Telefon masanın üstünde, gözüm bilgisayar ekranındaydı. Çalınca çıkan isme baktım. “Birol Üzmez” yazıyordu. Açtım. Hâl hatır faslı devam ederken soru geldi: “beyaz maskeli kadını duydun mu?”. Öylece kaldım. Bildiğim bir tek maskeli masal figürü “zorro” idi. “Hangi masal kahramanı?” sorum Birol’un şöyle yan gözle bana bakmasına yetmişti. Damarına basmayı iyi biliyordum. “Ne masal kahramanı kardeşim. Yaşamış kurtuluş savaşı kahramanı. Üstelik yaşamını Bornova-İzmir’de yaşamını sürdürmüş”. Benim balta taşa çarpmış… Neyse ki birbirimizi biliyoruz, sohbete devam ettik.
O.A. Kurtuluş savaşında cephede bulunmuş “Nene Hatun” ve “Kara Fatma” adları akla ilk gelenlerdir. Zaten şu anda aklıma başka bir isim de gelmiyor.
B.Ü. Hadi ben de Nezahat Onbaşı, Halide Onbaşı, Gördesli Makbule’yi ekleyeyim.
Devam edecekti, soluklandı…
B.Ü. Her şey Ada’nın (Birol’un sevimli kızı. Öğrenimine paralel bale eğitimi alıyor) okul ödeviyle başladı.
O.A. Nasıl yani?
Ada. Sınıf öğretmenimiz 8 Mart Dünya kadınlar Günü için ödev vermişti. Konusu “İstiklalin Uğurlu Kadınları” idi. Aslında yarışma gibi düzenlenecekti. Kurtuluş savaşına adını yazdırmış kadınlarımızı içeren bir konuydu.
O.A. Peki… Sen “Beyaz Maskeli Kadın” konusunu nasıl buldun? Hem bir adı yok mu bu beyaz maskelinin?
Ada. Olmaz olur mu? Tabii ki var. Adı Gül Hanım. Cumhuriyetle birlikte soyadını Atatürk vermiş: Yurdaköle. Kendinin ülkesine adayan bir kadın olduğunu vurguluyor.
Tülün ve Birol’un sevimli kızlarının geleceği için planlarını az buçuk biliyordum. Yine de dayanamayıp sordum: Birol, siz Ada’yı gazeteciliğe mi soyunduruyorsunuz?… Ada anlatmaya devam etti
Ada. Ben kütüphanede bulup okuduğum Kurtuluş Savaşı Kadın Kahramanları kitabındaki (Maviser Yener) “Gördesli Makbule” hakkında araştırma yapıp anlatmayı düşünüyordum. Bunu annem ve babamla paylaştığımda bana “çok iyi olur, arkadaşlarımız yazar Ahmet Büke ve sanat tarihçisi Ayşegül Güngören de Gördesli. Onlardan bilgi alabilirsin” dediler.
O.A. Nasıl oldu da vazgeçip Gül Hanım’ın adını buldunuz?
B.Ü. Her zamanki gibi yandaki çay ocağımızın garsonu Güney bana çay getirmiş elindeki bardağı o sırada dinlemekte olduğum plağın kabı üzerine koymaya yeltenmişti. Bir hışımla yerimden fırlayarak elime ilk gelen bardak altlığını kaptığım gibi çay tabağının altına koymuştum.
Çayımı yudumlarken uzun zamandır rafta duran bardak altlığına daha dikkatli bir gözle baktığımda merakım iyice artmaya başladı. Bu altlıkları bir süre önce fotoğrafçı arkadaşım Mehmet Yasa getirmişti. Bornova Belediyesi tarafından hazırlanmış. Üstlerinde ilk golf Bornova’da oynanmıştır, ilk futbol maçı, ilk tenis müsabakası Bornova da oynanmıştır gibi tarihi resimlerin bulunduğu tabak altlıklarıydı bunlar. Ancak içlerinden biri farklıydı. Bir kadın fotoğrafının üzerinde şöyle yazıyordu: “Biliyor musunuz? Kurtuluş Savaşı’nın efsane “Beyaz Maskeli Kadın Mücahidesi” Gül Yurdaköle Bornova’da yaşamıştır ” yazıyordu.
Uzun yıllardır İzmir’de yaşıyordum üstelik Bornova’da oturuyordum ama Gül Yurdaköle adını hiç duymamıştım. Akşam eve döndüğümde konudan Ada’ya bahsettim. Çok heyecanlandı ve bu durum üzerine kendisi proje ödevi için Gül Yurdaköle’yi araştırmaya karar verdi.
O.A. Vay canına. Hikâye iyice ilginç olmaya başlamış. Sanırım artık bir okul ödevi olmaktan da çıkmış gibi hissediyorum.
Ada. Evet. Öyle oldu. Daha derinlemesine araştırma yapabilmem için annem ve babam da işe dahil oldu. İlk iş olarak internette araştırmaya başladık. Gül Yurdaköle hakkında çok da fazla bir şey söylemiyordu bulduğumuz şeyler. Yazılanlar, Bornova’da yıkık bir ev, Mansuroğlu mahallesinde bir çınar ağacı, hayat dergisinden alıntılar ve Halide Edip Adıvar’ın anılarından öteye gitmiyordu.
Daha sonra internette ben de “Gül Yurdaköle” adını arattırdığımda çıkan sosyal medya sayfalarındaki bilgiler birbirinin aynıydı.
B.Ü. Bornova Belediyesi Kültür müdürlüğünü arayarak Gül Yurdaköle’yi sordum. Hiç duymadıklarını söylediler. Bilse bilse Belkahve Kurtuluş Savaşı Anı Evi sorumlusu “Arda Bey” bilir dediler. Telefonunu alıp kendisini aradım. Bildikleri internette yazılanlardan fazla değildi. Mezarını sorduğumda kızgınlığım daha da arttı. Mezarı kayıptı ve bulunamıyordu.
Nasıl olurda Kurtuluş Savaşına Katılmış istiklal Savaşı Madalyalı üstelik İzmir’de yaşamış heykeli dikilecek bir Kadın Kahramanın mezarı yok olurdu? İnanılır gibi değildi? Benzinci Hafız kadar değeri yok muydu bu kadın kahramanın? Üstelik savaşın tüm evrelerini başından sonuna kadar yaşamış, 9 Eylül 1922 günü İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunun canlı tanığına reva mıydı bu vefasızlık?
Arda bey bana Bornova tarihçisi Altan Altın beyin telefonunu vererek yardımcı olabileceğini söyledi.
Gül hanımın yıllarca içinde oturduğu, çocuklarını büyüttüğü bahçesinde torunlarının oynadığı şu anda boş ve virane olarak duran bu arsa aslında önünden geçilen bir yer. Bornova’da Ata durağına giderken Suphi Koyuncuoğlu Otobüs durağında sol tarafında Enriko Alibertinin Levanten Köşkünün sağ tarafında eskinin Kavalalı şimdinin Kent Kolejinin arasında kalan bir arsa.
O.A. Ben uzun süre Ata durağının hemen yukarısında oturmuştum. Her gün bu köşkün önünden geçeriz. Ama merak edip sormamıştım. Ada’nın ödevi ne iyi olmuş. Sen bu işin peşini bırakmamışsındır. Tabiatına aykırı. Başka neler buldunuz?
B.Ü. Altan beyi aradım onun da yazdıkları bilinen şeylerdi. Kendisi bana Gül Hanım Ağacı hakkında yazdığı bir gazete haberini gönderdi. Bulduklarımızı birbirimize aktarma sözü vererek Bayraklı da Çolakoğlu Cami arkasında bulunan Gül Hanım Ağacı ve yıkık köşkünü görmekle yola çıkmaya karar verdik. Mansuroğlu mahallesinde sözü edilen Gül Hanım Ağacını görmeye gittik. Bayraklı Çolakoğlu Caminin arkasında 275/6 sokakta bulunan Umut Sitesinin bahçesindeydi bu asırlık ulu Çınar ağacı.
Ada sanki Gül hanıma sarılıyormuşçasına ağacın gövdesine sarılarak bir süre düşüncelere daldı. Bu arada Tülün apartmandan çıkan bir bayana teyit için ağacın Gül Hanım ağacı olup olmadığı sordu ve onay alınca biz biraz daha rahatlamış olduk. Ne için burada olduğumuzu anlattıktan sonra Gül Hanımın torununun karşı binanın 7. katında oturduğunu öğrenince dünyalar bizim olmuştu.
O.A. Ailenin fertlerini bulmak önemli bir durum. Kendinizi nasıl tanıttınız? Sizi nasıl karşıladılar?
B.Ü. Çok şanslıydık. Bu bayan bizi evlerine çıkardı. Kapıyı açan kişi gül hanımın torununun kızı Ebru hanımdı. Önce şaşkınlığını gizleyemedi. Sonra biz Ada’nın ödevi için Gül hanımı araştırdığımızı hakkında bilgi topladığımızı söyleyince içi biraz ferahladı.
Annesi Müzeyyen Hanım pazarda olduğundan babası evdeydi kapıda bir süre onlarla sohbet ettik. İçeriye girip bize daha önce hiç görmediğimiz vesikalık bir fotoğraf gösterdiler. İşte Namı değer beyaz Maskeli Kadın karşımızdaydı. Bu çok kıymetli ve değerli bir andı bizim için.
Az sonra torun Müzeyyen hanımda pazardan gelince kendimizi tanıttık ve hatıra fotoğrafları çektirip daha müsait zamanda buluşmak üzere vedalaşıp ayrıldık.
O.A. Ada’nın okul ödevi bir gazetecilik olayına dönmüş.
Ayşegül Güngören sayesinde Belediye Mezarlık müdürlüğüne ulaşılarak Gül hanımın mezarı araştırılmaya başlandı. Yapılan incelemelerde gömülü olduğu Ada belliydi ancak mezar yeri kabristan bulunamadı. Buradaki kayıtlardan ölüm tarihinin 1969 değil 17 Şubat 1968 olduğunu öğrendik. Bornova eski mezarlığına defnedilmişti.
Murat Gültekin’in önerisiyle Milli Kütüphane arşivinde 17 Şubat tarihli gazeteleri incelemeye karar verdim. Arşivde Şubat 1968’in ciltlenmiş yeni asır gazetelerini taramaya başladım. 20 Şubat tarihli gazetenin birinci sayfasında cenaze töreniyle ilgili yapılan haberi gördüğümde dünyalar benim olmuştu. “22. fırkanın tek kadın askeri dün vefat etti” yazıyordu haberin başlığında. Kuvayı Milliye gazi elbisesi giymiş üniformalı iki gaziden biri elinde gül hanımın istiklal madalyasını taşıyordu. Haberi Levent Bimen yapmıştı.
B.Ü. Levent Bey hayattaydı. Gazeteciler cemiyetinden telefonun alıp kendisine ulaştım ve gazetedeki fotoğrafları hatırlaması için gönderdim. Kendisi hemen beni aradı ve cenaze gününü hatırladığını çünkü madalyayı taşıyan kişinin arkadaşı olduğunu namı değer Fuar Çamlık Senar gazinosunun sahibi Kürt Beşir lakaplı Beşir Öge olduğunu söyledi.
Beşir beyde tıpkı Gül Yurdaköle gibi Kurtuluş savaşına katılmış İstiklal madalyası almış bir savaş kahramanıydı ama bu yönü hiç bilinmiyordu. Kendisi daha çok Müzeyyen Senar’a olan hayranlığı ile hatırlanıyordu.
Sonraki hafta Menemen’de oturan torunlardan Melahat Hanım ve Müzeyyen hanımla buluşarak hafızalarında yer alan anıları dinleyip ses kaydı yaptık. Melahat hanım bize hikâyenin en başından Erzurum’dan başlayıp İzmir’in kurtuluşu ve Göztepe’de Uşakizade köşkünde Atatürk ile görüşmesi aşamasına kadar ki tüm bilinenleri Gül hanımın hayattayken anlattıklarını paylaştı.
Bütün bunlardan sonra Birol bağlantılarını kullanarak Haber Türk TV de bir programda bu konuyu Ada ile birlikte paylaşır. Elindeki arşivi benimle paylaştı.
Not-1: Ses kayıtlarını dinledim. Ancak torunların anlattıkları da sosyal medyada bulunanlardan farklı değildi. Acaba Gül Hanım’ın ilk kendi verdiği kısa bir röportaj ve Halide Edip Adıvar’ın yazdıklarından mı okudular yoksa babaannelerinin anlattıklarından akıllarında kalanlar mı diye tereddüde düştüm. Gül Hanım’la ilgili en uzun yazı Mustafa Armağan tarafından 6 Eylül 2010 tarihinde kaleme alınmış ve kendi internet sitesinde yayınlanmış.
Erzurum Gazetesinde 2 Eylül 2008 tarihinde kısa bir yazı daha var.
Milliyet Gazetesinin Ege ilavesi İzmir’in kurtuluşu bağlamında 8 Eylül 2017 tarihinde kısa bir yazıyla bahseder.
Palandöken gazetesi (Erzurum) yazarı Zekiye Çomaklı 10 Ekim 2013 tarihli yazısında Erzurum’un tarihe geçmiş kadınlarını anlatırken Gül Yurdaköle’nin hikayesine de yer verir.
Not-2: Bir başka internet sitesinde ise milli mücadeleye katılmış (benim anladığım direkt cephede bulunmuş olanlar) kadınlarla ilgili yazı var. Ancak biliyoruz ki cephe gerisinde kadınlarımızın milli mücadele için inanılmaz bir gayretle çalıştıkları, mermi imalatından iaşe teminine kadar görev almışlardır. Burada bahsi geçen kadınlarımız bence hepsini temsil etmektedir.
Not-3: Beyaz maskeli kadının adı her ne kadar “Gül” olarak geçmiş olsa da Birol Üzmez’in araştırması sonucu elde ettiği ölüm kayıtlarında “Hatun Yurdaköle” olarak yazmaktadır. Ve bir diğer tespit de mezarının kayıp olduğudur.
Not-4: Birol Üzmez’in gayretiyle yapılan haber programı
Not-5: Bazı yazılarda 22nci tümen’e katıldığı yazılı. Ancak Emekli Topçu Yarbayı A. Osman Usman’ın verdiği bilgide (sanırım Halide Edip’in anısında da geçiyor) “Atatürk ‘kocası müsaade ederse 21 nci fırka (tümen) ile gelsin’ dediği” geçmektedir.
Not-6: Kitap: “Kurtuluş Savaşı Kadınları”, Zeki Sarıhan, Çankaya Belediyesi katkılarıyla basılmış. 2006 Yunus Nadi sosyal bilimler ödülü almış.
Dayanamadım kameramı çıkardım, yan gözle baktı, gördü. "Ben amatör bir fotoğrafçıyım, sizin bir fotoğrafınızı çekmek…
Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…
Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…
Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…
Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…
Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…
Yorumlar
Ada'nın okul ödevi Birol'un araştırmacı gazeteci fotoğrafçı kimliği ile bu röportaj ortaya çıktı. Asıl önemli olan Yine Birol'un önerisi ile sosyal medyada dolaşan "Kurtuluş Savasındaki Kadınlar" ımızın toplu fotoğrafına Gül Yurdaköle ile Gaziantep'li Yirik Fatma'yı da ekledik. Geride daha nice kadınlarımızın olduğunun bilincindeyiz. Bütün kadınlarımızı temsil eden sembol bir fotoğraf olacaktır. Hepsinin mekanı cennet ruhları şad olsun.
Sevgili Okyar,"Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilkesini kendine şiar edinmişsin ya.Gerçekten senin ilgini ve dikkatini çekemeseydim bu söyleşi hayata geçemeyecekti. Nasıl bir yazgıysa Gül Yurdaköle hep ilgisizliğin kurbanı olmuş.En son öldüğünde cenaze merasimi bile olaylı geçmiş. Tabutuna Türk bayrağı örtmemişler ve cami avlusunda feryat figanlar yükselmiş."Kurtuluş Savaşı gazisinin tabutunun üstüne bir Türk bayrağını örtmeyi çok mu görüyorsunuz" diye haykırışlar olmuş. Yeni asırdaki cenaze törenini haber yapan Levent Bimen de doğruladı ve hatırladı bu olayı. Sonra torunları Erzincan da Müzeyyen hanımın eşi Ahmet bey asker olduğundan cenazeye gelememişler. O zamanlar zaten bir telgraf çekilse Erzincandan İzmir'e kaç günde gelirsin. Sonra mezarı kaybolmuş. Eski Bornova mezarlığına defnedilmiş.Şimdi sorsan kimse nerenin eski Bornova mezarlığı olduğunu söyleyemez. İzmir çok büyümüş tabiki.Manisa yoluna doğru shell benzin istasyonunun alt tarafında kalıyor.Yol geçti diyorlar mezar kaybolmuş diyorlar. Aileler şifaen zamanında Belediye ile görüşmüş. Dna testi istemişler. ve mirasçılık belgesi tüm varislerinden. Yani mahkemelik bir durum söz konusu.Tüm mezarların tek tek açılıp kemiklerden dna örneklerinin alınması bunun yaşayan varislerle örtüşmesi büyük bir iş. Aile diyor ki madem mezarı kayıp sembolik de olsa bir anıt mezar yapılsın.Ama Hiç bir yetkiliye seslerini duyuramıyorlar. Ben bu haber türk gazetesindeki yayından sonra Bornova Belediyesi Kültür Müdürüyle görüştüm.bana randevu verdiler dosyayı gösterdim. Fotokopiler verdim.Ne oldu sonunda koca bir hiç. Gül hanım ağacı Bayraklı belediyesi sınırlarında kalıyor.Onlara yazdım bir plaket asılsın dediler.yazım park bahçeler müdürlüğüne yollanmış.Beni aradılar yer tespiti için.Sonra ne oldu? Koca bir hiç. Ailede bıkmış artık bırakmış işin ucunu. Politik bir menfaat sağlamayacaklar çünkü bu hadiseden bir çıkarları olmayacak bu nedenle ilgilenmiyorlar.Lafa gelince sözde Atatürkçü,laik ve demokrat ya bu belediyeler inan zerre kadar inanmıyorum bunların Atatürkçülüğü hep göstermelik. Konak Metro İstasyonuna çok güzel bir sanat galerisi açıldı ilk sergi Henri Benazus un koleksiyonundan Atatürk fotoğrafları sergisi.Sergi girişinde dev boyutta Tunç Soyerin kucağında bir çocukla çekilmiş fotoğrafını duvara yapıştırmışlar. Ne gerek var Bu sergi senin sergin mi?Sen neden daha büyük boyda bir fotoğraf bastırıyorsun.Haa Atatürk ün kucağında çocuklu resmi var ya bununda olacak elbette. Bunlar hep kompleks.
Sonra beni bu olayda en çok etkileyen olgu,üç çocuklu bir kadının gördüğü rüya üzerine eşini ve çocuklarını geride bırakıp Kurtuluş Savaşına katılmasıdır.
Unutuluacak,ilgisizliğin kurbanı olacak bir kadın değil anlayacağın.
Bir kere çok güçlü bir karakter ve bazı şeyleri önceden görme gibi yeteneğe sahip.
Rüyasındaki her şeyi kademe kademe gerçeğini yaşıyor.
Zengin ve varlıklı bir aile.At çiftlikleri var.Ata çok iyi binmesinin bir nedeni de bu. Bornova da eski çarşıda göğsünde madalyası elinde kırbacıyla dolaştığını anlatıyor tanıklar.
Geride bıraktığı eşinin ismi Hakkı Fayet Orbay.18 tane köyü varmış sülalesinde 7 paşa var Osmanlıda.
Kendisi 27 yaşındayken savaşa katılıyor. Oğulları Memduh 10,Edip 8 kızı Memduha 5 yaşındaymış.Kendisi aslen Tortumlu eşinin kökleri Plevneden gelmiş.
Erzurum kongresi sırasında Atatürk le konuşuyor. Yanına seyis ve 2 at alarak katılıyor savaşa. Askere büyük moraller veriyor.Halide edip ile aralarında içten içe gizli bir rekabette var. Halide hanım not tutup kayıt yaptığından bütün yollar hep onun notlarına çıkıyor ama o da çarpıtmış bir çok şeyi.
Mesela en son savaş bitip Göztepe de Uşakizade köşküne gidiyor Atatürkle vedalaşmak için bahçede Gül hanımı görüyor bütün paşalar Gül hanımın etrafında.Kitapta son bir cümlesi var. "
Karşılıksız yapılan her şey daha makbuldür "gibilerinden .Yorum yapıyor.Neden yorum yapıyorsun ki!
Kitaba bakılırsa sanki Gül hanım buraya gelmiş Atatürkle görüşmemiş sanıyorsun .Zaten Hayat dergisinde ki tefrikasında da var bu olay.Daha sonra topçu yarbay Osman Usman bir mektup yollamış.Bellikli o yazıdan sonra Gül hanım çok bozulmuş ve tekzip niteliğinde gönderilen bu mektuptan anlıyoruz ki Atatürkle görüşmüş.
Zaten görüşmeseler bu arsa ve ev nasıl verilecek ti! Bu da çok önemli değil aslında netice de Atatürk tanımış mı bu kadını? Tanımış . İsmet İnönü,Fevzi Çakmak Rauf Orbay hepsi tanımışlar.
Sakarya da çok seviliyormuş.Neden mi? İnönü savaşlarında çok büyük fedakarlıklar göstermiş.Askerlere çok büyük moraller vermiş.Değişik bir kadın dedim ya Heykeli dikilecek kadın diye.
Müzeyyen hanımın eşi Ahmet bey asker demiştim ya Sakarya da görevli olduğu dönemde Gül Hanım sayesinde çok büyük itibar görmüş.Yani araştırılacak çok şey var aslında.
Bir kere Erzurum tarafını hiç bilmiyoruz.Oradaki baba tarafından akrabalar var onlara hiç ulaşamadık.
Bu bir sözlü tarih projesi gibi olsa bir bütçesi finansmanı olsa masraflar karşılansa gidersin Erzurum dan başlarsın yazmaya.
Ama bu sığınmacı göçmen konusu degil ki projeye destek olsunlar!
Torunu Melahat hanımın anlattığına göre asker İzmir in kurtuluşu 9 eylülden bir gece önce belkahve de konaklıyor Ve etraf tel örgülerle çevrili.Gece yarısı yanına askerler alıp tel örgüleri kesiyorlar.Sabahleyin üst baş yırtık eller paramparça.
Vücudundaki kurşun yaralarını gösterirmiş torunlarına.
Savaştan sonra eski eşi boşol kagıdı yolluyor tabi o zamanlar resmi nikah olmadığından. Sonra 3 çocuğunu Erzurumdan izmir e kaçırıyor.Dediğim gibi filmi çekilecek bir kadından bahsediyoruz.
Bu röportaj burada bitmez anlayacağın.
Sevgili dostum,
Katkım olduysa ne mutlu. Senin de dediğin gibi Kurtuluş savaşı kahramanı Gül hanım hakkında derli toplu bir yayını birlikte gerçekleştirdik. Ne yazık ki geçmişe ilişkin yeterli bilgi bulamadık. Elimizdekilerle yetinmek zorundayız. Ancak tesellimiz tekrar gündeme getirerek yeni neslin hafızalarına iz bırakmaya çalıştık.
Belki bundan sonra Belediye ya da ilgili bir kamu kuruluşu bu konuya el atar ve en azından Gül Hanım için küçük bir anıt yaparlar.
Sevgilerimle
Sevgili Okyar,Gül Yurdakölenin,Erzurum'un Tortum İlçesi,Dumlu kasabası doğumlu olduğunu yeni öğrendim.Bunu da bizden sonra araştıracak olan tarihçiler için not düşeyim. Ayrıca İzmir de eski Bornova mezalığına 361187 nolu defin evragı ile gömülmüş. Mezarlık adı: 12,Mezar No:38,Ada:94,parsel yok.yani kabir kayıp şu anda. Ölüm tarihi 17.2.1968
Allah onlardan razı olsun. Adını dahi bilmediğimiz nice kahramanlarımızın ruhu şad olsun. Emanetleri emanetimizdir...
Yazı için öncelikle Ada hanıma, Birol Hocama ve Size teşekkürlerimi sunuyorum Okyar abim. Ellerinize emeğinize sağlık.
Selam ve saygılarımla.
Sevgili Öner,
Sana da çok teşekkürler.
Rahmetli Gül Hanım'ın torunu Melahat Birtuncer'in büyük oğluyum. Kendini tanıma şansım oldu. Çocuktuk elbette o zamanlar. Büyük babaanne diyorduk. Poturlu askeri kıyafetle sabah erkenden evden çıkar akşam yemeğinden önce dönerdi. Köşkün bahçe kapısına geldiğinde elindeki kamçıyı çizmelerine vurarak geldiğini belli eder büyüklerimiz bizi ortalıktan çekerlerdi. O bizden ayrı yemek yerdi. Akşama kadar kahvelerde nutuklar atarak boş oturan erkekleri çalışmaya teşvik eder miş. Savaşın yorgunluğunu sert bakışlarında görebilirdiniz.
Uğur bey merhaba,
Değerli yorumunuz için çok teşekkürler. Böylesi yüce işler başarmış bir insanın büyük torunu olmanız ne kadar güzel ve anlamlı. Birol sayesinde tanıdık. Allah rahmet eylesin.
Beşir Öge, Kürt Beşir lakabıyla tanınıyor, O da Gül Hanım gibi kurtuluş savaşı kahramanıydı, gaziydi,
İzmir'e ilk girenlerdendi,
İzmir'e yerleşmiş, esnaflık filan derken, Fuar'da Çamlık Gazinosu'nu açmış. Müzeyyen Senar'ın hayranıymış. Gazinosunun adını “Çamlık Senar Gazinosu” olarak değiştirmiş.
Sanatçılar İzmir fuarında herhangi bir gazinonun neon ışıklarında adı yazsın diye can atarken, Müzeyyen Senar'ın kartvizit gibi, adıyla sanıyla gazinosu varmış.
Bence Gül hanım Kürt Beşir'i tanımasa cenaze töreninde neden madalyasını taşısın!
Beşir Ögenin yanında Kuvayi Milliye üniforması giyen biri daha var onun Bombacı Ali Çavuş olduğu rivayet ediliyor.
Gül Hanım’dan bahseden kişilerden birisi de, Kemalettin Sami Paşa’dır.
Bursa’da İstanbullu öğretmenlerin düzenlediği bir toplantıya katılan Kemalettin Sami Paşa, coşkulu konuşmasında Kurtuluş Savaşı cephelerinde bir fırtına gibi esen Gül Hanım efsanesine şöyle yer vermiştir:
“İsimlerini hürmet ve şükranla kaydedeceğim Halide Edip ve Erzurumlu Gül Hanımlar geldiler. Askerle beraber ağladılar. “Eğer vatanı kurtarmadan gelirseniz, kadın olarak size lânet edeceğiz!” dediler.
Bütün asker ağlayarak yemin etti. Gül Hanım taarruzdan bir gün evvel, bütün fırkaları gezdi. Askere birer birer yemin ettirdi. Nihayet asker, kalbi aslan gibi kabarmış, ‘Harp isteriz!’ diye ağlıyordu.” (“Millî ordu nasıl doğdu, nasıl kazandı?”, Yakın Tarihimiz, cilt 3, İstanbul 1962, s. 9.)
GÜL HANIMIN RÜYASI
“Karanlık bir gecede, düz ve geniş bir meydanda kara bir ordu toplanmıştı. Ben bu orduyu havadan görüyordum. Düşman ordusu olan bu ordu daha sonra parçalandı, bunların yerini Türk askerleri aldı.
O zaman ben de yere indim. Türk askerlerinden biri bana bir dağ eteğinde birçok deve gösterdi. Her devenin başında beyaz bir sarık vardı.
Ben “Bunlar deve değil, Hazret-i Ali’nin kendisi ve bakışları” dedim.
Bu esnada yanımda bir çocuk belirdi. Ona “Nur-ı Muhammed Erzurum’daki Evliya Abdurrahman Gazi senin neyindir?” dedim.
“Benim amcamdır” dedi. “Ya benim neyimdir?” diye sorduğum zaman “Senin de kardeşindir” diye cevap verdi.
https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/erzurum/kulturatlasi/abdurrahman-gazi
Sevgili Okyar,
Sevgili Birol Üzmez ve onun onur duyulası kızı Ada'nın bu çok ulvi ve sabırlı çalışmalarından haberdar olmamızı sağladığın için sana gönülden teşekkür ederim.
Hem yazıyı hem de Birol beyin yorumlardaki ilave bilgilerini bazen hüzünlü bir burukluk bazen de hayretler içerisinde okudum. Bu vatanın nasıl ve nelerin pahasına kazanıldığını, sevgili Ada'nın sayesinde tüm gençliğimize bir kez daha anlatmaya Arthenos olarak vesile olduğumuz için ayrıcalıklı hissettim, Ada gibi yavrularımızın varlığı içimize su serpti, umudumuzu yeşertti.
Varolun!
Selam ve sevgilerimle.
[6/5 ÖS 4:42] Ahmet Tuncay Karaçorlu: Başta kızınız olmak üzere hepinize de eline sağlık sevgili Birol eşsiz bir farkındalık adımı atmışsınız ulusal Kurtuluş kahramanımız için...
Biz de o mekanın korunması yaşatılması gelecek kuşaklara bırakılması için ve hızlı girişimlerde hemen bulunacağımızı ve varsa önerileri bunları yerine getirmek bize Onur verecektir🫐🪶🫐
[6/5 ÖS 5:01] Ahmet Tuncay Karaçorlu: Haberi güzel yapmışlar önceki gönderin de de izlemiştim şimdi tekrar gözlerim yaşararak izledim kaç yerel yönetim geçmiş ne olursa olsun bu sorunu ve çok kıymetli kentsel bellek mirasını kamulaştırılarak çözebilir diler ve bir müze haline getirebilir diller ne mutlu ki beyaz kahramanımızın izini sen ve kızımız Beyaz Melek buldunuz tekrar eksik olmayın🫐🪶🌿
Bir kahramanın kahramanlığı maalesef başka bir kişinin hatıratına bağlı kalmıştır. Halide Edip Adıvar anılarını 1959'da değil de 1922'de yayımlamış olsaydı durum bambaşka olurdu. Gül Hanımı tüm Türkiye tanırdı. Bir yerde Gül Hanım hadisesine bilimsel bir deneydir desek yanlış olmaz. Bu deneyin sonuçları ise çok vahimdir. Millet olarak sınıfta kalmışızdır. Ancak Hıyanet-i Vataniye kanunuyla birçok erkeği cephede tutabiliyorken Gül Hanım kadın haliyle en önde savaşmış ve bunu sonraki yaşamında dile getirmemiştir. 38 yıl kimse varlığından dahi haberdar olmamıştır. Muhtemelen Halide Edip Mustafa Kemal'in Gül Hanımla görüşmeyi reddetme hadisesini yazmasaydı Gül Hanım yine de kendini belli etmeyecek, mechul bir şahıs olarak kalacak ve Türk milleti Gül Hanımı tanıyamayacaktı. İyiki de 1960 yılındaki o mektubu yazmış. İyiki de tarihimizde Gül hanım gibi bir kahraman var olmuş. Gül Hanım'ın hayatını araştırmak boynumuzun borcudur. Erzurum'daki akrabalarına ulaşmaya çalışacağım ayrıca Milli Mücadele hatıratlarını gözden geçireceğim. Bu konunun kıymetli takipçilerine selam ve saygılarımı sunuyorum.
Ersoy bey değerli yorumunuz için çok teşekkürler. Dediklerinize ek olarak Gül Hanım benzer mücadeleyi veren adını duyamayacağımız çok kadın kahramanımızın temsilcilerinden birisi olmuş. Ve o kahramanlar savaştan sonra yerlerine yurtlarına dönerek kendi hayatlarına devam etmişler. Ne mutlu bize ki bu insanların torunlarıyız.
Saygılarımla
Okyar Bey, dediğiniz gibi çok büyük bir milletin evlatlarıyız. Onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Saygı ve selamlarımla...
https://www.youtube.com/watch?v=wpLdJC0KTOk&feature=youtu.be