BLOG

“Düşünüyorum, o halde varım” idi, “Görünüyorum, o halde varım” oldu – 5

Postmodernizmin önemli savunucularından (daha sonra fikir değiştirmiştir) Ihab Hassan, Postmodern alanın önde gelen isimlerini şu şekilde sıralar: Jacques Derrida, Jean Francois Lyotard (felsefe), Michel Foucalt, Hayden White (tarih), Jacques Lacan, Gilles Deleuze, R.D.Laing, Norman O.Brown (psikoanaliz), Herbert Marcuse, Jean Baudrillard, Jurgen Habermas (politik felsefe), Thomas Kuhn, Paul Feyerabend (bilim felsefesi), Roland Barthes, Julia Kristeva, Wolfgang Iser, ‘Yale Eleştirmenleri’ (edebiyat kuramı), Merce Cunningham, Alwin Nikolais, Meredith Monk (dans), John Cage, Karlheinz Stockhausen, Pierre Boulez (müzik), Robert Rauschenberg, Jean Tinguely, Joseph Beuys (sanat), Robert Venturi, Charles Jencks, Brent Bolun (mimari) ve Samuel Beckett, Eugene Ionesco, Jorge Luis Borges, Maw Bense ve Vladimir Nabokov’dan Harold Pinter, B.S.Johnson, Rayner Heppenstall, Christine Brooke-Rose, Helmut Heissenbuttel, Jurgen Becker, Peter Handke, Thomas Bernhardt, Ernest Jandl; Gabriel Garcia Marques, Julio Cortazar, Alain RobbeGillet, Michel Butor, Maurice Roche, Philippe Sollers ve Amerika’da John Barth, William Burroughs, Thomas Pynchon, Donald Barthelme, Walter Abish, John Ashbery, David Antin, Sam Shepard ve Robert Wilson’a kadar çeşitli yazarlar.[1]

Hassan’ın listesinden bazı isimlerin esasında Modern olduğu söylenebileceği gibi, hangisinin Modern hangisinin Postmodern olduğu konusunun çok belirgin olmadığı, bazı isimlerden emin olunsa bile bazılarından emin olunamayacağı söylenebilir. Bu itibarla Best ve Keller’in, Foucalt değerlendirmesi önemlidir: “Foucalt’ya ve hemen tüm Fransız postyapılacılarına Hegelci ve Marksist felsefelerini aşma itilimini ve düşüncelerini sağlayan Nietzsche’dir. Niezsche, bir postmetafizik ve posthümanist düşünce tarzını başlatmanın yanısıra Foucalt’ya akıl, delilik ve özne gibi uzlaşımsal olmayan konuların ‘soykütüksel’ bir tarihinin yazılabileceğini, bunların ortaya çıkışlarının tahakküm mahalleri içerisine yerleştirerek yazılabileceğini öğretti. Nietzsche hakikat ve bilgi istencinin iktidar istencinden (will to power) kopartılamaz olduğunu tanıtlamıştı: Foucalt ise liberal hümanizm ve insan bilimleri eleştirilerinde ve daha sonra etik üzerine yaptığı çalışmalarda bu iddiaları geliştirdi. …Bataille’in Aydınlanma aklına ve Batılı kültürün gerçeklik ilkesine karşı giriştiği saldırıdan da derinden etkilenmişti Foucalt. Battaile (…) heterojenliğin dünyasını; dinsel iştiyak, cinsellik ve sarhoşluk gibi deneylerin araçsal rasyonelliği ve burjuva kültürünün normalliğini altüst ve ihlal eden (transgress) esrik ve patlayıcı güçlerini alkışladı. Politik ekonominin ve felsefenin rasyonalist bakışına karşı Bataille, yararcı üretim ve ihtiyaçları aşmanın bir yolunu ararken, özgürleştirici olduğu gerekçesiyle ‘genel tüketim ekonomisi’nden, israftan ve harcamadan yana çıktı. Bataille’in hükümran felsefi özneye karşı hararetli saldırısı ve ihlal edici tecrübeleri kucaklaması Foucalt ve öbür postmodern teorisyenler üzerinde etkileyici oldu. Foucalt yazılarında Hölderlin, Artaud gibi simalara ve öbürlerine, modern aklın hegemonyasını ve normlarını altüst ettikleri için önem verir ve deliler, suçlular, estetler ve her türden marjinallerle sık sık duygudaşlık kurar. …Foucalt’yu tout court (her zaman) bir postmodernist olarak değil; daha ziyade modern öncesi, modern ve postmodern perspektifleri birleştiren bir teorisyen olarak okuyoruz. Foucalt’yu, düşüncesinde derin çalışmalar barındıran bir düşünür olarak görüyoruz.”[2] Hassan’ın listesinin en önemli figürlerinden biri Lacan’dır: Lacan, Descartes’in ünlü Cogito ergo sum’una karşı köktenci bir meydan okumayla ‘Ben düşünmediğim yerdeyim’ diye yazar.[3] …Bu metnin içeriği de gösteriyor ki, önemli figürlerden biri olmasına karşın Georges Battaile de listenin dışında tutulmuştur. …Diğer yandan Alain Touraine, Ihab Hassan’ın dışarıda bıraktığı önemli başka bir ismi telaffuz eder: “Marx ilk büyük post-modern entelektüeldir, çünkü antihümanisttir ve ilerlemeyi, bir insan kavramının gerçekleşmesi olarak değil doğanın özgürleşmesi olarak tanımlar.”[4] Baudrillard ve Jameson da postmodern teorinin önde gelen isimleri (en popüler isimler) olarak kabul edilmelerine karşın, Benhabib, Lyotard’ı bir adım öne alır: “‘Postmodernizm’ olarak adlandırır hale geldiğimiz karmaşık kültürel, düşünsel, sanatsal, toplumsal ve politik fenomenlere ilişkin günümüz tartışmalarına belki de hiçbir metin Jean-François Lyotard’ın ‘Postmodern Durum: Bilgi Üzerine Bir Rapor’ başlıklı denemesi kadar damgasını vurmamıştır.”[5] …Gencay Şaylan, Lyotard’ı ‘pragmatist’ olarak değerlendirirken (Lyotard’ın ‘Neo-Liberal’ dünyaya uygun yaklaşıma sahip olduğunu gösterir), Benhabib’in yer vermediği Baudrillar’ı ‘anarşist’, Jameson’u ‘Marksist’ olarak değerlendirir.[6] En popüler isim, kuşkusuz Baudrillar’dır. O yüzden İrfan Erdoğan’ın postmodernizm ve Baudrillar değerlendirmesini paylaşmakta yarar var: “Postmodern kavramındaki ‘post’ (ötesi, sonrası) sözcüğü modern dönemin bittiğini anlatır: Postmodernlik, modernliğe karşı, karşıt veya modernliğin ötesinde olarak ele alınır. Modernlik endüstriyel toplumların yapısı, postmodernlik endüstri ötesi kapitalist toplum yapısıdır. Endüstriyel devrimle kapitalist toplumlar sosyal sınıfları getirdiler. Sınıf sosyal yapının en önemli elemanıydı. Postmodern toplumlarda sınıfın önemi artık ortadan kalkar. Onun yerini yaş ve cinsiyet gibi elemanlar alır. Bireyselleştirilmiş kültürel faktörler merkeze oturtulur. …Postmodern birey, geçmişle çok az bağı olan ve ufukta düşünebilir bir geleceği olmayan, sürekli şimdide yaşamaya mahkûm edilmiş şizofrenik öznedir. …Postmodernizm gibi ‘post’ ön ekleriyle gelen düşüncelerle desteklenen mikro-mücadelelerdir: Toplumlarda her olası mikro-birimler arası ayrıştırma, bölme ve birbirine düşürme teşvik edilirken, Marksizm, her mikro-gurubun eleştirdiği ve saldırdığı ‘kendini tatmin etme’ tahtalarından biri olmaktadır. ‘Kendi-kendine-düşman bir sınıf’ yaratma ve yaratılmış olanı sürdürme, ‘eleştirel’ adı altında gelen yaklaşımların da desteğiyle, yoğun bir şekilde devam etmektedir. Postmodern toplum sömürü üzerine kurulmuştur: Baudrillard’ın dediği gibi işaretler, kodlar, modellerin ve hiper-gerçeklerin egemenliği üzerine değil. İşaretler, kodlar ve masallar ve teolojik anlatılar olarak ‘hiper-gerçekler’ ilk imparatorluklardan beri yönetici güçlerin kitleleri yönlendirme araçları olarak kullanılıyordu. Ama hiç kimse Baudrillar gibi, gerçeği ‘gerçek bir savaş riski yoktur, çünkü biz simülasyon ve kontroller çağındayız; savaş sadece medya simülasyonlarında vardı ve gerçek çarpışma sadece bir hayalden (simulacrum) başka bir şey değildir’ diyecek kadar bükmedi.”[7] “Komünizmin çöküşü, …modern düşüncenin nihai bir krize girmiş olmasının bir işareti olarak görülebilir. …Yaşantılamakta olduğumuz şey modernliğin krizi değil. …Mevcut kriz aklın krizi değil, şimdiye kadar takip edildiği haliyle rasyonelleşmenin irrasyonel itkilerinin krizidir.  …Asıl mesele post-modernizmin ustaca reddedilmesinin, en az onun kadar ustaca selamlanması denli kendinden hoşnut ve çürük kaçacak ölçüde post-modernizm kültürü içinde olmamızdır… Zygmunt Bauman: ‘Komünizmin çökmesi, son iki yüzyıldır Avrupa tarihinin (ya da Avrupa’dan etkilenmiş tarihin) ufkunu belirleyen modern iştiyakların tabutuna çakılan son çiviydi. Bu çöküş bizi henüz keşfe çıkılmadık bir dünyaya fırlattı: Kolektif bir ütopyanın olmadığı bir dünyaya, kendisine bilinçli bir alternatif oluşturmayan bir dünyaya’[8] Postmodern teori şiddetle ‘ideoloji’yi reddederken, Daniel Bell, …ideolojiyi, ‘fikirleri eyleme tercüme etme yolu’ olarak adlandırır ve bir bütünsel ideoloji’yi ‘her şeyi içeren bir kapsayıcı gerçeklik’ olarak tanımlar. İdeoloji ‘içinde tutku olan ve bir yaşam biçiminin tümünü dönüştürmek isteyen bir inançlar kümesi’dir.[9]

***

Pekçoğumuz belki de ilk kez Gencay Şaylan’ın kitabı sayesinde ‘Postmodernizm’ kavramı konusunda bilgilendik. Şimdi O’na kulak verelim: “Postmodern söylemin 20.yüzyılın son yirmi yılında yükselmesi ve giderek başat bir konuma gelmesinde anti-kapitalist ve devrimci alternatif projeksiyonların yenilgisi önemli ve ağırlıklı bir etken olmuştur.”[10] …bazı düşünürler, postmodern kavramını bir özgürleştirme süreci, yeni toplumsal oluşumlar, yeni tür siyasi kimlikler yaklaşımı ile özdeş bir çerçevede yorumlamaktadır. Bunun tam tersi, umutsuzluğu ve toplumsal çaresizliği yansıtan bir yorumlama yaklaşımı olarak da kullanılabilmektedir. Bu çerçeve içinde, postmodernizmi bir kuram ya da kuramlar bütünü olarak tanımlamak olanaksızdır.[11] …Amerikalı kültür tarihçisi Bernard Rosenberg 1950’li yıllarda yayımladığı bir kitapta (Mass Cultura, New York, 1957) postmodern sözcüğünü yeni bir kültürel oluşumu ifade edecek şekilde kullanmıştır; bu, kitle kültürüdür. Rosenberg’e göre kapitalizm bütün dünyayı bütünleştirmektedir ve bu oluşum içinde dünyanın her yöresine yayılan bir kitlesel kültür ortaya çıkmaktadır. İşte postmodern insan, Rosenberg’e göre bu kültürün ürünü olan insandır.[12] …Her tarafı metalar ile sarılmış, ortak tüketim ve statü normları benimsemek durumunda kalmış, amorf kitlenin parçası olan kişi postmodern insan olarak nitelenmektedir.[13]” Söz kitle kültürü yahut popüler kültüre gelmişken, entelijansıyanın buna ilişkin görüşlerine bakmak icap eder. Çünkü yaşadığımız zamanın en önemli göstergelerinden ve postmodern durumu en iyi izah eden verilerden biri ‘popüler kültür/kitle kültürü’dür. “Popüler kültürün topluma etkisinin eleştirisi iki suçlama içeriyor: İlki, popüler kültürün toplumun bütünündeki beğeni düzeyini düşürdüğünü, dolayısıyla bir uygarlık olarak niteliğini bozduğunu ileri sürüyor. İkincisi de kitle medyasının insanları ‘uyuşturabildiğini’, ‘atomize edebildiğini’, dolayısıyla kitle ikna tekniklerine duyarlı kıldığını, bunun da becerikli demagogların elinde demokrasiyi yürürlükten kaldırabileceğini savunuyor. Bernard Rosenberg bu suçlamaları özetliyor: ‘İşin kötüsü, kitle kültürü yalnızca beğenimizi güdükleştirme konusunda gözdağı vermekle kalmıyor. Dahası, duyularımızı küntleştirirken, bir yandan da totaliterciliğin yolunu yapıyor. …Herbert Marcuse’un görüşüyle, çağdaş teknolojinin topyekün, tek elden denetleniyor oluşu yeni bir tür topluma yol açmıştır. Bu toplumdaki popüler kültür bir yandan insanları daha rahat, yaşamlarından gittikçe daha memnun kılarken, bir yandan da aslında şeytani kötülükte olan, yoksulluğa göz yuman, masum köylülere emperyalistçe savaş açan, ancak etkisiz kaldıkları sürece içerideki seslere izin veren bu toplumsal sisteme karşı çıkma özgürlüklerini insanların ellerinden almıştır’.”[14] …”George Steiner’e göre (tarih:1971), yeni ‘post-kültür’ şunları içeriyor: Batı dünyasının ve bilhassa Amerika Birleşik Devletleri’nin ahlâki üstünlük ve ‘medenileşmemiş’ halklar üzerinde hak iddia edebilmelerini sağlayan coğrafi ve sosyolojik merkez konumunun kaybı; gelecek konusunda karanlık bir kötümserliğin ve ütopyacı değerlerin çöküşünün eşlik ettiği, tarihin güzergâhı ve hedefi olarak ilerleme düşüncesine inanmayan bir tutum; liberal-hümanist ilkeler ve ahlâki davranış arasında dolaysız bir karşılıklı bağıntı olduğu yönündeki modernist inanç karşısında kuşkuculuk (bu yüzyılımızda dünya savaşları vahşetinin ve yüksek kültür ile toplama kamplarının uyumlu şekilde birarada var olmalarının sorgulanabilir kıldığı bir konumdur). Böylece, Steiner’e göre post-(Aydınlanmacı/hümanist/modern) kültür bundan böyle hayırlı, insanlaştırıcı güçler olarak bilim, sanat ve akla körü körüne ve sorunsuz bir tarzda güvenemez ve bunun sonucu olarak da etik mutlaklar ve kesinlikler kaybedilmiş olmaktadır. Kültürel bir muhafazakâr olarak Steiner 1960’lı yılların politik mücadelelerine, karşı-kültür hareketlerine ve akademik dünyadaki radikalizme saldırır. Steiner topluluk, kimlik ve klasik hümanizmin kaybedilmesinden yakınırken, klasik okur-yazarlığın standartlarını aşındırmasından ötürü kitle kültürünün yükselişe geçmesinden üzüntü duyar. Gelgelelim, toplumun geri döndürülemeyeceğini ve bundan dolayı toplumun bilim ve teknolojinin yeni cesur dünyası doğrultusunda hareket etmeyi olabildiği kadar iyi sürdürmesi gerektiğini teslim eder.”[15]

***

Hilmi Uçan’ın, Modernizm-Postmodernizm karşılaştırması görüntüyü berraklaştırır:[16] “Birinci ve İkinci Paylaşım Savaşı sonrası insanlık savaş yorgunudur. Modernizmin sunduğu olanaklarla birçok insan savaşlar sonucu ölür. Bu yılgınlık sonrası yapılan modernite eleştirileriyle 1945’li yıllarda başladığı söylenebilecek olan postmodernizm 1960’lı yıllarda Fransa’da yükselişe geçer. 1970’li yıllarda güncel duruma gelir, dillerden düşmez. …Postmodern tavır her şeye karışır, her alana girer; postmodern olanda artık modernist algılamadaki gibi ‘akıl için yol bir’ değildir; birey sayısı kadar yol vardır. Postmodern anlayış hemen hemen her konuda moderniteye karşı çıkar, moderniteyi yadsır, eleştirir. Modern düşünce, geçmişle bağlarını koparmaya, deyim yerindeyse klasiklerden kopmaya, ‘yeni’ olanın güzelliğini, yararlılığını dayatmaya çalışır. Postmodern anlayış ise geçmişle de bir bağlantı kurmaya çalışır. Ama bu çaba geçmişi yüceltmek adına bir çaba değildir. …Modern düşüncede kurallar, ilkeler vardır. Modern olan, göstergeleri olabildiğince tek anlama indirgemeye çalışır. Postmodern olanda ise anlam sınırlanamaz, çokanlamlılık vardır. …Postmodernizmde ilkesizlik vardır. Modernizmin kutsalları vardır: İlerlemek, bireysel refah… kutsal amaçlardır. Postmodern ise kendisine böyle bir amaç belirlemez. …Postmodernizmin kutsalı yoktur. Kutsalı olmayan bir düşünme biçiminin ise ilkeleri, kesin yargıları yoktur ve kutsalın olmadığı yerde her şey tartışmaya açıktır. Postmodern anlayış her şeyi tartışabilir, her şeyden bir şey alabilir, karmakarışık bir anlatı ortaya koyabilir. Çünkü postmodern, kesin anlama düşmandır; melez bir yapı sergiler. Her şeyi eleştiren Derrida, kendisini bile yadsır, öne çıkarmak istemez;… Modern olan rasyoneldir, ‘akıllı’dır. …Rasyonel insan, modern insan başkaları tarafından oluşturulmuş bir insandır. …Modern bir şehir, matematik bir şehirdir. …Modernizm, şehri de insanı da aileyi de… planlar. Elli katlı dev gibi binalar içinde sıkışıp kalmış gündelik planının içine sıkışmış küçük insanlar yaratır. Modernizm sanatı da öldürür. Çünkü sanat planlamaya gelmez, sanat bir bakıma akıl dışıdır, sezgidir; kuralları ters yüz eden dilin dizisel (paradigmatik) düzleminde yer alan bir çalışmanın adıdır. …Modernist anlayış dayatmacıdır: …farklılığa tahammülü yoktur. …Postmodern anlayış ise hiçbir kesin anlamın olmadığı bir cangıldır. Postmodernizm, modernist mantığa karşı çıkışın adıdır diyebiliriz. Postmodernizm kendisi kural koymaz, bir meta-anlatı oluşturmaz, bir önerisi yoktur; modernizmin yanlışlarına dikkat çekerek, her şeyi sorgulayarak kendisine bir yer, bir alan açar. Bu alan belirsizdir, bir sınırı yoktur. Hiçbir şeyi mutlaklaştırmaz. Üretilen bilgilerin hepsinden şüphe eder. …Bu nedenle postmodernizm bir çözüm önerisi değildir. …Postmodern anlayışta ‘bütün’ değil parça, birliktelikler değil, farklılıklar öne çıkarılır. …Her şeyden önce şüphe etmek bir bakıma özgürlüğün de adıdır, başkalarının kabullerinin, meta-anlatıların reddidir. İnançla, ferasetle, basiretle kavranabilen sezgisel gerçekler ve hazlar da şüphelidir. Bu bağlamda postmodernizmi nihilizmle de eşitleyebiliriz. Postmodernizm aslında bir sancıdır; insanı, evreni, nesneleri ve bunların varlık nedenini anlamdıramama sancısıdır.”

Alev Erkilet, Modernizm ile Postmodernizm arasındaki farkı açıkladığı bir tablo oluşturur.[17]

Modernizm

Bilimde açıklama

Tek-kültürcülük

Toplumsal mühendislik ve planlama

Ulusçuluk/Klasik yurttaşlık kuramı

Evrenselcilik

Tek doğrusal ilerlemecilik

İktidar talepli bütünselci toplumsal hareketler

Postmodernizm

Bilimde yorumlama

Çok-kültürcülük

Düzenleme ve planlamadan kaçınma

Farklılık/tanınma politikaları

Göreceliğe kapı açan bir tarihselcilik

Çatallanma kuramları

Gökkuşağı koalisyonları

***

Antony Giddens: “Hiçbir şeyin tam bir kesinlikle bilinemeyeceğini keşfetmiş durumdayız,…; ekolojik kaygıların ve belki de yeni toplumsal hareketlerin giderek artan önemiyle birlikte yeni bir toplumsal ve siyasal gündem ortaya çıkmış bulunmaktadır.”[18] …“Thomas D. Dochherty, postmoderinzm hakkında, ‘Avrupa’da gezinen bir hayalet’ deyimini kullanmaktadır.”[19] “…postmodernizmi modernliğin bilimsel bilginin üstünlüğü, pozitivizm, ulus devlet anlayışı, endüsriyalizm, kapitalizm, demokrasi, laiklik, teknoloji, bürokrasi ve uzmanlaşma gibi temel parametrelerine karşı çıkan ve onları sorgulayan; buna karşılık belirsizliğe, parçalılığa, farklılığa, etnikliğe, altkültürlere, kültürel çoğulculuğa, yerelliğe, özgünlüğe ayrıcalık tanıyan bir hareket olarak göz önüne alabiliriz.”[20] …Postmodernizm, genel olarak bakıldığında, modernizmin yıktığı ne varsa onların tam tersine yani geçmişe, geleneğe, dinsele, aşkın olan şeylere, duyulan bir özlemin üstü örtük bir biçimde de olsa, varlığını sezinlemek olanaklıdır. Abel Jeanniere:‘Denebilir ki postmodernite, …genelleştirilmiş bir belirsizliğe geçişi karakterize etmektedir. Postmodernitenin hesabına ayrıca dinin dönüşü de yazılacaktı. Yaşam çok zor, bu yüzden belirsizlik inanca açılıyor. …Önümüzde açılan yelpaze kaygı vericidir. O, …dini duyguların yeni ifade biçimlerinin araştırılması ve tarımsal tipte bir cemaat nostaljisinin birbirine karıştığı büyüleyici bir yenilenme.’[21]

“Dünya çok önemli bir değişim süreci içerisinde bulunuyor. Ekonomiden siyasete; devlet yönetiminden şirket yönetimine; değerlerden inançlara kadar her şey ama her şey değişiyor.[22]‘Modernite’den Postmodernite’ye Değişim’ başlıklı kitabın editörlüğünü üstlenen Coşkun Can Aktan, kitabın Önsöz’ünde bu değerlendirmeyi yaptıktan sonra, diğer bir yazısında ‘Mega Rekabet’ ya da ‘Hiper Rekabet’ olarak adlandırılabilecek çok acımasız yeni bir rekabet ortamına girildiğine işaret eder, başka bir yazıda, on temel global ortak değerden söz eder: Özgürlük, Refah, Adalet, Hoşgörü, Uzlaşma, Barış, Düzen, Bilgi, Ahlak ve Kalite. Aktan’ın aynı kitapta yer alan bir başka metninde ise Küreselleşme evresindeki yeni bir politikanın, devletin küçülmesi politikasının gereği olan üç büyük reformdan bahseder. Bunlardan ilki, özelleştirmedir; ikincisi, gönüllüleştirmedir; üçüncüsü ise, yerelleştirmedir.[23]

Bu saptamalar, özünde Postmodern durumu ve bu yeni evreden beklentiyi özetlemektedir. Küresel Kapitalizmin yol temizliğini, vaadlerini, çizdiği pembe tabloyu, gelecek planını görürüz. Mamafih, postmodern süreç bu beklentileri, iyimser tabloyu (Özgürlük, Refah, Adalet, Hoşgörü, Uzlaşma, Barış, Düzen, Bilgi, Ahlak ve Kalite) karşılar mı, yoksa tersine bir durum mu ortaya çıkar? İşte büyük soru bu. Tarih boyunca değerlilerin en değerlisi olarak telakki edildiği için ‘özgürlük’ kavramı önemli. Bu kadar değer atfedilen özgürlük kavramına dair Steven Lukes’den birkaç cümle: “Bir kişi ne zaman özgürdür? …Bir kişi eylemleri kendisine ait olduğu ölçüde, yani bir başkasının istencinin aracı ya da nesnesi ya da kendin istencinden bağımsız dışsal ya da içsel güçlerin sonucu olarak değil, özgür eyleyen olarak kararlarını aldığı ve seçimlerini yaptığı ölçüde özgürdür…‘Kişi ne zaman özgürdür’ sorusuna ikinci bir yanıt: Kişinin her türlü müdahale ve engellemeden kurtulduğunda özgür olduğudur…‘Kişi ne zaman özgürdür?’ sorusuna üçüncü yanıt, kişinin yaşamının doğrultusunu belirleyebildiği ölçüde ve dolayısıyla gizilgüçlerini kullandığı, yani elindekinin en iyisini gerçekleştirdiği ölçüde özgür olduğudur.”[24]

Paul Blumberg’e göre; ‘Sanayi sonrası toplum kuramcılarını dehşete düşürmek pahasına, tarih saatinin yelkovanı tersine dönüyor gibi görünmektedir’[25] …Kurt Vonnegut’e göre; ‘Birinci Sanayi Devrimi kas gücünü değersizleştirdi… ikincisi rutin zihinsel işi değersizleştirdi. Üçüncü Sanayi Devrimi insanın düşünmesini gerçek beyin gücünü değersizleştirme sürecini doğurdu.’[26] …”(Tessa) Morris-Suzuki, tekelci kapitalizmin bu gün büyük ölçüde ‘enformasyon kapitalizmi’ olduğunu, ‘toplumsal bilginin özel temellükü’ olduğunu savunur.”[27] Ne kadar temkinli yaklaşırsak yaklaşalım, Blumberg’in, ‘saatin yelkovanı tersine dönüyor’ savına; Vonnegut’un, ‘değersizleştirme’ savına; Morris-Suzuki’nin, ‘toplumsal bilginin özel mülkiyeti’ savına katılmamak olası değil. Görünen köy klavuz istemez. Buna ilave olarak, entelijansiya şu tespitlere de yer veriyor: ”Günümüzün postmodernleşen dini ‘yeni’ büyü vasıtası mertebesine indirgenmiş bir dindir.”[28]… ”Kişisel gelişmecilerin postmodern ‘şeyhliğe’ soyunduğu söylenebilir.”[29] …Hal böyle iken iyimser olmak hiç kolay değil. Belki daha da önemlisi, Dick Hebdige’nin tesbitidir: ‘Post-modernlik, modernliği katlanılabilir kılmış olan umutlar ve hayallerden yoksun modernliktir.’[30] …”Scott Lash, ‘örgütsüz’ kapitalizm teşhisini koyar.’[31] Ki bu belki de en önemli olgulardan biridir. …”Postmodernizmin özelliklerinden biri de, (Fredric) Jameson’un düşüncesinde, şizofrenidir. Jameson bu kavramla kastettiği şeyi Lacan’ın şizofreni kuramı doğrultusunda açıklar. Şizofreniyi dil bozukluğu olarak ele almış olan Lacan’a göre… Geçmişiyle… çok az bir bağlantısı bulunan, ufkunda da gelecek diye bir şey olmadığından sürekli şimdide yaşayan şizofren ‘hiç kimse’dir ve hiçbir kişisel kimliğe sahip değildir.[32] …Ve bir Sunuş metninden: “Postmodern kapitalizmin adeta sınırsızlaştırdığı eşitsizliklerin belki de en vahimi bu en ücra köşelere kadar sirayet etmiş şahsi zenginlik tutkusunun, böylece en yoksullar arasında bile eşitlik-eşdeğerlilik duygu ve duyarlılığını tahrip edebilmesidir. Neo-zenginlik-yoksulluk sorununun o olabildiğine çarpıcı sömürü ve israf boyutunun en trajik sonucu ve görünümü herhalde budur.”[33]

***

“Geleneksel dönemde varoluşu algılama referansı akıl değil, inançtı. Geleneksel dünyada anlama süreçlerine etki eden bütün metafizik ve irrasyonal unsurlar, modern paradigmayla rasyonalize edilmeye çalışılmıştır.”[34] …”Postmodernite, modernitenin ret edip bir kenara ittiği birçok şeyi geri çağırır. Örneğin tefekkür, kişisel deneyim, metafizik, gelenek, kozmoloji, büyü, mit, dini hisler ve mistik deneyim,”[35]…“Pauline Marie Rosenau: ‘Postmodernistlerin hermeneutikle, postyapısalcılıkla, yapıbozum arasındaki belirsiz bir alanda bir yöntem arayışında oldukları söylenebilir. …Görecelik ve belirsizlik görüşlerine damgasını vurur. Aklın değerine ilişkin kuşkuları vardır ve düşünsel üretimi değerlendirmek için standart ölçüler belirlemenin imkânsız olduğunu ileri sürerler’.”[36] …“Kellner: ‘Habermas tarihte postmodern diye bir kırılmanın yaşanmadığını, postmodernizm diye anılan şeyin, aslında yeni muhafazakâr ideolojinin bir biçimi olduğunu iddia etmektedir’.”[37] …”Heller-Feher: ‘Bu perspektiften geliştirilen eleştirilerin temel argümanı; postmodernitenin modernite üzerinden beslenen bir asalak olduğu şeklindedir. Bunlara göre pstmodernite, modernitenin başarıları ve açmazlarıyla yaşar ve beslenir’.”[38] …”Antony Giddens: ‘…postmodernizm, modernizmden total bir kopma değildir’.”[39] …”Terry Eagleton: ‘Postmodernlik klasik hakikat, akıl, kimlik ve nesnellik nosyonlarından, evrensel ilerleme ya da kurtuluş fikrinden, bilimsel açıklamanın başvurabileceği tekil çerçeveler, büyük anlatılar ya da nihai zeminlerden kuşku duyan bir düşünce tarzıdır’.”[40] …”Jameson: …‘Post-modernizm büsbütün yeni bir toplumsal düzenin kültürel egemeni değil… ama yalnızca bizzat kapitalizmin başka bir iç değişikliğinin yansıması ve doğal sonucudur.’ Jameson, “…geç kapitalizmin özelliklerini şöyle sıralar. Ulus-aşırı iş girişimleri, yeni uluslararası işbölümü, uluslararası bankacılık ve borsa mübadelelerinin yeni baş döndürücü dinamiği, aracılık ilişkilerinin yeni biçimleri, bilgisayarlaşma ve otomasyon, üretimin İleri Üçüncü Dünya bölgelerine kaçışı (bunların toplumsal doğurguları da) yupilerin ortaya çıkışı ve şimdi artık küresel çapta gerçekleşen bir katmanlaşmadır.”[41] …Jameson, “çağdaş küresel uğrağı kapitalizmin sönmesi ya da aşılması olarak değil, tam tersine, onun biçim ve enerjilerinin yoğunlaşması olarak betimlemek ister. Büyük ölçüde Ernest Mandel’in Late Capitalism’ine (Geç Kapitalizm) dayanan Jameson, kapitalist büyümenin üç dönemini ayırt eder: sanayi sermayesinin asıl olarak ulusal pazarlar içinde gelişmesiyle nitelenen piyasa kapitalizmi (yaklaşık 1700-1850 arası); pazarların genişleyip dünya pazarı haline geldiği, ulus-devletler çerçevesinde örgütlenmiş ama hem ucuz emek hem de hammadde sağlayan sömürgeler ile sömürgeci uluslar arasındaki temel sömürü asimetrisine dayanan, emperyalizm çağıyla özdeşleşen tekelci kapitalizm; ve son olarak, uluslararası şirketlerin büyük bir hızla büyümesinin ve bunun sonucunda ulusal sınırların aşılmasının niteliği, postmodern çokuluslu kapitalizm dönemi. Çokuluslu kapitalizm (ya da tüketim kapitalizmi) Marx’ın kapitalizmin işleyişiyle ilgili çözümlemesiyle çelişmek şöyle dursun, ‘sermayenin bu güne kadar ortaya çıkmış en saf biçimidir, sermayenin şimdiye dek metalaştırılmamış alanlara muazzam bir yayılışıdır’.”[42] …Kadir Canatan: “Postmodernizm, toplumsal yaşamın her yönünü düzenlemek isteyen kucaklayıcı dünya görüşlerine tümden itiraz eder. Çünkü aşkın ve bütünselleştirici üst-anlatılar neticede totaliter bir sisteme dönüşmektedirler.”[43]

***

Bu yazı dizisindeki diğer yazılar


[1] Ihab Hassan: Türkçesi: İshak Yetiş; Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s.267-268

[2] Steven Best-Douglas Kellner: Postmodern Teori (Eleştirel Soruşturmalar), İng. Çev. Mehmet Küçük, Ayrıntı Yay., 1998Best&Kellner: 53-54

[3] Niall Lucy: Postmodern Edebiyat Kuramı, İng. Çev. Aslıhan Aksoy, Ayrıntı Yay., 2003, s.49; Lacan, ‘Insistence of the Letter’, S.97’den

[4] Alain Touraine: Modernliğin Eleştirisi, Çev. Hülya Tufan, YKY, 1994, s.124

[5] Şeyla Benhabib: Modernizm, Evrensellik ve Birey (Çağdaş Ahlak Felsefesine Katkılar), İngilizceden Çev. Mehmet Küçük, Ayrıntı Yay., 1999, s.267

[6] Gencay Şaylan: Postmodernizm, İmge Kitabevi Yay., 2.Baskı, 2002, s.129, s.38

[7] İrfan Erdoğan: Bilim ve Ütopya Der., Sayı:217, Temmuz 2012, s.7-16

[8] Krishan Kumar: Sanayi Sonrası Toplumdan Post-Modern Topluma (Çağdaş Dünyanın Yeni Kuramları), Dost Kitabevi Yay., 1999, s.230; Zygmunt Bauman: Intimations of Postmodernity. Londra ve New York: Routledge, 1992, s.xxv’den Not: Kaynakça kısmında yeterince açık değil, tahmini alınmıştır.

[9] Raymond Geus: Eleştirel Teori (Habermas ve Frankfur Okulu), İng. Çev. Ferda Keskin, Ayrıntı Yay., 2002, s.23; Waxman Chaim (yay.) The End of the Ideology Debate, New York: Simon&Schuster, 1968, içinde Bell, s.88-s.96)

[10] Gencay Şaylan: Postmodernizm, İmge Kitabevi Yay., 2.Baskı, 2002, s. 10, Önsöz’den

[11] Gencay Şaylan:a.g.e., s.29

[12] Gencay Şaylan:a.g.e., s.31

[13] Gencay Şaylan: a.g.e., s.32

[14] Herbert J. Gans: Popüler Kültür ve Yüksek Kültür, Çev. Emine Onaran İncirlioğlu, YKY, 2005, s.67; Ana söylem Jose Ortega y Gasset’in Revolt of the Masses, New York, Norton, 1932, Rosenberg ve White, Mass Culture, s.3-12’den s.41-45’den…; Herbert Marcuse, ‘Repressive Tolerance’, R. Wolf, B. Moore, Jr. Ve H. Marcuse, A Critique of Pure Tolerance, Boston: Beacon Press, 1969, s.95’den ve …

[15] Steven Best-Douglas Kellner: Postmodern Teori (Eleştirel Soruşturmalar), İng. Çev. Mehmet Küçük, Ayrıntı Yay., 1998, s.26-27)

[16] Hilmi Uçan: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s.467-488

[17] Alev Erkilet: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s.85

[18] Işık Yanar: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s.26; Antony Giddens: Modernliğin Sıkıntıları, Çev. Ersin Kuşdil, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1998, s.49’dan

[19] Veli Urhan: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s.152-157; T.D. Dochherty, ‘Postmodernizm: Bir Giriş’ (çev. Y. Alogan), Post Modernist Burjuva Liberalizmi (iç.) Sarmal Yayınevi, İstanbul 1995, s.7’den

[20] Veli Urhan: a.g.der., s.152

[21] Veli Urhan: a.g.der., s.155; A. Jeanniere, ‘Modernite Nedir?’, çev.N.Tutal-Küçük, Modernite Versus Postmodernite (iç.), Vadi Yayınları, Ankara 1993, s.23’den

[22] Coşkun Can Aktan: Modernite’den Postmodernite’ye Değişim: Editör: Coşkun Can Aktan, Çizgi Kitabevi Yay., 2003, Önsöz’den

[23] Coşkun Can Aktan: Modernite’den Postmodernite’ye Değişim: Editör: Coşkun Can Aktan, Çizgi Kitabevi Yay., 2003, s.19 ve 213-214)

[24] Steven Lukes: Bireycilik, Çev. İsmail Serin, Bilim ve Sanat Yay., 1995, s. 143-145

[25] Krishan Kumar: Sanayi Sonrası Toplumdan Post-Modern Topluma (Çağdaş Dünyanın Yeni Kuramları), Dost Kitabevi Yay., 1999, ‘Notlar’dan; Paul Blumberg: İnequality in An Age of decline, New York: Oxford University Press, 1980, s.2017’den

[26] Kumar Krishan: a.g.e., s.19; Kurt Vonnegut: Player Piano. St. Albans: Penther Books, 1969, S.19-20 den

[27] Krishan Kumar: a.g.e., s.31

[28] Murat Erol: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008,, s.164; Ali Yaşar Sarıbay: Dinin Postmodernleşmesi; Düşünen Siyaset Dergisi, Sayı 21’den

[29] Murat Erol: a.g.der., s.166

[30] Krishan Kumar: a.g.e., s.126; Dick Hebdige: Hiding in the Light: On Images and Things. Londra ve New York: Routletge, 1988, s.195’den.

[31] Krishan Kumar: a.g.e., s.142-143

[32] Veli Urhan: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s.156; M. Sarup Postyapısalcılık ve Postmodernizm, Çev. A. Baki Güçlü, Ark Yayınevi, Ankara 1995, s.176’dan

[33] Birikim Dergisi, Sayı:232-233, Ağustos-Eylül 2008, Sunuş’dan

[34] Kenan Çağan: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s. 129

[35] Kenan Çağan: a.g.der., s.134; Heller Agnes, Feher Ference, 1993, Postmodern Politik Durum, Ankara, Öteki Yayınevi, s.12’den

[36] Kenan Çağan: a.g.der., s.137; Pauline Marie Rosenau, 2004, Post-modernizm ve Toplum Bilimleri, 2.Baskı, Çev. Tuncay Birkan, Ankara, Bilim ve Sanat yayınları, s.46-47’den

[37] Kenan Çağan: a.g.der., s.138; Kellner, Douglas, 1993, ‘Toplumsal Teori Olarak Postmodern: Bazı Meydan Okumalar ve Sorunlar’, Modernite Versus Postmodernite, der. ve çev. Mehmet Küçük, Ankara, Vadi Yayınları, s.229’dan

[38] Kenan Çağan: a.g.der., s.138; Heller Agnes, Feher Ference, 1993, Postmodern Politik Durum, Ankara, Öteki Yayınevi, s.21’den

[39] Kenan Çağan: a.g.der., s.138; Antony Giddens, 2004, Modernliğin Sonuçları, 3.Baskı, çev. Ersin Kuşdil, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, s.51’den

[40] Terry Eagleton: Postmodernizmin Yanılsamaları, İngilizceden Çev. Mehmet Küçük, Ayrıntı Yay., 1999, s.9

[41] Krishan Kumar: Sanayi Sonrası Toplumdan Post-Modern Topluma (Çağdaş Dünyanın Yeni Kuramları), Dost Kitabevi Yay., 1999, s. 140-142; F. Jameson: Postmodernism, or, The Cultural Logic of Late Capitalism, Londra: Verso, 1992: s. xii, xix ve 260-78’dan

[42] Steven Connor: Post-Modernist Kültür: Çağdaş Olanın kuramlarına Bir Giriş, Çev. Doğan Şahiner, YKY, 2001, s.67-69; Fredric Jameson, a.g.y., s.125’den ve ‘Geç kapitalizmin Kültürel Mantığı’, s.78’den

[43] Kadir Canatan: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s.116

Tekin Ertuğ

İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü) "Foto İntelijansiya" "Fotoloji / Fotologya"

Paylaş
Yazar:
Tekin Ertuğ
  • yakın zamanda gönderilenler

    Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

    Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…

    % gün önce

    İç mekanlarda filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha mı zordur?

    Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…

    % gün önce

    Film fotoğrafçılığında pozometre olmadan flaş kullanmak

    Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…

    % gün önce

    Günümüz Fotoğrafçılık Trendleri: 2026 İçin Beceriler ve Kariyer Fırsatları

    Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…

    % gün önce

    Eksikliğini hissetmemek, muhtaç olmamak; Doktorlarımız…

    Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…

    % gün önce

    Çektiğiniz filmin banyosunu neden kendiniz yapmalısınız?

    Çektiğiniz fotoğrafların kendi çabanızla negatif üzerinde belirmesini görmek adeta bir sihir gibi! Teknik yönün yaratıcılıkla…

    % gün önce