BLOG

Yıldırımlar yaratan…

Merhaba Kristal.

Bir kaleyi sarıp sarmalayan bu fotoğraf bana önce “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız” diye başlayan harbiye marşını, ardından da bu marşın yazılıp bestelenmesini sağlayan istiklal mücadelesini anımsatır.

Çünkü sıradan bir yıldırım fotoğrafı değildir bu fotoğraf… Gökten inerek Kastamonu Kalesi’ni avuçlamıştır.

Kastamonu Kalesini kucaklayan yıldırım; hafızamı tarihe odaklar, duygusallaşırım ve nutkum tutulur, çünkü…

Kastamonu denilince;

Bu toprakları işgal eden sömürgecilere karşı verilen mücadelenin önemli ayaklarından birisini, başlangıç noktasını hatırlarım…

İnebolu’dan başlayıp, Kastamonu ve Çankırı üzerinden Ankara’ya uzanan zorlu ‘İstiklal Yolunu’ anımsarım…

Kurtuluş savaşı döneminde gençler cephededir. O bölgenin kadını-kızı, yaşlısı-çocuğu, İstanbul’dan kaçırılan ve Rusya’dan İnebolu Limanına getirilen cephane ve mühimmatı zor şartlarda Ankara’ya ulaştırmak için canlarını hiçe sayarlar. Her cuma namazından sonra yaptığı Kuvâ-yı Milliye’yi öven vaazlarıyla, kentin iskelesine gelen silah ve cephaneleri boşaltma konusunda halkı bilinçlendiren İnebolu Müftüsü Ahmet Hamdi Efendi’yi hatırlar ve aziz hatırasına saygı duyarım.

Kışın kağnı ile taşıdığı cephaneyi ‘Millet malı’ diyerek, zarar görmemesi için yorganıyla örten ve bebeğini de otlara sararak mermilerin arasına yerleştirerek kurtaran ama kendisi donarak ölen Şerife Bacı’nın yazdığı hazin destanı ve İnebolu’da aziz hatırasına dikilen anıtı saygı ve minnetle hatırlarım…

Saçlarını kazıtıp bir erkek gibi cepheye gidip düşmanla çatışmaya giren ve yaralanan Halime Çavuş aklıma gelir…

Şu Çılgın Türkler kitabı aklıma geliverir ve rahmetli Turgut Özakman’ı yâd ederim… O kitaptan öğrendim ki; Kurtuluş savaşı başlarken Kastamonu’da bayanlara mevlit okutulur. Camide okutulan mevlit sırasında dolaştırılan tepsiye dağıtılmak için şeker konmaz, boş çıkarılır. Kastamonu’nun kadını-kızı, gelini-ninesi üzerinde takı olarak ne varsa, tepsiye bırakırlar. Tepsiyi altınla doldururlar ve özgürlük savaşımız için destek olurlar. Okurken gözlerim yaşla dolmuştu, her hatırladığımda takdir ve minnet hisleriyle dolar yüreğim…

Bu ne saygın bir halktır ki, Milli Mücadele için en yoksul ve çaresiz oldukları günlerde bile varıyla-yoğuyla hürriyetimize, bağımsızlığımıza destek vermiştir. Bir de ülkem için kendi yaptıklarımı düşünür, eziklik hissederim.

Mehmet Akif’in Nasrullah Camii’nde okuduğu hutbeyle, halkı milli mücadele için ateşlediği yerdir Kastamonu…

O hutbe sadece Kastamonu’yla sınırlı kalmamış, dalga dalga Anadolu’ya yayılarak, gönüllerde istiklal ateşini yakmıştır. Diyarbakır’da tekrar basılarak çevreye dağıtılmış, “Ya istiklâl ya ölüm!” diyen Kuvâ-yi Milliye hareketinin Anadolu’nun düşmandan temizlenmesi için verdiği mücadelenin coşkuyla sürmesini ve destek bulmasına büyük katkıları olmuştur.

Kastamonu her türlü övgünün yetersiz kalacağı, böyle bir geçmişe sahiptir, saygı duyarım.

Fotoğraf: Suat Cumali Güngör

İşte fotoğrafta gördüğümüz yıldırım, böylesi bir halkın kalesini kucaklamıştır. Kastamonu Kalesini sarmalayan yıldırım, bana Kastamonu’nun saygın geçmişini anlatır. Kastamonu halkı bir kale olmuş; bağımsızlık, bayrak ve vatan idealini bir yıldırım gibi kucaklamıştır… Bu kucaklamaya Anadolu da eşlik etmiş ve vatan topraklarında egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmuştur.

İşte bu fotoğraf bana bir asır önce yazdığımız destanı anlatır…

Fotoğrafın sahibi Suat Hocam “Bu fotoğraf bana Allah’ın lütfu…” diyor ama bir gerçek var ki; Allah herkese hak ettiğini verir, kesinlikle adaletsiz değildir, adam kayırmaz. Bence hiç bir şey şans değildir, önümüze çıkan fırsattır, görüp yakalayan olur ya da olamaz. Konfüçyüs’ ün dediği gibi; “Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır.” Başarı; savaşanların ulaştığı yüceliktir.

Sevgili Kristal selam egemenliğimiz için canla başla çaba gösterenlere gitsin…

Mikdat Besni

Mikdat Besni

Veteriner hekim olarak kamuda çalıştı. Son görev yeri olan Susurluk’ta yaşamaktadır. Sayısal teknoloji ve interneti fırsat bilerek fotoğrafla ilgilenmeye başladı. Sadece çekip paylaşmak ve izleyerek fotoğrafın öğrenilemeyeceğini anlayınca, ciddi yayınlardan kaynak oluşturdu.Verdiği fotoğraf kursları sayesinde fotoğrafın inceliklerini öğrendi. Çeşitli ortamlarda iyi fotoğrafları yorumlayarak bilincin gelişmesine, iyi fotoğrafın ve fotoğrafçının ön plana çıkmasına destek olmaya çalışmaktadır. Susurluk Fotoğraf ve Sanat Akademisi Derneğinin Kurucu Başkanıdır. Fotono21 ve ASFOD onur üyesi olarak taltif edilmiştir. Fotoğrafın bir hobi aracı olarak görülmesini, sanatsal açıdan tuzak olarak görmektedir. Fotoğrafçıyım diyenlerin, yaratıcı yenilikler içerisinde olması gerektiğine inanmaktadır. Fotoğrafın Aksakallarının rehberlik yapması ve ufuk açıcı yeni çalışmalar içerisinde olması gerektiği düşüncesiyle, gerek şiir ve gerekse yorum olarak bir başyapıt olan Mihriban Türküsünü, ülkenin çeşitli yerlerinden 18 arkadaşıyla birlikte fotoğrafik olarak anlatan çevrimiçi Düşünme Biçimleri atölyesini, Fotono21 bünyesinde gerçekleştirmiştir.Bazı yurtiçi fotoğraf yarışmalarına jüri üyesi olarak davet edilmiştir. Bunlar içinde ülkemizin savunma destanı olan Çanakkale Savaşları Tarihi Alan 1. Fotoğraf Maratonuna yapılan çağrıyı fotoğraftan aldığı en büyük ödül olarak görmektedir.

Yorumlar

  • Milli bayramları kutlamayanlar ya vatansızlar ya kaybedenlerdir.
    Almanlar Norveç'i işgal edince yüzbinlerce Norveçli başka ülkelere kaçmış. Ülkede direniş grupları oluşmuş. Bunlar Nazilere büyük zararlar da vermişler ve aralarında yerel bazda kahramanlar da var ama bir lider "ya istiklal ya ölüm" deyip hepsini bir ülküde birleştirememiş.
    30 Ağustos, Birleşik Krallığın tarihteki en acı yenilgisidir (Yunanistan sadece piyon) ki bu zafer ve İstanbul'un geri alınması yüzünden İngiliz hükümeti düştü, Yunanistan'da darbe oldu ve savaşı kaybedenler asıldı. Hatta Yunanistan sonraki 40 sene iflah olmadı.
    Zafer Bayramı kutlu olsun!

    • Ertan Bey evet 30 Ağustos sadece bizim istiklalimizi sağlamadı, uluslarası boyutta yanlış siyaset yanlılarınıda yerle bir etti.
      Şerefimizdir...

  • Zafer Bayramımız Kutlu Olsun;

    Kastamonu çok ilgilendiğim halde henüz görmediğim yerlerden,
    Bu utançtan kurtulmam gerek .

  • Bu haftamı "Şu çılgın Türkler" kitabını tekrar okumaya ayırmıştım. Bu üçüncü okuyuşum. Planladığım gibi bu sabah az önce bitirdim, gözümde yine yaşlarla. Kitabın sonsöz kısmı şöyle bitiyor:

    "Milli Mücadele'ye hainlikleri ya da gafletleri nedeniyle karşı çıkanların büyük bir bölümü Cumhuriyet'i benimsemiş, Osmanlı Devleti'nin külünden tam bağımsız, yepyeni bir devlet çıkaran Atatürk'e saygı ve minnet duymuşlardır.

    Yurtdışına kaçanların bir bölümü kinlerini, hainliklerini sürdürdüler. Cumhuriyet'e karşı çeteler, cepheler kurdular, gazeteler çıkardılar, yalan ve iftira dolu kitaplar yayımladılar. Memlekette kalanlar susup yeraltına çekildiler. Fırsat kolladılar.

    Cumhuriyet'i yıkabilmenin ön şartının Atatürk saygısını, sevgisini yok etmek, Milli Mücadele'yi küçültmek, önemsememek, benimsememek olduğunu düşündüler.

    Bu amaçla, Atatürk ve Milli Mücadele karşıtı, baştan sona yalanlarla, iftiralarla, saptırma ve çarpıtmalarla dolu, cahilce, insafsızca yazılar, kitaplar yayımladılar. Genç insanların kulaklarına bu yalanları, iftiraları fısıldadılar, saptırma ve çarpıtmaları gerçekmiş gibi benimsetmeye çabaladılar.

    Bugün Türk gençliği biri ötekine benzemeyen iki tarihe inanıyor:
    Biri romanın esas aldığı, sağlıklı ve dürüst belgelere dayalı, hepimize gurur veren gerçek tarih... Öteki Cumhuriyet'i yıkmak için çabalayanların uydurdukları, yalanlarla dolanlarla dolu, sahte tarih.

    Bir süre önce söyleyip yazdıkları kimi gülünç, kimi insanı utandıran yalanları toplayıp gerçek belgelerle açıklayan bir kitap yazmıştım. Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele.

    Cevap veremediler. Gazete ve dergilerde bu tür yalanların da arkası kesildi. Çünkü belgelere, kanıtlara, ciddi tanıklara karşı yalanı savunmak mümkün değildir. Ama kulaklarınıza yalan fısıldamaya devam edenler varsa, var olduklarını sanıyorum, adını verdiğim kitaba bir göz atmanızı ve doğruyu öğrenmenizi dilerim. Yalanın yoldaşı ve savunucusu olmayın.

    Sevgili gençler!

    İstiklal Savaşı, dünyadaki en meşru, en ahlaklı, en haklı, en kutsal savaşlardan biridir. Emperyalizmi ve yamaklarını dize getiren, bir enkazdan yepyeni, çağdaş bir devlet kurmayı başaran atalarınızla gurur duyun, şehit ve gazi atalarınızın onurunu yalancılara çiğnetmeyin.

    Sevgilerle.

    Turgut ÖZAKMAN"

    Nurlar içinde uyu!

    Sevgili Mikdat Hocam, sizin de ellerinize, kaleminize ve yüreğinize sağlık.

    • Sebahattin Hocam ne iyi etmişsinizde Şu Çılgın Türkler'i üçüncü kez okumuşsunuz.
      Hepimizin elinin altında bulunup defalarca okunması gereken bir kaynak.
      Katkılarınıza minnettarım.

  • Doğrudur. Yıldırımlar yaratan bir ırktan geliyoruz. On yılda yeni baştan yarattık her şeyi. Sonra İzmir'in dağlarına çiçekler ektik.

    Elinize sağlık. Bu önemli gün için çok ama çok güzel ve anlamlı bir yazı.

    Daha ne diyeyim.
    30 Ağustos kutlu olsun.

  • Yorumlarda iki husus dikkatimi çekti (Ertan ve Sebahattin beylerden alıntı):
    1- Gâzi'nin “Ya istiklal ya ölüm!” diyerek, yüzyıllardır padişahın tebaası olarak yaşayan bir ulusu aynı ülküde birleştiren dehası,
    2- Rahmetli Özakman'ın şu anda yaşadıklarımıza ışık tutan "... memlekette kalanlar susup yeraltına çekildiler, fırsat kolladılar" sözleri.

    Nice 30 Ağustos'lara.

    Mustafa Kemal'den ve O'nun kurduğu Cumhuriyetten asla vazgeçmeyeceğiz!

  • Yazıyı Büyük Zaferimizden birkaç gün sonra okudum ama, her satırında tüylerim diken diken oldu. Rabbim bu mücadeleyi veren ve bu cennet vatanı bize bırakanlardan razı olsun. Ruhları şad olsun.
    Öyle bir vatan ki bizimkisi, tarihimiz boyunca hiç bitmedi düşmanlarımız ve bundan sonra da hiç bitmeyecek. O yüzden ilelebet payidar kalmak istiyorsak et ve tırnak gibi ayrılmaz bir bütün olmalıyız. Geleceğimize güvenle bakmak istiyorsak geçmişimize sahip çıkmalıyız. Bu mücadele kolay kazanılmadı, kolay çiğnetmeyiz.
    Zaferlerle dolu nice yıllara, Zafer Bayramımız kutlu olsun.
    Ellerinize sağlık Mikdat hocam. Titrettiniz bizi.
    Selam ve saygılarımla.

Paylaş
Yazar:
Mikdat Besni
  • yakın zamanda gönderilenler

    Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

    Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…

    % gün önce

    İç mekanlarda filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha mı zordur?

    Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…

    % gün önce

    Film fotoğrafçılığında pozometre olmadan flaş kullanmak

    Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…

    % gün önce

    Günümüz Fotoğrafçılık Trendleri: 2026 İçin Beceriler ve Kariyer Fırsatları

    Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…

    % gün önce

    Eksikliğini hissetmemek, muhtaç olmamak; Doktorlarımız…

    Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…

    % gün önce

    Çektiğiniz filmin banyosunu neden kendiniz yapmalısınız?

    Çektiğiniz fotoğrafların kendi çabanızla negatif üzerinde belirmesini görmek adeta bir sihir gibi! Teknik yönün yaratıcılıkla…

    % gün önce