Konak Belediyesinin organize ettiği “Basmane İzmir’in Misafirhanesidir” kültür etkinliği, geçmişi antik çağa dayanan İzmir’in ilk yerleşim yeri olan Basmane semtine verilen önemi vurgular.
Basmane denildiğinde Orhan Beşikçi ve eşi ressam Gülay Beşikçi’yi anmamak olmaz. Yıllardır Basmane‘nin sorunlarıyla ilgilenip o semtin tarihe sahip çıkarlar.
Orhan Beşikçi’nin 4. Basmane Günlerine davet ettiğinde seve seve kabul ettim. Fikir tam da bana göreydi.
Basmane, fotoğraflarını sokakların ve orada yaşayan insanların hayatlarında saklar. Basmane’ye “fotoğraf çekmeye gideyim” diye gidilmez. Basmane’ye “bugünümü Basmane’de yaşayayım” diye gidilir. Fotoğraf, sonrasında gelir. Görmesini bilen bu fotoğrafları çekebilecektir. Ancak Basmane’nin olmazsa olmazları vardır. Basmane samimiyet arar, dürüstlük arar, inanmayı arar, güveni arar. Bunlar olmazsa fotoğrafçıya İkiçeşmelik yokuşunun başından Kemeraltı’na seğirtirken “Basmane dedikleri bu muymuş hiç fotoğraf çekemedim” dedirtir, fotoğraflarını vermez.
Geçmişte hep uzun zaman dilimlerini kapsayan çalışmalar yapardım. Benim için 4. Basmane günlerine bir buçuk-iki ay gibi bir kısa sayılabilecek süre vardı. Dolayısıyla “neyi nasıl yaparım” tedirginliğine kapılsam da Basmane çok sevdiğim, gitmekten mutluluk duyduğum mekanların olduğu, insanlarını, esnafını tanıdığım, hikayelerini dinlediğim İzmir’in kalbi diyebileceğimiz semtinin bana cömert davranacağına inancım tamdı. Ayrıca çocukluğumda Basmane benim için Fuar demekti. Fuara gelen akrabaların Basmane’de otellerde yer bulamayıp bize misafir olması demekti. Bir ay boyunca evde kalabalık ve beraberinde sık gidilen fuardı.
Fotoğrafta konularımı seçerken anlatmak istediklerim, farklı mekanlar ve farklı insanlar olsa da yaşadıklarımdan yola çıkmak benim için konu ile aramda bağ kurmamı sağlıyordu. Bu bağ, duyguları hissetmemi ve hikâyeyi görmemi, beni etkileyenleri, sarsanları fotoğrafa aktarmamı kolaylaştırıyordu.
Konu düşündüğümde önümde 3 tane yol yani konu vardı. Bu yollardan çok özel olan Paşayakov (şimdiki adıyla Cevahirci Hanı) yoluna girdim. Burası eşim Birol Üzmez’ in Aile Evleri (Kortejalar- Yahudi aile evleri) konulu çalışmasından bildiğim, içinde bulunan çay ocağından ara sıra çay içtiğim bir mekândı. İlk bakışta bir iş hanı görümündeydi. Burada yaşayanların kocaman hayatlarının kocaman hikayeleri olduğunu biliyordum. Bu hayatların ve mekânın çok hareketli dönemleri olmuş. Fakat bir şekilde zamanla Paşayakov’da hayatın nefesi tükenmiş, evler sahipsiz kalmış ve yaşamlar tozların altında slinmiş.
Paşayakov Yavuthanesinin yeni adı Cevahirci İş Hanına dönüşmüş. 1840 yıllarında yani şu anki Cevahirci İş Hanı’nın yerinde bulunan Hükümet Konağı yanmış. Yeni Hükümet Konağı yapılınca da bu arazi satılmış ve şu anki sahiplerinin büyük dedesi tarafından satın alınmış. Yerine Paşayakov Yahuthanesi’ni yapmıştır. Paşayakov ismi burada daha önce bulunan Hükümet Konağı’ndan gelmekte olup Paşa Konağı anlamını taşır.
İşte 4. Basmane Günleri etkinliği için buradaki gündelik yaşam benim çalışacağım fotoğraf projesi olacaktı. İçinde yaşayanlar ile görüşüp konuştukça işhanı kimliğinde bürünen mekânın da dile gelip içinde yaşayanlar kadar kendini anlatmak istediğini hissettim.
İç dünyası zamana ayak uydurmuş olan Paşayakov yavuthanesinin kaderi yine aynı kaderdi. 45 haneli kalın duvarlı iki kapılı, iki katlı mekânın sakinlerinin hayatı ve geçmişi değişmiş fakat akış yönü değişmemiş sanki. Döneminde aylık kiralar toplu verilemediği için haftalık ödenirmiş. Bugün de haftadan haftaya kira toplama devam etmiş. Kaderi yoksulluk olmuş. Her gelen kendi izlerini bir sonraki gelene bırakmış 1950’lerden sonra Museviler gitmiş, Romanlar yerleşmiş Eskinin Paşayakov’u şimdinin Cevahirci Hanı’na. 1970 yıllarında boşaltılıp işyeri haline getirilmeye çalışılıp 2 katlı bu yerler alt ve üst katı ayrı ayrı kiraya verilmeye başlamış. 1990’a kadar ayakkabıcılar çalışmış. Ayakkabıcılar da terk edince yerine projeye dahil edip fotoğraflayacağım esnaf ve burayı ev belleyen kişiler gelmiş. Her seferinde biriken anılar, düşler Paşayakov yıpranmış duvarlarına takılı kalmış. Tıpkı içindeki hayatlar ile birlikte…
617/5/A, 617/3MM…..617/1K kapı numaraları garibinize gider, değişiktir. Bakıp “bir bildikleri vardı herhalde” dersiniz. Paşayakov’a 10 yaşında adımını atıp 25 yıldır çanta imalatı yapan Doğan ile Ali Ferdi Tayfur’un arada bir gözleri dalar. Farkında olmadan eline sazını alır ve düetten çıkan müzik Paşayakov içinde çınlamaya başlar;
Garibim han içinde gözlerim kan içinde
Bir ben miyim perişan bütün cihan içinde
Her günüm hülya her gecem rüya
Ah bu dünya yalancı dünya ah bu dünya yalancı dünya
Ali yine sabahlamış, gözlerinden uyku akarken çay içiyoruz birlikte. Handa çalışan ve yaşayanların çoğunun evliliklerinde fırtınalar kopmuş. Kiminin çocuğu doktor olmuş, kimi döneminde ABD’de okumuş. Birbirlerine aile olmuşlar. Hurdacı Cemil ile Cankuş (Cemil sevdiği kadına böyle sesleniyor). Film gibi aşkları. Kâğıt üstünde yatmaları bile onları etkilemiyor. İşyerleri yuvaları aynı zamanda. Hurdaya birlikte çıkıyorlar. Müzik aleti yapıp davul, klarnet, keman çalan Romanlar da var Paşa’nın Konağında. O zaman öğreniyoruz sahibi Doktor Cevahirci Bey’den; 1840 yıllarına kadar burada bulunan Hükümet Konağı yanınca burasının satıldığını. Dedesi Hacı Hafız Mehmet Efendi’nin araziyi alıp Paşayakov Yahuthanesi’ni yaptığını. Yani, Paşayakov Yahuthanesi’nin “Paşa Konağı” anlamını taşıdığını böylece öğreniyoruz. Dolaştıkça, tanıştıkça, paylaştıkça imar durumu olmadığı için bir şey yapılamayacağı düşünerek Han da kendi hikayesini paylaşmaya devam ediyor sonrasında fotoğraf çekmeye ve görmeye gelenlere. Ta ki han sahibi Dr. Fikret Cevahirci’nin vefatının ardından yıkılıp otopark olana kadar…
Tüm fotoğraflardaki insanlardan öğrendiklerim ve bana katkıları için hepsine teşekkür ederim. “Paşayakov”da bana fikirlerine, insanlıklarına, bakış açılarına güvendiğim, takip ettiğim, çok önemli çalışmaları olan iki fotoğrafçının Hüseyin Türk ve Soner Yaman’nın çok desteği olmuştur. Her ikisine de ayrıca çok teşekkür ederim.
Tülün Şaşmaz Üzmez
14 Temmuz 1969 yılında İzmir’de doğdu. 1999 yılında İzmir Fotoğrafçılar Odası Eğitim Merkezi’nden aldığı eğitimle fotoğrafa başladı. IFOD (İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği)’ dan temel fotoğrafçılık eğitimi kursuna ve belgesel fotoğraf atölyelerine katıldı.
2007 yılında Ege Mahallesi Romanlarıyla ilgili olarak “Akvaryum” ve 2009 yılında Cüceler ile ilgili “Atlıkarınca” adını verdiği foto röportaj çalışmalarını tamamladı. Fotoğrafları pek çok gösterilerde ve karma sergilerde yer aldı.
“Hayatın İçinden” isimli fotoğraf sergisi 3 Aralık 2009 Dünya Engelliler Günü etkinlikleri kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Sanat Merkezinde açıldı. Aynı isimli sergi 21 Haziran 2010 tarihinde İzmir Metrosu’nda açıldı. “Akvaryum”, “Atlıkarınca” ve “Dökümcüler” isimli fotoğraf gösterileri ile FOTOGEN’in (Fotoğraf Sanatı Derneği) düzenlediği Sami Güner Kupası’nı kazandı. 4. Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri kapsamında Manisa Akhisar Oteli’nde 18-25 Ekim 2014 tarihleri arasında “Paşayakov” isimli sergisi açıldı. İzmir’ de yaşıyor ve kişisel projelerini yapmaya devam ediyor. Belgesel fotoğraf projeleri üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.
https://kulturenvanteri.com/tr/yer/pasayakov-kortejosu/#16/38.420738/27.140066
https://www.sosyalhizmetuzmani.org/kortejaevleri.htm
https://www.salom.com.tr/arsiv/haber/72596/birol-uzmezin-gozunden-izmirin-son-avlulari
Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde…
Evet, zordur.İç mekan çekimlerinde filmle fotoğraf çekmek dijitale göre daha zordur. Bunun nedeni çok basit;…
Ara sıra evde kendi kendime flaş deneme çekimleri yaparken her ne kadar alaylı fotoğrafçı olarak…
Bu makalede, günümüz fotoğrafçılık trendlerini, kariyer fırsatlarını ve profesyonel gelişim yollarını ele alarak, hem görsel…
Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve…
Çektiğiniz fotoğrafların kendi çabanızla negatif üzerinde belirmesini görmek adeta bir sihir gibi! Teknik yönün yaratıcılıkla…
Yorumlar
Merhaba Tülün Abla,
Çalışmanızı büyük bir özveriyle oluşturduğunuza yakından şahit olmuş biri olarak , uzun bir süre sonra fotoğrafları yeniden görmek benim için güzel oldu. Fotoğraflarını çektiğiniz insanların şuan ne durumda olduklarını kimlerin halen hayatta olduğunu kimlerin vefat etmiş olduklarını merak ediyorum. İsmimi yâd etmiş olmanız ayrıca mutlu etti beni. En kısa sürede yeniden görüşebilmek ümidiyle .. sevgilerimi gönderiyorum İzmir’e..
Sevgili Soner her zaman hatırlayacağım desteğin için Sana tüm kalbimle teşekkürlerimi gönderiyorum. Tekrar izmir e geldiğinde birlikte gidebilmek dileğiyle 🙏
Tülün ünde belirttiği gibi ben 2009 senesinde Kortejolar projemi çalışırken yolumuz Paşayakov'a da düşmüştü.
Çekim molalarımızda bu hanın içindeki çay ocağında dinleniyor insanlarla sohbetler ediyorduk.
Bütün o semtin harala gürelesinin arkasında sessiz sakin bir vaha gibi soluk aldığımız yerdi.
Ben de burada genel görüntü olarak bir kaç kare fotoğraf çekmiş ama onları çalışmaya dahil etmemiştim.
Bütünün içinde çok zayıf kalmışlardı. Ne yalan söyleyeyim eşim diye söylemiyorum ben Tülün ün gördüğünü göremedim.Bu kadar derinlemesine göremedim. Ben bu hissi vermezdim. Kadın gözüyle bakmak bu olsa gerek.
Bu kadar dar bir çerçevenin ,konunun,alanın içinde nasıl bu kadar geniş bir dünyayı aktarıp yansıttı aklım almıyor.
Bunda sevgili Sonerin de katkısı çok büyük elbette.Onunda Batak adında bir çalışması vardır.Çok küçük bir alanda muhteşem bir çalışma çıkarıp Türk belgesel tarihine geçmiştir.
Zaten fotoğraflarına baktığınızda bunu rahatlıkla anlıyorsunuz.
Bizim buradaki kazancımız binanın sahibi Doktor Fikret Cevahircinin hiç kimseyle konuşmaması,kimseye röportaj vermemesiydi.Sadece bize çok güvendiğinden benimle konuşmayı kabul etti.
Sıra dışı çok değişik bir doktordu. Zamanında memleket hastanesinde büyük hizmetleri olmuş, yaptıklarıyla pek çok insanın hayatını kurtarmış buna rağmen hakkında çok az bilgi sahibi olduğumuz kibar nazik tam bir İzmir beyefendisiydi.Mekanı cennet olsun.
Benimle konuşmaktan mutluluk duyduğum bu söyleşimizi de tarihe geçmesi ve kayıt altına alınması açısından burada sizlerle paylaşıyorum.
Doktor Fikret Cevahirci Paşayakov Yahudihanesini Anlatıyor
Paşayakov Yavuthanesi kalın duvarlar arasında iki kapılı yerdi. Gece oldu mu kapılar kapanırdı. Bütün mesuliyet Kamil efendi denilen odabaşındaydı.
Yan sokak 1304 sokak bu sokağın eski adı Şükran sokaktır orada bir bakkaliye var Kadir Korkmaz muhtarın kardeşi çalıştırır orayı o bakkalın üstünde otururdu Kamil efendi.O ev şimdi çok harap imar durumu da müsait olmadığı için bir şey yapılamıyor. Benim çocukluğumdan beri orası imara kapalı.
Eskiden içeride yani Getto kabul edilen kalın duvarların arasında yalnız Museviler otururdu.Yavuthane tabiri zaten oradan geliyor. Tuvalet, Banyo, çamaşırlık müşterek kullanılırdı. Eskiden alt üst bir hane olarak kiraya verilirdi yani 45 hane otururdu orada. Alt katları mutfak, yemek odası ve oturma odası gibi kullanırlar üst katlarda yatarlardı. Tuvaletler, banyo, çamaşırlık müşterek olduğu için mutfakları alt kattaydı . Çocukları büyüdüğü zaman ya evlenir dışarı gider veyahut ikinci bir oda boşsa iki üç oda tutan aileler vardı.
Museviler gittikten sonra Aile evi oldu bunlar. Burada çalışan Luna isminde bir hanım vardı eskiden malum 1930 larda çamaşır makinası falan hiçbir yerde yoktu. Evlerde yıkanırdı çamaşır Büyükçe evlerde bir çamaşırhane denilen yer vardı odun ateşiyle ısınan büyükçe bir kazan kalaylı bakır leğenlerin içinde yıkanırdı çamaşırlar. Çamaşır yıkamada adeta ihtisas yapmış eve yardımcı olan hizmetçiler vardı . Madam Luna bu Paşayakov da otururdu gayet güzel Türkçe konuşurdu . Çok iyi hatırlıyorum , gayet temiz giyinir gelir torbasında iş kıyafetlerini getirir kendilerine mahsus siyah satenden bir başlıkları vardı üstü kıvırcık basık bir şapka gibi arkasında iki siyah kordela bu şapkayı muhakkak giyerdi şapkasız gezmezdi.
Luna hanım şöyle söylerdi:” Ben paşayakov da doğdum ,orada büyüdüm orada evlendim çocuklarımı orada doğurdum ,onları evlendirdim burada da öleceğim. Hakkaten de orada öldü.Bu bizim evlere devamlı girip çıktığı için rahmetli babanem takılırdı buna. “Yahu Luna bak bu kadar zamandır bizim aramızdasın bizimle yemek yiyorsun, bizimle oturuyorsun bizimle yaşıyorsun yarı Müslüman sayılırsın gel bir kelime-i şaadet getir tam Müslüman ol.” Peki derdi. La İlahe İllellah derdi arkasını söyle derdi babanem Yahudiyim Billah derdi. Onun için tanrı bir arkası Yahudiyim Billah. Bu madam lunadan başka bir de işte benim çok iyi hatırladığım Kamil efendi. Kıbrıslıydı hanımı Yahudiydi odabaşılık yapardı orda .
Yahudiler gittikten sonra sağdan soldan gelenler en çok Romanlar oturdular burada zamanla harab oldu imar durumuda olmadıgı için bir şey de yapamadık 1970 lerde tamamen boşaldı şöyle bir elden geçirip iş yeri haline getirmeye çalıştık iş yeri olarak kıymetlendi daha sonra altlarını üstlerini ayrı ayrı kiraya vermek üzere işyeri yaptık.1972-73 lerde falan.
Burada uzun zaman ayakkabıcılar çalıştı 1990 lara kadar. Ayakkabıcıların zamanında çok daha muntazamdı işyeri. Onların işleri birbirine bağlı olduğu için aralarında büyük bir arkadaşlık ve anlaşma vardı. O zaman haftada bir ben giderdim aralarında üç kişilik bir yönetim kurulu vardı o zaman kendi içlerinde sözü geçenlerden istediklerini idare ederlerdi. Hiç unutmuyorum bir Cemal Okan vardı bu işin başı herhangi biri kira vermezse kötü bir hareket yaparsa Cemal gelirdi benim yanıma bu kira vermiyor derdi. Uygunsuz hareketler olmazdı. Ama ne zaman ki ayakkabıcılar sitesi yapıldı ve ayakkabıcılar burayı boşaltınca gelen esnaf biraz daha başıbozuk ve düzensiz şimdiki halde.
Museviler Türk dostuydu iyi Türkçe konuşurlardı yabancılık çekmezlerdi .
Rıza Bey Aile evi kız lisesinin karşısındaydı ama bizim yahutane gibi değildi üç katlı apartman gibiydi oda oda kiraya verilirdi . O zamanlar yahuthaneler çoktu mesela Kestelli yokuşundan tam yukarıya çıktığınız zaman iki çeşmelik caddesine sol tarafta büyük bir iş hanı var o binanın oldugu yerde yahutane vardı. Avukat Sabahattin Akman a orası dedesinden kaldı idare edemediler çok harap oldu sattılar daha sonra o işhanı yapıldı rastlayabilirseniz eski yahuthane zamanına ait bilgiler size verebilir.
Yine iki çeşmelik caddesinde biraz daha bayram yerine doğru giderken Şefika ve Ahmet Kilimci Ortopedik özürlü Çocuklar okulu diye bir yer var orası da aile eviydi onlar satmadılar aile büyükleri adına okul yaptılar. Onlardan da ne Şefika hanım ne de Ahmet bey hayatta büyük oğlu Şükrü bey hayatta değil kızları da hayatta değil yalnız Haluk Kilimci hayatta İzmir Palas Otelinin sahibi.
Bunlar asıl yahuthanelerdi Rıza Bey aile evinin yahuthane vasfı yoktur sonradan yapıldı orası daha bir kalitelidir.
Yahudilerin İspanyadan gelişlerinden beri bir Getto içinde kendilerini emniyete alma kalın duvarlar içinde yaşama gelenekleri var kendilerini mecbur hissediyorlar kapıları gece belli saatte kapanır anahtarlar odacı başındadır herhangi ani bir olay hastalık gibi doğum gibi olursa odabaşı gelip kapıyı açardı. Yani kendilerini emniyete almak için kurulmuş yerler bunlar. Ancak günlük geçinen fakir Yahudilerin oturduğu yerlerdi buralar. İzmir den büyük göç oldu ama işi malı mülkü ticareti zengin olan Yahudilerin hiçbiri gitmedi.
Aile evi çalışmasının bir parçası olan cevahirci İşhanı röportajını paylaşman benim için harita olmuştur. Sunduğun destek, cesaret, anlayışın için sana çok teşekkür ediyorum
Yaşanmışlıklara tanıklık eden bu mekanlarda ; Geçmişin izini sürerek günümüze kadar geçirdiği dönemleri araştıran , bu yaşam biçimini , üretim ve kültürün dönüşümünü bize yansıtarak , insanı konunun merkezinde tutan , kapalı mekanlarda elde edilmesi güç koşullardaki çekimlerle , harika ışık kullanımı ve kompozisyonlarla bize aktaran Tülin Üzmez'e , bu çalışmayı bize kazandırdığı için teşekkürlerimi ve tebriklerimi iletiyorum .
insanları olayları ve çevreyi tanımak amacıyla öğrendiklerimi biraz olsun aktarabildiysem ne mutlu bana 🙏ama Ayhan bey en güzeli sizden bunları duymak. Çok teşekkür ederim