BLOG

“Beethoven’ı çalarken, farklı bestelerinde, ayrı karakterlerde hissediyorum”

Bestecinin doğumunun 250. yıldönümü dolayısıyla albüm çıkarttı

Her zaman, “iyi ki piyanist olmuşum,” diye şükrediyorum. Yoksa Op.111’i, Waldstein’i, Pathetique’i çalma şansından, zenginliğinden ve fırtınaların en coşkulusunu yaşamaktan yoksun kalacaktım! İyi ki doğdun, iyi ki varsın Ludwig, sensiz bir dünya çok eksik olurdu…”

İçinde bulunduğumuz 2020 yılı Alman besteci, deha Ludwig van Beethoven’ın doğumunun 250. yıldönümü. Ünlü piyanistimiz Gülsin Onay, bestecinin doğumdönümünden hareketle  “Gülsin Onay- Ludwig van Beethoven” başlığıyla bir albüm çıkarttı. Gülsin Onay ile Beethoven üzerine söyleştik.

Sayın Gülsin Onay,

 İçinde bulunduğumuz 2020 yılında gündemimize sınır tanımaz biçimde pandemi yerleşti. Dolayısıyla çok şeyi gölgede bıraktı. Oysa klasik müziğin dehası olarak nitelendirilen ünlü Alman besteci Beethoven’in (d. 17 Aralık 2019, Bonn) 250. doğum yıldönümü tüm dünyada görkemli pekçok etkinlikle kutlanacaktı, olağanüstü dönem buna engel oldu.

Ülkemizde Beethoven’ın 250. doğum yılı dolayısıyla öne çıkan çalışmalardan birisi de sizin “Gülsin Onay- Ludwig van Beethoven” başlıklı albümünüz.

Piyanist olarak sizde yaşayan Beethoven’ı bize anlatır mısınız?

Benim için Beethoven orkestrayı piyanoda en çok kullanan besteci. Çok büyük imkânlar sağlamış. Hem renk olarak, hem karakter olarak adeta bütün orkestrayı piyanoda hissedebiliyorsunuz. Bununla birlikte Beethoven’ın çok farklı yaratıcılık dönemleri var. Bu dönemlerde ortaya çıkan eserler de birbirinden farklı. Sağır olduktan sonra bestelediği op.111 bambaşka bir dünya, Pathetique çok farklı, Ay Işığı, Les Adieux da öyle. Yani çaldığım çok farklı dönemlerdeki farklı bestelerinde, besteciyi ayrı karakterlerde hissedebiliyorum. Çok zengin bir müzik var. Aynı zamanda çok derin ve ifadeli.

Klasik müziğin dehası Ludwig van Beethoven’ın tutkusunu yansıttığı tek şeyin müzik olmadığını yaşam öyküsünü okuduğumuzda hemen anlıyoruz. Peki; müziğin dışında neydi, sorusunun yanıtını aradığımızda, bunun kadınlar olduğunu, görüyoruz. Çünkü yaşamına, efsane mi bilmiyorum ama birçok kadının girmiş olduğunun bilgisi karşımıza çıkıyor. Bu konuya kafa yoranlar, “besteci için en önemli kadının hangisi olduğu bugün hâlâ gizemini koruyor”   değerlendirmesini yapıyorlar.

Örneğin bu kadınlardan birisi Kontes Josephine Brunsvik. Ünlü Besteci, Kontes’e, 1804-1809 arası toplam 14 aşk mektubu yazmış ve ona “her şeyim”, “tek aşkım” diye seslenmiş. Ama hemen sonrasında bir başka kadının Beethoven’ın yaşamında önemli yer tuttuğuna tanık oluyoruz. Bu kadın, daha önceki “her şeyim”, “tek aşkım” dediği Brunsvik’in kuzeni Kontes Giulietta Guicciardi’dir. Ve sizin de sıklıkla çok severek çaldığınız ‘Ay Işığı Sonatı’nı, Besteci, Giulietta’ya ithaf etmiştir. Ayrıca Besteci, tutulduğu diğer kadınlara da bestelerini hediye etmiştir.

Beethoven tutkunuzdan hareketle Beethoven’ın aşkları konusunda, bilgilerinizden hareketle, işin dedikodu yanına aldırmayıp aşklarının müziğine yansıması konusunda neler söylemek istersiniz?

Bütün bestecilerin çok hareketli, çok dramatik ve zaman zaman üzücü tecrübelerle aşklarından müziğe bazı ifadelerin yansıdığını görebiliyoruz. Bunu Beethoven’da da hissedebiliyorum. Bazen neşeyle coşuyor bazen de büyük bir acıyı hissettiriyor.

Beethoven’ı klasik müzik dünyasında farklı kılan nedir?

Beethoven’ı farklı kılan özelliği eserlerinin görkemli mimarisidir. Senfonilerinde, konçertolarında, quartetlerinde ve sonatlarında.  Görüyoruz ki bütün bu eserlerinde büyük kontrastlarla çok büyük bir renk paleti var. Yani  iki kutup arasında ve bütün renkleri kullanarak çok geniş ifadelere yer vermiş. Aynı zamanda tempoları, ritimleri de çok değişik. Sürprizlerle dolu.

Yaşamı boyunca sağlık sorunları yaşayan Beethoven, 1801’de işitme kaybı yaşamaya başlamış, 1817’de tamamen sağır olmuş. Ancak sağırlık müzik yaşamını hiçbir biçimde etkilemediği gibi, 9. Senfoni dahil birçok büyük eserini bu döneminde bestelemiş. Bu mucizevi deha elbet sizi de etkilemiştir.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

Bu gerçekten müthiş bir mucize. Elbette insanın iç kulağı var. Gözünüzü kapattığınızda hayalinizde istediğiniz insanın sesini duyabilirsiniz. Onun için de müzik sanki duymak istediğimiz yaşayan varlıkların sesi gibi.. Beethoven bu seslerin, notaların nasıl tınladığını çok iyi biliyor. Ama tabii bu özel dönem çok daha büyük bir derinlik katmış eserlerine.. Sağır olduktan sonra bestelediği eserlerde o farkı görebiliyorsunuz.

“Elinden tuttuğum gençler beni çok mutlu ediyorlar”

Sizinle ilgili söyleşilerimde, icracılığınızın ötesinde öğretmen yanınızı da anıyorum. Müzik dünyasında pek çok gencin elinden tutuyorsunuz. Bu içten çabanızın verimliliğine ilişkin neler paylaşmak isterdiniz bizimle?

“Elinden tuttuğum gençler gerçekten beni çok mutlu ediyorlar. Müzikle ilgilenen gençler çok saygılı ve terbiyeli oluyorlar. Çünkü müziğin, o devin önünde o kadar çok yapacak şey var ki…”

O dağın tepesine çıkmak için çok yolları olduğunu hissediyorlar. Onun için o güçlüğün önünde de saygıyla sevgiyle yol alırken kazanımları hayatlarına da karakterlerine de yansıyor. Onun için pırlanta gençler  diyorum onlara.

Bu zorlu yoldaki çok yönlü kazanımları çalış biçimlerine de başarılarına da yansıyor.. Bundan hem kendileri mutlu oluyor, hem de onların o mutluluğunu görmek beni iki kat mutlu ediyor. Gençlerle çalışmaktan büyük mutluluk duyuyorum

Genç müzisyenler düzleminde, “müziğinin insanlar için bir güç ve umut kaynağı olduğu” belirtilen Beethoven’ın yeri konusundaki saptamalarınızı bizimle paylaşır mısınız?

Beethoven’ın müziği insanlar üzerinde iyileştirici ve birleştirici etkisi olan, güç ve umut veren muazzam bir hazine. Genç müzisyenler için Beethoven, gerek yaşamındaki her çeşit zorluklara karşın yılmadan verdiği mücadele, gerekse 9. Senfonisinin koral bölümünde somut ifadesini bulan “sevgi, kardeşlik, barış” ideali ve tüm bunların yansıdığı olağanüstü etkileyici ifadeler içeren eserleri ile büyük bir yol gösterici.      

“Beethoven’ı klasik müzik dünyasında farklı kılan; senfonilerinden konçertolarına, quartetlerinden sonatlarına, eserlerinin görkemli mimarisidir.”

Lütfü Dağtaş

1953 Nazilli doğumlu. İlk, Orta (Karşıyaka Erkek Lisesi) ve yüksek öğrenimini (EÜ Gazetecilik ve HİYO) İzmir’de yaptı, İzmir’de yaşıyor. Gazeteci. Gazeteciliğe 1973 yılında Yeni Asır Gazetesi’nin spor servisinde başladı. Ardından Demokrat İzmir gazetesi başta olmak üzere değişik gazetelerle, haber ajanslarında muhabir olarak çalıştı. İzmir Life Dergisi’nde, ilk çıkışından itibaren yıllarca röportajlar yayımladı. Yayınlanmış kitapları: Anadolu’nun Son Karatabakları- Albüm, 2007 Anadolu’da Dericilik- İnceleme/Araştırma, 2007 Müze ve Koleksiyonlardan Deri Eserler- Albüm, 2007 Adını Bergama’dan Alan Pergament ve Anadolu’nun Son Karatabağı Bergamalı İsmail Araç- Bergama Belediyesi Yayını, Belgesel, Eylül 2017 Günün En Güzel Saatleri- Şiir, 1986. İzmir Gazinoları- İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı Yayını- Belgesel, 2004 Gözbebeğim Deltam Çiğli- Heyamola Yayınları- Belgesel, 2011 Can Baba’ya Çocukça Şiirler- Dönence Yayınevi- Şiir, 2015 Yayımlanacak kitabı İzmir’in Renkleri, Tatları- Belgesel

Yorumlar

  • Piyano çalarken sol elimi bir türlü sağ elimle eşleştiremeyen ben, piyanoya bu kadar hakim insanları görünce büyük saygı duyuyorum.
    20 dakikalık müziği piyanoda çalarken, adeta müzikle bir oluyor sanatçılar. Piyano sanatçısının yüzünde bunu çok rahat görüyorsunuz ki bu, en azından benim için, çok tatmin edici bir an.
    Ben şunu merak ediyorum: Beethoven, Chopin, Bach, Mozart, Wagner, Schubert, Liszt... Bunlar dev isimler ama son 50 yıl içinde değeri anlaşılmış, bu saydığım isimlerle aynı seviyeye koyabileceğimiz besteci var mıdır?

    • Dev isimler olduğu kesin. Beethoven Mozart'ın öğrencisi. İkisinin de Viyana dönemi var. Johann Strauss un yeri ayrı. Ancak Benim klasik müzik dinlemeye başlamam 1975 e denk geldiğine göre değerlerinin anlaşılması konusunda 50 yıl geçmişin daha geçmişi olsa gerek. Özellikle Atatürk ve İnönü'nün klasik müzik zevkleri 1920 lere kadar gidiyor olabilir. İzDSO konserlerinde tanıdığım bir emekli doktor albay (vefat etti) 1950 lerde İnönü ile birlikte CSO konserlerine gittiğini anlatırdı.

      Çağdaş bestecilerin eserleri farklı geliyor bana. Belki de romantik ve barok çağın eserlerini çok dinlediğimdendir. Ancak dediğin gibi 19 ncu yy dan sonraki bestecilerde sanki bir şeyler eksik gibi.

      Bu röportaj iyi oldu. Farklı sanat dallarına da ilgiyi eksik etmemek gerek.

  • İzDSO ile olan her konserinde bulunduğum, tanıştığım konuştuğum çektiğim fotoğraflarını kendisi ile paylaştığım harika bir insan. Lütfü Bey sayesinde blogumuzda yer alması beni ziyadesiyle mutlu etti.

    Sevgi ve saygılarımla

  • Çok teşekkürler Lütfü bey, Ellerinize emeğinize sağlık.

    Selam ve saygılarımla.

Paylaş
Yazar:
Lütfü Dağtaş
Etiketler: Bu ayki konuğumuz
  • yakın zamanda gönderilenler

    Filmi zorlamak (Push Film) Nedir, Nasıl Yapılır?

    Dayanamadım kameramı çıkardım, yan gözle baktı, gördü. "Ben amatör bir fotoğrafçıyım, sizin bir fotoğrafınızı çekmek…

    % gün önce

    Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

    Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…

    % gün önce

    İç mekanlarda filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha mı zordur?

    Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…

    % gün önce

    Film fotoğrafçılığında pozometre olmadan flaş kullanmak

    Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…

    % gün önce

    Günümüz Fotoğrafçılık Trendleri: 2026 İçin Beceriler ve Kariyer Fırsatları

    Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…

    % gün önce

    Eksikliğini hissetmemek, muhtaç olmamak; Doktorlarımız…

    Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…

    % gün önce