Buna rağmen, bu ukalalık ve ego denilen şey sanki biraz da Susurluk ayranı üzerine yandaki kaptan kepçe ile konulan köpük gibi olsa gerek. Üfledin mi geriye sadece ayranın kendisi kalır. Zaten Sebahattin ve Ben Susurluk ayranını köpüksüz içeriz.

Ancak siz siz olun doğru bilgiler ile donandıktan sonra bu bilgileri hayata geçirme yeteneğiniz ve beceriniz de varsa yeri geldiğinde, şahit olduğunuz bir yanlış ve hata karşısında “aman ayıp olmasın” diyerek mütevazilik göstermeyin. Yoksa üzerine eğildiğiniz ve bilgili olduğunuz konuda bilgisi olduğunu sanan, yarım yamalak bilgi ile bildiğini göstermeye çalışanlar, bilginizi bilmediğinizi etrafa bildirmek gibi çaba içine girebilirler. Ortam buna çok müsait.

Buraya kadar gelebildiyseniz ukalalık ve ego seviyesinin cam tavanın kırıldığını fark etmiş olacaksınız. Yazının devamını artık hayal edin. Eğer öfke kontrolü gibi bir problemiz varsa okumayı burada bırakabilirsiniz.

Cam tavan kırıldı mı? Google hazretlerinin bu konuda diyeceği şeyler olabilir. Göz atmakta fayda var.

Dün Gece

Kıvranıyorum. Bir sağa dön bir sola dön. Neyse ki döner koltukta oturduğum için nispeten kolay oluyor. Yok hasta filan değilim. Durum şu;

Masada kurulu bir elektronik devre. Bilgisayar ekranında programlama yazılımı. Ben ona bakıyorum o bana bakıyor. Kurduğum devrenin istediğim işi yapabilmesi için yazdığım program üzerinde yaklaşık sekiz saat geçirmişim. Tamam çalışıyor. Da, istediğimi tam olarak yerine getiremiyor. Ehveni şer vaziyette çalışıyor. Muhtemelen hata yapıyorum ve bulduğum çözüm önerileri karşıma “kadı kızında da bu kadar kusur olur, hatamızla sev bizi” diyerek gerdan büküp iç geçirerek yılışıyorlar. Bunlara çok yüz vermemek lazım.

Ara not bir: bir probleme kafayı takmak körlüğe neden olur. Bir çemberin içinde dönüp durur dışına çıkamaz insan. Döner durur ve artık aynı şeyleri sanki yeniden bulmuş gibi tekrar etmeye başlar. Hata yapmaya başlamanın ilk noktasıdır, ilk anıdır. Doğru yaptığınıza kendinizi ikna ederek bir çözümü seçer ve yola devam edilir. Ancak her çözümün kendisiyle gelen yeni problemler göz ardı edilmeye, düşünülmek istenmemeye başlanır. Dolayısıyla artık ana problem ellerinizde çetrefilli bir hale gelmeye başlamıştır.

Zamanında “akla gelen ilk cevap doğrudur” diye kulaklara fısıldanan bir galat-ı meşhur vardır. Sakın ola inanmayın.

Problem çözmek, çözüm öngörülerinin irdelenip getirebileceği yeni problemler, riskler, maliyetler yapılabilirliği gibi temel etkenler ele alınmadan yapılamaz.

Ben ekrana kilitlenmiş vaziyetteyken;

Dınnnnk. Sağ alt köşede haberleşme programı mesaj kutusu açtı. Gönderici Sebahattin Demir. Gözüm ekranda aklım yazdığım programda “mesaj dursun sonra bakarım” diye iç geçirdim. Sonra “akşam akşam yazıyorsa bir şey var, hem kafayı dağıtmakta fayda var” diyerek mesajı açtım. Şöyle başlıyor: “senden bir yardım isteyeceğim ….”.

Demek ki Sebahattin benim engin (!)😊fotoğraf bilgime ihtiyaç duymuş. Bir anda kıvranmam geçiverdi, program, devre neymiş ki? Dursun kenarda.

Yazışmaya başladık. O yazı-soru karışımı ilk düşüncesini yazdı. Ben de cevap olarak “ikinci bölüm sayfa 47” dedim. Sessizlik. Yine de kısa bir şeyler anlattım. Başka bir şey sordu. Ben “beşinci bölüm sayfa 162” dedim. Ben daha devam edemeden sordu;

  • Nedir bu?
  • Sorduğunla ilgili konunun kafamdaki kitaptaki yerler.

!!!!!!!!!!! ….. Devam ettim ve ben sordum

  • Üçüncü ve dördüncü bölümleri niye atladın?

!!!!!!!!!!! …..

Görünen o ki konuşma gibi olan yazışma iyi gitmiyor. Sorular ve karşılıkları örtüşmüyor gibi… Sıkıntılı bir durum…

Ara not iki: Biz ki iki elektronik mühendisi, yılların dostu sosyal medya ortamında karmaşa yaşıyoruz. Ötesini ve başkalarını düşünmek akla ziyan. Konuşmayı kahve eşliğinde yan yana yapabilsek ne güzel olurdu. Ses tonu, vurgu, bakışlar, beden dili anlatıma nasıl da destek verirdi.

Dınnnnk… Bu sefer “uygunsan arayayım mı?” sorusu geldi. Kibar ve nazik bir dostum var. Bunca yıldan sonra bile özel alana girmek için izin istiyor. Ben öyle miyim? Hiç de değil. “şaaaak” telefon numarasının üzerine tıkladım. Sebahattin karşımda sesi kulağımda. Tam konuşmaya devam edecekken “kulaklığı takıyorum, yazıda düzeltme yapıyorum seni arayayım” dedi. Bu sefer de “olur” diyerek “taaak” telefonu kapatıverdim.

“tak” ve “şak” mı  yazıldı? Google hazretlerinin buna da diyeceği bir şeyler vardır muhakkak.

Aradı. Daha başında “hasta mısın, sesin değişik geliyor” dedi. Ben de “yok hoparlörü açtım ondandır” diyerek yan çizdim. Program istediğimi yapmıyor. Ne ses kalır ne de moral. Tabii demedim. Bu kısım bana kaldı. Söylesem kendi işini kenara koyar benim probleme dönerdi. Bi de niye yardım alayım ki? Ben yapamaz mıyım yani? Koskoca emekli elektronik mühendisi…

Fotoğrafın Teknik Bilgi Yanı

Bakın, kayda geçsin diye yazıyorum. Sebahattin’in Nikon makinalar ve flaş, paraflaş üzerine teknik bilgilerine çok az fotoğrafçıda denk gelirsiniz. Biz nesli tükenmek üzere olan mühendisler böyleyiz. Merak ettiğimiz konuyu hakkında kitap yazacak aşamaya gelinceye kadar öğreniriz. Diğer yandan sıkıntılı bir durumdur bu. Hiç rahat yüzü görmezsiniz. Kafanızın içinde “neden”, “niçin” ve nasıl” soruları serbest kalmış atomlar gibi sürekli bazen çarpışarak bazen kol kola gezinir. Ama buna yapacak bir şey yok. Bizim hayat tarzımız da bu.

Sebahattin’in Nikon mühendislerinle canlı açık oturuma katılabileceğine eminim. Birlikte ara sıra Nikon’a da eleştirilerimizi yazar dururuz. Hele Sebahattin’in blog sayfamızda yayınlanan suni ışık yazıları konu hakkında derya denizdir.

Bu halimiz bizi çok sık olmasa da -takıntı yaparsak, neden yapıyoruz ki?- sağa sola “hıhh o öööle değil” yorumlarıyla konunun doğrusunu yazma görevini verir. Sanki üzerimize vazife. Eğer bir ortamda bir konuda böbürlenmeye başlayan biri oldu mu -iyi ve doğru bildiğim bir konu ise- kibarca üzerine anlatmaya çalıştığı konu hakkında orta seviyede bir detay için soru sorarım. Genelde “bilmiyorum” demek yerine etrafında dolaşarak anlatmaya başlarsa oradan uzaklaşmak iyi gelir. Eğer anlatılan konuyu bilmiyorsam dinlerim, ilgimi çektiyse ve konu hakkında eksiklik duyduysam öğrenilecek ve kitaplar okunacak demektir.

Makinayı değiştirdiğimde satın alma öncesi kullanma kitabını altını çizerek okumaya başlamıştım. Sanırım -tam hatırlamam mümkün değil- on beş den fazla sayıda tekrar tekrar okumuşumdur. Telefonumda kopyası yanımda gezer.  Işık sistemlerin içinde benzer durum söz konusu. Aklım karışırsa ki karışabilir açıp ilgili kısmı okurum. Bu okumaların bir kısmı makinayı kullanarak olur.

Sadece yazılanları denemek yerine fazlasını kurcalayarak “başka ne olabilir” araştırması da yapmak keyiflidir. Test çekimleri yaparak sonuçları karşılaştırmak sahada hızlı hareketle doğru işlemi yapma pratiği kazandırır. Askerde öğretmişlerdi; piyade tüfeğini gözün kapalı söker takarsın. Yarışmasını bile yapmıştık.

Konu neydi ve Yorumu

Kıymetli dostum yeni bir yazı taslağı oluşturmuş ve  bazı kısımlar için kırk yılın başı en genel anlamda fikrimi almak ve bilgimden faydalanmak istemiş. Telefonda konuşarak biraz daha iyi anlaşıp sorularla cevapları örtüştürebildik.

Konu hakkında bilgi vermeyeceğim. Yayınlanınca okursunuz. Ancak daha sonra, henüz yazılma aşamasında olup yayınlanmamış yazıya yorum yazma dürtüsü yaşamaya başladım. Zaten anlatmama rağmen onun dikkat etmediği bir kısım sözlerim bana kalmıştı.

Kodlarımıza kazınmış. Sebahattin ve Ben hariç olmamıza rağmen… Bizim gibi kodlarına kazınamayan başkaları da vardır muhakkak…. Artık göre göre mi, duya duya mı, okuya okuya mı yoksa yaşaya yaşaya mı bilmiyorum. Bildiğimizin bir kısmını kendimize saklarız. “Gün ola harman ola” lafımız var. Boşa mı söylenmiş. Ben de öyle yapıp söylediklerimin bir kısmında ısrar etmeyip kulağımın üstüne yattım. Şimdi o kısım geliyor.

Evet, 35 mm filmler 36 poz diye satılıyor. Amaaaa benim gibi filmi makinaya takmadan önce ucuna ekleme yaklaşık on santim film yapıştırınca al sana kırk poz. Dolayısıyla film karesi başına maliyet biraz daha azalıyor. Ayrıca hafıza kartını film 40 adet kare * 45 Mb = 1,8 Gb, hadi 2 Gb takman gerekir ki denk gelsin.

Sonrasında bu kartı bir litre suya 200 gram Amerikan kahvesi ile yapacağın film banyosunda yıkayıp halis üzüm sirkesi ile de sabitlemen (fix) gerek 😊. Ev tipi en kolay fotoğraf banyosu. Burada ipin ucunu kaçırdım galiba. Sakın bunu yapma, hafıza kartına yazık olur. Direkt bilgisayara tak gitsin.

Ara not üç: Film kullanımı üzerine blog sayfamızda “doğru bilgi” veren yazılarımıza göz atabilir veya “film fotoğrafçılığı” yazarak aratabilirsiniz.

Bugün öğleye doğru

Aradım Sebahattin’i. “Yazına yorum var, bekliyor, ne yapacaksın?” diye sordum. Şaşırdı. Makinalı tüfek gibi “ne yorumu?”, “kim yazmış?”, sonunda sadede geldi “yazı yayınlanmadı ki” diyerek kaldı.

“Bak” dedim, biz kasaptaki ete pazarın geç saati yerden toplanan soğanları evde suya doğrayıp tencerenin içinde de “et” hayal etme becerisini geliştirmişiz. Senin henüz yazılmamış (taslak) ve yayınlanmamış yazına mı yorum yapamayacağız? Hayal gücünden bu kadar mı yoksun muyuz?

“Sen yazdım di mi?” anladı tabii ki… “Sana bir şey anlatmaya gelmiyor”.

“Bu kadar malzemeyi kaynatmışız. Artık güzel bir aşure yapamazsak yazık olmaz mı?” Nereden vuracağımı biliyorum. “Haklısın” dedi.

Benim Problemim Neydi?

Bundan kısaca bahsedebilirim, sakıncası yok. Beyaz ışık tayfının mum ışığı (candle) değerinden açık gökyüzü (blue sky) arasında ayarlayabilecek bir elektronik devre tasarımı.

Böyle satılan birçok marka model ışık kaynağı var. Özellikle obje çekiminde ve sanal medya yayınlarında kullanılıyor. “Ne ola ki?” diye meraktan bir tane almaya niyetlenmişken kendimden kendime gelen “niye kendin yapmıyorsun?” sorusu ile kala kaldım. Bir de kendim bana “yaparsın koçum, sen yapmayacaksın da kim yapacak?” diye gaz verince görev belirlendi.

Henüz çözüm bulundu mu? Merak ediyorsunuz değil mi? Evet. Daha horozlar çalar saati ortalığı ayağa kaldırmadan ve muhtemelen ezan da okumamıştı, sanırım sabahın dört sularıydı, beynimde çakan şimşekle gözlerimi açtım. Karşımdaki karanlık alanda tavana doğru kullandığım mikro işlemci ışıklar içinde havada dönüp duruyor. Tıpkı Hollywood filmleri gibi. Mikro işlemcinin sesi ofluya pufluya; “şu komutumu kullanmaya çalışsana”. Televizyondaki son dakika haberi gibi yanıp sönerek akan komut satırını okudum. Haklı. Muhtemelen benim sürekli program yükle program sil işlerimden gına gelmiş olacak. Öyle bakışıyoruz. “Bak” dedi, “diğer problem için de 14 numaralı pinimi neden değerlendirmiyorsun?”. Evet. Doğru söylüyor. Tam da arayıp da bulamadığım gözümün önünde duran şeylerdi. Mikro işlemci “hadi bana eyvallah” dedi ve kayboldu. Gel de uyu uyuyabilirsen.

Son not: Kısır döngü baktığınız yöndeki şeylerin görülmesini de engeller. Bundan kurtulmanın iyi bir yöntemi içinde bulunulan ortamdan bir şekilde uzaklaşmak gerekir. İşte Sebahattin, yaptığımız telefon konuşması ile beni içine kısıldığım daireden çekip çıkarmıştı. 

Son Cümle

Bu yorum yazısı yorum yapılacak yazıdan önce olduğu için bir anlamda gelecekte yazıldığını söyleyebiliriz. Yani yazıyı okuyanlar geleceğe gidecekler. Onları günümüze Sebahattin’in yazısını okumaları getirecek. Böylece geçmiş, şimdiki an ve gelecek Augustinus’tan bu yana kendi varlığının yüceliğinden emin olan insanoğlu için belirsizliğini korumaya devam edecek. Kapanışı Sebahattin’in henüz kaleme almadığı son sorusuna cevapla yapalım;

“Ben zaten varım ve işin içindeyim… “

Sonun sonundaki not: başlıkta yer alan “istim arkadan gelsin” tıpkı “kervan yolda düzülür” gibi sen kolları sıva hele bir işe başla, gerekli olan şartları sonradan sağlanır ve kuralları, yöntemleri işi yaparken belirlersin anlamına gelir. Namütenahi deyimlerimiz içinde en kısa yoldan ne güzel durumu anlatıyor. Burada tam, birebir uymadığını bilsem de yazının patronu, edebiyatla sıkı fıkı olan biri olarak bu deyime anlam eklemesi yapabilirim. Ne sakıncası var ki?

İstim, Sebahattin’in yazısının mecazi karşılığıdır. Bakalım ne zaman gelecek.

Köyceğiz 3 Şubat 2025

Okyar Atilla

Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

Yorumlar

  • Seninle sohbeti ve atışmayı özlemişim Kıymetli arkadaşım.
    Bu yazından bizim karşılıklı terapi vaktimizin yaklaştığını anlıyorum.

    Selamlar, sevgiler.

  • Bu yazı böyleyse arkadan gelecek istim'i çok merak ettim Okyar hocam.
    Biraz ipucu verseniz

    • Verirsem olmaz. Ama şunu söyleyebilirim, az kaldı. Çok yakında okuyabileceğimizi düşünüyorum. İlginize çok teşekkürler.

  • Okyar abim, valla ben bu yazı tarzını tuttum. Bence blog sayfasında ilk ve son örneği değil, yeni bir yazı dizisinin başlangıcı olmalı. Ukalalığı bilmem ama bir miktar ego bence hakkınız. Sonuçta öğrenmek için okuyan, araştıran, deneyen, alacağı ekipmanın kullanma kılavuzunu bile ekipmanı almadan önce defalarca okuyan birinin bu emeği, edindiği bu bilgiyi paylaşması takdir edilmeli. Basit bir teşekkürle bile olsa o egosu okşanmalı.
    Yazı beni lise yıllarıma götürdü. Teknik lise bilgisayar bölümünde en temel programlama dili olan basic öğreniyoruz. basit bir şifre programı yazacağız. "input -şifreni gir-", şifre 1234 ise "hello" değilse "tekrar dene". Tamam kolay. Sonra kullanıcı 3 defadan fazla yanlış girerse tekrar girmesine izin verme, kullanıcı ya rakam yerine harf girerse, ya programı durdurmaya çalışırsa, şifreye ardışık sayılar yada tekrar eden harfler girerse ihtimalleri derken, basit bir kod dizisi, karmakarışık bir hal alır, program dallanır budaklanır, oradan oraya atlar, en sonunda ya kısır döngüye girer kitlenir, ya hata verir kapanırdı. İşi biraz ilerletince basit grafiklerle, basit oyunlar yapmaya çalıştım. Basic'de ne kadar mümkünse işte. Bazen takıldığım yerler gece rüyama girer, aklıma gelen olası çözümleri kalkıp yazma ihtiyacı hissederdim. Tıpkı senen sabaha karşı çözüm bulduğun gibi. Ne güzel günlerdi. IBM 8086 işlemcili o hurdaları özledim. Dos'da "dir" komutu verince sabit diskteki program isimleri Ayhan Işık filminin bitiş sahnesindeki oyuncu isimlerinin geçtiği gibi geçerdi. Durdurmaya ihtiyaç duymadan okunurdu :) Atölyeye 80386 işlemcili bir bilgisayar geldiğinde "vaaay beee" demiş ve "dir" komutunun ardına "/p" parametresinin yazılması gerektiğini öğrenmiştik :)

    Yazıya dönecek olursak, dilinin ucuna gelen ama burada yazamadığın şeyleri google amcaya paslaman :), Sebahattin bey'in yazısına bir gizem katman hoşuma gitti. Bir işe kalkışmadan önce her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesaplayan, kırk düşünüp bir yapan sizin gibi birinin tarzı değil "istim arkadan gelsin" demek. Ama vardır bir bildiğiniz. Hele Sebahattin bey'in yazısı bir gelsin anlarız.

    Selam ve saygılarımla abim.

  • Ah Okyar, hocam ah.. öncelikle sağlık ve sıhhat diliyorum size.. Dilerim bir an evvel iyi olur ve tekrar buralara uğrarsınız. Benim kullandığım programdan şikâyetçiyim ama.. Burası yeri değil.. olsun siz bilin yeter.. En kısa yolu neden seçmiyorsam? Hocama benziyorum gitgide.. Hocam ben bu programımla bas edemiyorum.. o kadar sinyal veriyor ki.. Bilgi cağının belası bu olsa gerek.. Yoksa mesafelerin mi? Yanlış soru yine! Cevabi biliyorum da yüzleşmeğe mi korkuyorum? Sevgi ile her şey hal olur diye inanmıştı küçük kız oysa.. Sonra zamanın çarkında ezilip büzülmekten olsa gerek gölgeyi takip.. ve hep inkar et, yat aşağı, en kolay bu diyorum kendime.. fakat sonra yine sinyal üzerine sinyal.. Sanki hep bir şeylere geç kalıyorum.. Binlerce yol var, ve ben bir turlu secim yapamıyorum.. En çok haksızlık ve hadsizlikten sakınmağa çalışıyorum.. ama tabi bu bir yol mu? Yoksa ben ayranı kopuklu de içerim ve cahilliğimle barisigim.. Sanırım :) anlıyorsunuzdur umarım.. Aptal durumlara düşüyorum ama olsun bizim sinifta 3. sınıfta pek sorun olmuyor. :) Bazen kodlarıma teessüf ediyorum.. Ama galiba ben pesini bırakmıyorum isin.. Yada o beni bırakmıyor, bu daha güçlü bir ihtimal.. Kaçış yok.. Kendime kızıyorum.. Neden bilemiyorum? Cevaplar hap gibi olmalı :) Mavi Kırmızı, Sari miydi? :) Dejavu yasiyorum.. Su tekeri tekrar tekrar keşfediyoruz ya, bizim sinifin yazilim hatası ve bundan nasıl mustaribiz.. Hic yakışmıyor hic :( Bubendeniz :) Hollandaca/Turkce. Cok seyi unuttum.. ve hep o tekeri yine yeniden kesfedip, bundan mutlu olmaktan.. Kizim diyorum kendime Hocana rahatsızlık verme! yaz, google translate, ChatCBT yaz düzgünce sunu.. Calis, bireyler öğren.. Sonra yazılım hatası diye yine yürüyorum düzayak.. Hocamin kiymetini bilemedim.. Ve yalan soyledim inkar ettim. Haksizlik ettim.. Utaniyorum.. Burasi da yerimi diye... Iyi de baska nerede? Kendi sesimden, dunyayi duyamiyorum diyecegim.. Yine geçersiz not olacağım.. Iste öyle arzuhalimiz yazınız böyle! . Hersey konuşuyor Soru mu sorun? Cevaplar mi? olay olmasına ragmen.. Sonra içimden sadece şarki dinlemek geliyor.. o da kolay değil hani.. Başaramadim, Hoca'mı utandırmamdan su donemi atlatsaydim.. ha tabii eşlik etme cabalarım.. Merak duygusu.. Sürekli nasıl olacak diye.. Bilmiyorum ki.. Sorular mi yoğunlaştı? Ben mi kayboldum.. Gercekten tembel degilim :) ustelik formulu de buldum :) iste bu kafayla ne kadar bulunursa.. en azindan cabalamisim hocam. Keske bir ev ödevi niyetine yollasaydim.. excele gore bilinmezlikler cok dogruyu bulmak icin, ama Hocam muthis kodlama yapmis.. Takdir ediyorum.. ama iste pekistirme olmadan ogrenme olayi da.. ama golgeler de bu kadar buyumeseymis.. velhasil.. hocam lutfen terapi niyetine.. Kodlarimi seveyim :) Kacmalar serbest, gercekse sevmeler diye de bir not duseyim.. tarih olmusuz, en azindan tas çatlasa 84 sey 100 yil.. Nasil vicik vicik bulmamissinizdir umarim.. S.s.Ö. denemler

  • Okyar abicim,
    Yine döktürmüşsün👏
    Yorumlarda Öner Bey’in yazdığına katılıyorum; hep dediğim gibi, bu yazıların bence de yeni “felsefik” bir yazı dizisinin başlangıcı olmalı.
    “Kodlarına kazınamayanlardan” biri olarak seni çok iyi anlıyor ve adeta “geleceğe dönüş” misali, “İstim Arkadan Gelsin” başlığını bu yazı için çok isabetli buluyorum.
    Artık senin nöronlar nasıl bir sinaptik ilişkidelerse, yazıda yok yok. Ama şu 36 poz muhabbetine bayıldım. Film fotoğrafçılığı yaptığım dönemlerde inanmazsın ben de ayni şeyi yapar, 40 değilse bile 39.5 poz çıkartırdım😁.
    (Bu arada filmler ve film fotoğrafçılığı üzerine yazdığın yazılar muhteşem… bilgine, emeğine, kalemine sağlık)
    Son olarak başlığın altındaki tabloya takıldım. Ebru mu yoksa farklı bir suluboya tekniği mi tam çıkaramadım.
    Yoksa şimdi ona mı sardın; yakında onun da kitabını yazarsın😆

    • Sevgili Orhun çok teşekkürler. Böyle yazılara ücretsiz fotoğraf sunan bir web sitesinden soyut fotoğraf alıyorum. Demek ki bu fotoğraf hoşuma gitmiş de almışım. Neden hoşuma gitmiş, işte bunu sorgulaması.

  • Bu yazı, benim gibi, beynine iki kez pıhtı atan biri için fazla karmaşık olsa da okuması keyifliydi, teşekkür ederim. 😀

    • Öncelikle büyük geçmiş olsun. Pıhtı insaflı davranmış, sizi seviyormuş. Zaten bu tarzı benim gibi öyle veya böyle beyni ökselenmiş okurlara hitap etmek için kaleme alıyorum. Daha neler var bir bilseniz bu yazıyı çok yavan bulursunuz.

      Bahane ile Sebahattin'e buradan mesaj göndereyim, ne de olsa her gün iki kere gibi çok seyrek konuştuğumuzdan gündeme getiremiyorum; okur senin yazını bekler durur merak içinde... Bir hafta demiştin. De ben iki tane bir hafta saydım. Hadi gari...

Paylaş
Yazar:
Okyar Atilla
  • yakın zamanda gönderilenler

    Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

    Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…

    % gün önce

    İç mekanlarda filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha mı zordur?

    Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…

    % gün önce

    Film fotoğrafçılığında pozometre olmadan flaş kullanmak

    Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…

    % gün önce

    Günümüz Fotoğrafçılık Trendleri: 2026 İçin Beceriler ve Kariyer Fırsatları

    Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…

    % gün önce

    Eksikliğini hissetmemek, muhtaç olmamak; Doktorlarımız…

    Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…

    % gün önce

    Çektiğiniz filmin banyosunu neden kendiniz yapmalısınız?

    Çektiğiniz fotoğrafların kendi çabanızla negatif üzerinde belirmesini görmek adeta bir sihir gibi! Teknik yönün yaratıcılıkla…

    % gün önce