BLOG

Fotograf ortamının yüz akı ustalarından Mustafa Reşat Sümerkan

Yüz yüze tanışma olanağı bulamadığımız önemli ustalardan Mustafa Reşat Sümerkan’ı epey eski zamana giden bir süreçte hayat verdikleri ve foto-mizah olarak adlandırabileceğimiz ‘Bülmeten’den ötürü gıyaben tanıyoruz. Bir dönem AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) Başkanlığı yapan, sonra FSK’nın (Fotograf Sanatı Kurumu) kuruluşuna ön ayak olan ve Kurucu Başkan olarak sorumluluk üstlenen merhum Dursunali Sarıkoç vasıtasıyla, FOTOFORUM’un (Trabzon Fotoğraf Sanatı Derneği) Bülten’i, (Bülmeten’i) bizlere de ulaşıyordu. Şahane bir yaklaşımdı. Temel, Dursun, Fadime üçlüsünün dilimize pelesenk olmuş onlarca fıkrasının mekânı, hayat bulduğu coğrafya güzeller güzeli Karadeniz’de inşa edilmiş olan Fotograf Derneği’nin güzide yönetici ve üyeleri tarafından emek verilerek hazırlanan ‘Bülmeten’ muhtemelen güzel ülkemizin fotograf alanındaki ilk ve son basılı mizah evrakıydı.

Bülmeten, Bülten’in foto-mizah ekiydi. Kıymetli ustamızın ilettiği bilgiye göre, yayınlanan Bülten sayısı toplam 150, Bülmeten sayısı ise toplam 125 olmuş. Demek ki 10 yılı aşkın bir süre boyunca Bülmeten basılı olarak ilgililere ulaştırılmış. Hakikaten muazzam bir şey. Bülmetenler büyük bir olasılıkla dernek arşivinde ve titiz ustaların özel arşivlerinde korunmuştur. Araştırmacılar için bulunmaz bir nimet. Fotograf alanında Lisans, Yüksek Lisans, Doktora çalışması yapan dostlar ve meraklı diğer insanlar için hazine değerinde bir kaynak.

Usta fotografçı ve akademisyen sayın Sümerkan’ın, eşi Türkün Sümerkan hanımefendiyle birlikte fotograf ortamına yaptıkları katkıyı uzaktan kısmen de olsa duyuyor, biliyorduk. Yüz yüze tanışma olanağı bulamadığımız için hayıflandığımız kıymetli çift ve değerli dostları FOTOFORUM’un ayakta kalması, varlığının devam etmesi ve etkinliklerini yürütebilmesi için büyük bir özveriyle emek verdiler. Derneğin kuruluşu 1987; kuruluşundan itibaren Sümerkan usta yönetimde yer aldı, Başkanlık yaptı, eğitim çalışmaları gerçekleştirdi ve diğer bütün etkinliklerde sorumluluk üstlendi.

Asıl mesleği mimarlık olan ustanın fotograf alanında kısa sürede yetkin bir isim haline gelmesi neredeyse kaçınılmazdı. Nedenlerden biri kanaatimizce meslekten kaynaklı altyapı inşasıdır. Diğer bir neden, akademik ortamda yer alması ve akademide diğer derslerin yanında fotograf dersleri de vermesidir. Üçüncü neden ise bir sivil toplum örgütünde (FOTOFORUM) yer alıp uzun yıllar hemen her kademede sorumluluk üstlenmesi ve orada da fotograf dersleri verip çeşitli etkinliklere imza atmasıdır. Diğer nedenleri saymaya bile ihtiyaç olmamasına karşın biz gene de bazı şeyleri hatırlatmakta yarar görüyoruz. Amatörlerin eğitimi, amatör etkinliklerde sorumluluk üstlenmek, başka fotograf ustalarıyla temasta olmak, jüri üyelikleri, atölyeler, projeler, sergiler, gösteriler, söyleşiler, okumalar, araştırmalar ustayı yukarı taşıyan, ustaların ustası konumuna gelmesini sağlayan ve dahası bilgelik seviyesinde olgunlaştıran faktörlerdir.

Sümerkan usta hiç kuşkusuz fotograf ortamının bilge isimlerinden biridir. Bu güne dek hiç yüz yüze gelmemiş olmamıza karşın nasıl böyle bir kanaate vardığımızı da izah edelim. Birinci sebep Bülmeten’dir. Merak edenler Bülmeten’in yayınlanmış 125 sayısını bulup incelesinler. İkinci sebep ustanın fotograflarıdır. Ustanın instagramda paylaştığı fotograflar incelendiğinde neden böyle bir yargıya vardığımız biraz daha anlaşılır hale gelecektir. Başka bir sebep tavrı, duruşu, ilişkileri, iletişimidir. Bazı hallerde sezgilerimiz devreye girer ve biz ona kulak veririz. Sadece birkaç kez telefonla irtibat kurmuş olmamıza karşın, sezgilerimiz bize sürekli olumlu şeyler telkin etti. Fotografta amatör ortama verdiği emek için ilaveten bir şey söylemeye bile gerek yok. Öte yandan, sayın Türkün Sümerkan da amatör dernek ortamının emektarlarından biridir. Böyle çiftler az bulunur. Fotograf ortamında buna benzer az sayıda örnek var. Tabiatı gereği bizim nazarımızda Sümerkan çiftinin son derece saygın bir yeri var.

Karadeniz’in sarp coğrafyası ve hırçın denizi nedeniyle genellikle Karadeniz insanı sert tabiatlı olarak düşünülür. Her coğrafyada olduğu gibi Karadeniz’de de sert tabiatlı insanlar vardır, ancak öyle olması, sakin insanların bulunmadığı anlamına gelmez. İnanılmayacak ölçüde sakin, huzur veren, bilge tabiatlı Karadeniz insanları var. Karadeniz’den arkadaşları, dostları olanlar esas vaziyetin böyle olduğunu bilirler. Merhum Dursunali Sarıkoç ustayı hatırlıyoruz. Sükûnetiyle, bulunduğu ortama kendisiyle birlikte taşıdığı huzurla, olgunluğuyla, bilgeliğiyle amatör fotograf ortamında O’nu tanıyan herkesin gönlünü kazanmıştır. Memleketin belki de en nüktedan, esprili, şakacı, neşeli insanları Karadenizlilerdir. Kadın-erkek yaşı ilerlemiş has Karadeniz insanını dinleyen, onlarla sohbet etme şansı bulan herkes aynı kanaate varacaktır.

Karadeniz’deki zorlu tabiat koşullarıyla mücadele etmek herkesin harcı değildir. Bilgeleştiren faktörlerden biri de bu sert doğaya karşı verilen mücadeledir. Çok emek vermek zorundadır Karadeniz insanı. Çok ciddi zorlukları aşmaları icap eder. Büyük bir sabır göstermeksizin o sert coğrafyayla baş edilemez.

Yıllar önce FSK çatısı altında atölye çalışmaları yürütürken hayata geçirdiğimiz “Fotoğraf Ustaları” isimli önemli yayının 5.cildinde ustaya yer vermiştik. Sayın Sümerkan kendi yaşam öyküsünü, fotograf serüvenini, duygu ve düşünce dünyasını kaleme alıp bize iletmişti. Metnin başlangıcında yer alan bir bölümü burada paylaşmak istiyoruz.

Gençliğimizde, zamanın hızla akıp geçen bir değer olduğuna ilişkin sözleri yaşlılardan duyar, tebessümle karşılardık. Bizi pek ilgilendirmezdi bu tür tanımlamalar. Sıradan bir gün, hafta kadar uzun; güneşin hareketi bu güne göre oldukça yavaştı… Akşam bir türlü olmazdı…

İnsan ancak olgunluk yaşlarına ulaşınca geri dönüp değerlendirme yapabiliyor. Kural bu… Bir çocukken kimliğini, kişiliğini oluşturan ve körpe beynine kazıyan olayların onu şimdi hangi noktaya ulaştırdığını yıllar sonra irdeleyebiliyor. Olay bütününü tüm yönleriyle kavrama mesafesine elli yaşlarından sonra varıyor. Altmış yaşında böyle sorgulamaların kazandıracağı pek bir şey yok elbette ama insan bu, merak ediyor: Acaba bu okula değil de şu okula gitseydim ne olurdu? Şu kentte değil de bu kentte yaşasaydım bu gün nasıl bir kişilik sahibiydim? Annem ev kadını değil de öğretmen olsaydı şimdi nasıl biriydim? İlkokuldayken babam bana basketbol topu ya da ne bileyim, mandolin hediye etseydi, ben bu gün yine fotoğraf meraklısı mıydım?

Bakıyorum, insan ömrü rastlantılar üzerine kurulmuş. Kimilerini olumlu, kimilerini de olumsuz diye değerlendirmek olası elbette. Acaba öyle midir? Kötü diye nitelendirdiğimiz bir rastlantı acaba bizi sonradan çok kazançlı çıkacağımız bir kapıya yöneltmiş olamaz mı? Ya da tam tersi…

Yaşamöyküsünü okuduğum çoğu insan, küçüklüğünde ona armağan edilen fotoğraf makinesi sayesinde fotoğrafa ilgi duyduğunu anlatıyor. Acaba diyorum, yazar ya da besteci olabilecek bir değer, birkaç yüz liralık makine ile yolundan alıkoyulmuş olabilir mi?

İş galiba küçük yaşlarda kararlaştırılıyor. Çevre, arkadaşlar, aile yapısı, yaşanılan yer, gelir durumu gibi pek çok etken çocuğu biçimlendiriyor. Günümüz deyimiyle yazılımı ve programı beynine o çağda yükleniyor. Geri dönüp çocukluğumla yüzleştiğimde, o yıllardaki prototipten, ancak şimdiki gibi bir modelin oluşabileceğine karar kılıyorum.”

Fotografla 1970 yılında ilk kez tanışan usta bu güne dek toplam 17 (onyedi) kişisel sergi açmış ve çok sayıda karma sergide yer almış. Saydam gösterileri, söyleşiler, eğitimler, atölyeler vs alt alta sıralayınca çok ciddi bir yekûn oluşturuyor. Oldukça uzun bir zamana yayılı ve yoğun tempoyla yürüyen fotograf yolculuğu sayın Sümerkan’ın hayatı ele alışını, olaylara ve olgulara yaklaşımını, duygu ve düşünce dünyasını bizatihi hayatın içinde kalarak, hayata odaklanarak kaydettiği fotograflarda görüyoruz. Dışarıdan değil, içeriden bir bakış var fotoğraflarda. Yani fotografçı, fotografik kayıtlarını yaptığı hayata yabancı değil, doğrudan o hayatın içinde yer alan bir insan. Portfolyosunu incelediğimizde ustanın kendine özgü bir yaklaşımı olduğu kanaatine varıyoruz. Olumlu-olumsuz bütün veçheleriyle deneyimlenmiş, derinlemesine kavranmış ve içselleştirilmiş bir hayat var fotograflarda.

Fotografçıların, özellikle de amatörlerin baskın çoğunluğunun en önemli zaafı, kameralarını çevirdikleri hayata dair olgunun yabancısı olmalarıdır. Ele aldıkları meseleye dair bilgi sahibi olmak ve onu hiç olmazsa kısmen kavramış olmak gerektiği çoğunlukla ıskalanır. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma tavrı ne yazık ki baskındır.

Usta fotografçı Sümerkan, kamerasını çevirdiği meseleye yabancı değildir, tersine meseleyi özümsemiştir. Fotograflarında bunu rahatlıkla teşhis edebiliyoruz. ‘Hamdım, piştim, yandım’ sürecinin varlığını Sümerkan ustanın hayatında ve fotograflarında hissediyor ve görüyoruz.

Önemsediğimiz için üzerinde durma ihtiyacı duyduğumuz meselelerden biri kuşaklararası bağın kopmuş olmasıdır. Yazılarımızda yeri geldikçe kuşaklararası bağın kopmuş olmasının yol açtığı negatif duruma işaret ediyor, kendinden önceki kuşakların deneyimlerinden bîhaber olan kuşakların neredeyse sıfırdan başlamak zorunda kaldığını, bu yüzden düşe kalka yol aldığını, bütün olumsuzlukları bizatihi deneyimlemek zorunda kaldığını hatırlatıyoruz. Bağın kurulması veya yeniden inşa edilmesi, sağlamlaştırması ve kesintiye uğramadan devam eder hale getirilmesi hususunda en büyük sorumluluk mevcut fotograf derneklerine düşer. Çünkü onlar gönüllülük temeli üzerine inşa edilmiş kuruluşlardır. Kendilerini herhangi bir çerçeveyle sınırlamayan, bu itibarla fotografa dair meseleleri enine boyuna ele alma yeteneği daha fazla olması gerektiği varsayılan kurumsal yapılardır. Böyle önemli bir meselede tek tek bireylerin yapabileceği şeyler tabiatı gereği oldukça sınırlıdır. Her biri bir kurumsal yapı olan derneklerin gücü ve kabiliyeti tabii ki daha fazladır. Derneklerin üst yapısı niteliğine sahip olan TFSF (Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu) kuşkusuz daha güçlü ve yeteneklidir. Yayın, eğitim, sergi, gösteri, söyleşi, panel, sempozyum, buluşma, tanışma ve sohbet toplantısı, …gibi çok çeşitli etkinlikleri üye dernekler marifetiyle organize edebilir. Nitekim bazı dernekler zaman zaman bu yöndeki önemli etkinliklere imza attılar. Buna ilave olarak, dijital sistemin sağladığı yeni olanaklarla bazı dernekler ve gruplar online toplantılar yapmak suretiyle kuşaklararası bağın kurulmasını belli ölçüde sağlamaya çalışsalar da eksik kalıyor, yetmiyor. Yetmediğini kendi deneyimlerimizden biliyoruz.

Epey zamandır usta fotografçıların yapıp etmeleri üzerine düşüncelerimizi içeren metinler kaleme alıyoruz. Başta Arthenos Blog olmak üzere bazı platformlar bu metinleri yayınlıyor. Müteşekkiriz. Yazılar yayınlandıktan sonra tarafımıza iletilen geri dönüşlerden anlıyoruz ki günümüz fotografçılarının pek çoğu metinlere konu olan ustaların isimlerini ilk kez duyuyor, yapıp etmeleriyle ilk kez karşılaşıyor. Elli yıldan fazla bir süre boyunca fotografın hemen her kulvarında yığınla etkinliğe imza atmış oldukça deneyimli ve birikimli bir ustanın, kendinden sonraki kuşaktan fotografçılar tarafından bilinmiyor olması düşündürücüdür. Bu hal, ciddiye alınması gereken bir problemin varlığına delalet eder. Dernekler de bu gibi problemlerin ele alındığı, tartışıldığı ve çözümlendiği platformlardır.

Hemen herkesin tanıdığı popüler bazı ustalar var tabii ki. Ancak onların tanınıyor, biliniyor olması bu ciddi problemin varlığını ortadan kaldırmıyor. Hatta onlar dahi üç-beş yıl bir kenara çekilip gözden uzak dursalar, muhtemelen yitip giderler. Böyle şeyler devamlılık ister. Devamlılığı sağlama yeteneğine sahip olan da kurumsal yapılardır. Fotograf alanındaki en temel kurumsal yapı ise mevcut koşullarda derneklerdir. Akademiyi ayrı düşünmek icap eder. Ayrı düşünmek istemesek bile, akademi doğal olarak kendisini ayrı bir yere konumlandırır. Dolayısıyla böyle meselelerde dernekleri esas almak zorundayız. Çünkü dernekler, insanların gönüllülük temelinde biraraya gelmeleriyle oluşturulan yapılardır ve tabiatı gereği bu gibi meselelerde her biri işlev sahibidir ve sorumluluk üstlenecek konumdadır.

Şayet şimdi ciddiye alınıp gereği yapılmazsa, ilerleyen zaman içinde istense de yapılabilecek hiçbir şey kalmaz veya sınırlı şeyler yapılabilir. Çünkü zaman hiç bir şeyi beklemeden akıp gidiyor, insanlar yaşlanıyor, yaşlandıkça sağlık sorunları artıyor, er ya da geç herkes hayata veda ediyor. Geç kalındığında, yeni kuşaklarla buluşturacak deneyimli, birikimli usta bulmak mümkün olmayabilir. Yakın geçmişte yitirdiğimiz büyük ustalardan bazılarının isimlerinin şimdiden yitip gittiğini, bazılarının isimlerinin de bir süre sonra yitip gideceğini söylemek yanlış olmasa gerektir. Her şeyin köklerinden beslendiğini unutuyoruz. Her türlü deneyim ve birikim köklerden nakledilir.

Mamafih kök ile gövdenin bağını kopartmaya, dolayısıyla dal budak salmasına ve gelişip büyümesine engel olmaya meyilli onlarca faktör var. Bu mesele kavranmamışsa, görmezden gelinmişse yahut yeterince önemsenmemişse, vay halimize. O vakit bu meyanda dillendirilen her şey laf-ı güzaf olur.

Basılı ve/ya görsel yayınlarla, söyleşi ve sohbetlerle, panel ve sempozyumlarla, buluşmalarla ve başka yöntemlerle bu önemli mesele hak ettiği değere kavuşmalı. Kabul etmek lazım ki dernek ortamlarında epey bir şey yapılıyor. Duyarlı olan ve olanakları elveren dernekler bu ve benzeri meselelerde çaba sarfediyorlar. Gönülden tebrik ediyoruz. Emek verenlere şükran borçluyuz.

Buna rağmen ciddi bir boşluk bulunduğunu, bazı önemli şeylerin eksik kaldığını, daha fazla derli toplu çabaya ihtiyaç olduğunu, bunun yolunun da güç birliği yapmaktan geçtiğini kabul etmeliyiz. Zira fiili durum böyle bir boşluğun varlığına, mevcut gayretlerin yeterli olmadığına işaret ediyor.

Ortak akıl ile yol almak ve birlikte çaba göstermek gerek.

Ortak aklın vücut bulduğu veya somutlandığı yer ise, kuşkusuz TFSF’dir.

Yazılarımıza göz gezdiren dostlar bilirler; ustalara dair kaleme aldığımız metinlerde mümkün olduğunca, fotograf ortamının ortak bir sorununu, ilgili metin üzerinden dikkatlere sunmaya çalışırız. Metnin akışı içinde söz gelir oraya dayanır ve biz üstesinden gelinmesi gereken ortak meseleye değinme ihtiyacı duyarız.

Kuşaklararası bağın kopmuş olması meselesine başka yazılarımızda da değinmiş olmamıza rağmen, burada bir kez daha değinmemiz boş yere değil. Fotograf ortamının tamamında bu duyarlılığın oluşmasını, bu önemli meselenin üzerinde düşünülmesini sağlamaya çalışıyoruz. Makus talih odur ki, şimdi fazla dikkate alınmayan, önemseyen pek çok meselenin ilerleyen zamanda ne kadar önemli olduğu anlaşılır ve fakat iş işten geçmiş olur.

Suya yazı yazmak yerine, tarihe not düşmek isteriz.

Mustafa Reşat Sümerkan ustanın yapıp etmelerini, fotograf ortamına verdiği emeği (ki bu büyük emekte kıymetli eşi Türkün Sümerkan hanımefendi ve diğer fotografçı dostlar da pay sahibidir) paylaşmaya çalıştığımız bu mütevazı metnin merkezinde ister istemez Bülmeten, dolayısıyla foto-mizah yer alacaktır. Bazılarımız için nostaljik gezinti, bazılarımız için şaşırtıcı bilgi olacak Bülmeten örneklerini paylaşmadan evvel, geçmiş zaman fotograf ortamında sık tekrar eden, fakat şimdilerde pek hatırlanmayan birkaç şakacı örnek paylaşalım.

Siyah-Beyaz fotografiden renkli fotografiye geçme evresinde, renkli görüntü şaşkınlığı ve heyecanı yaşayan pek çok insanın ne yapıp edip renkli fotoğraflara sahip olma arzusunu ciddi anlamda körüklemişti. Şimdi özellikle ileri amatörlere garip gelebilir ama o vakitler yerleşik S/B görüntüyü aşabilmek, şaşkınlık yaratan renkli görüntüye kavuşmak çok kıymetliydi. S/B fotograf hızla düşük gelir gruplarının alanına indi, renkli görüntü ise üst bir konum elde etti ve bir tür statü göstergesine dönüştü. Orta halli ailelere mensup bireyler o vakitler lüks sayılabilecek şeyler edinebilir duruma eriştiklerinde (çoğunlukla) ilk yaptıkları şey bir fotograf makinesi satın almaktı. Fotograf makinesi satın almak için mağazaya gittiklerinde, marifetin filmde olduğunu bilmedikleri için, renkli çeken fotograf makinesi istediklerini söylerler, satıcı da tebessüm ederdi. O yüzden, ‘bu makine renkli çekiyor mu?’ esprisi dile pelesenkti. Amatör olarak fotografa henüz başlamış olanlarda da bu yanılgıya rastlanırdı. Amatörlüklerinin ilk evresinde 9cmX13cm veya 10cmX15cb boyutlu baskıları ustalara gösterir görüşlerini almak isterlerdi. Zamanın ustaları her nedense görüntüdeki elektrik ve telefon tellerine tahammül edemezlerdi. Sadeleştirmenin bir parçası olarak düşünseler de, esasen ezbere alınmış estetik bilgiye yaslandıklarını şimdilerde daha iyi anlamaktayız. Geleneksel bütün yaklaşımlar gibi bu da ne yazık ki hepimizin ezber bilgisine dönüştü, reçete haline geldi. Onu kırmak, aşmak ve başka türlü bakmak ise neredeyse mucizeye dönüştü. Çatıya, elektrik-telefon direğine veya bahçe çitine konmuş doğan, şahin gibi avcı-yırtıcı bir kuşun, insan eliyle yapılmış nesnelerin üzerinde oldukları için doğa fotografı kapsamında alınamayacağı gibi daha pek çok şey vardı, bir zamanlar fotografçıları meşgul eden. Doğal ortam diye bir şey kaldı mı? İnsan evladı her yere ve her şeye bulaşmadı mı, her şeye elini atmadı mı? Zavallı hayvanların yaşayabileceği doğal ortam var mı artık? Bitirdik her şeyi, hâlâ olmayanı istiyoruz. Üstelik çatı, çit, direk gibi nesnelere konmuş olmaları o kuşları yabanî olmaktan çıkartmaz, evcil olmalarına katiyen yol açmaz.

Neyse ki, bir vakitler tabu haline gelmiş olan pek çok yaklaşımı şimdilerde aşmayı başarabilen epeyce insan var artık.

Fotografta tel bulunması, karmaşaya yol açtığı ve estetik algıyı (esasen ‘güzelliği’) bozduğu için çoğunlukla kabul görmezdi. Buradan da bir espri üretilmişti. Acemiler, kendilerine göre bir nebze kıdemli sayılabilecek kimselere fotograflarını gösterdiklerinde, şayet fotografta tel varsa, kıdemli zat ‘sende tel filtresi yok mu?’ der ve acemiyi şaşkına çevirirdi. Bazen çok ileri gider, yaptıklarının espriden ibaret olduğunu söylemezler, o garibim de fotograf makineleri ve ekipmanları satan mağazaya gidip tel filtresi almak istediğini söylerdi. Böyle şeylere şaka mı demeli, e*ek şakası mı demeli bilemiyoruz. Yapana ve maruz kalana sormak gerek.

Gelelim Bülmeten’e. Şimdi Bülmeten’den örnekler paylaşmanın zamanıdır.

Kıymetli ustamız Mustafa Reşat Sümerkan’a saygıyla,

Tekin Ertuğ

İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü) "Foto İntelijansiya" "Fotoloji / Fotologya"

Yorumlar

  • Sene sanırım 1993 ya a 94, KTÜ'de fotoğrafçılık kursuna yazıldım, M.Reşat hocam derse geldi ama bir gariplik vardı sınıfta 2 ya da 3 kişi idik. hatta bazı derslere sadece ben gelmiştim. O zaman çok utangaç olduğum için benim için çok zor olmuştu ama hocam ısrarla, yılmadan sanki sınıf ağzına kadar öğrenci dolu imiş gibi anlatırdı. ilk karanlık oda da siyah-beyaz film yıkama işlemini o zaman yapmıştım. Yaşım oldu 50 ama hala M.Reşat Sümerkan ismini asla unutmam. Çok değerli bir insandır

Paylaş
Yazar:
Tekin Ertuğ
Etiketler: Sanat ve Sanatçı
  • yakın zamanda gönderilenler

    Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

    Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…

    % gün önce

    İç mekanlarda filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha mı zordur?

    Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…

    % gün önce

    Film fotoğrafçılığında pozometre olmadan flaş kullanmak

    Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…

    % gün önce

    Günümüz Fotoğrafçılık Trendleri: 2026 İçin Beceriler ve Kariyer Fırsatları

    Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…

    % gün önce

    Eksikliğini hissetmemek, muhtaç olmamak; Doktorlarımız…

    Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…

    % gün önce

    Çektiğiniz filmin banyosunu neden kendiniz yapmalısınız?

    Çektiğiniz fotoğrafların kendi çabanızla negatif üzerinde belirmesini görmek adeta bir sihir gibi! Teknik yönün yaratıcılıkla…

    % gün önce