İstanbul’u dilediğin gibi anlat, kargalık bizde kalsın. Hem zaten, fotoğraf benim senden istediğim değil, senin bana verdiğindir. Dünya öylece dururmuş, fotoğrafçı türlü türlü görürmüş. Her bakışta kendinden bir şeyler vardır, Hüseyin usta, sen ne anlatırsan anlat, hepsi benim anladığım kadardır.

Hüseyin Kekiç ile; İstanbul düşlü / yorum

Hüseyin Kekiç yeni kitabını imzalayıp bana ulaştırmış, açıyorum paketini, bakıyorum, kapakta bir kadın, bir martı, bir de karga varmış. Martı uçuyor, zaten o hep uçarmış, karga kadına, kadın da İstanbul’a bakıyor, insan dediğin düşlediği kadar yaşarmış. Kekiç düşsüz kalmaktan korkarmış, bu kitabı da ondan yapmış, İstanbul düşleri kurup sokak sokak dolaşmış, kitaptakiler işte bu fotoğraflarmış.

Kapak fotoğrafını 23. sayfada, bu kez enlemesine daha geniş bir formatta biz kez daha kullanmış. Yalnızca en – boy değişikliği bile fotoğrafı nasıl da farklı yaparmış! Martı, kadınla kargayı kendi hallerine bırakmış, kanatlarını açmış havalanmış. Özgür olan o, onun işi bu, hep uçacak, gidip aziz İstanbul’a başka bir tepeden bakacak. Kadınsa belki düşlerinin esiri, bunlar hep Kekiç’in fotoğrafının tesiri. Kargayı hiç sormayın, onu ben de bilmiyorum, karga dediğin akıllı olur, düş sahnesinde bile öylece orta yerde durur. Bazen uçabilir, bazen zıp zıp yürüyebilir, hem bir karganın neyi neden yaptığını sadece kendisi bilebilir.

Şimdi biz kargayı bir kenara bırakalım, Kekiç’in neyi neden yaptığına bakalım. “Fotoğraf çalışmalarımla geçen son on beş yıl içinde her yere yeniden baktım. Aynı sokağa, aynı denize, aynı ışığa. Hiçbiri bir öncekinin aynısı değildi. Sürekli içinden geçilen bir şehir hissi veren yaşam ve insan hâlleriyle doluydu her yer. Fotoğraflarımda, gerçekliği aktarmak yerine, onu yeniden biçimlendirmeyi seçerek, yeni bir görsel anlatı dili oluşturma çabası içinde buldum kendimi. Bu çabamdan hareketle, fotoğraflarımda sıradan anların farklı şekillerini, renklerini ve formlarını değiştiren çağdaş, soyut, kavramsal üretimler denemeye başladım. Fotoğraflarımda izleyenlere, nesneleri gerçeklikten farklı, yenilikçi bir görüntü biçimi olarak sunmayı ve cümlelerimi fotoğrafla kurmayı hedefliyorum.” diyor.

Kekiç “bir garip Orhan Veli’nin gözlerini kapatıp dinlediği, Nâzım’ın gonca gülünü bıraktığı yedi tepeli bu şehirde doğup büyüdüm” diye yazmış. Bense gözlerimi iyice açıp Kekiç’in fotoğraflarına, düşlü yorumlarına bakıyorum. Belgeseli hedeflemeyen kişi, gerçeği olduğu gibi görüntülemek – göstermek peşinde olmaz. Böyle olunca da, fotoğrafçının gerçekliği makinede durduğu gibi durmaz. Adamın aklını başından alır. Biz onu makineden çıkarır, değiştiririz, eğip büker, çekiştiririz, gözümüzü kalbimize yaklaştırırız, anlatım dilimizi özgür bırakırız, deneysele, kavramsala, belki soyuta doğru yol alırız.

Usta, martı gibi özgürsün, gerçeğe mahkûm değilsin. Kadını al, fotoğrafına kat, İstanbul’u dilediğin gibi anlat, kargalık bizde kalsın. Hem zaten, fotoğraf benim senden istediğim değil, senin bana verdiğindir. Dünya öylece dururmuş, fotoğrafçı türlü türlü görürmüş. Her bakışta kendinden bir şeyler vardır, Hüseyin usta, sen ne anlatırsan anlat, hepsi benim anladığım kadardır.

İLİŞKİLİ İÇERİKLER

Yaş alan ama yaşlanmayan Ustaların Ustası Gültekin Çizgen’den Yapay Zeka

Kitap, hakikaten incelemeye değer bilgilerle donanmış. Görsel Kültür sürecinde ortaya çıkan çeşitli yaklaşımların yanında, temel tezlere ve bilgilere Yapay Zekâ marifetiyle üretilmiş S/B görsel materyal eşlik ediyor. Yapay Zekâ’nın fotografçıya sağladığı olanakları araştırıp yorumlamakla kalmamış, Yapay Zekâ’nın zaaflarını da araştırıp yorumlamış ve değerlendirmiş.

Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde belge olarak kabul görmüştür. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte işler karışmış, fotoğraf ve gerçeklik arasındaki ilişki sorgulanır hale gelmiştir. Artık bugün bu ilişki tamamen kurgulanabilir düzeydedir.

Ali Durmaz’ın “ENSTRÜMANTAL” i

Kıymetli fotografçı dostumuz Ali Durmaz, Şubat 2026’da Ankara’da Fotokolektif Sanat Galerisi’nde son derece şık bir sergiyle, deyim yerindeyse renk-ahenk bir çalışmayla fotograf ortamında varlık inşa ettiğinin altını kalın çizgilerle çizdi.

Kumun fotoğrafçası

Bir Patara var: Uçsuz bucaksız kumsalıyla nefis bir Akdeniz plajı. Yaz aylarında herkesin masmavi sularında serinlediği, kıyısında kumların tepeler oluşturduğu uzun sahil. Eskiden, filmlerdeki çöl sahneleri burada çekilirmiş.

E-POSTA ABONELİĞİ

Makale yazarı

Gökhan Korkmazgil
Gökhan Korkmazgil
1960 Burdur doğumlu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi, sonrasında Kulak Burun Boğaz uzmanı oldu. Otuz yıldan beri Fethiye’de yaşıyor. Çoğu eski zaman doktoru gibi, tıpla birlikte, insan ve doğayla ilgili her şeyle uğraşıyor. Kendini bildi bileli okur, çocukluğundan beri fotoğraf çekiyor.

POPÜLER İÇERİKLER

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

YORUM YAPILDIĞINDA BANA BİLDİR
Bana bildir
guest

4 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Hüseyin Kekiç
Makale Puanlama :
     

Fotoğrafçısındır ama önce insan.
Sade, sıradan okur-yazar bir insan. Tüm insanlar gibi hastalanırsın ve tedavi oluyorum derken sarı benizli bir yüzle yorgun, halsiz kalırsın öyle.
*
Neyse ki kolaydır çözümü. Hemşire, çekilmiş ve incelmiş damarından bir yol açar önce. Sonra o yoldan kan gönderir damarlarına.
*
Daha birinci ünite kan yürümeden damarlarına, hemşire gelir, “Bu ikinci ünite mi?” diye sorar. “Yok, daha ilk ünite” dersin. “Yüzünüz biraz kızardı da ondan sordum” der “Çok özel bir doktorum var da yüzümün kızarması ondan ötürü” dersin gülen yüzünle. Şaşkınlıkla etrafına bakar ve doktor görmeyince anlamaz seni ve diğer hastalara yönelir hemşire.
*
Nerden bilsin ki hemşire, emekli bir hekim ve değerli fotoğraf hocasının sana dair yazdıklarının damarlarında yürüyen kandan çok daha iyilik hâli olduğunu.

Yüzüne yansıyan kızarma ise, böyle değerli cümleleri okuyunca mahcup bir utanma hâlidir belki de. Ve biraz da gurur sanki.
*
Düşlerime ortak olduğun ve yüzümü kızartan bu güzel ve çok değerli cümleleri yazdığın için teşekkürler Gökhan Korkmazgil hocam.
Selamlar, sevgiler.

Gökhan Korkmazgil
Gökhan Korkmazgil
Yorumun sahibi  Hüseyin Kekiç

Sevgili Hüseyin Usta,
beni düşüncelere salan, üzerine yazı yazmama neden olan kitabın için ben teşekkür ederim.

Selma Topaç
Selma Topaç

Gökhan Hocam, Hüseyin arkadaşımızın fotoğraf kitabı sizin dokunuşunuzla derinleşmiş.
Görüntü Hüseyin’den, anlam sizden… Etkileyici bir bütünlük olmuş.” Kaleminize sağlık.

Gökhan Korkmazgil
Gökhan Korkmazgil
Yorumun sahibi  Selma Topaç

Kitabı alıp kapağına, sayfalarına dokunmuşum,
İşi yapan Hüseyin Kekiç, alkışlayan ben olmuşum 🙂