BLOG

“Düşünüyorum, o halde varım” idi, “Görünüyorum, o halde varım” oldu – 9

Modernizme savaş açan teorisyenlerin esin kaynağı, yaslandıkları merkez çoğunlukla Nietzsche’dir. “Nietszche, orta sınıfın imanını ve selametini fena halde sarsan âteşîn ifadelerinde, Tanrı’nın öldüğüne bir türlü şahâdet etmek istemeyen ‘dini beş para etmezler’in dinini ortadan kaldırdığına inanıyordu. O; olup bitenleri bir türlü idrak edemeyenlerin bencil sulh ve huzurunu, daha önce başlanmış her cümlenin sonunu, ardını getirerek yok etmeyi başardı. Hiçbir şey doğa olarak iyi ya da kötü değildir (doğada iyi veya kötü diye bir şey yoktur); gerçek belli bir gaye belirtmez ve ardında gizli bir sır da yoktur; dünya, yani görülen dünya sondur, mutlaka akla, hatıra getirilmesi gereken bir şey (keyfiyet) yoktur, başka bir şeyin matufu da değildir, kendinden başlar, kendinde biter ve dili yoktur. Bütün bunların söylenmesi gerekiyordu ve Nietzsche ortalığı kaplayan boşluk ve ümitsizliğe de bir çare buldu: Delirdi! Önermeleri de, o nedenle, başlıklar halinde kaldı, içini doldurma teşebbüsünde bulunulmadı. Belki Nietzsche modernitenin aradığı peygamberdi. Evet ama onun düşüncelerindeki muğlaklık bu tür bir peygamberliğe esasen engeldi. …Kilisenin yalanlarına karşı ilim ruhuna övgüler yağdırıyor; ama yeni toplumun eşitleyiciliği (egalitarianism) kendisine tiksinti verince, vahşi dâhiyi oynamayı, kendi varoluşuna verebileceği en akılcı tarz olarak görmeye başlıyordu. Moderniteninse burnu havada olup kilisenin açacağı gediğe tahammülü yoktu; almış başını gitmekteydi. İşte çağımızın, çağdaşlığımızın tescilli (icazetli) peygamberi Nietzsche değilse, sebebi budur.”[1]…En önemli öncü isimlerden biri: “Derrida, bütün bir felsefe ve kültür tarihini yıkmaya çalışır. Bu felsefe tarihi içinde alışık olduğumuz bir tutumdur, zira her filozof, az ya da çok bir ‘yıkıcı’dır. Ancak Derrida alışık olduğumuz türden bir yıkıcı değildir: o yıkmasına yıkar, ancak yeniden kurmak için yapmaz bunu. …O halde, yapıbozum, bir ‘söküp-yapma’ olayı değil, daha çok, bir ‘yapısızlaştırma’ olayı olarak ortaya çıkar, çünkü o bir ‘yeniden kurma’ olayı değildir. Onun bir yapısızlaştırma olayı olması, bozuma uğrattığı tezlerin karşısına bir antitezle çıkıyor olmayışıdır.”[2] Postmodernizmin habercilerinden Toynbee’ye gelince: “…’Bizim ahfâdımız bizim gibi sadece Batılı olmayacak; Sokrat’ın, Eflatun’un, Plotinius’un olduğu kadar Konfüçyüs ve Lao-Çe’nin de mirasçısı olacaklardır. Gautama Budda’nın, Dütreo-İsaya’nın ve Hz.İsa’nın da mirasçısı olacaklardır. Zerdüşt’ün, Muhammed’in, Eliya’nın ve Elişa’nın, Petros ve Pavlos’un, Şankara ve Nomanuca’nun, Clement ve Originlerin, Kapadokya Doktrin (Ehl-i Kitap ve Hitap) Kilisesi’nin, Afrikalı Ogustin’le Benedikt’in, İbn Haldun’un ve Bossüe’nin, Cromwel ve George Washington’un olduğu kadar, Sırp siyaset ekolünün, Lenin’in, Gandi ve Sun Yat-Sen’in de mirasılçıları olacaklar.’ Bu iyimser kehânet 1947’de Arnold Toynbee’e aittir.”[3]

Ergin Bulut’un çizdiği tablo sürece dair sağlam veriler, ipuçları barındırıyor: “Sürücüsüz otomobiller, akıllı evler, nesnelerin interneti, hamburger köftesi çevirebilen ve hatta savaşabilen robotlar… ‘Çalışmaya ve emeğe ne oluyor?’ ‘Benim işim de otomasyona tabi olacak mı?’…Bir taraftan ‘gig ekonomisi’ adını verdiğimiz pratikler, telefonlarımızdaki uygulamalar ve internet üzerinden yeni gelir kapıları açıyor. Boşta duran arabalarımızı veya boş odalarımızı ekonomik süreçlere açarak,… Otomasyona ve akıllı uygulamalara dayalı ‘gig ekonomisi’ dediğimiz şeyler, arkasında sınıfsal ilişkilerin olduğu kâr ve rekabet odaklı sınıf projeleri. Çalışmanın geleceğini bize sorgulatan şey, robotlar değil, robotları ve akıllı uygulamaları hayatımıza sokan kapitalist kararlar ve eylemler olmalı. …Bu ekonomik eşitsizlikler ek olarak. ‘gig’ yahut ‘paylaşma’ gibi ifadelerin zihinlere bıraktığı ideolojik bir etki söz konusu.[1]‘Gig’ yahut ‘paylaşım’ ekonomisi denilen şey, dijital olarak dolayımlanan platform temelli kapitalizmden başka bir şey değil.[2]…Söz konusu platformların ekonomi politiğini inceleyen Ursula Huws (…), 2008 krizinden bu yana, artık belli bir eşiğe ulaşmış, bir tür ‘bağlanmış emek’ ten (logged labor) bahsetmemiz gerektiğini savunur. Huws’a göre özel-kamu, yüksek vasıflı-düşük vasıflı, başkası için yahut kendine çalışan fark etmeksizin, farklı iş alanlarında artık ‘bağlanarak’ çalışmaktayız. Bu durum, çalışmanın standartlaşmasına, performansın veri üzerinden denetlenmesine ve buna ek olarak da, bir işi yapmak veya istihdam edilmek için sürekli olarak kendimizi geliştirip yeni tekliflerle işverenin karşısına, platformlar aracılığıyla çıkan bir çalışma sınıfının oluşmasına yol açıyor.[3] …Kapitalizmin temel düsturlarından biri şudur: Hiç kimse vazgeçilmez değildir.”[4]

Ve belki de en önemlisi, gelecekte insanlığı neyin beklediğidir. O yüzden Transhümanizm meselesine de belli ölçüde değinmek icap eder. “Savunucularının tanımıyla transhümanizm, insanın fiziksel ve bilişsel yeteneklerinin arttırılması ve yaşlanma, hastalanma gibi arzu edilmeyen kusurlarının ortadan kaldırılması amacıyla teknoloji ve bilimden faydalanılması gerektiğini öne süren uluslararası bir entelektüel ve kültürel harekettir. Üç ana amaç üzerine kuruludur: Süper uzun ömürlülük, süper zeka ve süper refah seviyesi. …Ray Kurzweil’in çalışmalarından hareketle geliştirilen transhümanizmde söz edilen transhuman ya da geçiş insanı, Kurzweil’in biyolojik ve teknolojik evrimle insanın ulaşacağı tekillik aşamasına geçiş sürecine karşılık gelir. …Kirzweil’e göre, insanı tekillik aşamasına yükselten evrim süreci biyolojik ve teknolojik bakımdan altı evreden oluşmaktadır: Birinci evre, fizik ve kimya yapısında evrimleşme; ikincisi, biyolojik DNA evrimi; üçüncü evre, sinir sisteminde ve beyin yapısında evrimleşme; dördüncüsü, teknolojik donanımlarda evrim; beşinci evre, teknoloji ve insan zekasının birleşmesine dayanan evrim aşaması; ve altıncısı, evrenin uyanışı, madde ve enerji örüntülerinin birlikteliğine ilişkin bilgisel düzeyin artışı. Kurzweil’in, donuk makinelerden, insani özelliklerin sıcaklığına sahip ve insandan ayırt edilemeyecek daha kusursuz makinelere geçiş dönemi olarak ortaya koyduğu tekillik, beşinci evrede başlayacaktır. Şu an bu geçişin ilk aşamalarındayız. Kurzweil, insanın yeteneklerinde temel ve şiddetli bir dönüşümü temsil edecek olan tekillik aşamasını yaklaşık 2045 yılına tarihler. Bu tarihte yaratılacak olan biyolojik olmayan zeka, günümüz insan zekasından bir milyar kat daha güçlü olacaktır. (Tekillik, biyolojik bedenlerimiz ve beynimizin kısıtlamalarını aşmamızı sağlayacak. Yazgımıza karşı güç kazanacağız. Ölümlülüğümüz kendi elimizde olacak.)[1] …Avrupa kökenli medeni toplumların ve hümanizmin tarihine bakıldığında -Adorno’nun belirttiği gibi- vahşetten insanca yaşama gidişin olduğu tartışmaya açıktır ama sapandan bombaya giden bir sürecin yaşandığı kesin olarak söylenebilir. Bilimsel ve teknolojik bakımdan bir ilerleme olduğu açıktır ama bu ilerleme, başkalarının yaşamlarından çalarak, acı çektirerek, yaşam alanlarını tahrip ederek gerçekleşiyorsa etik ve politik bakımdan ilerlemeden söz edilemez. …Erasmus, savaşın yükü, savaş kararını vermeyen kişilerin omuzlarına çöküyorsa orada insani değerlerin ön planda tutulduğu bir dünyadan söz edilemez diyordu. Günümüz için de, teknolojik ve endüstriyel gelişmelerin zararları, karar alıcı gelişmiş dünya ülkeleri ya da sermaye sahiplerinden ziyade, gelişmekte olan ülkelerin halklarına ya da insan-olmayan canlılara yükleniyorsa, orada hümanizmin savunduğu değerler, adalet talebi ve toplumsal gelişme üzerine düşünmek gerekmektedir.”[2]…”Transhümanizmin peygamberleri olan J.Huxley, J.B.S. Haldane ve J.D. Bernal, ilkelerini açıkça konuşan ve irdeleyen bilim adamları ve kamu entelektüelleridir. …Transhümanizm yeryüzünde cenneti yaratabilecek unsur olarak destekleniyor. …Transhümanizm özünde seküler olmasından daha çok temel olarak dini veya Hristiyan değildir.[3]…Transhümanizmi ‘gnostik açıklamaları teşvik ediyor’ diye suçlayan C. Chrestopher Hoo’ya göre bedeni basit bir protez olarak gören transhümanizm, bir anlamda gnostizmin yeniden dirilişidir. İnsan bedeninin kötü olduğu gnostik açıklamasını reddeden Hristiyanlar için; yeniden dirilme ve efendinin bedensel dirilişiyle kutsallaştırılmış cisimleşme tanrı tarafından tasarlanmış kimlikleri için temeldir. Bedeni, manipüle edilen protez olarak gören transhümanistler, gnostiklerden farklı olarak ruh kavramını reddederler.[4]…Trahshümanizmi dini veya gnostik bir menşei dayandıran yaklaşımların yanında onu Nietzsche’ye dayandıran yaklaşımlar da mevcuttur. Sorgner, transhümanizm ve Nietzsche felsefesi hususiyetle posthuman ve Nietzsche’nin ‘üst insan/over human’ kavramı arasında temel benzerliklerin olduğunu düşünür. M.More, yalnızca benzerlik olmadığını transhümanist fikirlerin doğrudan Nietzsche’den etkilendiğini iddia eder.[5] …Daha önce homosapiens olarak bilinen varlık, …homo cyberneticusla yer değiştirecektir. Hümanizm bizi hurafenin zincirlerinden kurtarmışken, transhümanizm ise bizi biyolojik zincirlerimizden kurtarır.”[6] Bu noktada önemli soru belirir: Yeryüzünde şu anda (2022 yılı itibariyle) yaşayan 8 (sekiz) milyar insan var. 2045’de bu nüfus epeyce artmış olacak ve muhtemeldir ki 15 (onbeş) milyarı bulacaktır. Bu kadar kalabalık bir insan popülasyonu böyle bir konfora (konforsa tabii ki) kavuşabilecek mi?   Bu soruları sorunca, akla Pragmatizm gelir. ‘Pragmatizm’, Kapitalist sistem içinde çok belirleyici yeri bulunan ve bu yeri hiç kaybetmeyecek olan bir kavramdır. Bu itibarla bir cümleyle dahi olsa söz etmek kaçınılmazdır. ‘Faydacılık’ olarak çevrilen bu kavramın Türkçe karşılığı bir bakıma kavramın yüzünü yumuşak gösterir niteliktedir. Oysa onun gerisinde ‘Çıkar’, onun da gerisinde ‘Rekabet’, ‘Hile’ vb pek çok negatif kavram durur. “Pragmatistin aradığı, özgürleşme anlatısı olmayan, sonuna kadar kozmopolit anlatılardır. Hiçbir zaman kurtarılacak bir şeyin bulunmadığına, insanın doğasının hiçbir zaman zincire vurulmadığına inanır.”[7]

Sırada fotograf var: Postmodern düzlemde Suzan Sontag’ın söylemleri nedeniyle baştacı edildiği alan. “Fotoğraf, özünde modern sanat olarak, yirminci yüzyılda resmin bütünlüğünün en tehdit edici düşmanlarından biri olmuştur. Gerçekten, modern resmi temsilden uzaklaşıp kendi biçim ve koşullarının soyut sorgulanışına geçmeye zorlayanın, kısmen, fotoğraf teknolojisinin olduğu söylenebilir. …fotoğrafın kendisinin de (ya da sanat fotoğrafı diye bilinen dalının) kendisini toplumsal bir pratik olarak fotoğraftan ayırarak tanımlamaya çalışması ilginçtir. …sanat fotoğrafı, kendini sanat olarak kabul ettirmek için resmin konu ve üsluplarını taklit etti.[1] …Abigail Solomon Godeau’ya göre postmodernist fotoğraf, modernist fotoğrafın ‘estetik olarak kendine gönderme yapma’ tutumuna karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır; dolayısıyla en önemli postmodernist fotoğrafçılar, Barbara Kruger, Sylvia Kolbowski, Richard Prince gibi, dünyadaki-fotoğrafla etkin bir şekilde ilgilenen, kültürel kodların olumsallığını kabul eden ve fotoğrafın çeşitli kitle-kültürel kullanımlarını kucaklayan fotoğrafçılardır.[2] …herkes fotoğraf çekebilir ama ancak esinli ya da özel yeteneği olan biri sanat yapıtı olma iddiasına sahip bir fotoğraf çekebilir. …(Sherrie) Lewine, Edward Weston ve Walker Ewans gibi sanatçıların fotoğraflarını fotoğraflayıp bunları kendi yapıtları olarak sergilemişti. Bu serginin anlamı, aşırmacılğın aşikârlığında, Levine’in ‘aşırdığı’ fotoğrafların onun tarafından gerçekten üstlenilemeyecek kadar ünlü olmasında yatmaktaydı.[3] Şimdilerde varsa yoksa fotograf. Neredeyse herkes kendisinin bütün hallerini fotografın diliyle, o dili, dilin inceliklerini kuramsal olarak bilmesi gerekmeden, yaşamına dair her şeyi paylaşıyor (gösteriyor). ‘Gösteri Toplumu’Hakikatle hiç ilgisi yok.

Bu yazı dizisindeki diğer yazılar


[1] Leszek Kolakowski: Modernliğin Sonsuz Duruşması, Türkçesi: Selahattin Ayaz, Pınar Yay., İstanbul 1999, s.18-19

[2] Vefa Taşdelen: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s.103

[3] Leszek Kolakowski: Modernliğin Sonsuz Duruşması, Türkçesi: Selahattin Ayaz, Pınar Yay., İstanbul 1999, s.40

[4] Ergin Bulut: Varlık Dergisi: Post-hümanizm ve Yeni Sorunlar, Ocak 2019, s.20-21

[5] Ergin Bulut: a.g.der., s. 21; Huws Ursula: 2016, ‘Logged Labour: A New Paradigma of Work Organisation?’, Work Organisation, Labour&Globalisation 10 (1): 7-26’dan ve Srnicek Nick.2016, Platform Capitalism, Theory Redoux, Cambridge, UK: Polity’den

[6] Ergin Bulut: a.g.der., s. 21; Huws Ursula, a.g.e.,’den.

[7] Ergin Bulut: a.g.der., s.22

[8] Ezgi Ece Çelik: Hümanizm, Felsefi Düşün, Akademik Felsefe Dergisi, Sayı: 9, Ekim 2017, s.39-40; Ray Kurzweil, İnsanlık 2.0, çev. Mine Şengel, Alfa Yay., 2016, s.22-s.197

[9] Ezgi Ece Çelik: a.g.der., s.43

[10] Ahmet Dağ: Hümanizm, Felsefi Düşün, Akademik Felsefe Dergisi, Sayı: 9, Ekim 2017, s.52

[11] Ahmet Dağ: a.g.der., s.53; Stephen Lilley, Transhumanism and Society the Social Debate over Human Enhancement, London: Springer, 2013, s.30’dan

[12] Ahmet Dağ: a.g.der., s.53; Max More, ‘The Overhuman in the Transhuman’, Journal of Evolution and Technology, sayı 21, 2010, s.1’den.

[13] Ahmet Dağ: a.g.der., s.56; Ted Peters, ‘Prograss and Provolution, Will Transhumanism Leave Sin Behind’, Transhumanism and Trancendence Christion Hope in an Age of Technologyical Enhancement, içinde, haz. R. Cole-Turner, Washington: Georgtown Univercity Press, 2011, s.64-68’den.

[14] Connor Steven: Post-Modernist Kültür: Çağdaş Olanın kuramlarına Bir Giriş, Çev. Doğan Şahiner, YKY, 2001, s. 53; Richard Rotry’nin Jean-François Lyotard’a yanıtı, Critique içinde, 41:456, 1985, s.570-571’den

[15] Steven Connor: Post-Modernist Kültür: Çağdaş Olanın kuramlarına Bir Giriş, Çev. Doğan Şahiner, YKY, 2001, s.145

[16] Steven Connor: Post-Modernist Kültür: Çağdaş Olanın kuramlarına Bir Giriş, Çev. Doğan Şahiner, YKY, 2001, s.144-146; Winning the Game When the Rules Have Been Changed’: Art Photography and Postmodernism’, Screen,25:6, 1984, s.99’dan

[17] Steven Connor: Post-Modernist Kültür: Çağdaş Olanın kuramlarına Bir Giriş, Çev. Doğan Şahiner, YKY, 2001, s.147

Tekin Ertuğ

İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü) "Foto İntelijansiya" "Fotoloji / Fotologya"

Paylaş
Yazar:
Tekin Ertuğ
  • yakın zamanda gönderilenler

    Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

    Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…

    % gün önce

    İç mekanlarda filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha mı zordur?

    Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…

    % gün önce

    Film fotoğrafçılığında pozometre olmadan flaş kullanmak

    Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…

    % gün önce

    Günümüz Fotoğrafçılık Trendleri: 2026 İçin Beceriler ve Kariyer Fırsatları

    Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…

    % gün önce

    Eksikliğini hissetmemek, muhtaç olmamak; Doktorlarımız…

    Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…

    % gün önce

    Çektiğiniz filmin banyosunu neden kendiniz yapmalısınız?

    Çektiğiniz fotoğrafların kendi çabanızla negatif üzerinde belirmesini görmek adeta bir sihir gibi! Teknik yönün yaratıcılıkla…

    % gün önce