“Toplama kampına düşen insan hep iki defa ölür; biri türsel, diğeri fiziki. …gaz odasında son soluğunu veren kişi, çoktan insan olmanın ayrıcalığını yitirmiştir bu cehennemde; çünkü daha ilk günden numaralanmış bir yaratıktır buraya düşen kurban. Her tutuklu, vücuduna dövmeyle kazınmış numaradır ilkin: SS görevlisi tutuklu hakkında herhangi bir işlem söz konusu olduğunda, mahkûmun yüzüne değil, numarasına bakar sadece. SS subayı ya da tutukluların en acımasız ve hayvani olanları arasından bir işkence makinesi olarak seçilmiş kapo, karşısındaki insanı kâh soyup, kâh diridiri yakan amansız bir cellattır. Soymak, kendi bedenine fırlatılmış insanı orada ezip yok etmenin en emin yoludur toplama kampında; çıplak beden, böylelikle önce sahibine yabancılaşan dayanılmaz bir acı kaynağına dönüşmüştür; çıplaklık, kayıtsız teslimiyetin tenden aldığı intikamdır şimdi. Fotoğrafa baktıkça, ilençli bir dünyanın simgesini çağrıştıran bu çıplak bedenlerde kendi varoluşumuzdan utanmaya başlıyoruz. Academi’de güzellik ideasının rehberi olan çıplak vücut, mahremin zorla teşhiriyle utanç vesilesidir artık. Bu bağlamda, çaresizliğin göstergesi olarak çıplaklığa mahkûmiyetin teşhiri seyredilen için katıksız bir cehennem mezalimidir hiç kuşkusuz. …; bedenin önce mahrem yerlere yıkılması nedeniyle, hazza aracılık eden her şey çöküntü altında kalmıştır. Böylece baskı yoluyla teşhir edilmek zorunda bırakılan vücut, bir seyir objesi bile olmaktan çıkan hiç’tir sonuçta… Sıkılgan bir insan en fazla eline yer bulmakta güçlük çeker; …belki hazıroldalar ama hepsinin kolu fazla geliyor kendisine; …çıplaklık, utanç tablosunun son ve en çarpıcı halkasıdır bu aşamada. …Toplama kampının mantığı daha ilk günden bellidir: imha edilmesi gereken bir vücutta saç, tüy, kıl vb. her şey fazlalıktır; bu nedenle, vücudun her yerinde sürekli ustura gezinir. Bunca eziyet arasında sinekkaydı tıraş, meşum sonu ertelemenin en sağlam yoludur; fırınlar önce çürük insanları yutmaktadır. Yine o günleri yaşamış adsız bir kahramanın arkadaşlarına uyarısını hatırlayalım: ‘Mümkünse her gün traş olun; bu iş için bir cam kırığı da kullanmanız gerekse… bunun için son ekmek diliminizi vermek zorunda kalsanız da tıraş olun. Daha genç görünürsünüz ve kesikler yanaklarınızın daha kırmızı gözükmesini sağlar. Hayatta kalmak istiyorsanız bunun tek bir yolu var: çalışmaya elverişli görünmek.’ Ne var ki, …ölüm orucu vardır sırada: ‘Deri altının son yağ tabakaları da eriyince üzerine deri ve paçavra geçirilerek gizlenen birer iskelete dönüşünce, vücudumuzun kendi kendini nasıl yediğini gözleyebiliyorduk. Organizma kendi proteinini sindiriyordu; kaslarımız yok olmuştu.’ (Victor E. Frankl) Besbelli: Deri ancak kemiği örten bir zar tabakası haline gelinceye kadar inceldikten sonra soyunmaya geçiş tamamlanmıştır; yani, yalnız ölüme değil, çıplaklığa son adımı atmak da bir ön hazırlığı gerektirir SS düzeninde. …Çıplak bedenle kurduğumuz ilişki, her defasında bir insanlık sınavıdır esasen.” (Ergüven: 102-105)
Bir görsel kaydın (fotografın), tek kelimeyle muhteşem okumasıdır bu metin. Ergüven, bir yandan görsel bir materyalin nasıl okunacağıyla ilgili ders niteliğinde metin kaleme alırken, diğer yandan o görsel materyalin içindeki Hakikat’i gözler önüne serer. Modern zamanlarda yaşanan bir soykırımı, soykırıma maruz kalan insanların herbirinin tek tek yaşadığı ıstırabı, travmayı, yürek parçalayıcı hali gerek politik, gerek sosyolojik, gerekse psikolojik bağlamda ortaya koyar. Fotografı gördüğümüzde, benzer pek çok görüntüye aşina oluşumuz ve dolayısıyla böyle görüntüleri kanıksamış olmamızdan ötürü ilk anda muhtemelen sadece bir insanlık ayıbı olarak düşünüp geçip gideriz. Fakat Ergüven’in analizi öylesine derinlemesine ve öylesine etkileyici ki, metni okuyunca adeta mıh gibi olduğumuz yere çakılıp kalıyoruz, fotograftan gözümüzü alamıyoruz. Farkında olmaksızın onların yerine kendimizi koyuyor (hakiki anlamda ‘empati’ yapıyoruz; gözlerimiz doluyor) ve denebilir ki diz çöküp ıstırabı yüreğimizin derinlerinden hissediyoruz. Çünkü Ergüven, bizi bir Gerçek’ten yola çıkarıp Hakikat’e götürüyor.
Sayın Ergüven’in kitabı, bu güne dek incelediğimiz ve çok yararlandığımız en sağlam metinlerden biridir. Sanat ortamında özellikle amatör uğraşı içinde olan dostlara bu nitelikli eseri okumalarını, naçizane öneriyoruz.
Tekin ERTUĞ
(*) Mehmet Ergüven: Sırdaş Görüntüler, Agora Kitaplığı, 2007
Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…
Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…
Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…
Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…
Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…
Çektiğiniz fotoğrafların kendi çabanızla negatif üzerinde belirmesini görmek adeta bir sihir gibi! Teknik yönün yaratıcılıkla…
Yorumlar
toplama kamplarının gerçek olduğuna inanmak bile istemiyorum