi kovalayarak değil, kendi ışığını yaparak, toplumları ilgilendiren yeni, yeniden işler üretmek ve sunmak” farklı şeylerdir! Karıştırmamak gerekir. “Albenili ‘Kır çiçekleri’nden düzenleme (aranjman) yapabilirsiniz! Ancak farklı yapılanmalarını/renklerini/kokularını ve dayanırlıklarını iyi değerlendirmeniz gerekir.” “…yaşamımızdan kesitleri, gelecek kuşaklar için belgelemeye çalışırken…” Kreatif arayışlara da yönelebiliyorum. Işığın oluşturduğu, bu güçlü dilin referanslarını; bazen doğrudan yalın şekliyle/yaklaşımla, bazen de başkalaştırarak, yolundan çıkartarak, şifreleştirerek, (…sanat, doğadaki güzel bir şeyin tasarımlanması değildir, doğada ki herhangi bir şeyin güzel tasarımlanmasıdır.) diyen I. Kant’a katılarak kullanıyorum. “Başkalarının ayak izlerine basarak ilerleyenler; iz bırakmaz” Çağımızın halen en etkin dilinin/olgusunun, İyilikler, güzellikler ve barış için kullanılması dileğiyle.

Ustayla ne zaman karşılaşsak, aklının fikrinin sürekli fotografta, sanatta olduğunu müşahade ediyoruz. Ancak zihinsel olarak ne kadar meşgul olursa olsun, hiç kimseyi görmezden gelmez, selam vermeden, hal hatır sormadan katiyen geçmez. Eskiler, adap erkan bilmek olarak tarif ederlerdi, toplum içinde insan davranışlarına not verirken. Bu söz, yol yordam bilmek anlamındadır. Sosyal varlıklarız ve aynı zamanda, beğenelim-beğenmeyelim, binlerce yılda inşa edilmiş özgün bir kültürel ortamda yaşıyoruz. İnsanlarla birarada bulunurken dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Düzgün insan, aklı başında insan diye tabir edilir, kültürel ortama veya beklentiye uygun davranan kimsenin vaziyeti. Olgunluk belirtisi, bilgi ve görgü belirtisi olarak algılanır. Toplumun kültürel bağlamdaki beklentilerine karşılık verilmesini doğru bulmayanlar için bile, samimi nezaket içeren davranışlar o bağlamı aşar ve her hal ve kârda kabul görür, onaylanır. Hangi ortam olursa olsun, rol gereği değil samimi şekilde saygılı olmak, nezaket içinde hareket etmek göz doldurur. Başkalarına kötü ve kaba davranılması, şayet bir yığın manipülatif tuzak kurulmamışsa, kabul görmez. Bu beklenti karşılandığı veya nezaket içinde görgülü davranışa tanık olunduğu zaman söz konusu kişiye saygı duyulur. Post-Truth/Hakikat Sonrası olarak tanımlanan bu zamanda da, dünyayı avucunun içine almaya çalışan egemen gücün entelektüel merkezlerinde üretilen yanıltıcı bilginin aksine, insan hâlâ insan olduğu için tabiatı gereği samimiyetine güveneceği nezakete itibar eder. Mamafih insansı robot ve/ya robotsu insan evresine geçildiği vakit her şey alt üst olabilir, geriye dönüşü olmayacak şekilde tahayyülü zor bir vaziyete geçilebilir.

Mevcut sosyal koşullarında şunu söylemek mümkündür: Naif, eğitimli ile karşılaşınca naif olduğunun farkına varır; Köylü, kentli ile karşılaşınca köylülüğünün farkına varır; Asalak, emektar ile karşılaşınca asalak olduğunun farkına varır; Kaba-hoyrat, ince fikirli-kibar ile karşılaşınca kaba-hoyrat olduğunun farkına varır; Görgüsüz, görgülü ile karşılaşınca görgüsüzlüğünün farkına varır; Kötü, iyi ile karşılaşınca kötülüğünün farkına varır; Yoksul, varsıl ile karşılaşınca yoksulluğunun farkına varır; Saf, kurnazla karşılaşınca saflığının farkına varır; Cimri, bonkör ile karşılaşınca cimriliğinin farkına varır; Korkak, cesur ile karşılaşınca korkak olduğunun farkına varır; … Karşıtlar üzerinden böyle örnekleri çoğaltmak mümkündür. Fakat sözü uzatmaya ihtiyaç yok.

Fotograf hayattan bağımsız değildir. Fotografik eylem bireyin kendi içsel yolculuğuna ilişkin olsa dahi hayatla doğrudan bağı vardır. Fotografçıların yapıp etmeleri, doğrudan veya dolaylı hayata dairdir. Sahiden bilen insan için fotograf, entelektüel bir uğraştır. Bilgi, deneyim, donanım, birikim, yetenek, yaratıcılık vb yanında itidal, cesaret, vicdan, merhamet, nezaket, doğruluk vb erdemlerin varlığını da düşündürür fotograf ortamı. Bütün ustaları şöyle bir gözümüzün önünden geçirdiğimizde, aralarından bazılarına özel önem atfettiğimizi muhakkak surette hissederiz. Üzerinde düşününce bilgisi, donanımı, birikimi yanında davranışlarının da bunda çok etkili olduğunu fark eder ve şaşırmayız.

Mehmet Aslan Güven ustanın fotografa başlama tarihi 1976, yaşadığımız yıl 2025; öyleyse fotograf yolculuğunda 50 yılı devirmesine bir basamak kalmış. Oldukça uzun bir zaman ve büyük bir deneyim. Dolayısıyla, ciddi bir birikim söz konusu. Böyle uzun soluklu bir serüvenin ileri evresindeyken insan evladı kuşkusuz çok birikimlidir, çok olgunlaşmıştır, bilgelik mertebesine ermiştir. Her insanın bilgelik mertebesine ermesi mümkün olmayabilir; kimi insanın ham kaldığına hayatın içinde tanık oluruz. Ancak bazı insanların görünür şekilde bilgelik mertebesinde olduğunu fark eder veya en azından sezeriz.

Sık aralıklarla karşılaştığımız söylenemez Mehmet Aslan Güven ustayla, ender karşılaşıyoruz. Fakat ne zaman karşılaşsak, bizde bilgelik izlenimi bırakır, bunca zamandır tanıdığımız usta. Bizce O, fotograf serüveninin ve uzun zamana yayılı sanat yolculuğunun başka bir evresindedir, genç fotografçıların feyz alacağı bir seviyededir.

Sözü fazla uzatmayalım ve ustanın internet ortamında paylaştığı portfolyoya/portfolyolara bakalım. Söze son sergiden başlamak isteriz. Mehmet abinin bu çalışması, fotografları görür görmez bize şunu düşündürdü: “Kimi fotografta bazı yerleri berrak şekilde net olarak görünür kıldım, görme duyunuzu zorlasın diye berrak şekilde net olmasına izin vermediğim kısımları düşünün, zihninizde berrak şekilde net olarak görünür hale getirmeye çalışın. Kimi fotografta ise, fotografın tamamını zihninizde berrak şekilde netlemeyi size bıraktım. Bunun için renkleri, lekeleri, tonlamayı, ışığı, hareketi ve diğer bazı teknik düzenlemeyi kullandım. Düş dünyanıza, tahayyül gücünüze bıraktım birçok şeyi. Dolayımladım. Doğrudanlık size kalsın istedim. Ne görüyorsunuz? Ne düşünüyorsunuz? Nasıl bir ruh halindesiniz?…”

Son dönem fotografta sürreal etki elde edilmek üzere bazı fotografçı dostların çabaları göze çarpar nitelikteydi. Bu çalışma, böyle bir etki için önemli bir örnektir aynı zamanda. Güven ustanın teknik bilgisi, birikimi ve yaratıcılığı özellikle renklerin ahenginde, formların vaziyetinde, fotografın ruhuna (içeriğine) uygun kontrast (düşük yahut yüksek kontrast) oluşturmasında, hareket etkisinde, masalsı bir atmosfer inşa etmesinde ortaya çıkar ve çıtanın ciddi anlamda yukarıda olduğunu gösterir.

Ustanın fotografik birikimi ortalamayı epeyce aştığı için çok sayıda konulu, anlamlı, iyi düşünülmüş yaratıcı ve etkili çalışması (portfolyosu) var. Her porfolyo ile ilgili ustanın deklarasyonunu ve kişisel değerlendirmemizi, başka bir deyişle duygu ve düşünce dünyamızda bıraktığı etkiyi paylaşmaya çalışacağız.

Portfolyo: “Gelecekteki peyzaj / Future Landscape”

Ustanın deklarasyonu (manifestosu): “…doğadaki olumsuz gelişmeler, yok edilenler, kimyasal müdahalelerle değiştirilip, dönüştürülen ürünler, bozulan doğal denge. Doğaya, günlük menfaatler için bilinçsiz saldırılar. …ve karbonun ayak izleri. …ve mevsimsel dönüşümler. Çevreyi “gören gözlerle izleyenler” ekosistemleri oluşturan unsurların, hiçbir yüksek teknolojiyle yeniden yapılamayacağının farkındalar. Mükemmel taklit ürünler, yalnızca anlık görsel işlev üstlenirler. Altın ağaçlar, plastik çiçekler, robot kelebekler üremez, üretemezler. İlişki kuramazlar, doğal düzeni koruyamazlar. ve ruhsuz robotlar ,… renkli ekranlar ve şaşırtan sanal ortamlar; asılları, yaratıcıları olmazsa anlamsız, çaresiz ve yetersiz kalarak,  gösteri mekanlarının süsleri olmaktan öteye geçemezler. Doğal düzenin korunmasının, her zaman, her ortamda, insanlığın en önemli, öncelikli sorunu olarak gündemde tutulması gerektiğine inanıyorum. Bu düşüncelerle; geleceğimizi tehdit eden gelişmelere, dikkati çekmek için; ekosistemlerin korunması gerektiği mesajını, fotoğraf diliyle vermeye …”

Neye mal olursa olsun, ne tür zararlara yol açarsa açsın umurunda olmaksızın her şeyi yiyip yutmaya çalışan açgözlü bireylere, yapılara, sistemlere seslenmekte, özetle Küresel Hegemonya kurma arzusu taşıyan güçlere itiraz etmekte usta fotografçı. İtirazını, eleştirisini, muhalefetini fotografın diliyle paylaşmakta. Böyle devam ettiği takdirde, fazla uzak olmayan bir zamanda doğanın geriye dönüşü olmayacak şekilde ağır tahribata uğrayacağını, hiçbir canlının yaşamasına elvermeyecek şekilde tuhaf bir hale dönüşeceğini anlatan portfolyo hakikaten ciddi yaratıcılık örneği fotograflardan oluşuyor. Aynı zamanda teknik bilginin en üst seviyeye eriştiğinin göstergeleridir bu fotograflar. Renk, ton, doku, ışık, form, her fotografta ayrı ayrı içeriğin ruhuna uygun yüksek veya düşük kontrast, leke dağılımı vb her şey iletiyi/mesajı yeterli oranda veriyor. Ömür boyu sadece gördüklerinin fotografik kayıtlarını yapanların tersine, düşündüğü, duyumsadığı, sezdiği şeylerin, kaygılarının görsel kayıtlarını oluşturan sayın Güven, inşa ettiği eserle sanatın düşünsel olarak merkezinde yer aldığını da kanıtlıyor.

Portfolyo: 22. yüzyıl fosilleri / 22nd Century fossils

Ustanın deklarasyonu (manifestosu): “…doğal düzenin korunmasının gerekliliği, her zaman, her ortamda insanlığın en önemli, öncelikli sorunu olarak gündemde tutulmalıdır. Çünkü dozerler, otomatik ağaç testereleri, kimyasallar, poliüretan mikroplar ve kötü huylu çipler, gece gündüz yorulmaksızın çalışıyorlar. Yeşile, maviye, sarıya ve kırmızıya saldırıyorlar. Griyle, koyu kahverengiyle, kirli beyazla, kirlenmişlerle/kirlilerle sıkı işbirliği içinde! Çürümelere, olumsuz dönüşümlere, tükenen/tüketilen türlere, nesillere, yeni sayısal “öyküler”/modeller oluşturarak, komik çareler bulmaya çalışıyor birileri. Yaşamlarımızı kendi amaçlarına uygun yeniden tanımlayarak. Doğaya, doğal değerlere sahip çıkmak gerekiyor. Yok edicileri görmek, göstermek, uyarmak gerekiyor. İş sanatçılara, aydınlara, yaşama dokunanlara düşüyor. Doğrudan, ironik, kara mizahla. Yazıyla, renkle, çizgiyle, ışıkla, notayla vb. yöntem ne olursa olsun. Ki gelecek kuşaklar, fosillerle yetinmesin. Çiçekleri, kelebekleri, meyveleri müzelerde, yapay ortamlarda görmesin.”

Fotograflarda teknik kusur yok, her şey yerli yerinde. İçerik, söylemi destekliyor, kaygıyı dillendiriyor. Kendisi fotografla geleceğe ilişkin kaygısını ve öngörüsünü anlatırken, sanatın diğer alanlarında da bunun yapılabileceğinin altını çiziyor. Sanatın çok önemli rolü bulunduğuna, sanatçıların, dünyanın büyük meselelerini anlatmak konusunda sorumluluğu olduğuna işaret ediyor. Her ne ile anlatılırsa anlatılsın, kim, hangi yöntemi kullanırsa kullansın, sanatın hangi alt diline müracaat edilirse edilsin hiç önemli olmadığını, yeter ki böyle önemli bir meseleyi anlatılsın temennisinde bulunuyor usta. Sonraki kuşakların esareti ya da özgülüğünün anahtarlarının şimdiki sanatçıların, aydınların elinde olduğunu vurguluyor. Yapay bir hayata doğru hızla ilerlediğimizi, insan evladı eliyle dünyanın, yeryüzündeki tüm canlıların çıkmaza sürüklendiğini açıklıyor. Öyle olmalı zaten. Böyle kaygılar taşımayan ve bu kaygıları sanatı vasıtasıyla dillendirmeyen kimsenin sanatçılığı kuşkuludur, iyi insan olup olmadığı tartışmalıdır.

Portfolyo: Neyin Estetiği!

Ustanın deklarasyonu (manifestosu):  “Fotoğrafları;TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi ve Ankara Barosu’nun Altındağ Belediyesi işbirliğiyle düzenlediği; “Ulucanlar Merkez Kapalı Cezaevi”nin yeniden yapılandırılması çalışmalarını başlatan “Cezaevinde şenlik var” etkinlikleri sırasında; 8/30 Haziran 2007 tarihleri arasında,  dijital kamera ile çektim.

Fotoğraflar; Yaklaşık yirmi beş yıl önce; bazı tutuklu ve mahkûmlara; elişlerinde kullanmak üzere istedikleri kırtasiye malzemelerini vermek için birkaç kez gitmiştim Ulucanlar cezaevine. Ulucanların giriş kapısında başlayan sorgulama, gardiyanların asık suratları, görevlilerin kılı kırk yaran şüpheci tutumları, donuk bakışlar, üst üste aramalar, çıldırtan sorular unutamadıklarım.

Kapı altı, koğuş, hücreler,  misafirhane, volta, kabadayı, gözetleme, komin yaşam, falaka, kilit, zincir, tel örgü, havalandırma zamanı, ağa koğuşu, tutuklu koğuşu, kadın ve sübyan koğuşları, pencere önü, torpilli mahkum, yanlışlıkla yattı, idam meydanı, anıt ve tanık kavak, duvar yazıları, duvar resimleri, isyan,  hayata dönüş operasyonu, hoş geldin dayağı, tecrit, doktorsuz revir, Menderes Bulvarı, İdari bina, Tünel betonu, gökyüzü de yasak, tahliye, af umudu, Lüks koğuş, özlemler, beklentiler, açık görüş alanı, avukat odası, ranza, yoklama tabelaları ve gözetleme penceresi, uçurtmayı vurmasınlar kelimeleri, tamlamaları ise 2007 yılında cezaevini gezerken ışıkla, kalemle yazdıklarım.

Fotoğrafla; 1920’lerde; askeri depo, at ahırı olarak başlayan, mahpushane, tabutluk ve mualif hilton isimleriyle 2005 yılına kadar süren uzun yolculuk; 2007 yılında; Mimarlar Odası Ankara Şubesi ve Ankara Barosu’nun girişimleriyle, Altındağ Belediyesi’nin öncülüğünde/tarafından gerçekleştirilen restorasyonla “Kültür ve Sanat Merkezi”  ismiyle günümüzden sonsuza kadar sürmesi öngörülen bir yolculuğa dönüşüyor. İşleviyle; farklı bir yolculuğa, toplumsallaşmaya katkı koyacak bir yolculuğa, aydınlık bir yolculuğa. Biten ve başlayacak yolculuklar arasına ışıkla girmeye çalıştım. Yolculuğun bana göre en önemli durağını yazmaya çalıştım ışıkla. Gördüklerimi olduğu gibi yaratımcı düzenlemeler yapmadan hapsettim! Özgürlük adına, insanca yaşam adına, gelecek kuşaklar adına.  Bütün cezaevlerinin özleri değiştirilmeden, zamanla oluşan izler kapatılmadan, imitasyon yapılar eklemeden “Kültür ve Sanat Merkezi” olması, Adalet ve Cezaevi Müzelerine dönüştürülmesi dileğiyle.

Görmek, görerek öğrenmek unutturmuyor ve daha çok düşündürüyor. Düşünceler ve birikimleriniz; gizil güçlerinizi/sorumluluğunuzu tetikliyor.

Sorumluluğunuz; bir şeyler yapılmalı diyor ve iç sesleriniz tasarımlara/ sunumlara dönüşüyor.

Estetik mi?  Neyin estetiği!”

Son derece önemli bir meseleye ilgi gösterip kanayan bir yaraya parmak basıyor usta. Her ne kadar bu portfolyonun doğrudan fotograflardan oluştuğunu, yani gördüklerinin fotografik kayıtlarını yaptığını, yaratıcı düzenleme yapmadığını söylese de, bakış açısı, kompozisyonları ve nereyi nasıl göstereceğini bildiğini açık eden usta işi fotograflar öyle söylemiyor. Fotograflar, doğrudan olmaları halinde bile bir ustanın eli dokunduğu takdirde yaratıcılığın ortaya çıkabileceğinin kanıtı. Sayın Mehmet Aslan Güven kaleme aldığı metinde konuya duyarlılığını ayrıntılı olarak paylaşıyor. İlave söze gerek yok. Meseleye dair her fotograf parmak basılan yaranın telkin ettiği hüznü tam anlamıyla hissettiriyor. Şimdilerde usta mertebesine ermiş pek çok fotografçının, hatta akademik ortamda kariyer yapıp yükselen bazı fotografçıların, vaktiyle hocası idi Mehmet Aslan Güven. Ustaların ustası mertebesindedir. Özellikle amatör kulvarda yolu kesişip de Mehmet Aslan Güven’den bir şey öğrenmeyen kimse yoktur sanırız. Profesyonellerin de bilgisine ve tecrübesine başvurduğu önemli bir şahsiyettir. Uzun bir süre boyunca akademik ortamda ders veriyor olması ise cabasıdır.

Portfolyo: Goethe’nin renkleri

Ustanın deklarasyonu (manifestosu): “… renkler genelde insanlar için bir sevinç kaynağıdır. Gözün ışığa ihtiyacı olduğu kadar renge de ihtiyacı vardır. Johann Wolfgang von Goethe. Maddenin renklerini açıklamak için araştırmalar yapan Alman edebiyatçı J.W. von Goethe, daha sonra bu çalışmalarını “Zur Farbenlehre/Renk Kuramı“ ismiyle kitap haline getirmiştir. Fotoğraf sanatçısı Mehmet Arslan Güven, Goethe’nin bu renk kuramı çalışmasından esinlenerek renkler üzerine akademik araştırmalar yapmıştır. Sergide bu çalışmalar sırasında elde ettiği fotoğraflar yer alacaktır. …

“GOETHE’NİN RENKLERİNİ DUYDUM”  fotoğraf sergisine/sunumuna dair;                                                                                 

Yaklaşık 7 yıldır; bütün sanat disiplinlerinin en önemli olgusu olan, görsel algının en önemli şifresi “renkler“ üzerine Akademik araştırmalar yapıyorum. Renk kuramlarındaki farklılıklar incelendiğinde görülür ki; Boya maddesi, ışık niteliği/algısı olarak renk üzerine birçok bilimsel çalışma yapılmış/renk teorileri geliştirilmiştir. Ancak renge “insan algısı olarak” tarihte pek fazla yaklaşım ve ispatlanmış/teorileşmiş çalışmalar yoktur.

Geçtiğimiz yıllar da; Goethe-Instıtut Ankara’ki Johann Wolfgang Von Goethe etkinliğinde’ki sunumdan etkilenerek, bu konuda en önemli çalışma olan; “renkler genelde insanlar için bir sevinç kaynağıdır. Gözün ışığa ihtiyacı olduğu kadar renge de ihtiyacı vardır, renk algılama işidir” söylemiyle, maddenin renklerini açıklamaya çalışan; Alman edebiyatçı  Johann Wolfgang  Von  Goethe’nin daha sonra “Zur  Farbenlehre” (Renk Teorisi) ismiyle yayımlanan kitabıyla ilgilendim.

Daha sonra Goethe’nin renk teorisinden/renk deneylerinden/çarklarından ve işaret ettiği doğadan hareketle “renklerin doğası/etkileri“ üzerine çalışmalar/denemeler yaptım.

Bütün bu derinliğine araştırmalar sonucunda düşüncelerimi anlatırken kullandığım fotoğrafik yöntemlerle  “Goethe’nin renklerini duydum!“ isimli bir fotoğraf çalışması yaptım. Çalışmalarım (fotoğraflarım) Goethe’nin renkler üzerine söylediği sözlerle/yaklaşımlarıyla birlikte Goethe-Instıtut Ankara sponsorluğunda sergilendi.  12 Ocak 2011 tarihinde saat 18:30 da Goethe-Instıtut Ankara’nın Sanat Galerisi’nde izlenmeye başlanan sergide 76X106 cm ebatlarında 20 Fotoğraf, 30X106 cm ebatlarında 17 Fotoğraf yer aldı. Sergi açılışından önce; Prof. Dr. Uğurcan AKYÜZ’ün yönettiği; Prof. Dr. Onur Bilge KULA, Sanatçı Yazar Çerkes KARADAĞ ve Mehmet Arslan GÜVEN’in konuşmacı olarak katıldığı “Goethe ve renkler“  içerikli panel gerçekleştirildi. Sergideki fotoğraflardan 16 tanesi Goethe-Institut Ankara tarafından; açıklayıcı bilgileri/yapıt isimleri Almanca ve Türkçe yazılan Kartpostal olarak bastırıldı.

“Goethe’nin renklerini duydum” isimli sergi/sunuş; 1- Goethe-Instıtut Ankara Sanat Galerisi, 2- Hacettepe Üniversitesi Beytepe Yerleşkesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Galerisi, 3- Hacettepe Üniversitesi Sıhhiye Yerleşkesi Kültür Merkezi, 4- MEB Anadolu Kolejleri Konferans Salonu, 5- Gazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, 6- Fotoiz Abant Fotoğraf Kampı, Bolu, 7- Düzce Üniversitesi Sanat Galerisi, 8- Melikşah Üniversitesi Sanat Galerisi, 9- Fotofest 2013, Bursa, 10- İnegöl Belediyesi ve infod, İnegöl/Bursa, 11- ATEL Kültür ve Sanat Etkinliği, Çankaya/Ankara, 12- Armada II. Uluslararası Sanat Festivali, Ankara. “Renk, renklerle renklere“ konferansları/söyleşileri eşliğinde sergilendi/izlendi ve sergilerin hepsinin izlenme süreleri uzatıldı.

Renk ve algı üzerine çalışmalarım sürüyor. Renk odaklı/yapılı yeni çekimler yapıyorum. Goethe’nin çalışmalarını yaptığı tarihte; Fotoğrafik saptama yöntemi bulunmamıştı ve çalışmaları saptamak olası değildi. Günümüzde fotoğrafik teknolojinin geldiği nokta da optik sonuçlar/deneyler fotoğraflanabilir. Dünyamızın atmosferinde; biriken Sera gazlarının oluşturduğu yoğun gaz tabakası da; en büyük doğal ışık kaynağı Güneşten gelen Işık ışınlarını filtre ettiğini bilmekteyiz. Belki de asıl şimdi; renkler üzerine/renklerin etkileri/maddenin renkleri üzerine; teknolojinin olanaklarından da yararlanarak yeni araştırmalar yapıyorum.”

Sayın Mehmet Aslan Güven’in renklere dair sergisini vaktiyle biz de izledik. Fotografın da dahil olduğu plastik sanatların hepsi için, özellikle de derdini, kaygısını, söylemini daha ziyade renklere yaslanarak anlatmaya çalışan sanatçılar için renk meselesi çok kıymetlidir. Ustanın buna ilişkin sergisi gerçekten göz alıcıydı. Tecrübesini, bilgi ve birikimini bu sergide de ortaya koymuştu. Hâlâ aynı konuya dair araştırma yapıyor olması ise, başka bir zaman renkler konusunda yeni fotografların ortaya çıkacağının habercisidir. Sanat üzerinden derdini dillendiren, sanat üzerinden duygu ve düşünce dünyasını açan, sanat üzerinden analiz ve öngörülerini paylaşan, sanat üzerinden dünya görüşünü ortaya koyan her insan gibi Güven usta da sanat üzerinden varlığını inşa ediyor ve söylemini gerçekleştiriyor.

Portfolyo: Aphotic

Ustanın bu portfolyo ile ilgili herhangi bir açıklaması/deklarasyonu veya manifestosu yok. Fotograflar, internet ortamındaki sayfada görebildiğimiz kadarıyla tam siyah ve tam beyazdan oluşuyor. Orijinal baskılarda grinin farklı tonları varsa bile mevcut ortamda biz o tonları göremiyoruz. Ancak büyük bir ihtimalle göz yanılgısı yaşamıyoruz, tonlar bizim gördüğümüz üzere tam siyah ve tam beyazdır. Neden zone sistemin sadece iki ucunda yer alan tonlar? Her şeyin silüet olarak sunulmasıyla iki kutup ortaya konmuş. Neden? Aphotic’in kelime anlamı ‘karanlık’, ifadenin gerçek anlamda tekabül ettiği yer ise gün ışığının erişemediği yer anlamına geldiği için muhtemelen ‘zifiri karanlık’ daha uygun düşer. Işığın ulaşmadığı derinlik, görüş mesafesinin sıfır olduğu kapkaranlık ortam. Usta, görsel materyalin şifresini sunmuş, o şifrenin çözmeyi bize bırakmış olabilir. Yaratım sürecinde sanatçı kodlamayı yapar, gerisi eleştirmenlere ve izleyiciye kalır.

Bir zamanlar karanlık oda ortamında (filmli dönemde) agrandizör altında çeşitli denemeler yapılırdı. Hemen herkesin yaptığı denemelerden biri de ‘fotogram’dı. Tam karanlıkta veya kartın pozlanmasına (etkilenmesine) yol açmayan özel tasarlanmış kırmızı ışıkta kart agrandizör tablasının üstüne konur. Kartın üstüne makas, bıçak, tarak gibi ışık geçirmez katı materyal veya önceden kesilip biçimlendirilen kalın kartonlar yerleştirilir, agrandizörün ışığı açılırdı. Böyle yapınca kapatılan yerler ışık almaz, beyaz kalır, açıkta kalan yerler ışık alır ve siyah olurdu. İşlem tamamlandıktan sonra kart solüsyonlardan geçirilir ve istenen silüet sonuçlar elde edilirdi. Çıkan sonuç tam siyah ve tam beyazdır. Sayın Mehmet Aslan Güven’in çalışması sahada kaydedilmiş görüntülerden oluşuyor. Çitler, teller, ağaçlar, kuşlar, insanlar, çeşitli mimari yapılar vs sahada kaydedilmiş görüntü izlenimini güçlü kılıyor. Bazısında yüzeyin karla kaplı olduğu kanaati oluşuyor. Bazısı gökyüzünde hiç bulut olmadığı izlenimine yol açıyor. Fakat ortamda her şeyin tam siyah ve tam beyaz olmasına yol açacağı koşullar çok ender olur, genellikle karşı/ters ışık koşullarında böyle silüetler elde edilir. Ancak bu portfolyoda bazı fotograflar kayıt aşamasında elde edilirken, arzu edilen sonuca varabilmek için bazı fotograflara (yahut hepsine) sonradan müdahale edildiği izlenimi edindik. Peki, bunu yapmak caiz midir? Elbette ki caizdir. Sanatçı derdini anlatabilmek için hangi tekniğe ve içeriğe yaslanmak istiyorsa onu yapar. Böyle konularda hiçbir sınırlama olmaz. Sanat sınır tanımaz, dolayısıyla sanatçı için kendi ilkeleri dışında herhangi bir sınırlama söz konusu değildir. Fotograflar tamamen fotogram tekniğiyle elde idilmiş olabilir mi? Detaylar incelendiğinde, oldukça zor ancak çok büyük emek vermek suretiyle yapılabilir. Fotograflar ‘aydınlık oda’ ortamında, yani bilgisayarda, çeşitli yazılımlar marifetiyle düzenlenmiş olabilir mi? Olabilir. Bütün bunlar meselenin teknik boyutuyla ilgili. Tekniğin iyi kullanıldığı, yerli yerinde sonuçlar üretildiği veya tersine beceriksiz davranıldığı konusuyla ilgili de elbette ki olumlu-olumsuz eleştiri yapılabilir. Hangi yöntemle yapılmış olursa olsun, Mehmet Aslan Güven ustanın elde ettiği ve bizimle paylaştığı fotografik sonuçlar son derece başarılı ve etkili. Ele aldığı meseleyi hangi tekniğe yaslanarak anlattığı, anlatımı güçlü kılan veya zayıf düşüren bir etken olması bakımından tabii ki önemlidir. Nasıl anlattığı hususunda, oldukça sağlam bir anlatım tekniği kullandığını söylemek yeterli olacaktır. Fakat asıl mesele, ne anlattığıdır.

Tam siyah ve tam beyaz kullanarak ve bu sert tonlardan yararlanıp çeşitli lekelere fotografta yer vererek Mehmet Aslan Güven ışıksızlığı, karanlığı, zifiri karanlığı anlatıyor. Nedir o karanlık? Şu anda insan evladının topyekûn gömüldüğü veya gömülmekte olduğu karanlık mı, yoksa insan evladını gelecekte bekleyen karanlık mı? Bu karanlık (ışıksızlık) sosyolojik (toplumsal) boyutlu mu, yoksa psikolojik (bireysel) boyutlu mu? İkisi birden mi? Yahut felsefi bağlamda bir çıkmaz mı söz konusu? Veya hepsi birden mi? Asıl meselenin doğa olduğunu, insan eliyle doğanın kötülüğe maruz kaldığını, doğanın tahrip edildiğini, yaşayan her şeyle birlikte insan evladının kendisini de karanlığa gömdüğünü veya karanlığa doğru sürüklediğini mi düşünmeliyiz yoksa? Küresel ölçekte tektipleştirme isteminin sonucunda sadece tam siyah ve tam beyaz tonlar kalacağını, diğer bütün gri tonların yok edileceğini mi söylüyor acaba?

Unutmayalım: Işıksızlık veya az ışık görmeyi ne denli zorlaştırıyor veya imkânsız hale getiriyorsa, fazla ışık-aşırı ışık da aynı şekilde görmeyi zorlaştırır veya imkânsız hale getirir. Birbirinin zıddı olan iki kutup da aynı sonuçları doğurur, aynı etkiye yol açar. Hangi düzlemde olursa olsun, gri tonların/ara tonların ortadan kaldırılması veya renk yelpazesinin sadece iki uçtaki renge indirgenip diğer bütün renklerin ortadan kaldırılması yoksulluk üretir, yoksunluğa yol açar. Bu hal, doğada endemiklerin yok edilmesi, çeşitliliğin ortadan kaldırılması, kısacası doğanın mahvedilmesi anlamına gelir. Küresel ölçekte tek tip beslenme, tek tip giyim-kuşam, tek tip yaşam formu, tek tip düşünme, tek tip davranış insan evladını bekleyen yeni durumdur. Ara tonlar, ara renkler, dolayısıyla çeşitlilik yok edildiğinde ortaya çıkacak olan durum, geriye dönüşü mümkün olmayan vahim bir vaziyete tekabül eder. Güven ustanın bize söylemek istediği, işaret ettiği, öngördüğü, dikkat çektiği böyle bir vaziyet midir, bilemiyoruz. Ancak fotograflar bizi böyle düşünmeye sevk etti. Aşırı yorum olabilir, ustanın zihnindeki meseleyle, yani dert ettiği şeyle ilgisi bulunmayabilir, hiç sakıncası yok. Naçizane yorumumuz ustanın düşündüğüyle örtüşüyor da olabilir. Bizi düşünmeye sevk etmiş olması esastır. Sanat yapıtı bunun içindir.

Portfolyo: Öteki ışık

Ustanın deklarasyonu (manifestosu): “Işık fotoğrafın olmazsa olmaz koşuludur. Fotoğraf çekiminde, fotoğrafçı tüm düşüncelerini, ışıkla birlikte, onun desteğinde yürütür. Gelenekselleşmiş, yaygın düşünce / yöntem; “Işığı yanınıza ya da arkanıza alın. Bu sayede nesneler bizimle, gerçek nitelikleriyle yüzleşirler. Biz onları böylece daha kolay tanımış, algılamış ve nesnelerle doğrudan tanışmış oluruz…”. Oysa “Ters Işık“; nesnelerin formunu, dokusunu ve rengini yok ederek, onları salt bir siluete indirger. Nesnelerin varlık nedeni olan ve daha yakından algılanmalarını sağlayan tüm özelliklerini, kimliksiz konturlar içine gizlenmiş siyaha/karanlıklara dönüştürür. Ters ışığın oluşturduğu, çıplak gözle izlenenden farklı fotoğrafik görüntüler de, nesnelerin/olayların kimliğine ilişkin belirgin referanslarla karşılaşmayız. Tüm biçimler bir anımsamaya denk düşer. İlginç!, nesneyle doğrudan ilişkisi olmayan duygusal görüntüler, farklı izlenimler ve detaysız maketler girer dünyamıza. O halde niteliklerini yitirmiş nesneler, ters ışıkla birlikte ötekileşmiştir. “Ters Işık“; Işığın teorik olarak anlatımında ve uygulamalarında teknik olarak kusursuz aydınlatmaya örnek gösterilen/önerilen doğrudan aydınlatmaya karşı da ötekidir. “Ters Işık“; kimilerine göre, somut gerçeklikleri, soyut öykülere dönüştürdüğü için önem yahut konum bakımından uzakta olanıdır, ötekidir. Ve “Ters Işık“; Fotoğrafın fotoğraflığını, kavrayamayanlar için, öğrendikleri, öğrettikleri/ezberlettikleri ve tutsağı oldukları kurallara uygun değildir, yanlış ışıktır!.”

Mehmet Aslan Güven usta, fotograf tekniğiyle ilgili, basitmiş gibi görünen bir meseleden yola çıkarak ‘öteki’ kavramını irdeliyor. Öteki kavramı sosyolojik, politik, psikolojik, iktisadi, kültürel boyutları olan son yirmi-otuz yılın en fazla konuşulup tartışılan, üzerine yazılıp çizilen kavramlardan biridir. Buradaki söylemiyle usta, alışık olunan, dayatılan, öğretilen, ezberletilen, kalıp haline getirilen, reçeteye dönüştürülen, kodlanan herhangi bir bilginin karşıtı söz konusu olduğunda ‘öteki’ leştirilir ve dışlanır. Varlığı, doğayı, evreni kavrayamayanlar için ‘öteki’ kusurdur. Kusursuzluk reçete edildiği için, onun dışında ne varsa hepsi kusurludur. Bu bilgi zihinlere kazınmıştır. Ezberlerin dışına çıkılması gerektiğini söyler usta. Fotografta, sanatta ve hayatta ezberlerin dışına çıkılmasını önerir. Ezberlerin dışına çıkma cesareti gösterilmediği takdirde ne fotografta, ne de sanatın başka alanlarında ilerleme kaydetmenin mümkün olmadığını anlatmaya çalışır kanaatimizce.

Portfolyo: Bursa’nın renkleri

Usta bu portfolyo ile ilgili herhangi bir metin kaleme almamış. Doğrudan Fotograf, Belgesel Fotograf, Sosyal Belgesel Fotograf, Mimari Fotograf kapsamında ele alınabilecek bir çalışma. Fotograflar her şeyi söylüyor, doğrudan söylüyor, dolaylı bir anlatım söz konusu değil. Bu itibarla herhangi bir metin eşliğinde sunulmasına ihtiyaç duyulmamış olabilir. Renk olgusuna usta çok dikkat ettiği, odaklandığı, önemsediği için fotoğraflarda renk öne çıkıyor. Naif ortam, naif renk kombinasyonu, doku, eskime, tarihe mal olma hali kuşkusuz çok önemli. Bu mekânlar gelecek on yıllarda varlıklarını koruyabilirler mi, kuşkulu. Fotografçıların böyle meselelere eğilmesi, bunları kayıt altına alması çok kıymetli. Hem güzel bir belgeleme söz konusu, hem de belgesel çalışanlara bir tür öğüt/nasihat söz konusu. ‘Bunları görün’ diyor usta.

Portfolyo: Datça; Panoramikler

Usta bu portfolyo ile ilgili herhangi bir metin kaleme almamış. Doğrudan fotograf söz konusu. Nereye yolu düşse, orayı anlatan, orayla özdeşleşmiş, oradan haber veren bir çalışma yapıyor sayın Güven. Datça, deniz demek. Deniz, derin bir mavilik demek. Denizle, maviyle bağı olan başka renk ve lekeler fotografları tekdüze maviliğin monotonluğundan alıp seyirlik materyallere dönüştürmüş. Usta işi bir portfolyo. Bir ustanın en yalın, en basitmiş gibi görünen bir meseleyi nasıl ele aldığının somut örneği.

Portfolyo: Datça’nın renkleri

Usta, bu portfolyo ile ilgili herhangi bir metin kaleme almamış. Bursa’nın renkleri isimli porfolyosunda olduğu gibi, burada da tarihi dokuya, naif düzenlemelere ve renklere, mekânların vaziyetine, hayatın akışına dair bilgiler paylaşıyor. Dolaylı anlatım söz konusu olmadığı için ayrıca bir metin kaleme alma ihtiyacı duymamıştır muhtemelen. Fotograflar, söylenebilecek her şeyi söylüyorlar zaten. Bir kez daha belgesel fotografi alanının ilgilenmesi gereken çeşitliliğe dikkat çekiyor.

Portfolyo: Duvarlardan mesajlar

Usta bu portfolyo ile ilgili herhangi bir metin kaleme almamış. Doğrudan fotograf tanımına uygun fotograflardan oluşan ve sosyolojik boyut, psikolojik boyut, zanaat boyutu, kültürel boyut gibi pek çok faktörün birlikte yer aldığı görüntülerdir bunlardır. Özellikle renk ve kompozisyonun öne çıktığı, bizce belge değeri yüksek fotograflar. Her tarihi-toplumsal süreçte ve/ya dönemeçte bireye egemen olan farklı görüşler, yaklaşımlar vardır. Yaşadığımız zamanın, yani milenyumun ilk döneminin bireylerinin içini döktüğü duvarlar bunlar. Kırk yıl önce duvarlara başka şeyler yazılıp çizilirdi, şimdi böyle şeyler yazılıp çiziliyor, birkaç on yıl sonra geçmiştekinden ve şimdikinden farklı şeyler yazılıp çizilecektir. Duvarları bir sosyal medya platformu gibi düşünmek lazım. Kimin içinden ne geliyorsa oraya nakşediyor. Birey öfkesini, sevincini, dile getiremediği aşkı, nefretini, hasretini, endişesini, sevgisini oraya yansıtıyor. Araştırmacı, sanatçı, sosyolog, psikolog, düşünür vb için analiz edilmesi gereken önemli bir platformdur duvarlar. Döviz ve pankartlar, ilanlar, internet ortamındaki sosyal medya platformları gibi duvarlar da toplumsal durum hakkında çok şey anlatır. Usta fotografçı sayın Güven bunları çok iyi bilir. Belli bir yaş olgunluğuna gelmiştir, onca zaman boyunca ülkede pek çok farklı duruma tanık olmuş, çalkantılı kaotik zamanlar yaşamış, kırılmaları gözlemlemiştir. Sanat ortamındaki deneyimi ve birikimiyle nereye nasıl bakacağını bilen ve izleyiciye net olarak gösteren Mehmet Aslan Güven, sosyal belgesel çalışan fotografçılara da yol yordam tarif etmekte, rehberlik etmektedir aslında. Sosyal Belgesel doğrudan insanın ve sadece yoksul insanın fotografik kayıtlarından ibaret değildir. Varsıl insan da sosyal belgeselin konusudur, ancak o alana girebilen veya girmeyi aklından geçiren kimse yok. İnsan eliyle inşa edilen ne varsa, duvar yazıları ve resimleri de dahil hepsi sosyal belgeselin önemli parçalarıdır. Yıllar önce verdiğimiz bir Temel Eğitim Semineri’nin sonunda gerçekleştireceğimiz serginin/gösterinin ve bilahare yaptığımız atölyelerden birinin çalışma konusu duvar yazılarıydı. Neredeyse on yılda bir duvar yazılarında içeriğin değişikliğe uğradığını gözlemledik. Duvar resimlerinde de benzer bir durum söz konusu. Duvarlara yazılan yazı, çizilen resim fazla uzun ömürlü olmuyor. Dış koşulların etkisiyle kısa sürede bozuluyor, siliniyor. Onları kayıt altına alıp kıymetli birer belge olarak sonraki kuşaklara aktarmak fotografçının sorumluluğunda değilse, kimin sorumluluğundadır? Sayın Güven engin deneyimleri ve birikimiyle bu gibi meselelerin önemini çok iyi kavradığı için belgeliyor, paylaşıyor ve fotografçılara yol gösteriyor.

Portfolyo: Kuşadası’na bir başka bakış

Ustanın proje ile ilgili açıklaması: “FOTOĞRAF PROJESİ; Kuşadası Belediyesi, Akdeniz Turizm/Uğur ÖZAY, Hacettepe Üniversitesi; Güzel Sanatlar Fakültesi, Seçmeli Dersler Koordinatörlüğü fotoğraf dersi ortak projesi.

FOTOĞRAF, FOTOĞRAFLA;  “Bir başka açıdan, bir başka bakış”

Yılın büyük bir bölümünü; turizm hareketliliğiyle/yoğunluğuyla geçiren “Kuşadası’nın”, turizm ve nüfus yoğunluğu yaşanmayan zamanlar da/mevsimler de; fotoğraf yöntemi ile belgelenmesi. Turizm sezonu denilen bahar ve yaz ayları dışındaki yaşamın, daha sakin olan sokakların, yerel motiflerin, yerli insanların (yaşamını Kuşadası’nda sürdürenlerin) ve neonsuz, tezgahsız arastaların, trafiksiz meydanların, hazırlıkların, yerel çabaların gerçek boyutlarıyla, yerel hizmetlerin daha fazla görünür olduğu şekliyle Kuşadası’nın kendi kendine kaldığı (kaldığı kadar) günlerin belgeselleştirilerek geleceğe taşınması. Bir başka bakışla, açıyla Kuşadası’nın fotoğrafla belgelenmesi.

Proje; Kış çekimleri aşamasında; “Dört mevsim Kuşadası” ismiyle genişletilmiştir. Proje çekimleri;  İlk çekimler 2007 Mart ayının son haftasında, ikinci çekimler Temmuz ayının ilk haftasında; Fotoğraf Öğretim Görevlisi Mehmet Arslan GÜVEN koordinatörlüğünde gerçekleştirildi. Çekimler genel olarak dijital makinelerle yapıldı.

PROJE SERGİLERİ; 1. Sergi: Damla UĞURTAŞ’ın “ada kokusu” isimli sergisi; H.Ü. Beytepe Kampusü Sanat Galerisi’nde Mayıs 2007 de izlendi. 2. Sergi: Damla UĞURTAŞ’ın “ada kokusu” isimli sergisi;                      Kuşadası’nda; Bilim ve Sanat Kitabevi/Mehmet ÖZ’ün; Kültür ve Sanat etkinleri düzenlemek için kurduğu çadırda, arkasından da, Uğur ÖZAY tarafından Sanat Galerisi’ne dönüştürülen “Akdoğan Pasajı Sanat Galerisi”nde Temmuz 2007 de izlendi. 3. Sergi: Kübra Sultan ÖZDEMİR’in “ada dinleniyor” isimli sergisi; Kuşadası   “Akdoğan Sanat Galerisi” nde Ağustos 2007 de izlendi. 4. Sergi: Projeye Eğitici/Sanatçı olarak katılan; Osman MERTTOPÇUOĞLU’nun “ada renkleri” isimli birinci                    etap (Kış) çekimleri fotoğraflarından oluşan Diapozitif filmden baskı yapılan Eylül 2007’de izlenen sergi. 5. Sergi: Proje danışmanı; Mehmet Arslan GÜVEN’in “bir başka açıdan, bir başka bakış” isimli                     “Kuşadası 4. Öykü ve Şiir Günleri” kapsamında Eylül 2007’de izlenen sergi, 6. Sergi: Zeynep GÖKDEMİR’in “adadan an (ı) lar” isimli, ikinci etap (Yaz) çekimlerinden oluşan “Akdoğan Sanat  Galerisi”nde Eylül 2007 izlenen sergidir. 7. Sergi: Betül KORKMAZ’ın “adaya sevgilerimle” isimli                     “Akdoğan Sanat Galerisi” nde 22 Kasım 2007 tarihin de izlenen sergi.

PROJE SONUÇ SERGİLERİ; Büyük ebat baskılardan oluşan Proje karma sergisi; 7 Temmuz 2008 de; “Kuşadası Fotoğraf Günleri” etkinliği çerçevesinde; Kuşadası Belediyesi tarafından Atatürk Meydanı’nda oluşturulan Galeri’de, “Portreler ı-ıı”, çocuklar-ı-ıı”,”balıkçılar”, “renkler”, “Marinadan”, isimli karma sergiler ise; Kuşadası’nda, bir sokakta, balıkçılar halinde, sahilde ve Kalede, kahvehanelerde ve bir otelin salonunda gerçekleştirilmiştir. Projenin tanıtım kataloğu; Kuşadası Belediyesi Başkanlığınca (1000 adet), Mehmet Arslan GÜVEN’in fotoğraflarından oluşan Kültür    Kartpostalları (10.000 Adet); Bilim ve Sanat Kitabevi/Mehmet ÖZ tarafından bastırılarak ücretsiz olarak dağıtılmıştır.” 

Fotografların bir kısmı dikey, bir kısmı yatay panoramik görüntülerden oluşuyor. Kuşadası’nı anlatan fotograflar. Ve her zamanki gibi renk ve kompozisyon baskın şekilde kendisini hissettiriyor. Usta işi fotograflar elbette ki. Bir proje söz konusu ve projeye dahil olan insanların çalışmaları sergilenmiş, karşılık görmüş. Mehmet Aslan Güven öğrencilerine, arkadaşlarına, dostlarına böyle çalışmalarda çok destek veren, teşvik eden, fiilen yardımcı olan bir insan. Bizim tanık olduğumuz, belleğimizde hâlâ yeri bulunan böyle etkinlikler var. Bizim tanıklığımız dışında, ustanın rehberlik ettiği pek çok fotografik etkinlik var. Birlikte çalışmayı çok seven, toparlayıcı özelliği bulunan, paylaşma, öğretme, yönlendirme konusunda usta olan bir insan Mehmet Aslan Güven.

Portfolyo: Oranlar                      

Ustanın portofolyo ile ilgili açıklaması yok. “Renklerin ve kompozisyonun her çalışmadaki gibi baskın olduğu, öne çıktığı, usta işi fotograf olma özelliğinin bir kez daha teyit edildiği bir portfolyo. Ancak burada başka bir şey daha var. Her fotografın altına not düşülmüş: Antimatter oran, Kaliformiyum oran, Tritium oran, Safran oran, Taaffeite oran, Painite oran, Plütonyum oran, Platiuyum oran, Pırlanta oran, Steradyan oranlar (farklı steradyan oranları örneklemiş), MAGist oran (farklı olanları örneklemiş). Buradaki MAG, muhtemelen Mehmet Aslan Güven’in baş harflerinin birleşimidir. Altın oran, Gümüş oran, Bakır oran, Platin oran, Alüminyum oran, Titanyum oran, Demir oran, Çelik oran, MAG oran (‘Mehmet Aslan Güven oran’ olsa gerektir), Oransız, Unknown oran, Random oran (farklı random oranları örneklemiş), Gergedan boynuzu oran, Rodyum oran.”

Fotograflarda renk, kompozisyon her zamanki gibi kusursuz. İlave olarak burada çizgiler, grafik düzen tam anlamıyla usta işi. Oranlar başlıklı bu sergide Altın Oran dışında yer alan diğer oran isimlerini, ya fotografları inceleyerek izleyici kendisi tespit edecek yahut doğrudan ustaya soracak. Daha fazla merak uyandırmak için birkaç cümle ilave edelim. Literatürde bu oranlar var mı? Usta literatüre yeni kavramlar mı kazandırdı? MAG (Mehmet Aslan Güven) oran ile ne söylemeye çalıştı? İroni mi yaptı? Eleştirdi mi? ‘Uymayın şu oranlara, kurallara, kendi kurallarınızı kendiniz inşa edin’ mi demek istedi?

Portfolyo: Portreler; meslekler, yorumcular

Ustanın portfolyo ile ilgili açıklaması yok. Mehmet Aslan Güven usta neredeyse elli yıla dayanan fotograf serüveninde güzeller güzeli memleketimizin pek çok yerini gezdi ve doğasının, peyzajının, insanının fotografik kayıtlarını yaptı. Başkent’te yaşıyor, kültür-sanat ortamında gerçekleşen bütün etkinlikleri yerinde izliyor, Ankara dışında başka illerimizde gerçekleşen sanat etkinliklerinin çoğuna iştirak ediyor, memleket intelijansiyası ile yakın temasta, sanat ortamında pek çok arkadaşı-dostu var ve fotograf makinesini yanından hiç ayırmıyor. Her şeyi kayıt altına alıyor, belgeliyor. Tanıklıklarını, memleketin zanaatkârlarını, sanatçılarını, sokaklarını, tarihi dokusunu, insanlarını fotograf marifetiyle ölümsüzleştiriyor. Üstad Güven bir karşılaşmamızda, (mealen) “Hepimiz, herkes, her şey geçici. Bakın burada şimdi çok güzel bir sergideyiz. Geldik, sergiyi gezdik, biraz sohbet ettik, sonra evlerimize döneceğiz. Bu günle ilgili sadece belleklerimizde bir iz kalır, ki çoğunlukla o da kalmaz, her şey uçup gider. Biz fotografçıyız, işimiz bunları kaydedip ölümsüzleştirmek değil mi? …” demişti. Düşündüğü gibi davranıyor, düşündüğü gibi yaşıyor sayın Mehmet Aslan Güven. Nereden baksanız, büyük bir ustalıkla karşılaşırsınız. Ortalama bir ustadan söz etmiyoruz, ortalamanın çok üzerinde birikime ve deneyime sahip bir ustadır sayın Güven. An fotografı olarak tabir edilen bu portfolyoda bile ne kadar dikkatli, titiz, özenli kompozisyonlar oluşturduğunu, renklerin ve lekelerin nasıl yerli yerinde olduğunu ve insan-mekân bağının ne kadar iyi kurulduğunu bir kez daha müşahade ediyoruz.

Portfolyo: Portreler; Güzelin güzelleri

Ustanın portofolyo ile ilgili açıklaması yok. Genç yaştaki zanaatkârların, sanatçıların, emektarların ve/ya sanata ilgi duyan gençlerin sergi salonlarında, atölyelerde vb yerlerde sergilenen eserlerle birlikte portrelerini görüyoruz. Muhtemelen genç zanaatkâr, sanatçı, emektar kendi eseriyle birlikte ele almış ve bilinçli şekilde araya bir işçi-teknisyen emekçi koymuş. Adeta hepsindeki emek yoğun vaziyeti vurgulamak istemiş. Tamamının sanatçı olup olmadığı konusunda net bir fikrimiz olmasa da, ortam ve insanlar bize öyle söylüyor. Belki aralarında izleyici veya sanatsever kimseler de vardır, bilemiyoruz. Gördüğümüz şey zanaat ve sanat ortamıdır, bize hissettirilen zanaat ve sanat ortamında zanaatçıların, sanatçıların, emektarların ruh halidir. Aralarından bazıları belki zanaat, sanat ortamını terk edecek, bazıları bütün bir ömür uğraşısını sürdürecek. İlerleyen yaşlarında bu fotograflar onlar için çok kıymetli olacaktır. Bu bağlamda bir kıymet de fotografların önemini anlatmaya yetmez, çünkü hazırlandığı gün, bu gün ve sonraki zamanlar bu portfolyo ayrıcalıklı bir yer tutacaktır. Öte yandan, üstad her zaman yaptığı gibi yol gösteriyor, ufuk açıyor ve özellikle ‘şimdi ne çekeceğiz?’ gibi tuhaf bir soru soranlara yanıt veriyor. Gözlerinizi nereye çevirseniz fotograf için esaslı bir konu bulursunuz. Hayat çok çeşitli ve zengin, fotografçının sadece hayata eğilmesi lazım. Hayatın içindeyiz ama görme kusurumuz var. Usta, ‘bakın ve görün’ diyor sürekli. Sayın Güven bakmayı, derinlemesine bakmayı ve görmeyi öğretiyor bütün çalışmalarında.

Portfolyo: Portre; Palyaçolar

Ustanın portfolyo ile ilgili açıklaması yok. Bir kez daha portreler, ancak farklı bir alandan portreler. Renk ahenk diyebileceğimiz hoş görüntüler, enteresan bakışlar, bireyin ruh halini yansıtan ifadeler. Sadece bireyin (palyaçonun) hali, tavrı yetmez, arka planın iyi düşünülmesi gerek. Çünkü tamamlayıcı, destekleyici faktör böyle durumlarda arka plandır, yani ‘fon’dur. Nitekim hepsinin arka planı, fonu iyi düşünülmüş, fotografa konu olan zat ile fon renklerle birbirine bağlanmış, renk ahenk oluşturulmuş. Ustalık böyle şeylerde ortaya çıkar. Orada fazla zamanınız yoktur, çünkü palyaçonun size ayıracağı uzun saatler söz konusu değildir. Kısacık bir zaman diliminde size vakit ayırabilir, o kısacık zamanı sizin çok iyi kullanmanız gerekir. O yüzden gözleriniz hızlıca ortamı taramalı, görüp tespit etmeli, neyi nereye koyacağınızı veya neyi nerede ele alacağınızı kısacık sürede düşünüp tasarlamalısınız. Deneyim ve bilgi, birikim böyle hallerde imdada yetişir. Sözün özü, usta işi fotograflar.

Portfolyo: Öteki ışık-II

Ustanın portofolyo ile ilgili açıklaması yok. Öteki Işık’ın ilkinde gereken açıklamayı yaptığı için bunda yeniden açıklama gereği haklı olarak duymamıştır usta. Ters ışık yahut karşı ışık, arka ışık gibi tanımlar ile ifade edilen ışık durumunun grinin koyu tonlarına giden ve yer yer siyaha erişen dağ silsilesinde, bulutların tonlarında ve hareketinde, deniz yüzeyinde siyaha giden tekne ve kayıklarda, deniz yüzeyinin hareketinde ve tonlarında nasıl farklı bir atmosfere yol açtığını, riskli, ürkütücü, karamsar bir hal oluşturduğunu görüyoruz. Fazla söze gerek yok aslında; ışığı iyi kullanabilen fotografçının arzu ettiği her tür sonucu elde edebileceğini anlatıyor veya gösteriyor. Ne ışık konusunda, ne komposizyon konusunda, ne renk konusunda, ne de diğer konularda sabit fikre saplanıp kalmamak gerektiğini, fotografın olanaklarının çok geniş olduğunu vurguluyor bir bakıma.

Portfolyo: Clear s

Ustanın portfolyo ile ilgili açıklaması yok. Kıyıların, deniz kenarlarının insansız hali, ancak insandan geriye kalan sabit materyallerle birlikte vaziyeti. Soğuk mevsim olduğunu, bu nedenle insansızlaştığını denizin dalgalanıp köpürmesinden, genel atmosferin koyu griye doğru gitmesinden anlıyoruz. Deniz hırçınlaşıyor. Öte yandan hep orada sabit şekilde duracak olan malzemeler, çeşitli nesneler yalnızlık hissi uyandırıyor. Boşluk var. Issızlık var. Soğukluk ve ıssızlık, tonların soğukluğuyla destekleniyor. İşte ustalık dediğimiz şeyin neye tekabül ettiğine dair somut bir gösterge. Çok sıradanmış gibi görünen herhangi bir şeyden veya durumdan, insanı ciddi anlamda etkileyen fotografik görüntüler pekâlâ elde edilebilir. Buradaki temizlik hali muhtemelen insansız olmasındandır. Ya da belki insanlar gittikten sonra denizin kendi temizliğini gerçekleştirmesi eylemidir. Clear kelimesinin sonuna kelimeden ayrı olarak ‘s’ harfi iliştirmiş. Clears olarak çoğul anlamına mı, yoksa ironik başka bir ifadede mi olduğunu düşündük. Öyle sanıyoruz ki ‘temiz’ den ‘temizler’ e atıftır. Clear ile kıyıların insansızlaştığı vakit temiz olduğunu, ‘s’ harfinin ilavesiyle denizin kendi temizliğini yaptığını söylüyor olsa gerek. Velhasıl göze çarpmayan basit bir meselenin esasen ne denli önemli olduğunu, fotografçıların böyle meselelere eğilmesi gerektiğini anlatıyor, gösteriyor.

Portfolyo: Unçukuru, ağaçlar

Ustanın portofolyo ile ilgili açıklaması yok. Unçukuru bir mevkinin, köyün, yerin, sahanın ismi olmalı. Aphotic isimli portfolyoya benzer şekilde burada da silüetler söz konusu. Ağaç silüetleri. Siyaha giden koyu tonlar, sadece ağaçların, ağaç gövdeleri ve dallarının dikkate alınmasını talep eder gibi. Burada bir miktar ara tonlara, dokuya rastlıyoruz. Dolayısıyla Aphotic’in aynısı olduğunu söyleyemeyiz. Gene çok basit(miş) gibi görünen bir durumdan, basit olmayan sonuçlara varılmasının mümkün olduğunun altı çiziliyor.

Hocaların hocası konumunda olan usta fotografçı Mehmet Aslan Güven’in fotograf serüvenini kısmen irdeleyebildiğimiz, sadece görebildiğimiz portfolyosundan hareketle yapıp etmeleri üzerine dilimiz döndüğünce, aklımız yettiğince mütevazı birkaç şey söyleyebildiğimiz için bahtiyarız. Ancak yeterli bulmadığımızı da belirtmek istiyoruz. Belki bir gün kendileriyle fotografa, sanata, hayata dair uzun bir röportaj/söyleşi yapar ve eksik kaldığı kanaatinde olduğumuz metni tamamlarız.

Son derece önemli olduğunu düşündüğümüz başka bir hususu ifade etmeden geçemeyeceğiz. Böyle önemli çalışmalar muhakkak surette kitap/albüm yapılarak kalıcı hale getirilmeli. Umarız ve dileriz, üstad Mehmet Aslan Güven bu değerli birikimi kitapla/albümle taçlandırıp sonraki kuşaklara armağan eder.

Saygıyla,

Tekin Ertuğ

İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü) "Foto İntelijansiya" "Fotoloji / Fotologya"

Paylaş
Yazar:
Tekin Ertuğ
Etiketler: Sanat ve Sanatçı
  • yakın zamanda gönderilenler

    Yaş alan ama yaşlanmayan Ustaların Ustası Gültekin Çizgen’den Yapay Zeka

    Kitap, hakikaten incelemeye değer bilgilerle donanmış. Görsel Kültür sürecinde ortaya çıkan çeşitli yaklaşımların yanında, temel…

    % gün önce

    Hüseyin Kekiç ile; İstanbul düşlü / yorum

    Dünya öylece dururmuş, fotoğrafçı türlü türlü görürmüş. Her bakışta kendinden bir şeyler vardır, Hüseyin usta,…

    % gün önce

    Paris bir şenliktir…

    Paris’le ilk buluşmam iş seyahati için Seul’a giderken oldu. O çağda direkt uçuş yoktu ve…

    % gün önce

    Filmi zorlamak (Push Film) Nedir, Nasıl Yapılır?

    Dayanamadım kameramı çıkardım, yan gözle baktı, gördü. "Ben amatör bir fotoğrafçıyım, sizin bir fotoğrafınızı çekmek…

    % gün önce

    Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

    Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…

    % gün önce

    İç mekanlarda filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha mı zordur?

    Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…

    % gün önce