BLOG

Ormanı Sev, Tabiata Saygı Duy

Kızmıştı. Öfkesini elinde tuttuğu dal parçasıyla toprağı eşelerken çıkarıyordu sanki. Bir yandan mırıldandığını görebiliyordum. Ormanın içinde karşılaşmıştık. Beni görmemiş olması imkansızdı ama görmezden gelmişti. Durup kısa bir süre izleyip seslendim;

Merhaba

O da durdu. Tepeden tırnağa süzdü. Arkasından tarttı. Elinde fotoğraf makinası ile ormanın içinde olan birinin biraz kendi gibi olduğunu düşünmüş olmalı ki cevap verdi;

Merhaba

Sohbet kapısını aralamıştım. Neden kızgın olduğunu anlayabilmek için hızlıca eşelediği yere göz attım. Plastik ayran bardakları, kullanılmış kâğıt peçeteler, birkaç naylon torba, sandviç kağıtları bana kızgınlığının nedeni hakkında bilgi verdi. Biraz daha geniş alanda göz gezdirdiğimde başka çöpler de gözüme battı.

Orman, evimin iki sokak ötesindeki sığla ağaçlarının olduğu yer. Buradan başlayıp gölün doğu kıyısını kapsayan sığla ormanının hemen başlangıcında karşılaşmıştık.

Kolay gelsin

diyerek sohbeti sürmeye niyetlendim. Zemberekten boşanan yay gibi başladı konuşmaya. Bir yandan eşelediği çöpleri elindeki naylon torbanın içine atıyordu

Kaymakamla konuşmuştum. Buraya adam yolladı. Ormanı daha birkaç gün önce temizletti. Şu hale bak. Öğrenciler yiyip içip pisletip gidiyorlar. Bu çocuklara ne öğretiyorlar? Neden temiz tutmayı ellerindekileri hemen şurdaki çöp yerine atmayı düşünmezler ki?

Öfkesi öğrencileri yetiştirenlere yönelmişti. Doğru yöndü ve haklıydı.

Haklısınız. Ne diyeyim ki. Daha yeni gölü temizlemek için yapılan etkinliğe öğrenciler de katılmıştı…

gibisinden bir şeyler geveledim.

Nerelisin?

Pat diye soruverdi. Elinde fotoğraf makinası ve giyimiyle yerli olmadığımı düşünerek sormuştu. Öyle ya. Bir yabancı neden ormanla ilgilensin ki? Bir süre sonra çekip gidecek.

Hacı Halil sokakta oturuyorum. Eki Fethiye yolunu geçer geçmez.

Yüzünde şaşırma ifadesi varken devam ettim;

İzmir’den geldik.

Rahatladı. Öyle ya da böyle yabancıydım. Çok kısa bir süre bakıştıktan sonra ben;

Siz nerede oturuyorsunuz?

Elindeki sopayı kaldırıp ormanı ikiye bölen yolu işaret ederek

Oradaki evlerde.

dedi. Çoğul kullanmıştı. Gösterdiği yöndeki yol Melisa sokaktı. Oradaki bir grup evden sonra orman göle doğru devam ediyordu.

Şu tavukları olan kırmız ev mi?

diye sordum bu sefer.

O kardeşlerimin evi. Babam hepimize pay vermişti. Üç kardeş ev yaptık. Burada oturuyoruz.

Sanırım sohbetin kontrolünün bana geçmesine takıldı. Kontrolü ele almak ister gibi sordu;

Bu ormanın hikayesini biliyor musun?

Hayır. Bilmiyordum. Zaten o da bilmediğimi biliyordu. Amacı kontrolü ele almaktı. Bu hoşuna gidecekti. Çünkü buranın yerlisi oydu. Ben sonradan gelmiştim. Bıraktım.

Anlatır mısın? Merak ettim.

Hikâye anlatıcıları heyecanlı yerde dinleyicinin merakını ve ilgisini sürdürmek için susup derin nefes alır ya da birkaç yudum su içermiş. Kadın iç geçirdi. Lafa başlayıp başlamama tereddüdünü bana yansıttı. Bundan keyif aldığı belliydi. Bu güzel anı birlikte yaşıyorduk.

Ben onun çocukluğunu bilirim.

Tarifi zor, ıslığa benzer desem değil bir ses sanki rüzgarla birlikte konuşmuştu. İkimiz de şaşırmıştık. Etrafta bizden başka kimse yoktu. Hem kim hangi yaştaki çocukluğunu bilebilir. Tekrar etrafa göz gezdirdik. Görebildiğimiz bir şey yoktu.

Biz onun çocukluğunu biliriz

Ses değişmişti. Biraz yaşlı bir sesti.

Dedesinin elinden tutarak gelirlerdi. Bizi de dedesi dikmiş ve büyütmüştü. Tıpkı diğer çocukları gibi.

Ağaçlar… Sığla ağaçları sohbetimize katılmıştı. Belli ki en yaşlısı sözcülük edecekti. Sesin geldiği yönde, sağ tarafımda büyükçe bakır bir tasa benzeyen çukuru çevreleyen ağaçların yapraklarında hareketlenmeler oluyordu.

Şaşkınlığımız nispeten azalmıştı. Bu sefer kadın, ağacın kaldığı yerden sözü aldı;

Sanırım seksen yıl kadar önce dedemler buraya yerleşince ormanın koruma ve bakımını ona vermişler. O da adamlarıyla ormanı korumuş ve büyütmüş. Biz de her fırsatta ormana gelirdik bu çukurda su birikir göl olurdu her daim.

Bir taraftan benim sağımdaki çukuru elindeki değnekle işaret ediyordu. Söze devam etmesini beklerken;

Arkadaşlarıyla yazın bu gölde oynarlardı. Biz gölge yapardık. Bakın bir sır vereyim. Konuşmayı da bu çocukları dinleyerek öğrenmiştik.

diye yaşlı ses devam etti. Bu sefer kadın;

Bu gölden su bahçemize akardı. Bahçeyi ve ağaçları sulardık.

Kadın tekrar toprağı eşelemeye ve çöpleri torbaya koymaya başladı. Sohbetin bittiğini anlamıştım. Ağaçlar kadına doğru hafifçe eğilerek dallarını sallayıp yaprakların bir kısmını üstüne dökerek saygılarını sundular.

Fotoğraflarınızı çekebilir miyim?

diye ağaçlara sordum. Hepsi dallarını sallayıp

Evet

dediler. Kadına

Görüşmek üzere

dedim.

Bir plastik ayran bardağının daha torbaya koyarken cevap verdi,

Beklerim.

Okyar Atilla

Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

Yorumlar

  • Bu konu hepimiz için kanayan yara malesef. Çöpler toplamakla bitecek, temizlenecek gibi değil. Yetişemezsiniz de zaten. Çözüm kirletmemek.

    Yazı için teşekkürler Okyar abim.

    Selam ve saygılarımla.

    • Evet. Kesinlikle dediğin gibi. En iyi temizlik kirletmemektir. Çocuklarımızı bu şekilde eğitmemiz gerek.

  • Merhabalar Okyar bey

    Ormanları ,acımasızca nasil
    Katlettigimizin hikayesini çok güzel
    anlatmışsınız .
    Malesef insanların çoğu ,ormanların hayat olduğunu, onlar sayesinde nefes aldigimizi , bir ormanın 20 ila 200 yil arasında oluştuğunu,orada oldugunuz zaman içinde nasil huzur buldugunuzu,şehrin stresinden uzaklaşıp dinlenmeye gittiginizi ve ormanda fotograf çekerken nasil mutlu olunduğunu bilmiyorlar
    Bazen günlük hayatımızdaki yogunluk nedeniyle ormanlara gidemiyorum .Doga ile bütünleşemiyorum.İşte o zaman doga burnumda tütüyor.
    Dogada fotograf çekerken mutluluktan içim katılıyor sanki .
    Bu duyguyu ancak yaşayanlar bilir

    Saglikli günler dilerim

    • Güler hanım düşünceleriniz paylaştığınız için çok teşekkürler. Doğayla barışık olmayan toplumlar ne yazık ki geleceklerini kaybediyorlar. İnşaatın ana ekonomi dalı olması ağaç katliamını arttırıyor. Buna bağlı olarak izin verilen taş ocakları, maden ocakları da tüy dikiyor. Bugün hiçbir Avrupa ülkesi yeraltı zenginliklerini ellemiyor veya çok azını çıkarıyor. ihtiyaçlarını kendilerine muhtaç ettikleri ülkeleri talan ederek yapıyorlar. Biz de bu talan edilen ülkeler arasındayız. çok üzücü ve kabul edilemez bir durum.
      Saygılarımla

Paylaş
Yazar:
Okyar Atilla
Etiketler: Hayatın içinden
  • yakın zamanda gönderilenler

    Filmi zorlamak (Push Film) Nedir, Nasıl Yapılır?

    Dayanamadım kameramı çıkardım, yan gözle baktı, gördü. "Ben amatör bir fotoğrafçıyım, sizin bir fotoğrafınızı çekmek…

    % gün önce

    Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

    Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…

    % gün önce

    İç mekanlarda filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha mı zordur?

    Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…

    % gün önce

    Film fotoğrafçılığında pozometre olmadan flaş kullanmak

    Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…

    % gün önce

    Günümüz Fotoğrafçılık Trendleri: 2026 İçin Beceriler ve Kariyer Fırsatları

    Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…

    % gün önce

    Eksikliğini hissetmemek, muhtaç olmamak; Doktorlarımız…

    Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…

    % gün önce