“Düşünüyorum, o halde varım” idi, “Görünüyorum, o halde varım” oldu – 4

-

"Modern" ve "Çağdaş" kavramları sıklıkla aynı anlamda, bazen farklı anlamlarda kullanılır. Kimi için aynı anlamı ihtiva ederken, kimi buna itiraz eder. Kültür-sanat ortamında sürekli karşımıza çıkan bu iki kavramı, ele aldığımız meseleyle doğrudan bağı bulunduğu için, kısmen irdelemekte yarar var.

Modernizm söz konu iken, en önemli kavramlardan biri de kuşkusuz ‘Aydınlanma’dır. Edmund Burke (1729-1797) bundan yaklaşık 300 yıl önce demiş ki, “Ne kadar iğrenç de olsa kölelik bir mülkiyet türüdür. Bu nedenle sonuçta köleler özgür bırakıldıklarında sahiplerine tazminat ödenmelidir.”[1]’Aydınlanma’ Kilise baskısından kurtulma isteminin yanısıra, bu gibi yaklaşımların da ciddi anlamda tetiklediği bir yenilenme ideolojisiydi. Her devirde ‘iyi’, ‘güzel’ telakki edilip ardına düşülen bütün rüzgârlar gibi, Aydınlanma da en nihayet beklentinin tersine işlediği bir atmosferin üretilmesinin ideolojisi oldu. Çünkü çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan egemen güçler her çağda iyi ve güzel görünen ne varsa, onu tersine çevirmenin stratejisini muhakkak surette hayata geçiriyorlar. “Aydınlanma ilk olarak Marks, Nietzsche ve Sigmund Freud gibi isimler tarafından eleştirilmeye ve sorunsallaştırılmaya başlanmıştır. Marks, Aydınlanma’nın olumlu yanlarına (bilimin gelişmesi, inanç yerine bilgi, usa güven vb.) sahip çıkarken, aydınlanmanın sınırlarını ortaya koydu: ‘Özel mülkiyet; eşitlik, özgürlük ve kardeşlik’ ilkeleri ile zıtlık içindedir. Ancak Marks tüm bu köktenci eleştirilerinde yine de aydınlanmacı ilkelere (akıl, nesnellik, ilerleme, özgürlük vb.) bağlı kalır. …Modernizm, aydınlanma ilkelerini temel alan toplumsal projenin adıdır. Aydınlanma ise, inanca karşı bilgiyi, teolojiye karşı bilimi ön plana alan bir düşünce sistemidir. Modernizm, aydınlanma düşüncesini temel alır. İlerlemeye inanır. Akıl ve bilimi ilerlemenin aracı olarak görür. Nesnel, evrensel ve yegâne bilginin akıl ve deney yoluyla edinilebilir olduğuna yönelik epistemolojik konum, bütün modernist öğretilerde sabit noktadır.”[2] …“…postmodern söylemin popüler olmasından çok önce, ünlü yazar Franz Kafka ‘Şato’ adlı yapıtında genel olarak Aydınlanma projelerinin kaderini etkileyici bir biçimde anlatmaktadır. Buna göre her aydınlanma projesi, belki de insanın doğası nedeniyle giderek bir karabasana dönüşmektedir.”[3] Aydınlanma, Akıl ve Bilim çağıydı; bu çağ Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik, Adalet gibi değerlere dair umut beslemeye yol açmıştı. Fakat öyle olmadı. “Önce, 1929 yılı sonlarında… dünya ekonomik krizinin yıldırımı düştü. …Ve birkaç ay sonra, 14 Eylül 1930’da, çizmelerin gürültüsünün ve Sieg Heill (Almanca, ‘zafere seslen’) naralarının eşliğinde, Nazilerin Reichstag’daki koltuk sayılarını 107’ye çıkardıkları (önceki dönemde 12 idi) Alman seçiminin yıldırımı düştü. …Sosyoloji doktorları tarafından hâlâ yeterince teşhis edilemeyen bu hastalık sekiz yıl önce komşu İtalya’da ortaya çıkmış, onu mahvetmişti. Ama bu Alpler Ötesi hastalığı asla ciddiye almayan sol, Matteotti’nin katillerini yasak savarmış gibi kınadıktan sonra işi şakaya vurmuş, Paul Boncour onu ‘Soytarı Sezar’ olarak nitelemişti. …(Not: Giacomo Matteotti, d.1885-ö.1924, İtalyan sol siyasetçiydi. 1924 seçimlerinde usulsüzlük yapıldığını söylediği ve seçimlerin iptalini istediği için, Mussolini tarafından katledildi. Cesedi su kanalında bulundu.) …, sosyal demokratlar ve komünistler Alman işçi sınıfının siyasal bilincinin çok yüksek olduğunu, Goethe’nin ülkesinde ‘demokrasinin böyle şiddetle ezilmesinin’ mümkün olmadığın açıklamışlardı. Faşizm sadece geri bıraktırılmış ve üretimi ağırlıklı olarak tarıma bağlı, vs ülkelerde iktidar şansına sahipti. 14 Eylül 1930 yıldırımı körlerin gözlerinin açılmasına yetmemişti. 1932 sonlarında, Hitler’in zaferinin hemen arifesinde, Vorwarts ve Rote Fahne yazarları nasyonal sosyalizmin ‘çürümüş ceset’ kokusu yayan bir ideolojiden başka bir şey olmadığını belirtmekte ısrar ediyorlardı. …Nasyonal sosyalizmin 30 Ocak 1933’te iktidara gelişinin yıldırımını, Reichstag yangını provokasyonu ve Alman işçi hareketinin mücadelesinin devre dışı bırakılması, yasadışı ilan edilmesi izledi. …‘Makarnacı’ İtalyanlar Mussolini’nin peşine gösteriş düşkünlükleri ve üstünlük duyguları yüzünden takılmışlardı; ‘Patatesçiler’ Hitler’e kaz adımlarına hayranlık duydukları için boyun eğmişlerdi; …Seine Sosyalist Federasyonu’ndan bahtsız Suzanne Buisson’un: ‘Genç dostlarım faşizm tehlikesi diye bağıra bağıra, faşizmin gelmesine neden olacaksınız!’ haykırışları hâlâ kulağımda. Bu hatasını anlaması için birkaç yıl sonra Nazi cellatları tarafından öldürülmesi gerekiyordu. …çok karanlık ya da pek fazla itiraf edilmeyen, aslında hiçbir zaman tamamen aydınlanmamış gerekçelerle sosyal demokrasi ve faşizmin ‘ikiz kardeşler’ olduğunu ifade edecek ve Alman komünistlerini bir vesileyle oy pusulalarını Naziler’inkilerle birleştirmeye zorlayacak ölçüde aşırıya kaçmışlardı.”[4] …“Almanya’daki felsefi kitaplar yayınlayan en seçkin yayıncılardan biri olan Felix Meiner, 1920 yılında, Yaşanmaya Değmeyen Hayatı Ortadan Kaldırma Yetkisi (…) başlığını taşıyan mavi-gri bir plaquette yayımladı. Yazarlar, çok saygın bir ceza hukuku uzmanı olan Karl Binding (eserin kapak içine son anda eklenen bir notta okuyucuya şöyle bir bilgi sunuluyordu: …K.B., eserin basım çalışmaları sırasında vefat ettiği için, bu yayın ‘onun insanlığa yaptığı son iyilik’ olacaktı) ile mesleğinin etik sorunlarıyla ilgilenen bir tıp profesörü olan Alfred Hoche’ydi. …Binding, intiharın mübahlığını (ceza-gerektirmezliğini) açıklamak için, intiharın, insanın kendi varlığı üzerindeki egemenliğinin bir ifadesi olduğunu söylüyor. …Ne var ki Binding, insanın kendi varlığı üzerindeki bu özel egemenliğinden yola çıkarak, ‘yaşanmaya değmeyen hayatın yok edilmesi’ne yetki tanınması zorunluluğu sonucuna varıyor;…”[5] Her şey beklentinin tersine işliyordu, o şekilde işlemeye de devam ediyor. Ne ‘Aydınlanma’, ne de ‘Yeni Aydınlanma’…Hepsi boş umut. Teknoloji hızla ilerliyor fakat gelen şey hakiki anlamda, yani kelimenin çağrıştırdığı iyilik, güzellik hali bağlamında bir medeniyet midir? Buna ‘evet’ demek çok zor. Bu bağlamda olmak üzere, Levent Seçkin’in ironik yaklaşımı dikkate değerdir: “Muhtemelen ‘insanlığın ilerlemesi için erdemsizliğe ihtiyaç vardır ve genel iyiliği yaratan bireysel kötülüklerdir’ diyen B. Mandeville çok haklıdır, …Evrensel bir ahlâkın mümkün olduğunu, daha somut olarak sömürünün, adaletsizliğin ahlâksızlık olduğunu söylemek bir dayatma mıdır, bir ‘ahlâkiyatçılık’ mıdır, aklın ve vicdanın bir gereği midir?”[6]

***

"Düşünüyorum, o halde varım" idi, "Görüyorum, o halde varım" oldu

Modern ve Çağdaş kavramları da sıklıkla aynı anlamda, bazen farklı anlamlarda kullanılır. Kimi için aynı anlamı ihtiva ederken, kimi buna itiraz eder. Kültür-sanat ortamında sürekli karşımıza çıkan bu iki kavramı da, ele aldığımız meseleyle doğrudan bağı bulunduğu için, kısmen irdelemekte yarar var.

‘Modern’ nasıl ‘en yakın tarihli’ anlamına gelen salt zamansal bir kavram değilse, ‘çağdaş’ da şu anda cereyan eden herşey anlamına gelen salt zamansal bir kavram değildir. …Kanımca, ‘çağdaş sanat’ uzun bir süre şu anda yapılmakta olan modern sanattan başkaca bir anlam taşımadı. …Modern sözcüğü tarihsel bir yapı ima eder ve bu açıdan ‘en yakın tarihli’ gibi ifadelerden daha kuvvetlidir. ‘Çağdaş’ ise, en açık anlamıyla, şu anda olmakta olan demektir: Çağdaş sanat da çağdaşlarımızın ürettiği sanat olsa gerektir. Bu sanat, zamanın sınavından henüz geçmemiş olacaktır şüphesiz. Yine de çağdaş sanat bize o sınavdan geçmiş olan modern sanatın bile sunamayacağı bir anlam ifade edecektir: Bize yakın duracak, ‘bizim sanatımız’ olacaktır. Ama sanat tarihi içsel olarak evrilirken çağdaş sanat da kanımca, tüm sanat tarihinin daha önce hiçbir evresinde görülmemiş belirli bir üretim yapısı dahilinde üretilmiş bir tür sanatın adı haline geldi. Tıpkı ‘modern’ kavramının salt yakın tarihli sanata değil bir üsluba, hatta bir döneme atıfta bulunması gibi, ‘çağdaş’ kavramı da sırf şu anın sanatından daha fazlasına işaret eder oldu.”[7] …“Çağdaşlığın kendisi çağdaş olmamakla birlikte çağdaşlaşma sancılarının bir tarihi olup bu çatışma, tartışma, zıtlaşma ve sancılar çağımızda, önceki bütün çağlardan daha şiddetlidir… ‘Çağdaşlığın temeli bilim hayatında yatmaktadır’ hükmüne varmış isek, çağdaşlığın tarihini XVII.yüzyılın ilk yarısından işletmek gerekir, çünkü bilimsel araştırmaların ana vasfı, ana ilkeleri ilk kez 1600’lü yıllarda ortaya çıkarıldı, kodlanıp formüllendirildi ve bu meyanda bilim adamları -özellikle Galile ve Galileciler sayesinde- fizik ilminin olaylardan değil, akıldan hareket eden (deneyci/amprik değil, önermeci/sınayan) bir bilim olup a priori (akıl ürünü, tasavvur ürünü) soyut modellere dayanmadığını, bu modellerin tamamının fizik koşullarda denenmesinin gerekmediğini ve hatta bunun mümkün olmadığını düşünmeye başladılar. Bu böyle olmakla birlikte maziye bakışı daha da derinleştirmekten bizi hiç kimse alıkoyamaz: Çağdaş bilimin ana pınarı, bağımsız laik aklın vahiy zincirinden kurtarılışıdır, çözülmesidir. Aynı süreç içinde sosyal bilimler kurgusu ilahiyat kurgu ve mantığından ayrıştırılmıştır; işte budur çağdaş bilimin ana menbaı. Esasen XI. yüzyıldan beri Hristiyan felsefe, bilim’de Tanrısal-doğal ayırımına gitmeyi seçmiş bulunmaktaydı. İşte bu ayırım laik aklın muhtarlığı için verilen mücadelenin kavramsal altyapısını bağışladı.”[8]

***

"Düşünüyorum, o halde varım" idi, "Görüyorum, o halde varım" oldu

Gerek modern, gerekse postmodern için öncelikle Felsefe Sözlüğü’ne başvurmuştuk. Her iki durum için tarihsel durumu irdeleyip, entelijansiyanın Modern, Modernizm, Modernite kavramlarına dair görüşlerine (kimi zaman, Modernizm ve Postmodernizm birlikte ele alınmış olsa da) yer verdik. Şimdi Postmodernizm için aynı şeyi yapalım ve entelijansiyanın postmodernizm için (gerek eleştirel, gerek destekleyici, gerek ortada) ne söylediğine bakalım.

“Postmodernizm ve onun pratikteki karşılığı olan Neo-Con düşüncesi 1930’lara New York College’de buluşmuş bir grup Troçkist düşünüre: Irving Kristol, Iving Howe, Seymor Martin Lipset, Nathan Glazer, Patrick Moynihan’a… kadar uzanır. Amaçları ‘sol’ vurgularla süslenmiş SSCB düşmanlığıdır. …Bu gruptan Daniel Bell -ki postendüstriyel’in isim babasıdır- 60’lı yıllarda İdeolojinin Sonu’nu, yani komünizm ile faşizmin ölümünü, 1974’te yayımladığı Sanayi Ötesi Toplumun Doğuşu ile de ‘sanayi toplumunun bitişi’ni ilan eder. Francis Fukuyama 1989’da paralel bir iddia ile çıkar: Tarihin Sonu. Paraleldir, çünkü kapitalizmin rakipsizliğini, karşıt bir gücün kalmadığını söyler bu. Bunlar meselenin siyasal ve ekonomik yanı. Fakat arada, 1984’te François Lyotard dönemin kültürel tanımını yapar, Postmodern Durum ile. ‘Lyotard’a göre, posmoderniteyi moderniteden ayıran belirgin özellikler vardır. Yeni dönemde büyük anlatılar, makro teoriler ve ideolojiler artık sona ermiş, küçük anlatıların, kişisel öykülerin, yerelliklerin, yeni etnisitelerin, yeni kimliklerin, postkolonyalizmin, narsizme varan küçük farklılıkların ve ayrıcalıkların yüceltildiği bir dönem başlamıştır.’ Modernite -malum- aydınlanmanın ürünüdür. Aynılaştırır, yığınlaştırır, homojenleştirir, baskıcı iktidar rejimi kurar. Jacques Derrida bunu beş başlık altında toplar: Teksesli (phonocentricism), akıl merkezli (logocentiricism), benmerkezci (egocentiricism), etnocentrist (etnocentiricism) ve erkek egemen (phallocentricism).”[9] …(Arnold) Toynbee’ye göre Post-Modernizm 1875’ler civarında başlayan ve şimdi idrak etmeye başladığımız Batı uygarlığında yeni bir tarihsel dönemi işaret etmektedir.[10] …“Perry Anderson, kavramın (‘postmodernizm’) ilk defa ‘Unamuno ve Ortega’nın dostu ‘Federico de Onis’ tarafından kullanıldığını belirtir. De Onis, kavramı estetik bir açılımı, yeniliği belirtmek için kullanır.”[11] …“Naom Chomsky şöyle der: ‘Postmodernizm anlamsızdır, anlamsızlıktır, çünkü ne analitik bilgiye ve ne empirik bilgiye bir şey eklemektedir. O halde Hume’un felsefe için, özellikle empirik olmayan felsefe için önerdiğini, bu düşünürün Hume olmaması trajediye bir boyut katmaz, eksiltmez de, ben de öneriyorum: Yakın hepsini, atın ateşe!’ …Richard Bernstein, ‘insanlığa ve Aydınlanma’ya karşı bir öfke ve kin’ olarak tanımlamıştır (Habermas and Modernity, Cambridge, Polity Press, 1985). …Norman Denzin, bu hareketin ortaya çıkışının, zaman olarak insanın ‘öfke, yabancılaşma, bunalım… ırkçılık, cinsellik’ kavramlarının ortaya çıkışına denk düştüğünü ve insanın bir yeteneğinin kaybolmasının işareti olduğunu söyler: insan artık kendi geleceğini kontrol etmekte kendine güvenmemektedir, bu yetisini kaybetmiştir (İmages of Postmodern Society, London Sage 1991, VII) …Agnes Heller ve Ference Feher, postmodernizmi şu şekilde tanımlarlar: ‘Postmodernite, ne bir tarihsel dönem, ne de iyi tanımlanmış karakteristik özellikleri olan politik ya da kültürel bir eğilimdir. Tersine postmodernite; dış çizgilerini moderniteyle ve moderniteye havale edilmiş sorunlarla problemi olanların, moderniteyi suçlamak isteyenlerin ve gerek modernitenin başarılarının gerekse çözümsüz açmazlarının bir dökümünü çıkaranların çizdiği, modernitenin daha geniş kapsamlı zaman ve mekanı içerisindeki bir özel kollektif zaman ve mekan olarak anlaşılabilir… Postmodernizmin, siyasal yönelimleri bakımından, hem radikal hem de muhafazakâr olduğu söylenebilir. Postmodernizmin tutarlılık kaygısı gütmeyişi (Eklektizm) siyasal alandaki konumlarda da görülebilir.’ …Arnold Toynbee, Bir Tarih İncelemesi (1939) adlı eserinde, modern dönemin, 1.Dünya Savaşı’yla sona erdiğini, bundan sonraki dönemin postmodern dönem olduğunu ileri sürerek ilk kez postmodern terimini kullanmıştır …‘Modernizm’den sonra anlamına ‘postmodernizm’i meşhur İspanyol egzistansiyalist düşünür Unamuno ile Ortega’nın dostu Federico de Onis, modernizmin içindeki bir gerileyişe, geriye yönelik bir oluşa işaret etmek, modernizmin içindeki bir gerileyişi tanımlamak üzere ortaya atmıştı.”[12]

Görüldüğü üzere, Federico de Onis’in bu kavramı bir yeniliği belirtmek üzere mi, yoksa bir geriye gidişi belirtmek üzere mi kullandığı yönünde ilk anda birbirinin zıddı gibi görünen iki farklı bilgi ortaya çıkıyor. Bu farklı görünüm, aynı konuda ortaya çıkan iki farklı yorum da olabilir, söz konusu yeniliğin, yani estetik açılımın, esasında bir gerileyişe tekabül ettiği anlamını içerdiği, yani diğeriyle aynı anlamı ihtiva ettiği sonucuna da varılabilir. Diğer yandan modernizmin sona erip ermediği, sona erdiyse, ne zaman sona erdiği, postmodernizmin ne olup olmadığı, modernizmden bir kopuşu mu ifade ettiği, yoksa modernizmin ileri bir evresi mi olduğu, ne zaman başladığı vb hususlarda ortada bir mutabakat bulunmadığını, farklı görüşler ileri sürüldüğünü idrak ediyoruz. 

***

“Terim (‘postmodern’) 1917 yılında Rudolf Pannowitz’in yazdığı bir kitapta Die Krisis der europaischen Kultur, çağdaş Avrupa kültüründeki nihilizmi ve değerlerin çöküşünü betimlemek üzere kullanılır (…) Pannowitz, Nietzsche’yi izleyerek, militarist, milliyetçi ve seçkin değerleri ete kemiğe büründürecek yeni ‘postmodern insanları’ın gelişimini betimledi; bu, modern Batı medeniyetinden kopulmasına çağrı yapan faşizmle birlikte kısa sürede ortaya çıkacak olan bir fenomendi. …İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, modern çağdan bir ‘postmodern’ kopuş nosyonu, İngiliz tarihçi Arnold Toynbee’nin A Study of History (1947) başlıklı eserinin ilk altı cildini bir ciltte özetleyen D.C. Somervell’in çalışmasında ortaya çıktı ve bundan sonra bizzat Toynbee terimi benimseyerek postmodern çağ nosyonunu A Study of History’nin VIII. ve IX. ciltlerinde kullandı (…) Sommervell ve Toynbee, Karanlık Çağlar (675-1075), Orta Çağlar (1075-1475) ve Modern Çağ’dan (1475-1875) sonra Batı tarihinde 1875’te başlayan dördüncü bir aşamayı ayırmak için ortaya bir ‘post-Modern’ çağ kavramını attılar. Bu açıklamaya göre, Batı medeniyeti 1875 civarından itibaren Toynbee’nin ‘post-Modern çağ’ olarak adlandırdığı yeni bir geçiş dönemine girmiştir. Bu dönem dramatik bir değişimi ve daha önceki modern çağdan kopuşu oluşturuyordu ve savaşlar, toplumsal kargaşa ve devrim tarafından karakterize ediliyordu. Toynbee bu çağı bir anarşi ve total görecelikçilik çağı olarak betimliyordu. Bundan önceki modern dönemi toplumsal istikrar, rasyonalizm ve ilerlemenin damgasını taşıyan tipik bir orta sınıf burjuva çağı olarak nitelendiriyordu. Kriz, savaş ve devrim döngülerinin damgasını vurduğu tipik bir burjuva orta sınıf anlayışı. Bunun tersine, postmodern çağ, rasyonalizmin ve Aydınlanma ethos’unun (‘alışkanlık, özellik, kendine özgü ruh hali’) çöküşü tarafından damgalanan bir ‘Sorunlar Dönemi’dir.”[13]  Amitai Etzioni’ye (tarih:1968) göre, İkinci Dünya Savaşı tarihte bir dönüm noktasıydı; …postmodern bir dönemi başlattığını savunuyordu. Amansız teknolojik gelişimin ya daha önceki tüm değerleri çökerteceğini ya da teknolojinin insan hayatını ıslah etmek ve tüm toplumsal sorunları çözüme kavuşturmak için kullanılmasını mümkün kılacağın ileri sürüyordu.”[14]

***

“Savaş sonrasında bolca alkışlanan ‘refah toplumu’nun yarattığı boğucu konformizme karşı tüm Batı’da 1960’lı yıllarda başgösteren toplumsal-politik hareketler, yeni düşünsel akımlar ve kültürel başkaldırılar, katı ve baskıcı bir modern topluma karşı yaygın bir ayaklanmanın ortaya çıkmakta olduğu duygusunu yarattı. …Dönemin radikal politik hareketleri sonunda dağılıp gitmiş ve birçok kimsenin 1968’in patırtılı olaylarının ardından sökün edeceğini zannettiği devrim gerçekleşmemiş olsa da, 1970’li ve 1980’li yıllarda görülen bir dizi toplumsal-ekonomik ve kültürel dönüşüm, esasen önceki toplumlardan bir kopuşun cereyan etmiş olduğunu gösterdi. Medya, bilgisayarlar ve yeni teknolojilerdeki patlama, kapitalizmin yeniden yapılanması, politik değişimler ve ayaklanmalar, yeni kültürel biçimler ve zaman ve uzamın yeni yaşantılanma tarzları, kültür ve toplumu bir uçtan öbürüne kat eden dramatik değişimlerin cereyan etmiş olduğu duygusuna yol açtı.”[15] … “Batı toplumları şimdi artık çeşitli şekillerde ‘sanayi sonrası’ toplumlardır: ‘Post-fordist’, ‘post-modern’, hatta ‘tarih-sonrası’ toplumlar.”[16] …” “Modernlik sona ermiştir. …Post-modernliğin post’u çift anlamlıdır. ‘Post’, sonradan gelen,… Ya da ‘post-mortem’in post’una daha fazla benzeyebilir. Modernliğin ölü bedeni üzerinde icra edilen cenaze törenleri, cesedin teşhir edilmesi.”[17] …”Sürekli bir arayışı ifade eden postmodernizmin bugün çok yinelenen görünümü, onun, emek üretim paradigmasından enformasyon paradigmasına geçişi ifade etmesidir. Konunun ilk kuramcısı Amerikalı Daniel Bell, kavramı ‘Sanayi Sonrası Toplum’ olarak niteler. Fransız Alain Touraine de aynı görüştedir. Bell’e göre postmodernizm, şu özelliklere sahiptir: El işinin azalışı, beyaz yakalı işlerin hızla artışı, …Postmodernizm anti endüstriyeldir, Bilgi toplumunda, tarım, sanayi, hizmetler gibi üç sektörün yanında bir dördüncü sektör olarak bilgi işçilerinin oluşturduğu enformasyon sektörü giderek artan bir öneme sahip olacaktır, (Peter Ferdinand) Drucker’in ‘bilgi işçisi’ dediği bu yeni sınıf, gücü ellerinde bulunduracaktır… Üretim olanakları da, üretim araçları da onların elinde bulunacaktır.”[18] Bu savı ciddiye alıyoruz. Çünkü daha önce kaleme aldığımız metinlerde Monark’tan iktidarı devralan Burjuva gibi, yeni zamanda da Burjuva’dan iktidarı Küçük Burjuva’nın devralacağını söylemiştik. …“Mikhail Epstein, 1998’de yayınladığı ‘The Place of Postmodernism in Postmodernity’ (Postmodernizmin Postmodernitedeki Yeri) başlıklı makalesinde postmodernizmi postmoderniteden ayrıştırır ve her ikisini de modernizm ve modernite ile karşılaştırarak tanımlar… Epstein’e göre postmodernizm, modernitenin yalnız son elli yılına damgasını vuran, onun bireyselliğinin, bütüncüllüğünün yarattığı çelişkilerin derinleşerek aktarıldığı çeşitli felsefe ve sanat okullarını (sembolizm, ekspresyonizm, kübizm, sürrealizm gibi) da içinde barındıran bir sanat ve kültür akımıdır. Epstein postmodernite döneminin, modernizm akımının bitişiyle birlikte, yirminci yüzyılın ikinci yarısında başladığını ve ne zaman biteceğinin henüz bilinmediğini söyler. Postmodernite, durum ve yaklaşım olarak modernitenin ortaya çıkardığı hümanizmin, bireyselliğin ve biçimsel liberalizmin sonunu gösterir, evrensel insan kavramını, birey merkezli düşünceyi siler ve merkezi belirli olmayan, devingen söylemleri ve dünya görüşlerini benimser. Postmodernizm, bir kültür akımı olarak modernist akımları yapıçözümcü ve diğer şüpheci düşünce yöntemleri yoluyla sorgulayıp yok ettikten sonra kendini tekrarla yetindiğinden Epstein’e göre tükenmiş, sona yaklaşmıştır. Ancak postmodernizmin sonu kesinlikle postmodernitenin sonu değildir.”[19] …”Jameson’a göre, bizler hâlâ belirgin bir şekilde kapitalist bir dünyada yaşamaktayız.[20] …Post-modernizm, Jameson’a göre, modernleşme süreci tamamlanıp doğa büsbütün fethedilince elinize geçen şeydir.”[21] …”Postmodernizm nedir?’ diye sormak yerine, ‘postmodernizm söylemi nerede, nasıl ve neden ortaya çıktı?’, ‘bu konudaki tartışmalarda söz konusu edilen ne?’, ‘bu tartışmalar kime sesleniyor ve nasıl sesleniyor?’ diye sorulmalıdır.[22] Stanley Fish’in formülüyle söylersek, ‘postmodernizm ne anlama geliyor?’ diye sormayız, ‘postmodernizm ne yapıyor?’ diye sorarız.[23] Sorulan sorular şunlardı: Postmodernizm diye bir şey gerçekten var mı? Kültür yaşamının birbirinden farklı bütün alanları arasında ve bunları çapraz kesen ‘birleştirici bir duyarlılık’ var mı (Jürgen Peper)? Postmodernizm modernizmin ‘tamamlanmamış projesi’ni haksız yere kısıtlamıyor ya da zamanından önce kesintiye uğratmıyor mu (Jürgen Habermas)? İddia edilen ‘posmodernist atılım’ın yeni ya da değerli bir tarafı var mı (Gerald Graff)? Başka bir deyişle, postmodernist kültür var mı ve eğer varsa (kimi zaman yoksa bile) iyi bir şey mi kötü bir şey mi?[24] Postmodern bilim -kendisini yanıtlayamayacak sorularla, kesin kontrolün sınırlarıyla, eksik bilgilenmenin nitelediği çatışmalarla, ‘fracta’yla, dönüm noktalarıyla ve pragmatik paradokslarla ilgili kılarak- kendi evrimini kesintili, yıkıcı, düzeltilemez ve paradoksal olarak kuramlaştırıyor. Bilgi sözcüğünün anlamını değiştiriyor ve böyle bir değişikliğin nasıl meydana gelebileceğini ifade ediyor. Bilineni değil, bilinmeyeni üretiyor.”[25]

***

Bu yazı dizisindeki diğer yazılar


[1] Fatih Duman: Aydınlanma Eleştirisinden Devrim Karşıtlığına Edmund Burke, Liberte Yay., 2010, s.465

[2] Recep Duran: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s. 145

[3] Gencay Şaylan: Postmodernizm, İmge Kitabevi Yay., 2.Baskı, 2002, s.129

[4] Daniel Guerin: Kahverengi Veba: Faşizm Üzerine-1, Çev. Volkan Yalçıntoklu, Habitus Yay., 2013, S.9-13

[5] Giorgio Agamben: Kutsal İnsan (Egemen İktidar ve Çıplak Hayat), İngilizceden Çev. İsmail Türkmen, Ayrıntı Yay., 2001, s.178-179

[6] Levent Seçkin: Bilim ve Ütopya Der., Sayı: 217, Temmuz 2012, s.5   

[7] Arthur C. Danto: Sanatın Sonundan Sonra (Çağdaş Sanat ve Tarihin Sınır Çizgisi), İngilizceden Çev. Zeynep Demirsü, Ayrıntı Yay., 2010, S. 32-33

[8] Leszek Kolakowski: Modernliğin Sonsuz Duruşması, Türkçesi: Selahattin Ayaz, Pınar Yay., İstanbul 1999 s.14-17

[9] Necati Mert: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s.456; Murat Birdal, ‘Neo-Conlar ve Bumerang Etkisi’, http://www.ozgurhaber.net/modules.php?name=News&file=article&sid=922’den)

[10] Ihab Hassan: Türkçesi: İshak Yetiş; Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s.268

[11] Işık Yanar: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s.26; Perry Anderson, Postmodernliğin Kökenleri, Çev. Elçin Gen. İletişim yayınları, İstanbul 2002, s.10’dan

[12] Recep Duran: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s.142-148

[13] Steven Best-Douglas Kellner: Postmodern Teori (Eleştirel Soruşturmalar), İng. Çev. Mehmet Küçük, Ayrıntı Yay., 1998, s. 19-20

[14] Steven Best-Douglas Kellner: a.g.e, s.27

[15] Steven Best-Douglas Kellner:a.g.e., s.10/Önsöz’den

[16] Krishan Kumar: Sanayi Sonrası Toplumdan Post-Modern Topluma (Çağdaş Dünyanın Yeni Kuramları), Dost Kitabevi Yay., 1999, Önsöz’den

[17] Krishan Kumar: a.g.e., s.87-88

[18] Mahmut Tezcan: Postmodern ve Küresel Toplumda Eğitim, Anı Yay., 2002, s. 2-3

[19] Dilek Doltaş: Postmodernizm ve Eleştirisi (Tartışmalar-Uygulamalar), İnkılap Yay., 2003; s.193-194; Mikhail Epstein, ‘On the Place of Postmodernism in Postmodernity’, Russian Postmodernism: New perspectives on Late Soviet and Post-Soviet Culture, Yayına Hazırlayanlar: Thomas Epstein, Berghahn Books, 1999’dan

[20] Krishan Kumar: Sanayi Sonrası Toplumdan Post-Modern Topluma (Çağdaş Dünyanın Yeni Kuramları), Dost Kitabevi Yay., 1999, s.166

[21] Krishan Kumar: Sanayi Sonrası Toplumdan Post-Modern Topluma (Çağdaş Dünyanın Yeni Kuramları), Dost Kitabevi Yay., 1999, s.140-142; F. Jameson: Postmodernism, or, The Cultural Logic of Late Capitalism, Londra: Verso,1992, s.x-x; 48’dan

[22] Steven Connor: Post-Modernist Kültür: Çağdaş Olanın kuramlarına Bir Giriş, Çev. Doğan Şahiner, YKY, 2001, s.23

[23] Steven Connor: a.g.e., s.24; Stanley Fish, Is there a Text in This Class? The Authority of Interpretive Communinites, Cambridge, Mass., Harvard University Press, 1980, s.3’den.

[24] Steven Connor: a.g.e.,, s.19; Forget Foucalt, çev. Nicola Difrense, New York, Semiotext -e-, 1987, s.37’den.

[25] Steven Connor: a.g.e., s.49; Jean-François Lyotard, The Postmodern Condition: A Report on Knowledge s. vii. …’den.

İLİŞKİLİ İÇERİKLER

Milenyum çağında bir akım; Post-Post truth

“Unutulmasın ki; fotoğraf gözle çekilir; gözün ardında oluşan birikimle, görgüyle, izanla çekilir. Makineye teknik değerlerin yanında bu değerleri yüklemeyen kimse fotoğrafı yükseltemez!”

- Yazar / Şair Tevfik TAŞ

Post Foto-Graf

Soruyla başlar her şey. Soruya yanıt ararken, daha önce verilmiş bir yığın yanıtla karşılaşılır. Bazısı genel kabule mazhar olmuş ve reçete niteliği kazanmıştır. Burada asıl mesele şudur: Onun gölgesinde mi soluklanmalı, yoksa arayışı sürdürmeli mi? Soruyla başlayan serüven, kuşkuyla devam ettiğinde ortam zenginleşir.

“Düşünüyorum, o halde varım” idi, “Görünüyorum, o halde varım” oldu – 10

Dolar milyarderlerinin sürekli basit bir tişört, keten-kot pantolon ve basit bir ayakkabıyla veya terlikle görünmeleri (bunca tevazu) ilk anda, yeni dönemde üst kesim ile alt kesim arasında herhangi bir sosyo-kültürel fark olmadığı izlenimi bırakır.

“Düşünüyorum, o halde varım” idi, “Görünüyorum, o halde varım” oldu – 9

Fotoğraf, özünde modern sanat olarak, yirminci yüzyılda resmin bütünlüğünün en tehdit edici düşmanlarından biri olmuştur. Gerçekten, modern resmi temsilden uzaklaşıp kendi biçim ve koşullarının soyut sorgulanışına geçmeye zorlayanın, kısmen, fotoğraf teknolojisinin olduğu söylenebilir.

E-POSTA ABONELİĞİ

Tekin Ertuğ
Tekin Ertuğ
İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü) "Foto İntelijansiya" "Fotoloji / Fotologya"

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

YORUM YAPILDIĞINDA BANA BİLDİR
Bana bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster

MANŞET

POPÜLER İÇERİKLER