BLOG

Minimalizm Üzerine Bir Deneme

Bir sanat eserinin görsel güzelliği kaçınılmaz olsa da kişisel olarak kendime “Bu güzelliğin altında yatan amaç ve anlam nedir?” sorusunu soruyorum. Sanatçı benim ne anlamlandırmamı istiyor? Ve doğal olarak düşüncelerimi zorlayarak bilinç ve bilinçaltıma sorarak bulmaya çalışıyorum. Kaçınılmaz olan bir başka yan da aynı esere baktığım farklı zamanlardaki ruh halim, o anki duygularım, yakın zamanda ilgi duyduğum şeyler anlamlandırmamın da farklılaşmasına neden oluyor. Baktığım bir resim veya fotoğrafsa, kompozisyon ne kadar doluysa o kadar daha fazla düşünmek ve yorumlamak durumunda kalıyorum. Bu durumun aksine mümkün olduğu kadar az şeyle ortaya konulan sanat eseri, hayatın her alanında uygulamaları görülen bir akım –temel özelliği nesneleri ve ihtiyaçları en aza indirgemek olması nedeniyle – Minimalizm adı ile karşımıza çıkıyor.

Başlangıçta az sayıda sanatçının kendisini minimalist olarak tanımlamasına rağmen; minimalizm anlayış ve teknikleri çok farklılıklar göstererek uygulanmış ve çeşitlendirilmiştir.

BNW Minimalism Dergisinin 3. sayısından alınmıştır.

Minimalizm nasıl başladı

Minimalizm terimi görsel sanatlarda ilk kez David Burlyuk tarafından, John Graham’ın 1929 yılında New York’taki Dudensingh Gallery’de açtığı serginin kataloğunda kullanılmış ve 1960’larda -Stella’nın Black Paintings’iyle çakışan tarihlerde- yaygınlık kazanmıştır. Minimalist akımının başlangıcında sekiz sanatçının adı ön plana çıkar. Carl Andre, Sol LeWitt, Robert Morris, Donald Judd, Dan Flavin, Frank Stella, Daniel Buren ve Zaha Hadid. Sanatçılar eserlerini yaratırken temelde bir düzen içinde olan, tekrarları olan, malzemenin orijinal yapısının değiştirilmediği, gösterişsiz, sade ve nesnelerin nesne olarak ele alınmasına özen göstermişlerdir. Ve yukarıda adı geçen sanatçılar kavramların detay bir kısmını kendileri ile özleştirerek çalışmışlardır. Örneğin Flavin çalışmalarında ışığın nesne olarak algılanmasına yönelik eserler ortaya koymuştur.

Frank Stella bu grup içinde soyut sanattan minimalizme geçişte sürükleyici olması nedeniyle daha ön plana çıkmaktadır. Ayrıca farklı sanat dallarında minimal eser vermiş olması dikkat çekicidir. Ve “Kastura” isimli eseri en bilinenidir. Stella’yı diğer sanatçılardan farklı kılan en önemli unsur, onun sürekli bir arayış içinde olması, kendini tekrar etmemesidir.

Stella minimalist resme felsefik yaklaşımı iki soruyla ortaya koyar;

  1. Resmin ne olduğu
  2. Nasıl resim yapılacağı

Aslında bu iki soruyu resim yerine “fotoğraf” kelimesini koyarak sormaktayız.
Akabinde çalışmalarına yön verecek iki soru daha ortaya atacaktır;

  1. Nasıl bir mekân?
  2. Nasıl bir metot?

Bütün bunların sonucu Stella, kendi yolunun tanımını “What you see is what you see” diyerek yapacaktır. Bire bir tercümesinin yapamamama rağmen bu ifadeyi “Ne görüyorsan odur” diye yorumlayabilirim.

Eğer bir Uzakdoğu masajı yaptırmaya gittiyseniz burada çalan müzik de minimaldir. Belli nota ve ritmlerin durağana yakın yavaşlıkta tekrarıdır. Bu da dinleyiciyi psikolojik olarak etkileyerek transa geçebilmesine yani düşüncelerinden uzaklaşmasına destek olur. İşte Stella’nın “Benjamin Moore” ve “Black Series II” resimlerinde de baskın olarak bu vardır.

Minimalizmden bahsettiğimizde 1950’li yılların sonunda başlamış gibi görünse de Leonardo Da Vinci’nin “Simplicity is the ultimate sophistication – Sadelik, en üst düzey karmaşıklıktır” sözünü hatırlatmak istiyorum. Sabahattin Eyüboğlu ise yeni resim olarak adlandırdığı minimalizm için şunu der:

Yeni resim gökyüzü kadar manasız ve boş, fakat gökyüzü kadar derin ve zengindir. Maviliği seven bir adamın yeni resmi sevmemesine imkân yoktur. Fakat maviliği sevebilmek meseledir.

Sabahattin Eyüboğlu

Yine benim çok sevdiğim minimalist felsefi şair olarak benimsediğim Özdemir Asaf’ın tek satırlık bir şiiri:

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler

Özdemir Asaf

buna örnektir. Eminim 1950’lere kadar daha birçok sanatçı ve özellikle de felsefeci bu konuda yorumlar yapmıştır.

BNW Minimalism Dergisinin 3. sayısından alınmıştır.

Minimalizm heykelle yola başlamışken resme sıçramış ve tüm sanat dallarında uygulamaları görülmüştür. Japon Haiku şiirleri buna en güzel örneklerdendir. Bu beni neden şaşırtmıyor ki? Cevap çok basit; “Lean yani Yalın” kavramının esasları Japon TOYOTA tarafından ortaya atılmıştır ve bence sanattaki karşılığı da minimalizmdir.

Minimalizmin sanat eserindeki kavramları ise;

  • Basit geometrik formlar, kareler, dikdörtgenler, daireler ve bunların saf düz renklerle kullanımı
  • Duygulara ve öznelliğe yer verilmemesi
  • Gönderme ve metaforların olmaması
  • Nesnelerin “kavram” algısı oluşturacak tarzda ele alınması
  • Tekrarlanan şekiller. Burada dikkat edilmesi gereken bu şekillerin fotoğrafın “doku” öğesi olarak algılanmamasıdır.
  • Geniş alanlarda tek ya da birkaç güçlü ve etkili renk. Genelde bu tarzın bir model ile kullanılması yaygındır.
  • Geniş düzlükler (negatif hacim/alan). Gökyüzünde bir kuş, tarlada bir insan, sis içinde siluet bir ağaç gibi.
  • Boşlukların somut algılanmasının sağlanmaaı
  • Detay olmayan ve belirsizlik içeren kompozisyonlar
  • Kompozisyonda az sayıda nesne yer alması ve nesnelerin çok küçük yer kaplaması.
BNW Minimalism Dergisinin 3. sayısından alınmıştır.

Değişik internet sitelerinde minimal tarzı benimsemiş fotoğrafçıları takip ediyorum. Edindiğim izlenim, çoğunlukla binalara minimalizm tarzıyla (?) yaklaşılıyor. Yine fotoğrafın temel öğeleri olan “ritm” ve “doku” minimalist tarz olarak ele alınıyor. Bunlar benim için ciddi soru işaretidir. Ayrıca bazı söylemlerde “Minimal fotoğrafın bir şey anlatmasına gerek yoktur” denildiğini duyarak önünüze bir duvarın çatlamış boyaları olan görüntüsü konulabiliyor. Bu da benim için tartışma konusudur.

İlk paragrafta yazdığım gibi sanatın temel işlevini göz ardı edemeyiz. Minimalizmde Az, çok şey ifade etmelidir. Yani “Less is more”…

Sizin “minimalizm” konusundaki görüşleriniz nelerdir? Bu görüşlerinizle birlikte yorumlarınızı aşağıdaki “Yorumlar” kısmından bizimle paylaşır mısınız?


Kaynakça:

  • Minimalizm akımı kapsamında nesne anlayışının yeniden değerlendirilmesi, Attila Döl, Pelin Avşar, İdil Dergisi, 10.7816/idil-02-10-01
  • Stella’nın notaları, Saniye Ezgi Ercan
  • Minimalizm ve Frank Stella, (kaynak bilinmiyor.)
  • Minimalizm akımını başlatan sekiz sanatçı, (kaynak bilinmiyor.)
  • Minimalizm sunumu, Yener Torun, Kasım 2018, İFOD minimalizm atölyesi
  • Minimalist sanatta bir ressam ve bir besteci: Stella ve Glass, Ahu Köksal, Ankara üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 47, 1 (2007) 23-42
  • Minimalism Magazine web sitesi

Okyar Atilla

Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

Yorumlar

  • yine arthenos yine guzel bir makale...su anda servisteyim ise gidiyorum..trafikte yolun nasil gectigini anlamadim okurken...emegi gecenlere sonsuz tesekkurler

  • Ofisimde kahvem ve poğaçam eşliğinde şöyle keyifle okudum. Sabah geldiğimde bilgisayarımda ilk ziyaret ettiğim adres sizinkisi. Hiç bir yazınızı kaçırmadım bana göre çok teknik olanlar dışında :) Lütfen böyle devam edin. Fotoğrafı bu site sayesinde çok daha fazlasıyla sevdim. Çok şeyler öğreniyorum sayenizde. Emeklerinize sağlık. İyi günler

    • Poğaca peynirli miydi? Şaka şaka. değerli yorumunuz için teşekkürler.

  • less is more... sevdim bu sözü. minimalizm konusunda daha detaylı bir yazı bekliyoruz sizden veya sebahattin üstadtan benim en yakın takip ettiğim fotoğrafçılık türüdür. tşk

    • Sevgili Burçin öncelikle yorumunuz için çok teşekkürler. Minimalizm takip ettiğin bir dal olduğuna göre "Less is more" mottosunun Alman mimar Ludwig Mies van der Rohe ait olduğunu da biliyorsunuz demektir. 19 ncu yy sonundan itibaren mimari tarzda yalınlaşmaya giden tasarımlara imza atmıştır. Hala Almanya ve Avusturya'da modern tarzda inşa edilmiş müstakil ev ve binalarda izleri vardır. Hakkında detaylı bilgiyi "https://www.biography.com/people/ludwig-mies-van-der-rohe-9407940" adresinden alabilirsiniz.

  • Bu güzel yazı için teşekkürler Okyar.

    Yine bir fotoğrafçılık dalını, döndün dolaştın iş hayatına bağladın ya, daha ne diyeyim :) Haklısın, yıllardır içimize sindirerek uygulamaya çalıştığımız "Yalın Filozofi" ile ne kadar imkansız görünen şeylerin basitçe çözülür hale geldiğini görünce şaşırmamak elde değil. Aslında felsefe çok basit; israfları yok et (azaltma, yok et), ölç ve tanımla. Ve bu döngüyü tüm zaman boyunca devamlı tekrarla. Tamam oldu artık bu kadarmış deme, çünkü her zaman geliştirilecek bir şeyler daha vardır.

    Geçenlerde bizim fabrikada bir mühendis arkadaşımız ile konuşuyorduk. Fabrikada uyguladığımız "Yalınlaştırma" faaliyetlerinin çoğunun proje ekiplerinde yer aldığını, buradan öğrendiklerini evinde ve özel hayatında uygulamaya başladıktan sonra elde ettiği faydaları dakikalarca heyecanla anlattı. Evinde 5S uyguladığını, önceden ayın sonunu zor getirirken, artık birikim yapar hale nasıl geldiğinden bahsetti.

    Sen özetlemişsin: LESS IS MORE...

    Sevgiler.

    • Valla kendi bağlandı. Fotoğraftan giriyorum, bir de bakıyorum iş hayatındayım. Ya da tam tersi oluyor. Zaten hayatımızın içine aldığımız her kavram iç içe geçmiş değil mi? Hangi birini diğerinden ayırabiliriz ki? İş akış "ip diyagramı" nı bir doktorun ameliyat sürecinden ayırmak mümkün mü? Dediğin gibi felsefe çok basit: israf etme!... Söylediğin gibi bir kere yaptım diyerek biten bir şey değil. Japonların "kaizen" dediği de bu. Gelişim bitmeyen bir süreçtir. Mühendis arkadaşını kutluyorum. Verdiğim eğitimlerde katılımcılara ısrarla öğrendiklerini aileleriyle ve arkadaşlarıyla paylaşmaları tavsiyesini veriyorum. Bildiklerimizi yaygınlaştırmamız gerekiyor. Toplum olarak gelişmemizin temelinde de bu var.
      En kısa zamanda görüşmek dileğiyle...

  • Minimalizm birçok sanat dalında kullanılıyor olsada, fotoğrafa daha bir yakışıyor sanırım.
    Fakat somut olduğu sürece 🙂
    Frank Stella’nın eserleri bana pek hitap etmedi açıkcası. Eğer minimalizm “mümkün olduğu kadar az şeyle ortaya konan sanat eseri” ise o kadar renk ve karmaşıklığın neresi minimalizm pek anlamadım açıkcası. Kendisi de demiş zaten; “ne görüyorsan odur” diye, ben bişey göremediğim için olacak ki pek bir anlam ifade etmedi benim için. Cehaletimi mazur görün lütfen 🙂
    Bu soğuk kış sabahında keyif alarak okuduğum, içimi ısıtan bir yazı oldu. Çok teşekkür ederim Okyar bey. Ellerinize sağlık.

    • NOT : Konu hakkındaki bilgi ve birikimim, sizin yazınızı okuduktan sonra, bu akıma öncülük eden ve yazınızda adı geçen sekiz sanatçının eserlerini, Google üzerinden kısaca izlemekten ibarettir sadece. Dolayısı ile yaptığım yorum tamamen eserlerin bana hitap edip etmemesi konusunda şahsi görüşüm olup, ilgili sanatçıları yada eserlerini eleştirmek haddim değildir. Herhangi bir yanlış anlaşılmaya sebep olmak istemem.
      Selam ve saygılarımla.

    • Sevgili Öner kardeşim, bir kere cehalet diye bir şey yok. Merakınız henüz bu kavrama gelmemiştir. Yoksa blokumuzu takip eden arkadaşlarımızın meraklı ve araştırmacı olma yanlarına güvenerek ve biraz da bu konuda yönlendirici olmak için bazı kavram ve tanımları çok detaya girmeden geçiyoruz. Zaten siz de vakit kaybetmeden sekiz sanatçıyı araştırıvermişsiniz. Ne güzel. Yazıda bahsi geçen Stella eseri en tanınmış ya da benim bildiğim soyut olanıdır. Stella'nın, soyut sanattan minimalizme yöneldiğinden bahsetmiştim. Dolayısıyla sanatsal tarzları birbiri içine sokmuş olması yadsınamaz. Hatta bir ropörtajında eserlerini benzetmeye çalıştığı ressamlardan bahseder ve sonunda şöyle der; "bir süre sonra artık kendi tarzımda resim yapmaya karar verdim". Bence olması gereken de budur. Dolayısıyla kendi tarzınızı oluştura-bilirseniz farklılık yaratırsınız. Hayatın temelinde de bu var zaten. İçten yorumunuz için çok teşekkürler.

  • Okyar bey emeğinize sağlık güzel yazı. Minimalizm az çok şeydir ise o rengarenk karmaşık resim nasıl minimalist oluyor ben de anlamadım siz açıklarmısınız

    • Başlıktaki fotoğraftan bahsettiğinizi varsayarak haklısınız. Kafa karıştırıcı bir durum. Ancak dediğim gibi minimalizm, tanımını oluşturan öğelere sizin nasıl yorum kattığınızla ilişkili. Basit geometrik şekiller: var. Ana (renkler hacim kaplaması ve tek düze olması. Keşke tek renkli dairesel yapılar olsaydı) renkler: var. Negatif hacım: Gökyüzü. Yeteri kadar olmasa da tek renk (mavi) olarak var. Birbirini tekrar eden çizgi ve şekiller: ritm ve doku oluşturmadan var. Duygu: yok. kişisellik: yok. Bir hikaye anlatıyor mu: Benin anlayışıma göre anlatması gerek. Ve Ben baktığım zaman ne görüyorum: renkli kalemler üstünde bir yaşam.

      Dikkatinizi verip incelediğiniz ve yorumladığınız için çok teşekkürler.

  • Disarisi buz gibi havada kar var. Simdi yine hafta sonuna is cikardiniz bana. Al eline makineni cik sokaga minimalist fotograf denemeleri yap... Cok kotusunuz..

    • Çıkın valla. Bir şartla: çektiklerinizi bizimle paylaşırsınız. Kar detayları örttüğü için güzel minimal kompozisyonlar elde edebilirsiniz. Hani biraz da sis bulursanız tadından yenmez yani.
      Sevgi ve saygılarımla

  • Çok yararlı ve lezzetli bir yazı olmuş Okyar Bey, dimağınıza sağlık.

    Yine bu sitedeki her yazı gibi sizden de çok şey öğrendim, teşekkür ederim.

    Sadece küçük bir düzeltme yapmak isterim. Leonardo da Vinci'ye atfedilen “Simplicity is the ultimate sophistication." sözü aslında Amerikalı yazar William gaddis'e aittir.

    • Mehmet Bey çok teşekkürler. Düzeltme için de ayrıca teşekkürler. Web de baktığım bir çok yerde karşıma hep Leonardo çıktı.Ben de "doğrudur" diye kullandım. Demek ki daha iyi araştırmam gerekiyormuş.

    • Siz yazdıktan sonra William Gaddis'i web de araştırdım ve karşıma bu sözle iligli hiç bir şey çıkmadı. Sadece bir web sitesi (https://www.goodreads.com/quotes/2891-simplicity-is-the-ultimate-sophistication) bu sözün "Clare Boothe Luce" a ait olduğunu belirtiyor. Ancak bu da bana inandırıcı gelmedi. Diğer bütün kaynaklar Leonardo'yu işaret ediyor. Ayrıca Linked-in de bu konuyla ilgili bir makale de buldum: https://www.linkedin.com/pulse/simplicity-ultimate-sophistication-nick-king/

      Dolayısıyla tekrar bilgilendirme yapmak istedim.

      Saygılarımla

      • Okyar Bey, bu sözün Leonardo da Vinci tarafından söylendiğine, yazıldığına ilişkin bir kanıt yok. Her yerde bir alıntı, altında da Vinci imzası. Ancak yayımlanmış hangi eserden, hangi not defterinden (çoğu yayımlandı) alınmıştır bu konuda kimse bir kanıt öne süremiyor.

        İnternet maalesef yanlış bir bilgiyi çok kısa bir sürede öylesine yaygınlaştırıyor ki doğrusuna insanları ikna etmek bazen mümkün bile olmuyor.

        Ancak Wililam Gaddis'in Türkçeye henüz çevrilmeyen "Recognitions" isimli kitabının 457. sayfasında "Simplicity is the ultimate sophistication" dediği sabit.

        Bakınız: https://www.nypl.org/blog/2011/12/28/ultimate-sophistication

        • Peki ama neden böyle oluyor? Birincisi pek bilinmeyen birinin güzel bir sözü veya makalesi altına çok ünlü birinin adı konulup paylaşıldığından inanırlığı ve yaygınlığı kolaylaştırması. İkincisi dijital çağda sorgulamanın yine dijital kaynaklarla yapılması. Artık evimizde, masamızda büyük ve ağır ansiklopediler yok, önemli başvuru kaynakları yok, internet üzerinde yığınla bilgi var. Bir makale yazmak için bilgisayar başına oturmak yeterli oluyor.

          Bu durumda da Vinci'nin 500 yılı aşan şöhreti karşısında cılız Gaddis'in hiç şansı yok gibi görünüyor.

          • Haklısınız. Bunu bilincinde olarak bir şeye atıfta bulunmadan sıkı araştırma yaparız. Bu sefer kaçırmışım. hele maniplasyonun bu kadar kolay hale geldiği bir zamanda kesinlikle bir başkasının gönderdiği görüntüyü, haberi, sesi yayınlamamak gerek. Yani bir önceki yorumda dediğim gibi Gaddis de o kadar cılız değil. Siz bunu yazınca meraklandım ve ilk fırsatta bulacağım bir eserini alıp okumak istiyorum. Değerli bilgiler için çok teşekkürler.

        • Gönderdiğiniz link benim aramamda çıkmamıştı. Bakınca bu ifadenin aslında daha uzun olduğunu gördüm. Demek ki birileri bunu Leonardo'ya daha uygun olduğunu düşünerek kimbilir ne zaman uygun gördüğü kısmını yapıştırmış. Bence bu durum ya William'ı "çekemeyenler" ya da "dış güçler" tarafından yapılmıştır. Yoksa adamın eserleri sağlam. Ne diyim... :)

          • Okyar Bey, aklıma geldi, doğu ile batı arasında minimalizme bakış farklı gibi geliyor bana. Bu konuda ne dersiniz?

            Mesela Rinko Kawauchi var, çok sevdiğim bir fotoğrafçı. Eserleri batılı fotoğrafçıların işlerine benzemiyor: http://rinkokawauchi.com/en/works/

          • Mehmet Bey merhaba, söyleminizi genelleyerek kültürler arasında farklı yorumlar olması beklenen bir şey diyerek lafı yuvarlayayım. Vurgulamak istediğim her sanat dalında olduğu gibi fotoğrafta da temel kavramlardan hareket ederek her sanatçının kendi tarzını ortaya koyması sanatçının fark yaratması için gerekli olan bir durumdur. Evet Rinko'nun eserleri alışagelmişin dışında. Örneğin bizde "minimalizm" denildiğinde yapıların sade görüntülerine çokça rastlıyorsunuz. Ve "doku-ritm" işin içine fazlaca karışıyor. Tabii bu benim görüşümdür. Kuzey ülkelerinde bu konuda eser veren fotoğrafçılarda "kar", ekvatora yakın yerlerde "çöl", Almanlarda "bina" gibi genellemeler yapmak mümkün. Ben kendi tanımlamama bağlı olarak minimalizm kavramlarından fazlaca uzaklaşmadan minimal fotoğraflarımda farklı bir anlatım dili kullanmaya çalışıyorum. Bizde ise Yener Torun mimari tarzı ön plana (kendisi mimar) çıkarıyor. Ancak bir Bekir Tuğcu, Salih Güler, Süha Derbent, İzzet Keribar, Sabit Kalfagil ve Niko Guido (hemen aklıma geliveren isimler) fotoğraflarında da minimalizme rastlıyorsunuz. İFOD bünyesinde bu konuda iyi ve farklı çalışmaları olan Özlem Sülo var. Yani üstadım, demek istediğim öyle ya da böyle herkes kendi yolunu bulmalı. Değerli katkılarınız için tekrar teşekkürler.

Paylaş
Yazar:
Okyar Atilla
  • yakın zamanda gönderilenler

    Filmi zorlamak (Push Film) Nedir, Nasıl Yapılır?

    Dayanamadım kameramı çıkardım, yan gözle baktı, gördü. "Ben amatör bir fotoğrafçıyım, sizin bir fotoğrafınızı çekmek…

    % gün önce

    Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

    Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…

    % gün önce

    İç mekanlarda filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha mı zordur?

    Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…

    % gün önce

    Film fotoğrafçılığında pozometre olmadan flaş kullanmak

    Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…

    % gün önce

    Günümüz Fotoğrafçılık Trendleri: 2026 İçin Beceriler ve Kariyer Fırsatları

    Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…

    % gün önce

    Eksikliğini hissetmemek, muhtaç olmamak; Doktorlarımız…

    Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…

    % gün önce