“Düşünüyorum, o halde varım” idi, “Görünüyorum, o halde varım” oldu – 10

-

Roma hukukunda ‘Homo Sacer’ diye bir kavram vardır; Vatandaşlık hakkı olmadığı gibi diğer hakları da olmayan ama ‘kutsal kişi’ olarak kabul edilen bir şahsiyeti tanımlar. Bu kişinin herhangi bir dini ayinde kurban edilmesine izin verilmez, ancak onu öldüren kişi cinayet işlemiş sayılmaz.[2] …Gelecek zaman kimbilir daha ne gibi tuhaflıklara gebe?!..

İnsan işte… Herşeyin önünde, ardında insan var. İnsana dair tuhaf şeylerle devam edelim; eski Yunanlı şair Pindar’ın (İ.Ö. yaklaşık 640-558) bir şiirinden:

Nomos ho pantön basileus / Thnaton te kai athanatön / Agei dikaion to Biaiotaton / Hypertatai cheiri: tekmairomai / Ergoisin Herakleos

Herkül’den bildim ki / Ölümlü ve ölümsüz / Herkese egemen olan nomos (yasa) / En büyük şiddeti bile haklı kılan / En güçlü mercidir.

Bu kıtayı Friedrich Hölderlin (yaklaşık 1803’te) şu şekilde tercüme etmiş/uyarlamış:

Das Höchste / Des Gesetz / Von allen der König, Sterblichen und / Unsterblichen; das führt eben / Darum gewalting / Das gerechteste mit allerhöchster Hand.

En yüce / Ölümlü ve ölümsüz / Herkese egemendir yasa / Öyle ki / Üstün eliyle / Ve şiddet kullanarak dağıttığı adalet / En iyi adalettir.[1]

Roma hukukunda ‘Homo Sacer’ diye bir kavram vardır; Vatandaşlık hakkı olmadığı gibi diğer hakları da olmayan ama ‘kutsal kişi’ olarak kabul edilen bir şahsiyeti tanımlar. Bu kişinin herhangi bir dini ayinde kurban edilmesine izin verilmez, ancak onu öldüren kişi cinayet işlemiş sayılmaz.[2] …Gelecek zaman kimbilir daha ne gibi tuhaflıklara gebe?!..

Elie Faure’nin tesbitine ve/ya yorumuna bakıp, söyleyeceklerimize geçelim: “Şöyle ya da böyle, bu evrenin gelip dayandığı felsefi ve güzelduyusal (estetik) eylem, bir bakıma insan enerjisinin türlü ögelerini kesinlikle birbirlerinden ayırdı ve yeryüzüne akılla özgürlüğün korkunç kaynamalarını getirdiği zaman, dünya bütün insanların buluştuğu, toplumsal ritmin bütün bireysel ritimleri bastırdığı köklü uyumları bir daha bulamamaya hüküm giymiş gibi oldu.”[3]

"Düşünüyorum, o halde varım" idi, "Görüyorum, o halde varım" oldu

Kapitalizmin ileri bir evresinde olduğumuzu, sistemin her alanda küresel tekeller oluşturmak için giderek daha da katmerleşeceğini düşünmek için Marksist olmak gerekmez. Şu ya da bu dünya görüşünden, yaşadığımız zamanı iyi okuyabilen her birey, bunu rahatlıkla görür. Kapitalist sistem ilk evresinde lokal egemenlik kurarken, ilerleyen süreçte önce yakın çevreyi ele geçirmeye, sonra denizaşırı ve okyanusaşırı egemenliğe doğru yol aldı. İleri Kapitalist evrede olduğumuzu, Modernizmin ileri aşamasını idrak ettiğimizi düşünüyor olmalı ki, Steven Connor, “Bir Geç Moderniste Post-Modernist demek, ikisi de Hristiyan olduğu için Protestana Katolik demeye benzer. Eşeği kötü türden bir at olmakla suçlayamazsınız.”[1] diyerek, kullanılan terime (‘postmodern’) itiraz eder. Büyük kavgalar, Dünya Savaşları ne için yaşandı?.. Sürekli egemenlik sınırlarını genişletmeye ve küresel egemenlik kurmaya çalışan tekelci kapitalizmin önündeki en büyük engel Doğu Blok’u (Sovyetler Birliği ve onun güdümündeki ülkeler) idi. Geride bıraktığımız yüzyılın son çeyreğinde (1990’larda) Sovyetler Birliği’ni ve doğal olarak Doğu Bloku’nu çökertti, yıktı. Görünen o ki, uzun vadede küresel sistemi yönetecek olan güç, herhangi bir ulusal güç olmayacak, küresel sermaye olacak. O sermayenin şu kadarı şunun, bu kadarı bunun vs. Arzu edilenin ve planlananın bu olduğunu görmemek mümkün değil. Bunun sonunun nereye varacağını öngörebilmek hakikaten çok zor. Hayatı dikkatli bir şekilde gözden geçirdiğimizde, gelinen durumu kavrayabiliyoruz. Dünya coğrafyasının istisnasız her köşesini etkisi altına alan markalar, vaziyeti net bir şekilde açıklıyor. Marka isimlerini telaffuz etmeksizin hatırlatmaya çalışalım: Gazlı içecekler, cep telefonları, beyaz eşyalar, televizyon ve benzeri elektronik eşyalar, bilgisayarlar, otomobiller, diğer taşıt araçları, iş makinaları, uçaklar, silahlar, diğer savaş araçları, pet su’lar, ilaçlar, aşılar, zincir cafe’ler, zincir marketler, zincir fast food’lar, gıda ürünleri, giyim kuşam ürünleri, kozmetik ürünleri, mobilya, fotograf makineleri, fotograf satış siteleri, başka alanlardaki satış siteleri, sermaye şirketleri, dağıtım şirketleri, bilgisayar yazılımları, uluslararası medya kuruluşları, uluslararası turizm firmaları, evlerin olmazsa olmazı ampüller, çeşitli alet edevat ve daha bir yığın şey. Saymakla bitecek gibi değil. Hepsi neye işaret ediyor? Markaların bir kısmının bütün dünyaya kazığı sağlamca çaktığını ve küresel tekel olduğunu, bir kısmının büyümeye devam ettiğini ve küresel tekel olmaya aday olduğunu alenen ortaya koyuyor. Süreç böyle devam ediyorken, küresel sermaye veya küresel güçler için arzu edilmeyen şey, irili ufaklı direnme eğilimlerinin ortaya çıkmasıdır. Dağıtılan Doğu Bloku’ndan yeni bir rakibin ortaya çıkması belki de en beklenmedik şeydi: Rusya. Diğer yandan Çin. Rakip istemeyen küresel güç, hayli iri rakiplerle yüzyüze geldi. ‘Tarihin sonu’ vb yeni bir takım tezler ortaya atan entelijansıyanın, Doğu Bloku’nun dağılmasından sonra, Çarlık Rusyasının ve Sovyet döneminin birikimine sahip olan Rusya’nın, geçmiş zamanda asırlar boyu İpek Yolu ticaretinin ana durağı olan ve akılalmaz boyuttaki Çin Seddini inşa etme kabiliyetine sahip kadim Çin’in ve ticari ürünlerde çok önemli bir merkez olan kadim Hint dünyasının Batı’yla rekabete girişeceklerini, ciddi anlamda büyük rakipler olacaklarını, şayet rekabet kapitalizmin temel argümanıysa, o argümanın hakkını teslim edeceklerini düşünememiş olmaları anlaşılır gibi değil. Tek kutuplu dünya, iki kutuplu dünya, çok kutuplu dünya tartışmaları devam ederken, henüz çok belirgin olmamakla birlikte, muhtemelen gelecekte ortaya çıkacak diğer güçlü ulusal direnişler küresel güç için oldukça önemli birer tehdit olacaktır. Muhtemeldir ki dünya halklarının aşırı baskı altında kalıp küresel güçlerin vaadlerine sıcak bakmasını, küresel egemenliği onaylamasını sağlayabilmek için el atından dünyanın heryerinde dikta yönetimleri inşa edilmesinin yolunu dahi açarlar. Böyle tasarılar özellikle üçüncü dünya ülkelerinin halkları için oldukça tanıdıktır. Küresel kapitalist sistemi kurmaya çalışan güçler için önemle dikkate alınması gereken başka bir direnme noktası ise, Sosyalist ve/ya Kömünist ütopyadır. Buna rağmen, Küresel Kapitalist bir dünya, özellikle de gücün tamamını birkaç imtiyazlı grubun (ailenin) elinde tutmasına matuf küresel kapitalist bir sistem inşa edilebilir mi? Doğrusu, bilemiyoruz. Şaşılacak şey ise, kimi insan ‘tek kutuplu’ dünyayı, kimi insan ‘iki kutuplu’ dünyayı, kimi insan ‘çok kutuplu’ dünyayı savunurken, kutupsuz bir dünya tahayyülünün olmayışıdır. Kutupsuz bir dünya! Neden olmasın?!..

"Düşünüyorum, o halde varım" idi, "Görüyorum, o halde varım" oldu

Derek Sayer, Karl Marx’dan şu tesbiti aktarır: “Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, bilinçlerini belirleyen, onların toplumsal varlıklarıdır.”[1] Sanki bunu anlatabilmek için Stephen Toulmin, Alexander Pope’un, ‘İnsan Üzerine Deneme’sinden bir bölüm paylaşır: “Orta bir devletin bu kıstağına yerleştirilmiş / Bilgeliği müphem, büyüklüğü görkemsiz bir varlık / (İnsan) Kararsızdır; harekete geçmekle sükûnet arasında / Bilmez tanrılığa mı soyunmalı, hayvan mı olmalı yoksa / Zorlanmakta zihniyle bedeni arasında tercih yapmakta / Ölmek için mi doğmakta, hata etmek için mi akıl yürütmekte / Fark yok böyle bir akılla az düşünmesi ya da / Çok düşünmesi arasında, her ikisi de aynı şeye varmakta / Düşünce kaos içerisinde, tutku bir karmaşa baştan ayağı / Yegâne hakiki hüküm, boy vermekte sonsuz hata arasında / Dünyanın şaşaası, alaycılığı ve taşıdığı muamma!”[2]

Şu çelişkiye bakın; ideolojileri reddettiği için bütün ‘izm’lere şiddetle karşı çıkan Postmodern yaklaşım, her ne hikmetse kendi durumuna bir ‘izm’ ekleyip Postmodern’izm’ demekten imtina etmiyor. Ayrıca, Post-Hüman’izm’, Trans-Hüman’izm’ kavramlarını kullanmaktan geri durmuyor. Bunlar ideolojiye (yeni ideolojilere) delalet etmiyor mu? Ne var ki Postmodern yaklaşım, iktidarını böyle çelişkili haller üzerine kurmuştur. Onun paradigması budur. Mit’lere itiraz ederken, yeni mit’ler üretme eğilimi; büyük anlatılara itiraz ederken, yeni büyük anlatılar üretme eğilimi, Kahramanlık olgusuna itiraz ederken, yeni kahramanlar üretme eğilimi vb. Birlikte bakalım: Freud, Nietszche, Baudrillard bu yaklaşımın ‘Şah’ı, ‘Pîr’i değil midir? Göklere çıkartılan Zen Budizmi neyin göstergesidir? Yoga ve ona benzer kendinden geçme veya kendini teslim etme halleri, ritüel olarak düşünülse, yanlış mı olur? Bilinçaltı/Bilinçdışı, Üstinsan, Öteki, Görece, Fuzzy, Fraktal vb kavramlar büyük anlatıya tekabül etmez mi? Dedik ya, postmodern için çelişki baş tacıdır, çelişmemek tuhaftır. Modern dönemin bu evresi bir olgudur, istesek de istemesek de içindeyiz, yaşıyoruz. Çağ’ın (‘dönem’, ‘evre’, ‘aşama’; ne dersek diyelim fark etmez) teknolojisiyle içli dışlıyız, hayatımızı ona göre düzenliyoruz. ‘Postmodern’ olarak literatüre geçmiş bir kez, şimdi biz ‘Geç-Modern’, ‘İleri-Modern’, ‘Neo-Modern’ vs desek ya da başka bir şey söylesek de, hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Oysa, “Modernite’nin ‘sona erdiği’ fikri bir anlamda paradoksaldır… Modernite, tüketilmesi imkânsız bir yenilik bolluğudur.”[3]

Modernizm, duyguları öteleyip, aklı öne çıkartır. Neden duyguları hiçe sayıp, bütünüyle akla dayalı bir tutum? Postmodernizm ise, aklı öteler ve duyguları öne çıkartır. Neden aklı hiçe sayıp, bütünüyle duygulara dayalı bir tutum? Neden bilimi bir kenara bırakma istemi? Neden evrensel değerleri yok sayma söylemi? Hepsi birlikte var olabilecekken, neden birbirleriyle ilintilerini kopartma gayreti? Hayata bakmak gerek. Bu iki farklı yaklaşım hangi ölçüde yaşamda karşılık bulur? Çok açık ki, ikisi de laf-ı güzaf. İkisinin de tek başına iken hayatın içinde ciddi bir karşılığı yok. Ne ki, ikisini biraraya getirip birleştirdiğinizde, toplamda ise, tam bir karşılık var. Hiçbir insan ömür boyu akla uygun davrandığını, duygularını tamamen devre dışı bıraktığını söyleyemez. Hiçbir insan ömür boyu sadece duygularıyla hareket ettiğini, aklını hiç kullanmadığını söyleyemez. İnsan hem aklıyla, hem duygularıyla hareket eder. Trans-Hümanist evreye kadar da bu böyle devam edecektir. Trans-Hüman aşaması insanı insan olmaktan çıkartacak, varsıllarla yoksullar arasındaki uçurum da uçurum olmaktan çıkıp aradaki fark dünya ile ay arasındaki mesafe kadar açılacaktır kuşkusuz. O halde, ne yapmalı? Endüstri Devrimi’nin ilk aşamasında yaşıyor olsaydık, Karl Marks’tan önce davranıp, O’nun Sosyalizm önerisinden önce ‘doğurmayın, yeni ameleler dünyaya getirmeyin’ diyebilirdik. Yeraltında 16-18 saat güvencesiz şekilde karın tokluğuna çalışan işçiler, çocuk işçiler, fabrikalarda kolu bacağı kopan işçiler, başta tekstil olmak üzere sanayinin çeşitli kollarında kurulu makineler gibi çalışan, erkeklere denk ve bazen erkeklerden fazla üretim gerçekleştirdikleri halde onlardan daha az ücret alan kadınlara hararetle bunu önerirdik. Bu, o dönem için çalışanların kullanabileceği belki en etkili silah olabilirdi. Şimdi böyle bir şey önerilse, egemenler için bulunmaz nimet olur, söyleyeni, telkin edeni ödüllendirirler belki de. Çünkü dünyada bu kadar kalabalık bir nüfus istenmiyor, bu nüfusu nasıl kırpacaklarının hesabını yapıyorlar zaten. O yüzden susuyoruz ve sadece düşünüyoruz. Ayrıca biliyoruz ki şimdiki gibi gelecekte de hemen her şey gönlümüz okşanarak, arzularımız doğrultusunda, gönüllülüğümüz temelinde hayata geçirilecek. Cep telefonlarını, bilgisayarları, akıllı televizyonları, ilk zamanlar nazlansak da, ister istemez aldık. Sonra sosyal medya. Gene ilk zaman kapris yapsak da (üstelik kime kapris? tavşan dağa küsmüş…) sosyal medyayı harıl harıl kullanmaya başladık. Tam yerine oturduğu için Hakan Poyraz’ın, Peter Singer’den aktardığı şu cümle önemlidir: “Descartes maddeden oluşan her varlığın tıpkı saat gibi mekanik ilkelere tabi olduğunu düşünüyordu; ama bu düşünce tabii ki kendi doğamıza ilişkin bir sorun doğuruyordu. İnsan vücudu da maddeden oluşuyordu ve fiziksel evrenin bir parçasıydı. Dolayısıyla insanlar da davranışları bilimsel yasalarca belirlenen bir makine olmalıydı.”[4] İnsanoğlu kendisi dışında doğada bulunan diğer bütün makinelere (bütün canlılara) dokundu, doğal ortamdaki hallerine müdahale etti, kendi başlarına üremelerine izin vermedi, hepsini kendisine (insana) mahkûm etti. Evcilleştirdi, kültür ürünü haline getirdi, devasa hangarlara yığdı, büyük arazilerde üretmeye başladı, genetiğiyle oynadı, numaraladı vs. Yani, ayarlarıyla oynadı. Şimdi de kendi ayarlarıyla oynuyor; kendisini modifiye etmeye çalışıyor. ‘Post-Human’, ‘Trans-Human’ kavramları başka nasıl izah edilir? Bu gidiş, en nihayet ‘The end of the Human’ noktasına evrilecektir. İşte o zaman, ‘İnsanın Sonu’ ile birlikte ‘Tarihin Sonu’, ‘Sanatın Sonu’, ‘Felsefenin Sonu’, kısacası ‘Herşeyin Sonu’ olur. Mamafih, herkes böyle düşünmez. “İdeal yöneticinin, ‘mükemmel bir insan yaratacak’ bütün erdemlere sahip olmasıyla ayırdedileceği söylenir.”[5] Bu durumda, ideal yöneticinin, transhüman inşa ederek mükemmel insanı yaratacağını söylemekten başka bir şey kalmıyor. Zihinler böyle çalışıyor. Bunun altında yatan şey edilgen, uyumlu (ki özünde bunlar modern döneme özgü haller olmakla eleştiriliyordu), sessiz, sakin bir sürü yaratma fikri çünkü. Ne ki, postmodern yaklaşım bir an doğru dediği şeye, bir an sonra yanlış diyebilir. Dahası, onlar için doğru ve yanlış yok zaten. Yapay Zekâ’da duygu elbette ki yoktur, ancak insana özgü akıldan, mantıktan da yoksundur. Onda fuzzy de, fraktallik de söz konusu değildir. Yapay zekâ matematik işlemi yapmaktan öte bir niteliğe sahip değildir. Süper Zekâ evresinde bu değişir mi? Belki kısmen. Hiper Zekâ evresinde ne olur? Şimdi, şu anda bunu öngörebilmek kolay değil. Ve fakat hiçbir zaman insanın aklına, mantığına, duygularına, deneyimlerine, birikimlerine, genetik özelliklerine, sezgilerine dayanarak yaptığı yorumu yapamaz. 

"Düşünüyorum, o halde varım" idi, "Görüyorum, o halde varım" oldu

Dolar milyarderlerinin sürekli basit bir tişört, keten-kot pantolon ve basit bir ayakkabıyla veya terlikle görünmeleri (bunca tevazu) ilk anda, yeni dönemde üst kesim ile alt kesim arasında herhangi bir sosyo-kültürel fark olmadığı izlenimi bırakır. Köle-Efendi arasındaki uçurumun, Bey-Serf arasında kapanacağı umulmuştur hiç kuşkusuz. Ancak önce aradaki fark kapanacak gibi görünse de, ilerleyen zaman içinde esasen köle olma halinin sadece form değiştirdiği ortaya çıkmıştır. Bey-Serf arasındaki uçurumun, Patron-İşçi (Burjuva-Proleterya) arasında kapanacağı umuldu. Bir kez daha umulanın tersi oldu. Şimdi Küresel Kapitalist sistemin Neo-Burjuvaları ile Prekarya (ya da ‘Neo-Proleterya’) arasında benzer bir vaad söz konusu, insanlar bir kez daha aradaki uçurumun kapanacağı umudunu besliyorlar. Bu umut gerçek olacak mıdır? Bizce ‘hayır’, gerçekleşmesi mümkün değildir. Barnard’ın yanıldığını söyleyemeyiz: “Neredeyse herkes, …bir kutu Coca Cola alabilir. Kendisine saygısı olan her dazlak ve öğrenci nesli, Levi’s kotlarıyla giymek üzere Dr Marten botları alabilir. Ancak, Sudjic’in de dediği gibi, yüksek ve düşük statülü mezhepler bulunmaktadır. Herkes Porsche 911 ya da Le Corbusier şezlong almaz ve bunlar kesinlikle yüksek statü objeleridir.”[1] Bir kez Küresel çapta hegemonya oluşturulduktan sonra, bir daha asla kapanmayacak çok derin bir uçurum beklenmelidir. İşaretlere bakalım: Yeni koşulların ortaya çıkarttığı en yeni iş alanlarından biri ‘Kurye’lik, diğeri ‘Çöp Toplayıcı’lığıdır. Onlar bile tekelleşme eğiliminde. Bir diğer tutunma veya para kazanma alanı medya ortamına münhasır ‘Yarışmacı’lıktır. Akla gelebilen her konuda birbirleriyle kıyasıya yarışıyor insanlar. Kimi insan bir yarışmadan diğerine koşuyor. ‘Yarışmakolik’ oldu insanlık. Çok önemli göstergelerden biri de ‘Kredi Kartı’dır. Kredi kartı sürekli borçlanmak, hayat boyu borçla yaşamak, borç tutsağı olmak anlamına gelen bir olgudur. Bu aşamada artık ‘Kolay Borçlanma’ evresi de geride kaldı, ‘Mutlak Borçlanma’ evresindeyiz. ‘Borç yiğidin kamçısıdır’ sözü dahi aşındı, artık ‘Borç, aslanı kuzu yapan bir silah’ seviyesine erişti. Hakikat bu.

"Düşünüyorum, o halde varım" idi, "Görüyorum, o halde varım" oldu

Eli kulağında, ‘Mod’, yerini ‘Cod’a bıraktı, bırakacak. Fazla uzun olmayan bir gelecekte; Mod, tarih olacak; Cod, iktidar. Muhtemelen yeni zamanı sosyo-kültürel bağlamda tanımlayacak ve imparatorluk tahtına oturacak kelime de Cod’dan türeyecektir.       Yaşadığımız şu zaman (2022), 21.yüzyılın ilk çeyreğinde iken, yaklaşık 400 yıl önce Rene Descartes’in inşa ettiği ‘Düşünüyorum, o halde varım’ düzleminden, (Düşünüyor muyduk sahiden?) Geç Kapitalist yahut İleri Kapitalist dünyanın inşa ettiği ‘Görünüyorum, o halde varım’ düzlemine gelip dayandık. Göründüğümüzü zannediyoruz, görünüyor muyuz sahiden? ‘Sahiden’ dedik gayrı ihtiyari. Sahi, ne demek ‘sahiden’? Hakikat o ki, ‘Görünmüyoruz’. Bu yüzden de, varolamıyoruz. Çünkü 2400 yıl önce Platon’un inşa ettiği ‘Mağara’dayız hâlâ. Tek farkla, şimdiki Mağara milyarlarca insanı barındıran uçsuz bucaksız devasa bir Mağara. Şimdilik, Göründüğümüz yanılsaması yaşıyoruz ve avunuyoruz. Çok da uzun olmayan bir gelecekte, Görünmez olacağız…

Tekin ERTUĞ

(Temmuz 2022)

Bu yazı dizisindeki diğer yazılar

KAYNAKÇA

  1. Alatlı Alev (Derleyen): Batıya Yön Veren Metinler (4 cilt), Moderniteye Doğru Kaotik Modern Dünya (1800-1970), 4.ncü cilt, Kapadokya Meslek Yüksek Okulu, 2010
  2. Krishan Kumar: Sanayi Sonrası Toplumdan Post-Modern Topluma (Çağdaş Dünyanın Yeni Kuramları), Dost Kitabevi Yay.,, 1999
  3. Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008
  4. Leszek Kolakowski: Modernliğin Sonsuz Duruşması, Türkçesi: Selahattin Ayaz, Pınar Yay., İstanbul 1999
  5. Serkan Özkaya: Sanatta Deha ve Yaratıcılık (Schönberg, Adorno, Thomas Mann), Pan Yayıncılık, 2000
  6.  Mahmut Tezcan: Postmodern ve Küresel Toplumda Eğitim, Anı Yay., 2002
  7. Paul Klee: Modern Sanat Üzerine, Türkçesi: Rahmi. G. Öğdil, Altıkırkbeş Yay., 2002
  8. Arthur C. Danto: Sanatın Sonundan Sonra (Çağdaş Sanat ve Tarihin Sınır Çizgisi), İngilizceden Çev. Zeynep Demirsü, Ayrıntı Yay., 2010
  9. Niall Lucy: Postmodern Edebiyat Kuramı, İng. Çev. Aslıhan Aksoy, Ayrıntı Yay., 2003
  10. Steven Best-Douglas Kellner: Postmodern Teori (Eleştirel Soruşturmalar), İng. Çev. Mehmet Küçük, Ayrıntı Yay., 1998
  11. Gencay Şaylan: Postmodernizm, İmge Kitabevi Yay., 2.Baskı, 2002
  12. Zygmunt Bauman: Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup, Habitus Yay., 2011
  13. Abdülbaki Güçlü – Erkan Uzun – Serkan Uzun – Ümit Hüsrev Yolsal: Felsefe Sözlüğü: Bilim ve Sanat Yay., 2002
  14. Mehmet Ergüven: Sırdaş Görüntüler, Agora Kitaplığı, 2007
  15. Rainer Maria Rilke: Sanat Üstüne, Cem Yayınevi, 2000
  16. Michel de Montaigne: Denemeler, Birinci Kitap, Fransızca aslından çev. Engin Sunar, Say Yayınları, 2006
  17. Arthur Schopenhauer: Toplu Eserleri-2, Yason Yay., 2016
  18. Joseph Alois Schumpeter: Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi, Çev. Hasan İlhan, Alter Yay., 2021
  19. Gadamer-Hedigger-Adorno-Dilthey: Hakikat Nedir? Felsefi Fragmanlar, Derleme ve Tercüme: Medeni Beyaztaş, Efkâr Yay., 2004
  20. Teodor W. Adorno-Max Horkheimer: Teori ve Pratik Üzerine (Bir Tartışma-1956), Çev.Orhan Kılıç, Metis Yay., 2013
  21. Betül Çotuksöken: Felsefi Söylem Nedir? İnkılap Yay., 2000
  22. Taylan Altuğ: Dile Gelen Felsefe, YKY, 2008
  23. Elie Faure: Yeniden Doğan Sanat, Çev. Bertan Onaran, Kabalcı Yay., 1993
  24. Andre Lhote: Sanatta Değişmeyen Plastik Değerler, Sunu: Jean Cassou, Çev. Kaya Özsezgin, İmge Yay., 2000
  25. Janet Wolf: Sanatın Toplumsal Üretimi, Çev. Ayşegül Demir, Özne Yay., 2000
  26. Malcolm Barnard: Sanat, Tasarım ve Görsel Kültür, Çev. Güliz Korkmaz, Ütopya Yay., 2002
  27. Ionna Kuçuradi: Sanata Felsefeyle Bakmak, Ayraç Yay., 2.Baskı, 1997
  28. Raymond Geus: Eleştirel Teori (Habermas ve Frankfur Okulu), İng.Çev. Ferda Keskin, Ayrıntı Yay., 2002
  29. Lev Nikolayeviç Tolstoy: Sanat Nedir? Türkçesi: Kâbil Demirkıran, Şûle Yay., 2000
  30. Ömer Naci Soykan: kuram-Eylem Birliği Olarak Sanat (Schelling Felsefesinde Bir Araştırma), Kabalcı Yay., 1995
  31. Quentin Skinner: Sanatçının Bir Siyaset Düşünürü Dlarak Portresi: Ambrogio Lorenzetti, İng. Çev. Erol Öz, Dost Yay., 1999
  32. Mukadder Çakır Aydın (Editör): Sanatlar ve Toplumsal Etkileşim, E Yay., 2009
  33. Hümanizm, Felsefi Düşün: Akademik Felsefe Dergisi, Sayı: 9, Ekim 2017
  34. Rönesans Serüveni: YKY, 2005
  35. Post-hümanizm ve Yeni Sorunlar: Varlık Dergisi, Ocak 2019
  36. Post-Gerçek: Yeni bir kavram, yeni bir dünya, Varlık Dergisi, Mayıs 2017
  37. Sanatın Sonundan Sonra: Varlık Dergisi, Aralık 2017
  38. Onur Bilge Kula: Marks, Benjamin, Adorno: Sanat ve Edebiyat, T. İş B. Yay., 2013
  39. Küreselleşen dünyada yeni bir sınıf: Prekarya, Varlık Dergisi, Ocak 2018
  40. Birikim Dergisi, Sayı: 357, Ocak 2019
  41. Birikim Dergisi, Sayı:232-233, Ağustos-Eylül 2008
  42. Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı: 217, Temmuz 2012
  43. Esher Leslie: Walter Benjamin: Konformizmi Alt Etmek, Çev. Eda Çaça, Habitus Yay., 2011
  44. Steven Lukes: Bireycilik, Çev. İsmail Serin, Bilim ve Sanat Yay., 1995
  45. Giorgio Agamben: Kutsal İnsan (Egemen İktidar ve Çıplak Hayat), İngilizceden Çev. İsmail Türkmen, Ayrıntı Yay., 2001
  46. Fatih Duman: Aydınlanma Eleştirisinden Devrim Karşıtlığına Edmund Burke, Liberte Yay., 2010
  47. Herbert J. Gans: Popüler Kültür ve Yüksek Kültür, Çev. Emine Onaran İncirlioğlu, YKY, 2005
  48. Yıldız Ecevit: Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim Yay., 2001
  49. Georgi Valentinoviç Plehanov: Sanat ve Toplumsal Hayat, Türkçesi: Cenap Karakaya, Sosyal Yayınları, 1962-1967-1987
  50. Norbert Elias: Zaman Üzerine, Almancadan Çev. Veysel Atayman, Ayrıntı Yayınları.
  51. Stephen Toulmin: Kozmopolis: Modernite’nin Gizil Gündemi, Türkçesi: Hüsamettin Arslan, Paradigma Yay., İstanbul, 2002
  52. Derek Sayer: Soyutlamanın Şiddeti: Tarihsel Materyalizmin Analitik Temelleri, Çev. Gül Çağalı Güven, Habitus Yay., 2012
  53. Daniel Guerin: Kahverengi Veba: Faşizm Üzerine-1, Çev. Volkan Yalçıntoklu, Habitus Yay., 2013
  54. Alan Sokal-Jean Bricmont: Son Moda Saçmalar: Postmodern Aydınların Bilimi Kötüye Kullanmaları, Çev. Mehmet Baydur-Ongun Onaran, İletişim Yay., 2002
  55. Ernest Gellner: Postmodernizm İslam ve Us, Türkçesi: Bülent Peker, Ümit Yay., 1994
  56. Steven Connor: Post-Modernist Kültür: Çağdaş Olanın kuramlarına Bir Giriş, Çev. Doğan Şahiner, YKY, 2001
  57. Edith Wyschogrod: Azizler ve Postmodernizm, çev.?, İnsan Yay., 2002
  58. Alain Touraine: Modernliğin Eleştirisi, Çev. Hülya Tufan, YKY, 1994
  59. Terry Eagleton: Postmodernizmin Yanılsamaları, İngilizceden Çev. Mehmet Küçük, Ayrıntı Yay., 1999
  60. John M. Ellıs: Postmodernizme Hayır, Çev. Halide Aral Bakırer, Doruk Yay., 1997
  61. Dilek Doltaş: Postmodernizm ve Eleştirisi (Tartışmalar-Uygulamalar), İnkılap Yay., 2003
  62. Şeyla Benhabib: Modernizm, Evrensellik ve Birey (Çağdaş Ahlak Felsefesine Katkılar), İngilizceden Çev. Mehmet Küçük, Ayrıntı Yay., 1999
  63. Ahmet Önkiraz: Modernleşme Teorileri ve Postmodern Durum, Çizgi Kitabevi Yay., 2003
  64. Tülin Bumin: Tartışılan Modernlik: Descartes ve Spinoza, 4.Baskı, YKY., 2010
  65. Modernite’den Postmodernite’ye Değişim: Editör: Coşkun Can Aktan, Çizgi Kitabevi Yay., 2003        

[1] Giorgio Agamben: Kutsal İnsan (Egemen İktidar ve Çıplak Hayat), İngilizceden Çev. İsmail Türkmen, Ayrıntı Yay., 2001, s.46-48

[2] Giorgio Agamben: Kutsal İnsan (Egemen İktidar ve Çıplak Hayat), İngilizceden Çev. İsmail Türkmen, Ayrıntı Yay., 2001, s. 97-98

[3] Elie Faure: Yeniden Doğan Sanat, Çev. Bertan Onaran, Kabalcı Yay., 1993, S.15

[4] Steven Connor: Post-Modernist Kültür: Çağdaş Olanın kuramlarına Bir Giriş, Çev. Doğan Şahiner, YKY, 2001, s.120; What is Post-Modernism?, Londra, Academy Editions, 1986, s.38’den.

[5] Derek Sayer: Soyutlamanın Şiddeti: Tarihsel Materyalizmin Analitik Temelleri, Çev. Gül Çağalı Güven, Habitus Yay., 2012, s.17; Karl Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisi, 1859a’dan

[6] Stephen Toulmin: Kozmopolis: Modernite’nin Gizil Gündemi, Türkçesi: Hüsamettin Arslan, Paradigma Yay., İstanbul, 2002, s.160

[7] Stephen Toulmin: Kozmopolis: Modernite’nin Gizil Gündemi, Türkçesi: Hüsamettin Arslan, Paradigma Yay., İstanbul, 2002, s.14

[8] Hakan Poyraz: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme. HECE, Özel Sayı. 138/139/140, Temmuz-Ağustos 2008, s.21; Peter Singer, 2005, Hayvan Özgürleşmesi, Çev. H. Doğan, Ayrıntı Yay., İstanbul, s.274’den  

[9] Quentin Skinner: Sanatçının Bir Siyaset Düşünürü Dlarak Portresi: Ambrogio Lorenzetti, İng. Çev. Erol Öz, Dost Yay., 1999; s.63; -dipnot’tan- ‘Pervectum te facient virum’ iddiası Martin, Formula, s.247’de geçmektedir.

[10] Malcolm Barnard Malcolm: Sanat, Tasarım ve Görsel Kültür, Çev. Güliz Korkmaz, Ütopya Yay., 2002, s. 42; -Yüksek ve düşük statülü mezhepler- Sudjic D., 1985, Culkt Objects: The Complete Guide to Having It All, London, Paladin Grafton Books, s.18’den)

İLİŞKİLİ İÇERİKLER

Milenyum çağında bir akım; Post-Post truth

“Unutulmasın ki; fotoğraf gözle çekilir; gözün ardında oluşan birikimle, görgüyle, izanla çekilir. Makineye teknik değerlerin yanında bu değerleri yüklemeyen kimse fotoğrafı yükseltemez!”

- Yazar / Şair Tevfik TAŞ

Post Foto-Graf

Soruyla başlar her şey. Soruya yanıt ararken, daha önce verilmiş bir yığın yanıtla karşılaşılır. Bazısı genel kabule mazhar olmuş ve reçete niteliği kazanmıştır. Burada asıl mesele şudur: Onun gölgesinde mi soluklanmalı, yoksa arayışı sürdürmeli mi? Soruyla başlayan serüven, kuşkuyla devam ettiğinde ortam zenginleşir.

“Düşünüyorum, o halde varım” idi, “Görünüyorum, o halde varım” oldu – 9

Fotoğraf, özünde modern sanat olarak, yirminci yüzyılda resmin bütünlüğünün en tehdit edici düşmanlarından biri olmuştur. Gerçekten, modern resmi temsilden uzaklaşıp kendi biçim ve koşullarının soyut sorgulanışına geçmeye zorlayanın, kısmen, fotoğraf teknolojisinin olduğu söylenebilir.

“Düşünüyorum, o halde varım” idi, “Görünüyorum, o halde varım” oldu – 8

“Zenginlik, insanlığın hayati sorunudur. Hayır, yoksulluk değildir bir numara. Zenginliktir. Yoksulluğu yapan odur. Zenginlik, toplumsal sorun olmaktan önce, toplum hayatını kirleten ideolojik, psikolojik bir sorundur. …New York’a yeniden belediye başkanı seçilebilmek için 85 milyon dolar harcanabiliyor. Çünkü bunu harcayanın serveti 11.5 milyar dolar.

E-POSTA ABONELİĞİ

Tekin Ertuğ
Tekin Ertuğ
İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü) "Foto İntelijansiya" "Fotoloji / Fotologya"

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

YORUM YAPILDIĞINDA BANA BİLDİR
Bana bildir
guest

1 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Yasar Aykac
Yasar Aykac
Makale Puanlama :
     

Tekin Hocam Merhabalar,

Detaylı olarak ele aldığınız yazı dizininizi ilgi ile okudum, “Görünerek var olduğumuz” yanılsaması sanıyorum dijital çağın artık günlük hayatta bir parçamız olması; tüm hayatı “dijitalize” ederek ekranlardan içeri alması ve dijital bir hayat yansıması yaratımında tüm bireylerin birer içerik haline gelmesi ile ilgili…

Yazınıza katkı olarak çoçuklarda sık gördüğüm ama yetişkin bireylerde de eksik olmayan bir “odak noktası – ilgi nesnesi” haline gelinmesi , bir tür narsistik kendi yansımasına bakış gözlemlediğimi söyleyebilirim. Tam bunun adını koyacak kadar psikolojik yeterliliğim olmasa da geçtiğimiz yıllarda başlayan ekran bağımılılığının sizin de ele aldığınız “Görünüyorum, o halde varım” tezinize doğru toplumda bir “gönüllü içeriğe dönüşme” ve bundan haz almaya doğru evrilldiğini, facebook, instagram gibi sosyal medya platformalarının başarısının da bu gönüllü içerik halinden haz alma duygusunun olduğunu düşünmekteyim.

Kitap ciddiyeti ile ele aldığınız yazı diziniz için teşekkür ederim,

Sevgi ve selamlar.

MANŞET

POPÜLER İÇERİKLER