Ana Sayfa BLOG Bir Hekimin Mizah Defterinden

Bir Hekimin Mizah Defterinden

-

Usta Karikatürcümüz Semih Balcıoğlu’nu özlemle anarken

İçinde bulunduğumuz ekim ayı, mizahın başkenti olarak nitelendirilen Bulgaristan’ın Gabrovo kentinde dünyanın 106 çizeri arasında gösterilen Semih Balcıoğlu’nun ölüm yıldönümü. 27 Ekim 2006 tarihinde yitirdiğimiz değerli çizerimiz Semih Balcıoğlu’nu sevgi ve özlemle anarken, onu; bizleri izlediği gökyüzünde mutlu kılma adına “mizahın tadıyla” anmanın doğru olacağını düşündüm ve ders çalışmaya koyuldum. Öyle ya; 1930’lardan günümüze görüp geçirdiklerini mizahçı gözüyle çizip yazan, bileğinin hakkıyla elde ettiği ününe karşın şatafatı, kayrılmayı hiç sevmeyen Balcıoğlu’nu, mizahla birlikte anmak işin doğrusu. Yoksa karşımdaki şimdiye değin nice erk sahibi siyasetçiyi fırçasına dolamış bir kişi. Her ne denli en çok karikatürünü çizdiği dönemin başbakanı, ardından cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından sevilip sayıldıysa da, meslektaşı gazeteci bir diğer başbakan Bülent Ecevit’in küsüverdiği mizahçı. Tüm bunları anlatırım.

Semih Balcıoğlu, 1970’li yıllardan, benim Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanım. Bu aslında başlıbaşına bir ironi; mizahçıdan sendika genel başkanı! O aralar ben de sendikanın İzmir Şube Başkanıyım. Dolayısıyla aramızda ast üst ilişkisi söz konusu. Ama aradan yıllar geçtikten sonra artık etle tırnağız, Balcıoğlu benim Semih Ağabeyim. Aslında rahmetli babamın kendisine sevgisinden dolayı doğduğumda adımı Semih koymayı düşündüğü örnek kişi. Son dakika kazası adım Semih değil, o sıra vefat eden baba dedem nedeniyle Lütfü olmuş amma benden dört yaş küçük kardeşime yine ondan hareketle “Semih” adı konulmuş. Bu konu başlıbaşına ayrı hikâye.

Semih Ağabey ile etle tırnak olduğumuz uzun yıllar boyunca elbet çok anım, arşivimde kitapları başta olmak üzere belgeler var fakat anmaya koyulduğumda bunlarla yetinmeyip dışa açılırsam ne olur diye düşündüm ve ders çalışırken yoğunlaştım. İyi ki yoğunlaştım, karşıma bu kez bir tıp profesörü, Prof. Dr. Yücel Tanyeri çıktı. KBB Uzmanı Sayın Yücel Tanyeri ile de tanışıklığımız hayli eskilere gidiyor, ikimiz de İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği (İFOD) üyesiyiz. Fotoğraf tutkusu yaşamımızın büyük bölümünde baskın geliyor. Bu arada hemen vurgulayayım; Yücel Hocamızın fotoğraf uğruna yerkürenin beş kıtasında ayak basmadığı toprak parçası kalmadı gibi. Dolayısıyla şu düşüncemi hemen başta siz değerli okurlarımla paylaşmalıyım: Hani ıvır zıvırla gün geçiren tv ekranlarında Yücel Hocamıza yayın saati tayin edilse var ya; bize dünyayı kendi gözüyle gezdirir, dolayısıyla çok şey öğrenmiş oluruz.

KBB Uzmanı Prof. Dr. Yücel Tanyeri Hocamızın, Hacettepe Tıp Fakültesi öğrenciliği sırasında, İngiltere’ye maç yapmaya giden güzide kulübümüz Göztepe ve onun unutulmaz çalıştırıcısı, Sir unvanlı Adnan Süvari ile bir anısı var ki, denk gelse de araya sıkıştırsam; o da ayrı hikâye.

Evet, Semih Balcıoğlu ile ilgili anmalık yazı için yola çıktığımda kapısını çaldığım kişi oldu Yücel Hocam ve bana içtenlikle sandığını, pardon arşivini açtı; gözlerime inanamadım. Neler mi çıktı? Onu sizlerle  paylaşacağım.

Daha başından şu ayrıntıyı da aktarmalıyım ki; Yücel Hoca, huzurlarınızda sadece bizlere sağlık veren bir hekim olarak canlanmasın. Kendisi iyi bir fotoğrafçı olmanın ötesinde grafiker, karikatürcü ve yine tıp mesleğini sürdürdüğü sırada mizah dergisi, evet mizah dergisi yayımlamış bir ad. Yücel Hocamızın grafikerliğini kanıtlama adına, Hacettepe Üniversitesi’nin ambleminin, daha öğrencilik yıllarında, onun mürekkebinden çıkma olduğunu belirtmem sanırım yeterli.

Usta Karikatürcümüz Semih Balcıoğlu’nu özlemle anarken

Gelelim tıp mesleğini sürdürürken yayımladığını belirttiğim mizah dergisine. Derginin adı Kılçık. Kılçık, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin yıllık, geleneksel gülmece dergisi olarak, “Kıldan İnce Kılıçdan Keskin” üst başlığıyla, 1980’li yıllarda yayımlanmış. İşe bakar mısınız; 12 Eylül askeri darbesinin dumanının tüttüğü sıra. Zaten hep böyle değil midir, baskı rejimlerinde mizahın yükselişe geçmesi, sesi kısılmış topluluklar adına muhalefet bayrağını dalgalandırması?.. Künyede Derginin sahibi olarak, aynı zamanda o dönem fakülte dekanlığı görevini sürdüren Prof. Dr. Gürler İliçin, Sorumlu ve Teknik Yönetmenlikte de Doç. Dr. Yücel Tanyeri adları yer alıyor. Yayın Kurulu’nda ise dört ad var: Stj. Dr. Ö. Faysal Çadır, Stj. Dr. Mehmet Öztürk, Stj. Dr. Atilla Sezgin, Stj. Dr. Ender Telli.

Dergi, yerel olmasına karşın kabuğunu kırmış ve yine mizah başta olmak üzere kültür ve basın dünyamızdan bir çok ünlü adla iletişim kurmuş, onlardan karikatür, yazı, şiir gibi ürünler alarak yayımlamış. Hemen başta bu adlardan bazılarını sıralamakta yarar var: Çetin Altan, Mete Akyol, Semih Balcıoğlu, Salah Birsel, Orhan Boran, İsmet Çelik, Yavuz Donat, Oktay Ekşi, Altan Erbulak, Teoman Erel, Aziz Nesin, Hasan Pulur, Rauf Tamer, Atıf Taşpınar, Refik Erduran, Oğuz Aral.

Semih Balcıoğlu ile iletişim başlıyor

Semih Balcıoğlu, Kılçık Dergisi Yayın Sorumlusu Prof. Dr. Yücel Tanyeri’ye, 18 Şubat 1982 tarihli mektubundan hareketle, hemen ertesi ay, 4 Mart 1982 tarihinde, tam bir İstanbul Beyefendisi inceliğiyle, şu yanıtı göndermiş; dolayısıyla aralarında iletişim başlamış:

                      “Sayın Tanyeri,

                      18 Şubat 1982 tarihli mektubunuz elime geç geçtiği için yanıtım biraz gecikti bağışlayın lütfen. Size ekte iki tane yayımlanmamış karikatür yolluyorum. Bunun dışında istediğiniz konularda yayımlanmış karikatürümü bulamadım. Muhakkak ki vardır ama, ben bulamadım. Eğer siz bulabilirseniz kullanmanızı rica ederim.

                      İlginize teşekkür eder, Kılçık’a uzun ve sağlıklı bir yaşam diler, selâm sevgi ve saygılar sunarım.

                      Semih Balcıoğlu

Semih Ağabey’e, İstanbul-İzmir arası telefon görüşmelerimizde ya da karşı karşıya gelişlerimizde, neşeli bir anını kollar, önerimi patlatırdım:

– Semih Ağabey!
– Efendim?
– Senin çizgine çok uygun; şu Karadeniz takalarını çizsene!
– Olmaz!

Aradan süre geçer, ben önerimi yinelerdim. Aldığım yanıt:

– Olmaz!

Ama aralarındaki yazışmalara bakıyorum, Kılçık Dergisi Yayım Sorumlusu Yücel Hocamızın önerisi hiç ikiletmeden olurlanmış! Bunu yine İstanbul’dan, 29 Mart 1982 tarihinde Balcıoğlu tarafından Yücel Tanyeri’ye yazılmış şu mektuptan anlıyoruz:

                       “Sayın Tanyeri,

                       Mektubunuzu birkaç gün önce aldım, ilginize teşekkür ederim. “Yazısız
Çizgiler” i iyi düşünmüşsünüz, benim aklıma gelmedi. Oradaki “insan
kılçığı” olan karikatürleri kullanırsanız sevinirim. Bu arada boş bir vakit
bulup size birkaç tane daha çizdim. Belki işinize yarar. Onlar da ektedir.
Mektubu aldığınıza dair bana iki satır yazmak lutfunda bulunursanız
memnun olurum.

                   Başarı dileklerimle selâm ve sevgiler sunarım.

                   Semih Balcıoğlu.

Usta Karikatürcümüz Semih Balcıoğlu’nu özlemle anarken

Aslında Semih Ağabey’e niye haksızlık ediyorum ki, takaları çizmesine dönük önerime “hayır” yanıtı vermesinden dolayı. Genel Yayın Sorumlusu olduğum Ünlem’e, ilk sayısı için “kitap” konulu siparişim üzerine hemen çizip göndermemiş miydi? Ya da bizim İzmir’in ünlü Kemeraltı’nı çizmesi önerimi hiç ikiletmeden, “güzel öneri, çizerim” diye yanıtlamamış mıydı? İstanbul’da yollara düşüp de, onun çizgilerine konu ettiği simge yerlerde birlikte fotoğraf çekimlerine başlamamış mıydık. Neyse, Semih Ağabey beni bağışlayacaktır. Çünkü kedisine Cim Bom adı verecek ölçüde hasta Galatasaraylı olmasından hareketle, FB’li olarak ne zaman bir Galatasaray fıkrası anlatsam, “pek güzelmiş” diyerek hoşgörüşle karşılamaz mıydı?

Süreç içerisinde epey karikatürü yayımlanır Kılçık’ta Semih Balcıoğlu’nun. O artık Kılçık’ın adeta kadrolu çizeridir.

Dergiyi pek sevdiğini ise yine İstanbul’dan 5 Haziran 1982 tarihinde postaya verilmiş şu mektubundan anlarız:

                      “Sayın Tanyeri,

                      Kılçık elime battı. Yürekten tebrikler. Kusura bakmayın ama, ben bu
kadar güzel olabileceğini sanmamıştım. Ellerinize sağlık.

                      Şahsınızda tüm emeği geçen kurulunuzu kutlar, selâm ve saygılar sunar,
esenlikler dilerim.

                      Sevgilerimle,

                      Semih Balcıoğlu.

Yaşamı boyunca Akbaba, Taş, Taş-Karikatür, Çarşaf, Özgür İnsan, Yankı ve Çivi gibi dergilerle Akşam, Vatan, Hürriyet, Dünya, Tercüman, Politika, Yeni Yüzyıl gibi günlük gazetelerde durmaksızın çizen, Karikatürcüler Derneği kurucularından olan Semih Balcıoğlu, bir çizerin albümünün ya da kitabının olması gereğine sıklıkla vurgu yapar, “genç karikatürcü arkadaşlarıma bunu hep söylüyorum” derdi. Peki, Balcıoğlu’nun yayımlanmış karikatür kitaplarının adları neydi, şimdi ona bakalım:

Yazısız Çizgiler, 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü, 1. MC, Güle Güle İstanbul, Cumhuriyet Dönemi Türk Karikatürü, Gözüm Görmesin, Karikaturgut, Galeri Çiller, Hacı Bacı, Kapodokya, Kırmızı, Mavi.

Prof. Dr. Yücel Tanyeri’nin “Mizah Defteri” nde izine rastladığım Semih Ağabeyi iki üç sayfaya sığdırarak anlatmak olanaksız, hatta hiç niyetlenilmemesi gereken bir iş. Bundan hareketle onun yaşamından renkli bir iki anısını burada aktarmanın iyi olacağını düşünüyorum.

Yazımın başlarında, başbakanlık, ardından cumhurbaşkanlığı yapmış Turgut Özal’ı, onca hicvetmesine karşın aralarında tonton bir ilişki olduğundan söz etmiştim. Bir iki örnekle anlatayım:

1970’li yılların iz bırakmış mizah dergilerinden birisi ”Çarşaf” tır. Semih Balcıoğlu, Türk Basınının “Amiral Gemisi” olarak nitelendirilen Hürriyet’in patronu Erol Simavi’nin isteği üzerinde, Çarşaf’ı, Milliyetçi Cephe Hükümeti’nin ülkeyi sürüklediği karanlık günlerde bir suikast sonucu öldürülen Çetin Emeç ile birlikte çıkartır. 17 Aralık 1975 günü 100 bin basılarak piyasaya çıkan ve saat on bir de bayilerde kalmayan Çarşaf’ın kapağını süsleyen karikatür Turgut Özal’ın karikatürüdür ve çizeri Balcıoğlu’dur.

Yıl 1983’tür. Seçimler yaklaşmıştır. Özal henüz ANAP Genel Başkanıdır. Birlikte Adana’dadırlar. Otelde kaldıklar sıra Balcıoğlu, Özal’a, o dönem henüz popüler olmayan eşi Semra Özal ile ilgili şöyle bir istekte bulunur:

– Sizden bir ricam olacak. Hanımefendi’nin bir portresini çizeceğim. Bana iki dakika poz verebilirler mi?

– Tabii Semih Bey, o zaman Mersin’e gidince biz birlikte yukarı çıkarız, partilileri sonra kabul ederim.

Ondan sonrasını Semih Ağabey anlatsın:

– “Öyle yaptık, üçümüz bir asansöre binip yukarı çıktık. O asansör bizi nasıl çekti bilemem! Odaya girince Turgut bey,

– Hanımefendi, Semih beyefendi sizin bir portrenizi çizecekler. Bir iki dakika poz vereceksiniz.   

Semra hanım gitti gelmez. Turgut bey, mini barı açıp bir soda, bir su, bir meyve suyu ikram ediyor, neredeyse boğulacağım. Nihayet Semra hanım geldi. Saçlarını yapmış, elbise değiştirmiş.

– Hanımefendi, sizi şöyle rica edeyim, dedim. Unutamayacağım bir yanıt aldım:
– Semih bey, dişim biraz şiş. Çıkar mı acaba?”

Semra Hanım pozunu verir, portresi iki dakikada çizilmiştir. Özal sorar:

– Semra’yı nasıl çizeceksiniz?
– İkinizi yan yana yana çizip, partinizin şarkısı olan, Arım Balım Peteğim’i söyleteceğim.

Özal çifti yan yana gelerek şarkıyı söylerler ve mesai tamamlanır.

Hadi bir de karikatürcülere küsmesiyle ünlü (bunu bana Semih Ağabey söylemişti) gazeteci kökenli başbakan Bülent Ecevit ile ilgili bir anısını aktarayım:

Askerliğini yapmadığı gerekçesiyle o sıra karikatür çizdiği masadan kaldırılıp şubeye götürülen Balcıoğlu, sonunda artık Ankara Polatlı’da çakı gibi askerdir. Hafta sonu izinlerinde ise mürekkep kokusu çektiğinden döneminin ünlü dergisi Akis ile yine döneminin ünlü gazetesi Ulus’un karşı karşıya oldukları idare binalarında soluğu alır. Ulus’un Genel Yayın Müdürü Bülent Ecevit’dir. Haftada bir tam sayfayı mizah sayfası olarak düşündüklerini söyler Balcıoğlu’na, “İlhan Selçuk yazılarını yazacak, siz de karikatürler çizin” önerisinde bulunur. İlhan Selçuk da o ara askerliğini yaptığından yine Ecevit’in önerisi doğrultusunda takma adla yazıp çizmeleri uygun görülür. Gazetenin her hafta verdiği mizah sayfasının adı “Ciddiyet” olur ve tirajı artırır. Ama iktidardaki Demokrat Parti, kendisine karşı muhalefet anlayışını içselleştiremediğinden ünlü Tahkikat Komisyonu’nu kurmuş çalıştırmaktadır. Basının muhalif yazar, çizerleri bu komisyon tarafından sorguya çekilmeye başlanır. Yine bir hafta sonu iznine çıkan Balcıoğlu, Polatlı’daki birliğinden Ankara’ya gelir ve Ulus’a yollanır. Gazeteci dostu Örsan Öymen’in, kendi mürekkebinden çıkmış onlarca karikatürünü çalışma masasına serdiğini ve bir şeyler çizmeye çalıştığını görür.  Aralarında şu konuşma geçer:

– Ne o, bizim meslek elden mi gidiyor?

Örsan Öymen bir kahkaha atar:

– Ne haddime abi! Tahkikat Komisyonu, gazeteye bir yazı göndererek karikatürleri kimin çizdiğini sordu. Ben de, benim adımı verin, Semih abinin çizdiğini bilirlerse askerliğini yakabilirler, dedim. Bunları neden çizdiğime gelince, belki Komisyon’da bir şeyler çizdirirler, diye elimi alıştırıyorum!

Yerel yayımlandığı için adını pek bilmediğimiz Kılçık Dergisinde de karikatürleri yayımlanan, şimdi gökyüzünde yıldız İstanbul Beyefendisi Semih Balcıoğlu’na saygı ve özlemlerimizi gönderdikten sonra tıp hekimliğinin yanı sıra Kılçık adlı mizah dergisinin yayımcısı olmasından hareketle Tıp Hekimi Prof. Dr. Yücel Tanyeri’nin defterini, pardon arşivini biraz daha karıştırmanın hoş olacağını düşünüyorum.

Semih Balcıoğlu, İnönü ve karikatürün gücü

Semih Balcıoğlu, 1952 yılında, Adalet Cimcoz’un Maya Sanat Galerisi’nde bir karikatür sergisi açar. Sergi defterine baktığımızda Sait Faik’ten Behçet Necatigil’e Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Hasan Âli Yücel ve Yusuf Ziya Ortaç’a  pek çok ünlü adın ziyaretçi olarak gelip gezdiğini görüyoruz. Ziyaretçilerden birisi de Ulusal Kurtuluş Savaşımızın kahramanlarından, devlet adamı İsmet İnönü’dür. İnönü’nün gelmesi sergiye olan ilgiyi artırınca, Adalet Cimcoz, Balcıoğlu’na, 1953 mayısında bir sergi daha açması önerisinde bulunur. Ancak dönemin güçlü siyasetçilerinden milletvekilliği ve bakanlık yapmış olan Demokrat Partili Samet Ağaoğlu, Adalet hanımın eşi Mehmet Ali Cimcoz a, “ Siz o galeriye siyaset soktunuz. Bir daha böyle sergiler açmayın. Paşa’nın Maya Galerisi’nde ne işi var?” deyince sergi açılamaz.

DP’li siyasetçi Ağaoğlu’nun sözde muhalefet ettiği İnönü, ulusal kahraman olmanın ötesinde, ilerleyen yaşında çello (viyolonsel) dersleri almış olgun bir kişidir. Bu, karikatürün muhalif yapısının gücünü gösteren bir yaşanmışlıktır, diye düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı Korutürk’ün karikatüre desteği

Bugün inanması güç ama yakın geçmişte karikatür, diğer pek çok sanat dalı gibi devletin değişik katlarından ara ara da olsa büyük destek görmüştür. Bunlardan örnek bir olay şöyle:

Semih Balcıoğlu, daha sonra Güle Güle İstanbul albümünde toplayacağı İstanbul karikatürlerini, Ankara’da, Kültür Bakanlığı’na bağlı Zafer Çarşısı’ndaki galeride sergiler. Serginin önde gelen ziyaretçileri Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Dışişleri Bakanı Melih Esenbel, Basın Yayın Genel Müdürü Orhan Koloğlu’dur. Cumhurbaşkanı Korutürk, sergi sonrası Dışişleri Bakanı Esenbel’e, sergiyi mutlaka yurtdışına götürün talimatını verir. Balcıoğlu’nun seçimi sonucu sergi,1974 başında Paris’te açılır.

Devletin sanata desteği üstelik muhalif kimliği sürekli ağır basan karikatüre desteği; şaka gibi değil mi?

Hasan Pulur ve Kılçık

Gazete okuru, Hasan Pulur’u uzun yıllar Hürriyet, Milliyet ve Güneş gazetelerindeki “Olaylar ve İnsanlar” başlıklı köşe yazılarından izledi ve onun naif, muhalif aynı zamanda mizah dilinden her zaman keyif aldı. Kendisine ulaştırılan Kılçık dergisini eline alan Hasan Pulur, 2 Eylül 1982 tarihinde, Kılçık’ın Yayın Sorumlusu Yücel Tanyeri’nin Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne şu mektubu gönderir:

                         “Sayın Doç. Dr. Yücel Tanyeri
                         19 Mayıs Üniv. Tıp Fak.
                         SAMSUN

                         Fakülteniz öğrencilerinin yıllık geleneksel gülmece dergisi “KILÇIK’ı” aldım.
Hem nazik mektubunuza, hem de derginiz yayın kuruluna çok teşekkür ederim.
Derginizi inceleyip, gerektiğinde kaynak göstererek söz etmek umudundayım.

Bu mektubumla size, gelecek yıl çıkacak “KILÇIK’da” yayımlanmış yazılarımı
kullanmanızda hiçbir sakınca olmadığı gibi; sevineceğimi de bildirmek isterim.

Size meslek hayatınızda başarılar, sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

Saygılarımla,

Hasan PULUR.”

Rauf Tamer “birkaç fıkra yolluyorum”

Döneminin etkin gazetelerinden Tercüman’ın ünlü köşe yazarı Rauf Tamer, Kılçık’tan gelen isteği geri çevirmez ve “konulu birkaç fıkrayı” teşekkürleriyle dergiye iletir.

Altan Erbulak: “Turneyle Samsun’a gelirsek görüşmek isterim”

Yine mizah dünyasından tanıdığımız bir ad olan Altan Erbulak, İstanbul’dan, 3 Mart 1982 tarihli mektubunda şunları yazar:

                   “Yücel bey;

                   Nazik mektubunuzu aldım. Gerçekten çok sevindim. Vaktim olsa daha etraflıca
ilgilenirdim. İzin sizin. Dilediğinizce kullanın karikatürümü. Turne nedeniyle
Samsun’a gelebilirsek görüşmeyi ve derginizi görmeyi çok arzu ederim.

                   Basıldıktan sonra bir kopyasını da bana yollarsanız çok sevinirim.
Başarı dileklerimle.

                   Hoşça kalın.

                   Altan Erbulak.”

Prof Dr. Yücel Tanyeri’nin, sorumlu müdürü gözüktüğü mizah dergisi Kılçık’tan hareketle Hocamızın “mizah defterini” karıştırırken karşımıza çıkan diğer önemli bir ad Gazeteci Refik Erduran. Refik Erduran’ın yaşamı aslında başlıbaşına bir roman. Pek bilinmeyen bir yanını şöyle özetleyeyim ki, farklı kimliğinin ipucunu versin. Nâzım Hikmet’i, motoruna bindirip Boğaz’dan hızla hareket ederek; on üç yıl yattığı mapusluk sonrası hapislerde çürümesin ya da askere alınıp da orada öldürülmesin diye yurt dışına kaçıran kişi. Aynı zamanda Şairin baba bir anne ayrı kızkardeşi Melda hanım ile nişanlı olduğundan uzak akrabası. Tüm bunları sıkıntılı 1980 darbe günlerinde, “aramızda kalsın” diyerek bana anlatan ise ayrıldığı eşi gazeteci Leyla Umar.

Semih Balcıoğlu, 1950 kuşağı karikatürcülerinin çok yetkin işler yaptıklarını belirtirken, Refik Erduran ile birlikte Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Haldun Taner, Aziz Nesin, Selâmi Münir Yurdatap, Halit Kıvanç’ı karikatüre yakın adlar olarak sıralar.

Evet bu adlardan Refik Erduran, Kılçık’ı pek beğendiğini mektubunda şu tümcesiyle ifade ediyor:

                      “Derginizin- zaten tıp konularına mizah açısından bakmakta hayli güçlük çeken-
İstanbullu bir yazarın katkısı bulunmadan da tam başarıyla yayımlanmış
olduğundan kuşkum yok.”

Aziz Nesin: “Ölmüş Eşek’ten alıntı yapabilirsiniz.”

Mizah Dünyamızın eskimeyen adı Aziz Nesin ise, Kılçık ekibine gönderdiği 25 Şubat 1982 tarihli mektubunda başarı dileklerini iletirken, “Ölmüş Eşek adlı kitabımdan seçeceğiniz her hangi bölümü “Kılçık” ta kullanabilirsiniz” diye yazar.

Hürriyet Başyazarı Oktay Ekşi ise Kılçık’ta yazılarının yayımlanabileceğine ilişkin olurunu 25 Şubat 1982 günlü mektubuyla dergi yönetimine iletir.

Prof. Dr. Atıf Taşpınar ise, “Eğer bizden sual idecek olursan” adlı öykünün Kılçık’ta yayımlanacak olmasından duyduğu memnuniyeti 22 Nisan 1982 tarihli mektupla bildirir.

Yine 1980’lerin önemli haftalık mizah dergisi Gır Gır, dolayısıyla Yöneticisi Oğuz Aral da Kılçık’tan gelen isteği geri çevirmez ve dergiye destek olur.

Gazeteci Mete Akyol da iki yazı göndererek Kılçık’ı güçlü kılan ayrı ünlü bir addır.

Evet, tıp dünyasından Prof. Dr. Yücel Tanyeri’nin “Mizah Defteri” ni karıştırdıkça karşımıza çıkanlar bunlar.

Ölüm yıldönümü olması nedeniyle Semih Balcıoğlu’ndan hareketle Prof. Dr. Yücel Tanyeri’nin, “Mizah Defteri”ni özgürce karıştırdık ve mutlu olduk. Semih Ağabey ile birlikte o gün Kılçık’a ikirciklenmeden destek veren pek çok ad bugün artık yok. Onları sevgi ve özlemle anarken,  “bugün çizgilerinize daha çok gereksinmemiz var,” mesajımı gökyüzünde kendilerine iletiyorum.

İlişkili İçerikler

Alice Harikalar Diyarında

Charles Lutwidge Dodgson’u (1832-1898) tanır mısınız? Sanmıyorum. Ya Lewis Carroll dersem? Tabii ki. Kimdir? İngiliz yazar. En güzel çocuk hikayelerinden biri olan “Alice Harikalar Diyarında” nın yazarı. Ekleyeyim, matematikçi, mantıkçı, Anglikan papazı (İngiliz Katolik kilisesi) veeee “Fotoğrafçı”. Kimse bize bundan bahsetmedi.

Fotoğrafçılık Hafızamızı Geliştirir mi?

Fotoğrafçılar Dikkat!
Fotoğraf Çekmek Görsel Belleği Güçlendiriyor,
Peki ya Görsel Olmayan Bellek?

Pandemi sürecinde Foto-Graf dernekleri ve dayanışma kültürü

Geride bıraktığımız üç-dört yıl itibariyle foto-graf derneklerine ilginin azalmaya başladığını, o yüzden gelirlerde düşüş gözlemlendiğini ve azalmanın/düşüşün, yükselen bir ivmeyle devam ettiğini biliyoruz.

Hoş Bir Sürpriz

Üstad Miktad Besni’nin, soyut bir foto-grafımız üzerinden kaleme aldığı ve Arthenos Blog ortamında yayınlanan yazısı hakikaten hoş bir sürpriz oldu. Onun kaleminden de böylesi kılı kırk yaran, esere katkı veren, içi dolu, ne söylediğini bilen ciddi metinler beklenir.

E-POSTA ABONELİĞİ

Lütfü Dağtaş
1953 Nazilli doğumlu. İlk, Orta (Karşıyaka Erkek Lisesi) ve yüksek öğrenimini (EÜ Gazetecilik ve HİYO) İzmir’de yaptı, İzmir’de yaşıyor. Gazeteci. Gazeteciliğe 1973 yılında Yeni Asır Gazetesi’nin spor servisinde başladı. Ardından Demokrat İzmir gazetesi başta olmak üzere değişik gazetelerle, haber ajanslarında muhabir olarak çalıştı. İzmir Life Dergisi’nde, ilk çıkışından itibaren yıllarca röportajlar yayımladı.Yayınlanmış kitapları: Anadolu’nun Son Karatabakları- Albüm, 2007 Anadolu’da Dericilik- İnceleme/Araştırma, 2007 Müze ve Koleksiyonlardan Deri Eserler- Albüm, 2007 Adını Bergama’dan Alan Pergament ve Anadolu’nun Son Karatabağı Bergamalı İsmail Araç- Bergama Belediyesi Yayını, Belgesel, Eylül 2017 Günün En Güzel Saatleri- Şiir, 1986. İzmir Gazinoları- İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı Yayını- Belgesel, 2004 Gözbebeğim Deltam Çiğli- Heyamola Yayınları- Belgesel, 2011 Can Baba’ya Çocukça Şiirler- Dönence Yayınevi- Şiir, 2015 Yayımlanacak kitabı İzmir’in Renkleri, Tatları- Belgesel

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

Abone ol
Bana bildir
guest
Makale Değerlendirme
Makaleyi 5 yıldız üzerinden değerlendirin
Yorum formu, web sitesinde yer alan yorumları takip etmemize izin vermek için Adınızı, e-Postanızı ve içeriğinizi kaydeder. Yorum göndermek için lütfen web sitemizdeki Koşulları ve Gizlilik Politikamızı okuyun ve kabul edin.
1 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Okyar Atilla

“Mizah ciddi bir iştir” diyerek lafa gireyim. Yücel Tanyeri’yi yakından tanımak ve birlikte seyahat etmek, fotoğraf çekmek, sohbet etmek ayrıcalığına sahip oldum.

Lütfü Dağtaş usta kalemiyle bize mizah temelli geçmiş zamandan bir kesit sunuyor. Okurken keyif aldım ve tanık olduğum yıllar film şeridi olarak zihnimden aktı gitti. Bu anlar kendisi ile telefon konuşmasına öncülük etti. Bakalım dağarcığından daha ne hikayeler çıkacak. Ben biliyorum da sürpriz olsun.

Aynı şekilde Yücel hocayı da arayınca “Ekincik koyunda yürüyüşte” olduğunu öğrendim. Yine kısa bir sohbetle onu yürüyüşü ile baş başa bıraktım.

Sevgi ve saygılarımla

Manşet

Alice harikalar diyarında

Alice Harikalar Diyarında

Charles Lutwidge Dodgson’u (1832-1898) tanır mısınız? Sanmıyorum. Ya Lewis Carroll dersem? Tabii ki. Kimdir? İngiliz yazar. En güzel çocuk hikayelerinden biri olan “Alice Harikalar Diyarında” nın yazarı. Ekleyeyim, matematikçi, mantıkçı, Anglikan papazı (İngiliz Katolik kilisesi) veeee “Fotoğrafçı”. Kimse bize bundan bahsetmedi.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Fotoğrafçılık Hafızamızı Geliştirir mi?

Fotoğrafçılık Hafızamızı Geliştirir mi?

Fotoğrafçılar Dikkat!
Fotoğraf Çekmek Görsel Belleği Güçlendiriyor,
Peki ya Görsel Olmayan Bellek?

POPÜLER İÇERİKLER

Gönüllü Emek / Amatör Foto-Graf - Uğur Okçu

Gönüllü Emek / Amatör Foto-Graf – Uğur Okçu

Kesinlik ifade eden cümlelerden oldum olası kaçınmamıza karşın, birebir tanık olduğumuz, fikir alt yapısını, hazırlık safhasını ve devam eden süreci takip ettiğimiz böylesi durumlarda tereddüt göstermeden kesin ifadeler kullanabiliyoruz.

Uğur Okçu bir sanat insanı’dır.
1
0
Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x