Ana SayfaBLOGAdana’nın Yolları Taşlık…

Adana’nın Yolları Taşlık…

Bu yazı Arkaplan Sanat Dergisi için (Yazı ilk olarak ArkaPlanSanat Dergisinin 38. Sayısı (Ağustos-Eylül 2025) Altın Koza Film Festivali özel sayısında yayınlanmıştır) yazıldı. Biliyorsunuz, ne bileyim belki de bilmiyorsunuz; dergi Adana’nın bereketli topraklarında serpilip ülkemizin her yöresine sanat tohumları ve fideleriyle dağılıyor. Yeşertmek, büyütmek artık okurların eline kalmış…

-

Başlangıç notu:

Bu yazı Arkaplan Sanat Dergisi için (Yazı ilk olarak ArkaPlanSanat Dergisinin 38. Sayısı (Ağustos-Eylül 2025) Altın Koza Film Festivali özel sayısında yayınlanmıştır) yazıldı. Biliyorsunuz, ne bileyim belki de bilmiyorsunuz; dergi Adana’nın bereketli topraklarında serpilip ülkemizin her yöresine sanat tohumları ve fideleriyle dağılıyor. Yeşertmek, büyütmek artık okurların eline kalmış…

“Gez dünyayı …. “ diye başlayan bir deyişimizi ben “Adana’yı görmediysen bi şi değil” diye bitiririm. Naçizane kendimi de Adana’lı sayarım. Kolay değil, bir askerimizi Adana’nın bağrına emanet etmiştik… Oğlum… Yani demem o ki, askerlik dönemi Adana komşu kapımızdı. Öyle ya da böyle -ne derseniz deyin- kıyısından köşesinden ucundan, bir su damlasının azı Akdeniz’in fazlası Adana’lıyık…

Tabii dilimin döndüğü kadar Adana orada dururken anlatacağım kendi hikayem değil. Aslında anlatacağım edebi hikâye de değil. An itibariyle on dokuz yıl olmuş. Yani bakacağınız fotoğraflar gençlik çağlarının sonuna gelmiş.

“…..

Yok cebimizde beş para harçlık.      

Elden gitti kahpe de gençlik.           

Ağam Adanalı paşam Adanalı,          

Evde duramıyom sana dadanalı.      

Sebebim sen oldun şişman delikanlı.            

Hey güllü hele hele güllü, peştamalı püsküllü”

Türküyü dinlemek mi istersiniz. Tavsiyem Şadan Adanalı’nın taş plak kaydı

“Bu dünyanın dört bucağı, Köhne bir meyhanedir.

Ecel bade, felek saki, Ömrümüz peymanedir.

Doğarken ağlayıp doğduk, Gülenler hep divanedir

Giden gelmez, gelen bilmez. Bu dünya bir misafirhanedir.”

Neva rast gazelin sözü ve bestesi Şadan Adanalı’ya aittir ve okunduğu dönemde dillere pelesenk olmuştur.

Kaynak: Adana adını adına ekleten çok yönlü bir sanatçı: Şadan Adanalı – Barış Avcı

Kısaca başlık türküsüne dönelim. Hoş, internete girdiğinizde her yerde buluyorsanız da Arkaplan Sanat Dergimizde kayda (daha önce de geçmiş olabilir ama ne gam…) geçsin.

Dillerdeki hikâye şöyle:

“Tersane Nazırı Muhittin Paşa’nın kızı Ruhiye Hanım, Çukurova’lı Sadi Bey’e âşık olur. Fakat bit türlü aşkını kimseye açamaz. Nasıl açsın ki? Evde iş yaparken veya bir şeyle meşgul olurken “Aman Adanalı, Canım Adanalı” diye mırıldanır. Bu nakarat dillere düşmeye başlayınca çevredekiler anlamaya başlar. Aşkın söylentileri yayılmaya başlar.

 Saraya kadar ulaşan bu aşk hikâyesinden, Ruhiye Hanım’ın babası Tersane Nazırı Muhittin Paşa’nın da haberi olur. Çevreye yayılan söylentilerden rahatsız olan Tersane Nazırı, kızını evinden dışarı çıkartmaz. Muhittin Paşa’ya bir süre sonra da saraydan gelen telkin üzerine Kuleli Askerî Lisesi’nde öğretmen olan Sadi Bey ile Ruhiye Hanım’ı evlendirir. Düğün, Erenköy’deki konağın bahçesinde yapılır ve sabaha kadar “Aman Adanalı” Türkü’sü söylenir.”

“Adana’nın yolları taştan,    

Sen çıkardın beni baştan,  

Hem anadan hem kardaştan.           

 Ağam Adanalı paşam Adanalı,         

Evde duramıyom sana dadanalı.      

Sebebim sen oldun şişman delikanlı.            

Hey güllü hele hele güllü, peştamalı püsküllü”

Fotoğrafçının görsel anlatımı kelime ve cümlelerin çok daha fazlasıdır. Hadi on dokuz yıl öncesine gidek. “Geçmiş zaman olur ki bakması cihana değer…”

Adana Gar’ında Doğu ekspresini beklemişliğim vardır:

Seyhan cansuyudur…

Köhneler… Yapılmış mıdır yoksa Yıkılmış mıdır acaba? Yazık olurdu…

Ernest Hemingway “Paris Bir Şenliktir” demiş ve üzerine roman yazmış. Gelip Adana çarşısını görseydi yaşasaydı “Adana Her Daim Şenliktir” deyip -aha buraya not düşüyorum- üç cilt dizi roman yazardı.

Ya da Necip mahfuz “Kahire Üçlemesi” yerine “Adana Üçlemesi” ni yazmaya kalkar bir de Ernest ile sen yazcan ben yazcam kavgasına tutuşurlardı derim. Abartmıyorum. Gidin görün, çarşıyı yaşayın, havasını koklayın kısa bir hikâye yazıp çıkmazsanız bana ne derseniz kabulümdür. O kadar yani…

Herhalde kebap satışının en aza indiği dönem Kurban Bayramı olsa gerek diyeceğim ama hiç de öyle değildi. Şimdiyi sorgulamak akla zarar…

Velespit mi dediniz? Biz de binek…

Ve son kare Nazım’a, dizeler de Nazım’dan gelsin;

……………………..

Ve insanlar,
ah, benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi, halbuki açsınız, etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız.
Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden
                                                                                    doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
İnsanlar, ah, benim insanlarım,
hele Asyadakiler, Afrikadakiler,
              Yakın Doğu, Orta Doğu, Pasifik Adaları
                            ve benim memleketlilerim,
yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu,
elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
Avrupalım, Amerikalım benim,
uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
ellerin gibi tez kandırılır,
                            kolay atlatılırsın…

……………………

Ellerinize ve yalana Dair, Nazım Hikmet 1949

Önemli ama çok önemli not: Yazıda adları geçen kişileri araştırmak ve eserlerini bulup okumak dinlemek artık sizin ödeviniz.

İLİŞKİLİ İÇERİKLER

Harran…

Günlerdir “Harran” düşüncelerimde ve düşlerimde dönüp duruyor. Bir türlü uzaklaştıramıyorum. “Harran” aklıma düştüğünde illa ki bana Harran’ı öğrenmeme vesile olan usta hikayecimiz Bekir Yıldız’da (toprağı bol olsun) aklıma düşer.

Ankara’nın Orta Yeri Ulucanlar

Yaşanmışlıklar binaları anlamlı kılandır. İşte bu yüzden  Ulucanlar Ceza ve Tutukevi, Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi, nam-ı diğer: At Ahırı, Tabutluk, Muhalif Hilton bunun için adım adım gezilmeyi ve korunmayı hak ediyor.

Viyana’da kahve keyfi…

Her Viyana seyahatimde kahvehane turu yapmayı ihmal etmem. Viyana’da 4000'in üzerinde kahvehane olduğu ifade ediliyor. Tespit ettiğim 25 kahvehanenin içinden, keyif aldıklarımda oturup kek ya da “apple strudel” eşliğinde bir kahve içmek benim için standart bir etkinlik oluvermişti.

Caretta carettaların meleği; Kaptan June

Bu sohbeti yaptığımızda kaptan June 99 yaşındaydı. Ev işlerine destek veren yardımcısının “kaptandan sonra kaplumbağalar ne olacak? Kim ilgilenecek?” gibi seri sorularına ne yazık ki “bilmiyorum” cevabını verdim. Çok iyi bildiğim şey ise onun gibi kendini adayacak birisinin olmayacağıydı. İçtenlikle yanılmayı diliyorum.

E-POSTA ABONELİĞİ

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

YORUM YAPILDIĞINDA BANA BİLDİR
Bana bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster

Bu makaleyi paylaş

Okyar Atilla
Okyar Atilla
Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

MANŞET

POPÜLER İÇERİKLER