Fotoğraf: Yekta Coşkunsu
Merhaba Kristal…
Sevgili Yekta’nın fotoğrafını görünce birçok özelliğiyle dikkatinizi çekip takdir ettiğinizi hisseder gibiyim;
Gibi çeşitli tanımlamalar yaptığınızı ve duygusal etki yaşadığınızı düşünüyorum.
Hatta bu fotoğrafın farklı kişilerde farklı heyecanlar yarattığı da olmuştur, bence bundan daha doğal bir şey olamaz.
Bir olay ya da olgu karşısında; kültürel bakış açımız, eğitimimiz doğrultusunda çok daha farklı etkiler hissedebiliriz, yaşayabiliriz ve anlatabiliriz.
Bizi etkileyen nesne ya da duygulandıran olay değişmese bile, o anki yaşadığımız duygularımız doğrultusunda bizim hissettiklerimiz değişebilir.
Bu saydığım ve sizlerin fotoğrafı görünce hissettiğiniz özelliklerin hepsi doğrudur ve gerçektir ama ben sizi şaşırtacağım bu sefer…
Fotoğraftaki gizli bir başka kompozisyon ögesine değinmek istiyorum.
İsterseniz önce fotoğrafı okumaktan başlayalım.
At toynakları altında yıllarca çiğnenerek sert köşe ve kenarlarından arınmış granit kaldırımın çukur bir bölgesinde, yağmur sonrası birikmiş bir su yüzeyinde gökyüzüyle birlikte kilise kulesinin yansımasını görüyoruz.
Evet, ilk bakışta bu yansıma fotoğrafın güçlü ilgi merkezi olarak hepimizin dikkatini çekiyor ve takdirimizi alıyor.
Özellikleri ve yapısıyla beğeniyi hak ediyor.
Ama fotoğrafın bazı özelliklerinin bir an için değiştiğini düşünelim.
Gökyüzü bulutsuz olsaydı, dümdüz masmavi bir renk içerisindeki kilise ve kulesinin fotoğrafı bizi doyurur muydu?
Ya da gece çekilseydi bu fotoğraf; kaldırım hissedilmeseydi ve kapkara bir gökyüzü içerisinde ışıklandırılmış bir çan kulesinin yansımasını görseydik, bu etkiyi hisseder miydik?
Hayır dediğinizi duyar gibiyim, size katılıyorum, bence fotoğrafın üzerinde durmazdık…
Niçin biliyor musunuz?
Peki, insan ruhunu beğeniden alıp sevgisizliğe sokan unsur nedir?
Fotoğrafta gördüğümüzle, hayalimizde canlandırdığımız görüntü arasında değişen en önemli yapı ‘Doku’ olmuştur.
Bulutların ve kaldırımın dokusu her şeyi apaçık ortaya koyuyor, yaratıcı bakış açısıyla fotoğraf gönülleri mest ediyor.
Fotoğrafı dokusuz hayal ettiğimizde ise, belirsizlik ve şüphe duyguları yaşayarak, yaratıcı bakış değişmediği halde hissettiklerimiz değişiyor.
İşte fotoğrafta dokunun böyle bir katkısı vardır.
Bu nedenle sizi şaşırtmak istedim ve dokunun daha iyi anlaşılması için düşüncelerimi açıklamaya devam etmek istiyorum, umarım sizi sıkmam.
Dokusuz fotoğraf grafiğe kaçar, kapkara gölgede kalmış alanlar ve patlamış bir gökyüzü ekranınızda yer bulur. Eğer kameranın görüntüleme kapasitesindeki dinamik aralığın üzerinde bir ton skalasına sahip coğrafya parçasını fotoğraflıyorsak, yüksek kontrast var demektir ve tek karede tüm tonları yakalamak mümkün değildir.
Bilinçli fotoğrafçılar bu sorunu birkaç yol ile aşmaya çalışırlar.
Doku denilince aklıma Ansel Adams ve 1930 larda geliştirip fotoğrafçılığın hizmetine sunduğu Bölge Sistemi (Zone System) gelir. Saygıyla anarız, çünkü ismiyle özdeşleşen bu teknik, fotoğrafı çekmeden önce az ve çok ışık alan bölgelerden ölçüm yaparak detayların tespit edilmesini sağlamıştır.
Zor anlaşılır bir sistem değildir ama konu basitleştirilirse, ben de anlaşılır şekilde kısaca açıklamaya çalışacağım.
Ansel Adams çekilen kadraj içerisinde az veya çok ışıklı bölgelerdeki ışık miktarı; ortalama değerin 2 adım altı ve üstü pozlama değerine sahipse her detayın fotoğrafa yansıtıldığı tespit ederek, bu sınırlar içinde fotoğraf çekmiştir.
Konuyu biraz daha açarsak ışıklı alandan ölçüm yaptığında diyelim ki 5.6 diyaframda 1/500 sn pozlama değeri ölçtü, o iki adım daha fazla bir pozlama değeri seçerek, yani 1/125 sn de fotoğraf çekerek gölgelerin de detayını yakalardı. Eğer ölçümü gölgeden yaparsa bu kez iki adım daha az pozlama değerinde fotoğraf çekerek aydınlık alanların patlamamasını sağlardı. Sistemin ışık ölçüm ve çekim tekniği kısaca budur, banyo kısmı bizi ilgilendirmiyor.
Ansel Adams’ın fotoğraflarına baktığımızda kesinlikle her bölgede detay zenginliği görürüz, belirsizlik ve patlama yoktur. Onun ulaşmak istediği sonuç buydu, açıkçası dokusuz fotoğraf istemezdi.
Ve günümüzde Ansel’in fotoğrafları kadar ayrıntıya sahip fotoğrafı çekebilmek kolay değildir. İnsanlar ona saygı duyuyor ve her zaman tekniğini içeren makaleler paylaşıyorlar. Google arama motoru Ansel Adams’ı aradığımda Nisan/2020 de 16.400.000 veri buluyor. İleride bu daha da artacak.
Şimdi bence kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor, “Tümüyle dokuya sahip bir fotoğraf yapabilmek demek olan Ansel Adams ve Zone System bu kadar değerliyken, benim ‘tarz’ ya da başka söylemlerle, dokusuz fotoğraf üretmem ve savunmam ne kadar doğru?”
Filmli dönem fotoğrafçıları negatif filmden pozitif fotoğrafı pozlarken; çok pozlanmış bölgenin patlamaması, ışığın kartı daha az etkilemesi için agrandisörde çeşitli yollarla ışık için engelleme yaparlardı.
Günümüz teknolojisi ‘Histogram’ yoluyla fotoğrafı çektiğimiz anda bize yardımcı oluyor.
Eğer histogram sol çerçeveyle buluşmuşsa gölge alanda, sağ çerçeveyle buluşmuşsa aydınlık bölgelerde kameramız doku tespit edememiş demektir.
Bu buluşma ne kadar yükseğe çıkıyorsa dokusuz bölgenin o denli fazla ve fotoğrafın ölü olduğu bilinmelidir.
Teknoloji o kadar kolaylık sağlıyor ki, çekim sırasında bile histogram yanında zebra ile ya da yanan sönen ışıklı bölgelerle bizi uyarıyor.
Eğer çekim sırasında önemli bir doku kaybına yol açmamışsak ve RAW formatta çekim yapmışsak, fotoğrafı işlerken patlayan bölgelerde kırmızı, karanlık bölgelerde ise mavi renkle uyarılacağız. Dokuzluğu ortadan kaldırmak çok kolay olacaktır.
Sevgili Kristal Ansel Adams Zone Systemi 1930 larda bulup kullanmaya başlamıştı ve 1984 aramızdan ayrıldı. Hayatta olduğu sürece sayısal fotoğraf teknolojisi ve histogram yoktu. Merak ettim ve baktım; o eşsiz fotoğrafların hepsinde histogram mükemmeldi çünkü dokusuz fotoğrafı istemezdi…
Göz baktığı yerde ayrıntıyı görmek ister, beyin ise belirsizlikten rahatsız olur demiştik değil mi?
Kışın karda, yazın kumsalda, gelinlikte, siyah ve beyaz kumaşta gözle baktığımızda tüm detayları yani dokuyu görüyoruz değil mi? Fotoğrafta görmememizin anlaşılır tarafı var mı?
Siz hiç reklam fotoğraflarında, siluet yapıyla karşılaştınız mı?
Karşılaşmazsınız, reklamcı da ölü dokuyla karşımıza çıkmaz, çünkü o ürün satmaz…
Reklamı yapılan bir gıdanın fotoğrafını hatırlayalım, iştah kabartıcı bir fotoğraftır, görüntüsü lezzetinden daha etkilidir, değil mi?
Peki, nasıl çekilmiştir? Cevabı basit, çok büyük çoğunlukla yanal ışık kullanılmıştır. Niçin acaba?
Yanal ışık dokuyu ön plana çıkarır, etkiyi artırır, daha iyi görülmesini, anlaşılmasını ve o ürünün satmasını sağlar.
Fotoğraflarımızda güçlü bir etkinin peşindeysek reklamcı gibi düşünmek zorundayız; dokusuz, detaysız, belirsiz karelerden uzak durmamız gerekiyor. İnsanlardan da her zaman açık sözlülük bekleriz, sonunu bilemediğimiz bir girişime ‘macera aramak’ deriz ve yaklaşmayız değil mi? Öyleyse fotoğraf için niçin farklı düşünelim?
Selam açık sözlülere gitsin…
Mikdat Besni
Dayanamadım kameramı çıkardım, yan gözle baktı, gördü. "Ben amatör bir fotoğrafçıyım, sizin bir fotoğrafınızı çekmek…
Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…
Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…
Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…
Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…
Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…
Yorumlar
Gelinlik bir kızın çeyizini özenle işlemesi gibi "Kristal'e Mektuplar" yazı dizisini de ilmek ilmek işliyorsun Mikdat abim. Her mektup, konusu, içeriği ve anlatımı ile ayrı bir el emeği göz nuru. Çok güzel bilgilerle donatıyorsun bizleri. Ne kadar teşekkür etsek az. Ellerine emeğine sağlık.
Selam ve saygılarımla...
Eyvallah...
Selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum Öner...
Ansel Adams ve Fred Archer zone sistemini oluşturan önemli isimler. Zone sistemi analog dönemdeki aşamaları şöyleydi; Çekim pozlandırılması> negatif banyo seçimi,süresi gibi şartları> Baskı yapılacak kartın özellikleri> Kart banyosu özellikleri ve şartları. Yani zone sistemini layıkıyla uygulamak ciddi emek isteyen bir iş. Ancak Ansel Adams'ın fotoğraflarına baktığınızda buna değdiğini görürsünüz.
Sayısal teknolojide eskinin "Karanlık Oda" sı çok kolaylaşıp neredeyse sınırsız olanaklar sunarken konunun doğru pozlandırılması "nasılsa fotosop var" söylemiyle göz ardı edilebilecek bir konu değildir.
Fotoğrafçı Zone sistemini bildiğinde, artık kompozisyona baktığında renkleri zihninde slilip konuyu sadece "ışık değeri" olarak görmeye başlar. Bu da ona manual modda "+" ya da "-" pozlandırma ile zone sistemine uygun bir sonuç verecektir.
Geçen hafta youtube kanalında izlediğim bir "Siyah Beyaz Fotoğraf İşleme" etkinliğinde eğitmen "Ansel Adams fotoşop yapıyordu" şeklinde talihsiz bir söylemde bulundu. müdahale etmeye gerek görmedim. Ancak bugün kullandığımız her fotoğraf işleme programının temelinde Zone Sistemi yatar. Bütün bu programlar zone sistemi üzerine kurgulanmıştır. Her ışık ölçen cihazın temelinde zone sistemi yatar.
son söz: Siyah Beyaz fotoğrafın özü renkli dünyamızı zihnimizde sadece ışık değerleri (Luminosity) olarak, baktığımız siyah beyaz fotoğrafları da zihnimizde renkli (Color) olarak görmektir. Bu -bana göre- her fotoğrafçının geliştirmesi gereken bir yetkinliktir.
Teknik ve felsefik yorumlarla yoğrulmuş bu güzel yazı için elinize sağlık.
Sevgi ve saygılarımla
Oktar Beyim tespitiniz çok doğru...
"bugün kullandığımız her fotoğraf işleme programının temelinde Zone Sistemi yatar. Bütün bu programlar zone sistemi üzerine kurgulanmıştır. Her ışık ölçen cihazın temelinde zone sistemi yatar."
Fotoğrafta dinamik aralık ve pozlandırma ilkesine gereken önemi verdiğimizde teknik olarak büyük bir sorunun üstesinden gelmiş olacağız.
Bu konuda sizinle aynı düşüncedeyim.
Bu yorumu kaçırmışım, geciken cevap için özür diliyorum.
Selamlar...