BLOG

İlk Adım Fotoğraf Atölyesi

Usta fotografçılar Emel Sezer ile Serdar Akyay’ın birlikte kuramsal ve teknik altyapısını oluşturup, özgün bir yöntem geliştirerek uzun süredir sahada hayata geçirdikleri ‘İlk Adım Fotograf Atölyesi’ son derece dikkate değer, önemli ve anlamlı bir çabadır.

Sanatın, çocuk yaştan itibaren insan hayatına girmesi gerektiği söylenir. Boşa değildir. Nitekim elit ailelerde ebeveynlerin piyano derslerine gösterdiği ilgi bu tavrı açık şekilde ortaya koyar. Çocuk denebilecek yaşta başlandığı takdirde piyanonun daha iyi öğrenilebileceğine dair ortak bir kanaat oluşmuştur. O yüzden, oldukça erken yaşta çocuklar piyanoyla tanışır. İlk akla gelen piyano olsa da, özünde bütün enstrumanlar erken başlamayı gerektirir. Sadece enstruman da değil, nota öğrenimi ve şan dersleri de öyledir.

Bale öyle değil midir? Jimnastik, yüzme, buz pateni gibi spor alanları öyle değil midir? Okul çağı, yani okuma-yazma, boyama, çizim gibi etkinlikler bilinçli şekilde erken başlatılır. Satranç öyle değil midir? Kısaca, öğrenime yönelik ne varsa, bedensel ve zihinsel kapasiteye uygun program oluşturulup erken yaşta hayata geçirilmeye çalışılır. Yabancı lisan (dil) öğreniminin de çocuk yaşta çok daha rahat gerçekleşeceği bilinir, mamafih bunun koşullarını oluşturmak pek kolay olmaz.

Öte yandan, sanatı bilmenin veya sanatın herhangi bir dalıyla meşgul olmanın, bireyin meslek yaşamına ciddi anlamda katkı vereceği kabul edilir. Düşün alanı da hiç kuşkusuz öyledir. Estetik bilgi, analitik yaklaşım, soyut düşünme, muhakeme kabiliyeti, birey ve toplum yaşamında çok önemli yer tutar.

Bununla birlikte, bir hobi edinmenin bireyin hayatında ne denli önemli olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Özellikle, yığınlar halinde yaşanan kent ortamında, neredeyse bir ömür süren rutinin sakatladığı koşullarda küçük bir özgürlük alanı olarak hobinin değeri paha biçilmezdir. Hobi olarak olta balıkçılığı, kampçılık, karavancılık, dağcılık, binicilik, okçuluk, bisiklet, bitki yetiştirme, hayvan bakımı vb seçilebileceği gibi, ahşap, metal, cam, toprak işi, örgü vb zanaatlar da seçilebilir. Kuşkusuz bunların hepsinin insan psikolojisi üzerinde olumlu etkileri vardır. Bu bağlamda olmak üzere geleneksel ve/ya yerel zanaatlar/sanatlar unutulmamalıdır. Hat, minyatür, tezhip vb alanlar çok kıymetlidir. Amatör koleksiyonerlik de yabana atılır bir etkinlik değildir. Saydıklarımızın ve sayamadıklarımızın hepsi, insan hayatı için madden ve manen çeşitli fırsatlar barındırır. Moral değer oluşturma potansiyeli, bireyin vaziyetine bağlı olarak çeşitli seviyelerde hemen hepsinde mevcuttur.

Sanat alanları da hobi düzleminde önemli bir yer tutar. Edebiyat, resim, heykel, cam, seramik, tiyatro, müzik, fotograf vb alanların herhangi biriyle veya birkaç tanesiyle meşgul olmak, diğerleri gibi rehabilite edici bir etkiye yol açar hiç kuşkusuz.

Bütün zanaat ve sanat alanlarında ve diğer alanlarda hobi olarak, amatör olarak, ileri amatör olarak veya profesyonel olarak yapıp etmelerden ötürü zıvanadan çıkılmadığı takdirde yapıcı-onarıcı etkileri gözle görülür şekilde ortaya çıkar.

Çocuğun hayatı oyunla başlar. Öyle kodlanmıştır. Hem bedensel, hem zihinsel aktivitedir oyun. Düzenler, bozar, yeniler, tekrar bozar. Yap-boz ile vakit geçirir. Serbest bırakıldığında kendi kendine oyun üretir. Minik şeyler inşa eder. Emsalleriyle oynar, hayvanlarla oynar, taşla ve toprakla oynar. Kurallar koyar, koyduğu kuralları değiştirir. Taklit eder, esinlenir, yaratıcı kabiliyetini devreye sokar. Öğrenir, düşünür, anlamaya çalışır, yorumlar ve üretir. Yapay dil ürettiği bile vakidir. Eskiler bilirler; ‘kuş dili’, ‘par dili’ gibi eğlence araçları üretmiştir çocuklar. Tamamı oyundan ibarettir.

Bu bilinçle fotografı devreye sokmuştur Emel Sezer ile Serdar Akyay. Oyun çağındaki çocuk için oyunlaştırılarak cezbedici kimlik kazandırılmış bir fotograf öğrenimidir altyapısını oluşturdukları ve hayata geçirdikleri yöntem. Özgündür.

‘Fotoğraf İlk Adım’ kitaplarının fikir babası Serdar Akyay’dır. Fakat bu nitelikteki önemli şeyler bir insanın tek başına hayata geçirebileceğinden çok daha fazla sorumluluk ve yük getirir. Ortaklaşa çabaya ihtiyaç doğar. Kafa kafaya vermeyi, omuz omuza ve/ya el ele vermeyi gerektirir. Nasıl bir kitapçık hazırlanacağına, nerelerde hayata geçirileceğine dair süreci uzun zamandır kendi içinde olgunlaştıran usta fotografçı sayın Akyay, bir başka usta fotografçı sayın Sezer’le tanıştıktan sonra ikisi arasında fikir birliği ve işbirliği oluşmuştur. İlk Adım Fotoğraf Atölyesi’nin yüzyüze eğitim projesine dönüşmesi fikri Emel Sezer tarafından ortaya atılmış ve uygulanmıştır.

Metinleri Serdar Akyay’ın hazırladığı, çizimlerini Emel Sezer’in yaptığı kitaplar basılmış; rehber niteliğindeki bu doküman esas alınmak suretiyle bizatihi kendilerinin yer aldığı, kurumların, öğretmenlerin ve velilerin desteklediği proje hem yurtiçinde, hem de yurtdışında çeşitli ülkelerde hayata geçirilmiştir. Kitapçıklar önce Türkçe ve İngilizce basıldı. Daha sonra Boşnakça, Makedonca ve Arnavutça baskıları yapıldı. İlk Adım Fotoğraf Atölyesi eğitimleri Makedonya’da, Bosna-Hersek’de ve Bulgaristan’da gerçekleştirildi.

FIAP yetkililerinin dikkatini çeken ve beğenisine mazhar olan bu değerli çalışmanın ikinci ve üçüncü kitaplarının baskıları için FIAP da destek oldu. Kitapların aynı zamanda İngilizce hazırlanmış olması çok isabetli olmuştu ve önemli bir avantaja yol açtı; FIAP, kitaplardan örnekleri farklı ülkelere gönderdi.

Çocuklara yönelik öğretiyi bir basamak yukarı çekip oldukça önemli bir katman ilave eden Sayın Sezer çizimlerinde dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan anıtsal eserlere yer verdiği gibi, büyük bir antik eserler açık hava müzesi görünümü arzeden güzel memleketimizin kültürel değerlerini de öne çıkartmıştır. Çocukların belleklerine bu muhteşem görüntüler kaydedilmektedir. Öte yandan, bu bağlamdaki çizimler, tanıtıma ciddi anlamda katkıdır. Bununla birlikte, inşa edilen öğretme/öğrenme sistemine dair bütün zihinsel, bedensel, iletişimsel, sosyal vs çabanın, hemen yanıbaşımızda bulunan tanıdık fotografçı dostlar tarafından gerçekleştirilmiş olması ister istemez sıcak ve samimi gelir insana.

Uluslararası Innerwhell derneği tarafından verilen ödüllü “Bak-Düşün-Gör” sloganı ile ilerleyen eğitimlerinde kullandıkları “Genç Fotoğrafçının Değerleri” manifestosu da çocuklara çok önemli geleneksel ve evrensel değerler vermektedir.

Bu çalışmanın ‘özgün’ bir çalışma olduğunu teslim ederek belirtelim ki fotografta çocuk ve genç eğitimine-öğretimine yönelik programlar epeyce eskiye gider. Sebebi gayet açık. Fotografa gereksinim başladığı andan itibaren mesleği icra edecek insana da gereksinim duyulur. Muhtemeldir ki o yüzden Osmanlı’da ilk olarak 1864 yılında ‘Menşei-Muallim’in ‘sınıf-ı evvel’inde fotograf dersleri verilmiştir.

Cumhuriyet Türkiye’sinde Halkevleri belki ilk dönem olmasa bile (kuruluşu 1932’dir) sonraki evrelerde fotograf derslerinde etkindir. Ve Köy Enstitüleri (kuruluşu 1940) ile onların devamı niteliğindeki Yatılı Öğretmen Okulları sanat ve spor aktivitelerini çok önemsedikleri için, diğer sanat dalları gibi müfredatlarında fotograf derslerinin de yer aldığını biliyoruz. Köy Enstitülerine alınıp yatılı mektepte öğretmen olarak yetiştirilen kırsal kesime mensup çocukların yaşı dikkate alındığında bunun bir çocuk-genç programı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Köy Enstitülerinin ömrü uzun olmadı ne yazık ki. Yatılı Öğretmen Okulları aynı ruhu tam olarak taşımasa bile, o geleneği belli ölçüde sürdürdü. Halkevleri, akşam ve hafta sonu programlarıyla meslek insanı yetiştirmek konusunda hayli uzun süren eğitim-öğretim gerçekleştirdi. Halkevleri ortamında çocukların yer almadığı düşünülebilir, buna mukabil gençlerin oradaki eğitim-öğretim programlarından yararlandığı söylenebilir. Bunlardan gayrı, çoğunluğu 1800’lerin ikinci yarısında kurulan yabancı misyon kolejleri veya liselerin de (Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan,…okullarında) fotograf derslerinin olup olmadığı da incelenmeye değer doğrusu.

Hepsi bir yana, ülkemizdeki kent ve kasabalarda kurulan ve geçmişleri bir asrı geçen fotograf stüdyolarının hepsinde usta-çırak ilişkisiyle meslek insanı yetişti. Binlerle ifade edebileceğimiz sayıda çocuk, stüdyo ustalarının yanında senelerce çırak olarak emek verip önce kalfa oldu, sonra da usta.

Dönüp baktığımızda hepsinin kendine özgü bir eğitim-öğretim programı uyguladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Mekteplisi de, alaylısı da en nihayet bir öğrenme sürecinden geçmiştir. Beğenelim ya da beğenmeyelim, her biri meslek insanı yetiştirmeye (yahut hobi edinmeye) yönelik birer yöntemdi. Okullardaki öğrenme süreci de bir metoda dayanıyordu, kasabadaki stüdyo da. İkisinin süreci farklı işlese veya yöntemleri farklı olsa dahi, nihai olarak ikisi de fotograf alanında eleman yetişmesini sağlıyordu. O eleman ister zanaatkâr olsun, ister hobi veya sanat için yola çıksın, kendisi için elzem olan temel teknik ve plastik bilgileri öğrenebilmesinin yolu sözünü ettiğimiz koşullardan/ortamdan geçiyordu.

En etkin yahut verimli yöntemin hangisi olduğu hususu öteden beri tartışılır. Müfredat bunun için gözden geçirilir, yenilenir, mevcut koşullara uygun hale getirilir. Hiçbir metod, metodların en iyisi değildir, olmamıştır. Öyle olmadığı için tartışmalar bitmez. En başta da teknolojideki yenilikler, yaşam koşullarındaki değişim ve dönüşümler, en iyi gibi görünen metodu tartışmalı hale getirir. Radyo dahi yokken uygulanan eğitim-öğretim yöntemleri, bilgisayar ve cep telefonunun bulunduğu koşullarda doğal olarak uygulanamaz. Üstelik koşullar/altyapı aynı iken bile ülkeden ülkeye, sistemden sisteme eğitim programları değişiklik gösterir.

Önemli olan şey, eldeki olanaklar ve yaşanan koşullar içinde mümkün olan en verimli ve etkin yöntemi hayata geçirmeye çalışmaktır. Yapılanların hepsi ister istemez kendine has bir yöntem içerir. Hiçbir yöntem tam ve/ya eksiksiz değildir, çünkü tam ve/ya eksiksiz olması mümkün değildir. İddialı söylem, bu bağlamda olmak üzere, abartılıdır. Mamafih, bazı yöntemlerin mevcut koşullar içinde daha iyi, daha sağlıklı, daha verimli, daha etkin, daha çağdaş, daha şu, daha bu olduğu yolunda fikir yürütülmesi pekâlâ mümkündür. Ona rağmen her yöntem bir zaman sonra eskir, etkisiz ve verimsiz hale gelir. O noktadan itibaren de eleştiri dozu artar ve tartışma başlar. Bu da yenilenme ihtiyacının işaretidir.

Yetmişli yıllardan itibaren sosyal hayata sınırlı sayıda fotograf derneği de dahil oldu. O tarihlerde çocukların fotograf eğitimi-öğrenimi meselesi pek göze çarpmıyor. Fotograf ekipmanının herkeste bulunmadığı analog dönemden söz ediyoruz. Hal böyle iken çocukların buna dahil edilmesi meselesini geriye itecek pek çok faktör var. Siyasal söylem, sanat söylemi, ender ve pahalı oluşundan ötürü ekipmanın kıymeti vb şeyler alanı sınırlıyordu. Kısacası sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel, sosyo-politik ve psiko-sosyal vaziyet çok da elverişli değildi. Dijital evreden itibaren giderek artan bir hızla fotograf yaygınlaştı. Yaşlı-genç pek çok insan şu ya da bu nedenle fotograf kulvarında biraraya geldi. Dernek sayısı arttı. Derneklerin üye sayısı arttı. Yayın çoğaldı. ‘Sosyal sorumluluk’ projeleri bağlamında etkinlik alanları dallanıp budaklanmaya, yayılmaya başladı.

Çocuklara ilişkin ilk etkinlikler her ne kadar analog dönemin son evrelerinde başlamış olsa da, dijital evrede hız kazandı, çoğalma eğilimine girdi. Hatırlanacağı üzere, 99 depremi sonrası çocuklarla ilgili anlamlı bir atölyeyi Özcan Yurdalan ve arkadaşları gerçekleştirmişti (geniş bilgi için Dora Günel’in Fotografya.gen.tr. 10.sayıdaki yazısına bakılabilir) Birikim ve deneyimden yola çıkarak sağlıklı, etkili, verimli bir metod geliştirdiler ve daha sonra memleketin çeşitli illerinde yeni atölyeler yaptılar. Van depreminde de atölye yaptılar. Hiç kuşkusuz etkindi, verimliydi, çağdaştı, özgündü. O nedenle dış ülkelerde dahi kabul gördü.

Bu arada AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) görme engellilerle ilgili ciddi çalışmalar yaptı. Sonra çalışmalar daha da çeşitlendi (geniş bilgi için bendenizin hazırladığı “Işıkla Resmedenler-16” kitabında Fazlı Öztürk’le yapılan söyleşiye/röportaja bakılabilir). Faika Berat Pehlivan ve arkadaşlarının ZİÇEV’de (Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı) yaptıkları uzun solukla çalışma var. FSK’nın (Fotograf Sanatı Kurumu) çeşitli ilköğretim okullarında yaptığı çalışmalar da bu düzlemde düşünülebilir. Nazmi Alacadağlı, Mebrur Hatunoğlu ve arkadaşlarının Serebral Palsili Çocuklar’a yönelik olarak yirmi yıldan fazla süredir büyük bir özveriyle gerçekleştirdikleri çalışmalar var. Onlar da en nihayet ENFOD’u (Engelsiz Fotoğraf Derneği) kurdular ve çalışmaların bir kısmını bu çatı altında sürdürmekteler. DASK (Doğa Araştırmaları Sporları ve Kurtarma Derneği) bünyesinde yirmi yılı aşkın bir süre (pandemiden ötürü ara verildi) memleketin çeşitli yerlerinde gerçekleştirilen DOGAY (Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması) kapsamında Doğanay Sevindik’in kızı sevgili Simay’ın vesile olmasıyla 2006 yılından itibaren ‘Çocuk DOGAY’ yapılmaya başlandı. Bizim vakıf olmadığımız daha nice çalışma vardır kuşkusuz. Başka derneklerin, kuruluşların, toplulukların, bireylerin dikkate değer çalışmaları olmuştur, bundan böyle de olacaktır. Emek veren, katkı koyan herkesi gönülden tebrik etmekten başka söylenecek söz yoktur.

Yapılanların hepsi önemli birer örnektir, yararlanılması gereken deneyimdir ve kıymetlidir. Her biri kendi içinde bir sistem içerir, yöntem barındırır. Yaman yöntemdir yahut derme çatmadır; işin o kısmı başka bir tartışmanın veya yazının konusu olabilir. Kabul etmek lazım ki öyle ya da böyle her biri kendince bir yöntemle hayata geçirilmiştir. Aksi halde hiç birini gerçekleştirmek mümkün olmazdı.

Şunun altını kalın çizgilerle çizmekte yarar görüyoruz: Yapılanların tamamı ülkemizin fotograf tarihinde yerini alacaktır (almalıdır). Fotograf tarihimizi kaleme alacak münevverlerin her bir ayrıntıyı dikkate alarak metinlerini oluşturacakları muhakkaktır.

Bu bağlamda olmak üzere, sayın Emel Sezer ve Serdar Akyay’ın ciddi anlamda kendine has olan, yani yazı ve çizimiyle, sahada gerçekleşen pratiğiyle özgün olan çalışması da fotograf tarihimizde yer almayı ziyadesiyle hak etmiştir. Türkçe-İngilizce olarak basılan, sonra bazı Balkan dillerinde basımı yapılan üç renkli, neşeli, sevimli, çekici kitaplardan başka bir de görme engellilerle yaptıkları ve sonuçları kitaplaşan ‘Sosyal Farkındalık’ çalışmaları var ki, o da ayrıca ayakta alkışlanmayı gerektirir.

Fotograflarla birlikte Braille alfabesiyle (kabartma) anlatımların/metinlerin kitapta yer aldığı bu kitap eminiz herkesi heyecanlandırır. Özellikle fotografı sosyal mecradan bağımsız ele almayan, insani bir mesele ve dayanışma aracı olarak değerlendiren fotografçı dostların bu kitabı incelemelerini samimiyetle öneririz. Braille bilen bir (müelliflerin ironik tanımıyla) ‘görme engelli’ nin de görebildiği bir sergidir, okuyabildiği bir kitaptır ve bu itibarla paylaşılmış son derece önemli bir deneyimdir. Aynı yöntem kullanılarak veya esin alınarak benzer çalışmalar yapılabilir. Bakın ilk sayfalarda müellifler ne söylemiş:

Aydınlık dünyanın, karanlık-alacakaranlık dünyalara olan farkındalığını arttırmak ve ‘özürlülerin’ engelli dünyalara olan sorumluluklarına dikkat çekmek için bu projeyi yaptık. … Fotoğraf düşünsel bir anlatım biçimidir. Düşünmeden bakan insanlar göremez. Görme, önce beyinde gerçekleşir. Yani fotoğraf önce beyinde çekilir sonra bir araç ile kaydedilir. Yüreklerde anlam kazanır.


Madem bu kitaptan alıntı yaptık, diğer kitaplardan da alıntı yapalım ve değerli müelliflerin meramını kendi sözleriyle bir ölçüde paylaşalım.

Mavi kapaklı birinci kitaptan:

“…Çocuklar, bu dönemde aldıkları sanat eğitimiyle yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde dünyaya farklı bakacaklardır. Bu da onların hoşgörü ve hayat anlayışlarının gelişiminde yararlı olacak bir bilince sahip olmalarını; iş ve aile yaşantılarında, ayrıca onların yeni nesiller yetiştirmelerinde gerek hobi gerekse felsefi açıdan olumlu kazanımlar edinmelerini sağlayacaktır. …”


Yeşil kapaklı ikinci kitaptan:

“…Çocuklara, hayal kurmalarını ve bu hayallerini nasıl gerçekleştireceklerini düşünmelerini öneriyoruz. … Düşünmeden bakarsak göremeyiz. …”


Kırmızı kapaklı üçüncü kitaptan:

“… Düşün, farklı bak, araştır, anla ve gör. Unutma! İyi fotoğraf çeken biri olmak güzel ama fotoğraf çeken iyi biri olmak daha güzeldir (Reha Bilir). …”


Hülasa: Harcı-âlem bir çalışma değil. Nitelikli, sıradışı, iz bırakan, anlamlı bir fotografik eylem. Gönül teline dokunan bir çalışma. Memleketin kültür-sanat hayatına çok ciddi katkı. Fotograf tarihine geçecek nitelikte. Bunu kavrayıp destek olan kurumsal yapıları, öğretmenleri, ebeveyenleri ve gönüllüleri alkışlamak gerek.

Mamafih tamamen içsel nedenlerle böyle bir çalışmayı görmezden gelen, elinin tersiyle iten, yok sayan, ciddiye almayan kimseler çıkmıştır ve/ya çıkacaktır. Bu da tabiatı gereğidir, olduğu gibi kabul etmek en iyisidir.

Diğer yandan, ortaya konan emeği, özveriyi, yapılan nitelikli çalışmayı ve sonuçlarını kayda değer bulduğunu, önemsediğini ve desteklediğini müellifleri onore ederek gösteren kişi ve kurumlar da söz konusudur. Marmaris Fotofest ‘Sosyal Sorumluluk Ödülü’ne, SSS (Sille Sanat Sarayı) ‘Fotoğrafa Hizmet Ödülü’ne ve ayrıca Emel Sezer ile Serdar Akyay ustaları ‘Yılın Fotoğrafçıları’ ödülüne layık görerek bu yöndeki olumlu hükümlerini ifade etmişlerdir.

Esasen mükâfat bekleyen yoktur. Beklenen şey sadece hakkın teslimidir. Onore edici tutum ise, hakkın teslim edildiğinin göstergesi olduğu için önemlidir, başka bir önemi yoktur. Bu bağlamdaki bir ödüllendirmenin anlamı ve değeri vardır; ötesi, yeterince olgunlaşmış insan için fazla bir şey ifade etmez. Bendenizin memleket fotografçılarının yapıp etmeleri üzerine kaleme aldığı mütevazı metinler de özünde hakkın teslimi içindir. Ehil kalemlerin bunu yapması, hakiki anlamda sorumluluktur.

Bu arada, kitapta yer alan metinlerin İngilizceye çevirilerini usta fotografçı Reha Bilir’in yaptığını ve diğer konularda da ciddi anlamda katkı verdiğini söylemeliyiz.

Emel Sezer ve Serdar Akyay’a saygıyla.

Tekin ERTUĞ

Not: İlk adım fotoğraf atölyesi çalışmaları öğretmen Hülya Aykutlu Adalı tarafından yüksek lisans tezi konusu yapıldı. Ayrıca, “Erken çocukluk döneminde eğitim” ile ilgili uluslararası katılımlı iki ayrı konferansta/kongrede yer aldı.

Tekin Ertuğ

İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü) "Foto İntelijansiya" "Fotoloji / Fotologya"

  • yakın zamanda gönderilenler

    Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

    Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…

    % gün önce

    İç mekanlarda filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha mı zordur?

    Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…

    % gün önce

    Film fotoğrafçılığında pozometre olmadan flaş kullanmak

    Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…

    % gün önce

    Günümüz Fotoğrafçılık Trendleri: 2026 İçin Beceriler ve Kariyer Fırsatları

    Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…

    % gün önce

    Eksikliğini hissetmemek, muhtaç olmamak; Doktorlarımız…

    Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…

    % gün önce

    Çektiğiniz filmin banyosunu neden kendiniz yapmalısınız?

    Çektiğiniz fotoğrafların kendi çabanızla negatif üzerinde belirmesini görmek adeta bir sihir gibi! Teknik yönün yaratıcılıkla…

    % gün önce