2015 yılının Ekim sonunda yazdan kalan bir günde Urla’da dolaşırken demir atölyesinde çalışan bir ustanın fotoğrafını çektim. Ve akabinde sohbete başladık. Atölyenin duvarında asılı duran at fotoğraflarını sorduğumda bana büyük bir hevesle “Rahvan At ve Yarışlarını” anlatmaya başladı. Oldukça ilgimi çekmiş ve kendime “Nasıl yaparım?” diye sormaya başlamıştım. Defalarca araştırmama rağmen yarışların takvimi hakkında bir türlü bilgi alamamıştım. Ne yapacaktım? Tabii fotoğraflayacaktım. Öyle takıldım ki eve gelip internette aramama rağmen ekrana gelen haberlerin hepsi geçmiş, yapılmış yarışlara aitti. Ve bu düşünce aklımın bir köşesinde inzivaya çekildi. Taaa İFOD, BEAFSAD, Midilli ve Sakız Adası fotoğraf derneklerinin ortak düzenlediği serginin açılışının dönüşüne kadar. Yani tam tamına 28 Mayıs 2016 Cumartesi günüydü. Menemen’de garaj ayrımına geldiğimizde yolun üstüne “Menemen Rahvan At Yarışları – Seyrek, 29 Mayıs 2016” ve daha başka bilgilerle birlikte asılmış bir pankart vardı. Aklıma birden Urla’da yaptığım sohbet geliverdi. Aradan yedi ay geçmişti. İşte o an “Gidip bir bakayım” diyerek rahvan at yarışlarına kapıldığım andı.
Seyrek yarış alanı tam bir curcunaydı. Ancak uzaktan bir başka fotoğrafçının da bir o taraf bir bu tarafa koşuşturması gözüme ilişti. “Kimdir?” diye yaklaştığımda İFOD etkinliklerine sürekli katılan ancak çok fazla konuşmadığım Zafer Gazi (Tunalı) olduğunu gördüm. Zafer Gazi’nin büyük bir kibarlıkla projenin belge haline getirilmesi işine soyunmasıyla proje artık “Bizim” oluverdi. Birlikte keyifli seyahatler yaptık. Hem eğlendik hem de fotoğraflar çekerek ortaya böylesine bir çalışmayı çıkardık. Birçok yeni arkadaş edindik. Atlar ve rahvan hakkında sorduk, okuduk araştırdık öğrendik.
Proje hedefimiz yarışların yanı sıra özellikle öncesinde İnsan-At ilişkisini fotoğraflamak ve takipçilerin ilginç hikayelerini ortaya koymak olarak şekillendirmiştik. Aynı zamanda bu yarışları güzel ülkemin dört bir yanında izlemek üzere planımızı oluşturduk.
Bu çalışma süresince katılımcılardan çoğu ile tanıştık ve konuştuk. Hala da görüşmeye devam ediyoruz. İstekleri üzerine çektiğimiz fotoğrafları doğrudan kendileriyle paylaştık. Fotoğraflarla sezon başladığında sergi açacağımızı ve kitap haline getireceğimizden bahsettik. Bu bağlamda açtığımız sergide ve basılan kitapta yer alan fotoğraflar 2016, 2017 ve 2018 yıllarında izlenen etkinliklerde çekildi. Aynı zamanda ilk sergiyle birlikte fotoğrafları “Facebook” da paylaşacağımızı ve tüm rahvan at severlere ilgili sayfanın bilgisini vereceğimizi söyledik. Bunu da yaptık.
Türk geleneğine ait RAHVAN ATÇILIK VE YARIŞLARI üzerine bu proje çalışılırken bazı bilimsel makalelerde Rahvan atının, Arap atının ve İngiliz atının atası olduğu bahsedilmektedir.
Atlarda yürüyüş şekilleri yürüme, tırıs ve koşma/sıçrama olarak üç gurupta sınıflandırılabilir. İngiliz Atçılık Kulübü Dresaj Kurallarına göre dört çeşit yürüyüş, altı çeşit tırıs, beş çeşit sıçrama çeşidi kabul edilmektedir. Ayrıca eğitimle ata öğretilen yürüyüş çeşitleri de vardır.
Ancak atın doğal yürüyüş şekilleri “adeta”, “tırıs”, “rahvan”, “kenter (eşkin)” ve “dörtnal” olmak üzere beş çeşittir.
Atın yürüyüş şekillerinden, tırıstan hızlı ama dörtnaldan daha yavaş, ayaklarını hafifçe iki yana açarak ve sallayarak yaptığı, biniciyi sarsmayan yürüyüş şekline verilen isimdir. Rahvanda bir taraftaki iki ayak aynı anda havaya kalktığı anda, diğer taraftaki iki ayak yere basar. At bir yanda bulunan iki ayağını yerden kaldırdığı zaman, ağırlığını diğer taraftaki ayakları üzerine verir. Bu yüzden at kaldırmış olduğu ayaklarını yerden çok fazla yükseltemez. Kaldırdığı ayaklarını süratle ileri götürür ve hemen yere bırakır. Bir başka deyişle, bu yürüyüş şeklinde atın tökezlemesi ihtimali diğer yürüyüş çeşitlerine göre çok daha yüksektir. Bu sebeple, at bu yürüyüşü iyi biliyor ve ustaca yapıyorsa, bir problem yoktur ve gayet seri gider.
Bir atın iyi rahvan yürüyebilmesi için, kalçaları alçak ve bükülmüş pozisyonda yürümesi, ayrıca arka ayaklarını ön ayaklarının bastığı noktanın ilerisine atması icap eder. Yani kalçaları yüksek atlar, o kadar fazla hızlı yürüyemedikleri gibi, binicilerini de çok yorarlar. Rahvan yürüyen at engebesiz ve düz bir arazide çok işe yarar. Arızalı bir arazide ise, bu yürüyüş ile çok zaman gidemez. Genellikle at rahvan yürüyüşe çok dayanamaz.
Yavaş bir rahvan, binici için çok rahattır. Binici sadece her iki yana hafifçe sallanır. Hızlı rahvan yürüyüşü binici için son derece rahatsız edici olabilir. Binici aşırı derecede yanlara sallanır ve eyerin üstünde oturmakta bile zorlanabilir. Rahvan yürüyüş binici açısından rahattır. Biniciyi fazla yormaz, çünkü binicinin bacak ve karın kasları çalışmaz. Yani binicinin fazla bir güç sarf etmesi gerekmez. Rahvan yürüyüşte bir atın hızı 19–24 km/s kadardır. Genellikle üç türlü rahvan çeşidi olduğu kabul edilir. Bunlar Rahvan, Kırık Rahvan (Yorga) ve Kısa Rahvan (Düz Yorga) yürüyüş çeşitleridir.
Yarışlarına sadece yerli ırk atlar katılabiliyor. Ege Bölgesine has bir yarış olarak tanınır. Altı kategoride yapılır;
DESTE: 3 yaşlı taylar (1200m.)
AYAK: 4 yaşlı atlar (1400m)
KÜÇÜK ORTA: 5 yaş atlar (1800m)
BÜYÜK ORTA: 5 ve yukarı yaşlı atlar, 3 defa küçük orta kazanmış atlar (2000m)
BAŞALTI: 5 ve yukarı yaş atlar,3 defa büyük orta kazanmış atlar (2200m)
BAŞ: 5 ve yukarı yaş atlar,3 defa başaltı kazanmış atlar (2400m)
Ağzında 2 yaşlı tay dişi bir tanesi olan tozkoparana, Ağzında 3 yaşlı tay dişinin bir tanesi olan 3 yaşa, Ağzında 4 yaşlı tay dişinin bir tanesi olan 4 yaşa koşar.
Atlarda davranış, kalıtsal yapı, sinir ve hormonsal sistemi ve önceki deneyimlerin ortak etkilerine göre şekillenir. Bir canlının diğer özelliklerinin yanı sıra, davranış şekillerinin ortaya çıkması ve gelişmesinde de kısaca genetik ve çevresel faktörler rol oynamaktadır. Davranışlarda bazen genetik etmenler bazen de çevresel faktörler daha ağır basmaktadır. Temel olarak davranış şekillerini üç başlık altında değerlendirebiliriz;
Doğuştan itibaren yaptığı, öğrenilmiş davranışlara doğal ya da doğuştan gelen davranışlar denir. Doğuştan gelen davranışlar kalıtsaldır. Çevrenin bu davranışlar üzerindeki etkisi çok azdır. Aynı tür canlıların doğuştan gelen davranışları çevresel etkenlere bağlı olmaksızın hemen hemen aynıdır. Doğuştan gelen davranışlar, refleksler ve içgüdüler olarak iki grupta incelenir.
Öğrenme ile ortaya çıkan davranışlar gösterir. Davranış şekilleri aynı türdeki canlılar arasında bile bazı farklılıklar gösterebilir. Sonradan kazanılan bu davranışların oluşmasında en önemli etken öğrenmedir. Doğuştan gelen davranışlar doğrudan genlerle kontrol edilir, öğrenilmiş davranışlarda ise genlerin kontrolü dolaylı yoldan gerçekleşir. Kalıtım, sinir sisteminin yapısını ve öğrenme özelliklerini belirlerken canlının uyarılara karşı gösterdiği davranış da bu sırada etkilenir. Buna örnek olarak susamış bir hayvanın su arama davranışı içgüdüsel bir davranıştır. Suyu bulan hayvanın suyun bulunduğu yeri öğrendikten sonra hayvanın her susadığında aynı yere gelmesi öğrenilmiş bir davranıştır. Alışma, şartlanma, izleme yolu ile öğrenme, kavrama yolu ile öğrenme olarak dört farklı biçimde gerçekleşir.
Hayvanların bazıları tek başlarına bazıları da gruplar halinde yaşar. Birçok çevresel etken bazı hayvanları bir araya getirir. Bu tür grupları oluşturan atların sergiledikleri davranışlar sosyal davranışlar olarak adlandırılır. Sosyal davranışlar iş birliğine dayalı davranışlar, çatışma davranışları ve iletişim davranışları şeklinde gruplandırılarak incelenebilir.
Doğmuşum, gözümü açtığımda evde fotoğraf makineleri, dia (saydam) oynatıcıları; film makineleri ile kristalize perde… Eh bunları kurcalamaktan pek azar işitmedim değil. Baktılar olmuyor, bir makine aldılar.
Hoş arada öteki makineleri de… Neyse. Hafta sonları radyonun güzel günleri yanında aile-akraba toplanıp film seyrediyorduk; tar tar tar sesi içinde. Tabi, TV denilen yaratık yoktu daha… Mekanikler hep sihirli gelmiştir bana, sanki hepsinin içinde ruh var gibiydi. Zaman içinde sinema filmleri kopunca küçük yaşta asetonla montajcılağa da başlamıştım. Derken ilk fotoğraf çekimlerimi, kartların arkasına attığım tarihten görüyorum; 1967.
Başladım dia kullanmaya böylece karanlık oda düşüncesinden kurtulmuştum. Bu sefer başka zorluk; zarflı diaların banyo için İsviçre’ye gidip gelme heyecanı başladı. Üniversiteden sonra 10 yıl süren yayıncılık hayatım oldu. “Avcı Rasgele” ile “Temmuz Sanat” Dergilerinin sahipliğini ile yayıncılığını sürdürdüm. İlintili olarak Türkiye’nin büyük bir kesimini dolaştım. Bu yayıncılık sırasında birçok ürün çekimi, stüdyo işleri yaptık.
Nerede ise İFOD kurulduğundan beri üyesiyim. 2006’tan bu yana da fotoğraf yarışmaları seçim gününde TFSF Temsilcisi olarak bulunuyorum. Fotoğraf ağırlığından önce atölye çalışmaları ile plastik sanatlarla da ilgilendim; yağlıboya, akrilik, suluboya, kil-kalıp vs. Yaptığım eserler evleri süslemeyi sürdürüyor. Fotoğrafçı dostlar bana; fotoğrafı bırak resim yap” diyor. Hak vermiyor da değilim. Şöyle bir bakıyorum, şimdilerde; hep bir telaş olmuş. Evde bu kadar makine olmasına karşın çevresel etkileşim olmadı hiç. Örneğin, neden ayı oynatıcısını – ki para atıp oynatırdım-, omuzlarındaki askıda taşınan sopanın uçlarında sallanan yoğurtçu kaplarını – kapla aşağı inip yoğurt alırdım-. Bu yaşamları neden çekmedim diye hayıflanıyorum.
Fotoğraf çekecek arkadaşlara özellikle etraflarını da çok iyi gözlemlemelerini tavsiye ederim. Öyle ki aradıkları hemen bir adım yanınızda olabilir.
Fotoğrafa dolayısıyla sanata olan tutkum hala devam ediyor.
Dayanamadım kameramı çıkardım, yan gözle baktı, gördü. "Ben amatör bir fotoğrafçıyım, sizin bir fotoğrafınızı çekmek…
Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…
Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…
Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…
Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…
Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…
Yorumlar
Verdiğiniz çok değerli bilgiler için teşekkür ederim Okyar bey. Asaleti ile bilinen bu güzel hayvanlara hep ilgi duymuşumdur.
Ayrıca , Zafer Gazi Tunalı bey’i de tanımaktan çok memnun oldum. Aramızda daha sık görmek arzusu ile.
Selam ve saygılarımla.
Birlikteliğin getirdiği bu güzel proje için Okyar'a teşekkür. Projeyi paylaşmak, çoğaltmak yanında atlarla beraber çok keyifli günler geçirdik. Bize buralarda poz veren "atlara" da teşekkür... 2015-2018 yılları boyunca genel olarak tüm Türkiye alanı içindeki birçok yarışmaya gittik. Ki, hâlâ "korona" gibi durumlardan fırsat buldukça gidiyoruz. Her ne kadar alışmış olsak da her gittiğimiz yarış her zaman bize süprizler sunuyor. Bazan kendinizi çekime hazır tutarsınız; anında arkanızda bir adım berinizde harika bir görsel şölen olur. Ne varki, dönüp çekemezsiniz, görmekle yetinirsiniz.
Asıl önemli olan; bana göre deve güreşlerinden çok daha heyecanlı; bu Rahvan konusunun tarihi binlerce yıl geriye gitmektedir. Osmanlı'nın güçlü olduğu dönemlerde Rahvan türü atlar çok fazla yetiştirilerek diğer ülkelere satılıp bir gelir kaynağı oluşturulmuş. Yanı sıra, bu atların uzun bacaklı gibi mutasyona uğramışları ayıklanıp çiftletirilerek Arap atı, İngiliz atı gibi ırklar yapılmıştır. Rahvan atı bunların atasıdır. Avrupa'da ata binme Orta Asya'dan bir kaç bin yıl sonra gerçekleşmiş; atın et dışında yardımcı hayvan olarak kullanılmaya başlaması aslında bir anlamda "sanayi" devrimi olmuştur. Tabi, zaman içinde de konu çok çeşitli hale gelmiştir. Donları (renkleri) bile başlı başına bir deryadır. Bu uzmanların işidir. Özellikle, bir çok konuda olduğu gibi yok olmaya yüz tutmuş Türk Geleneği olan Rahvan Atçılık konusuna bu çalışmamız ile bir katkımız olacaksa ne mutlu bize...
Bu projenin sergi açılışında bulunma şansına sahip oldum. Çok ilginç ve etkili fotoğraflarla güzel bir zaman geçirdiğimi hatırlıyorum. Sevgili Okyar ve Zafer Gazi'nin bu ortak çalışmasının basılı kitabı da kütüphanemde yerini almış durumda. Arada açar tekrar göz gezdiririm. Okyar'ın stilini bildiğimden, oradaki fotoğrafları çekmek için neler yaptığını tahmin etmeye çalışırım. Özellikle bayanların olduğu fotolarda nasıl bir ikna yeteneği kullanmış olduğunu :)
Corona zorunlu tatili başlamadan bir hafta önce Okyar, Zafer Gazi ve bir grup diğer sevgili fotoğraf gönüllüsü arkadaşımızla İzmir'in Ödemiş ilçesine fotoğraf turuna çıkmıştık. Okyar'ın Ödemiş çarşı içinde her sokakta Okyar'ın birileri ile çok samimi sohbetlerine tanık olmuştum. Çoğu, bu yazının konusu Rahvan Atçılık projesinde tanıştığı kişilerdi.
Güzel yazı ve fotoğraflar için emeklerinize sağlık sevgili Okyar ve Zafer Gazi!
Sevgiler.
Thanks for sharing. I read many of your blog posts, cool, your blog is very good.