Don Corleone’nin izinde birkaç gün…

Şimdiye kadar yeni yılı yurt dışında bir yerde karşılamak gibi bir alışkanlığımız oluşmuştu. Bu “vita dolce” yabancı paraların anormal yükselmesine kadar sürüyordu. Geçen seneden kalma iki uçak biletim vardı. Hadi Sicilya’ya gidelim…

-

Valla hiç kimsenin izinde değilim. Başlığı ilgi çeksin de okuyun diye attım. Yazılı basından öğrendim. Bir başlık atıyorlar, yazıya dalıyorsun içi kof… Bu yazı öyle olmayacak ama. Şimdiye kadar yeni yılı yurt dışında bir yerde karşılamak gibi bir alışkanlığımız oluşmuştu. Bu “vita dolce” yabancı paraların anormal yükselmesine kadar sürüyordu. Geçen seneden kalma iki uçak biletim vardı. Hadi Sicilya’ya gidelim…

Daha uçak İstanbul üzerinden uzaklaşmadan Küçükçekmece göl-deniz geçiş yolu bu fotoğrafı verdi. Kaptan pilota teşekkürlerimi gönderdim.

Neden Sicilya…

Benim gönlümden şöyle eksi yirmi derecelerde bir yer geçiyordu. Hani kar, buz olsun da biraz minimal tarz fotoğraf çekeyim. Eşim “biraz daha normal sıcaklıkta bir yer olsa” dedi. Orta Avrupa’ya bakmaya başladım. Oradan gözüm Napoli’ye kaydı. “Hah, işte dar sokaklarıyla yanardağın eteğinde sokak fotoğrafı açısından bereketli bir yer olabilir” diye düşünerek ayarlamalara başlayacakken dış güçler (oğlum ve seyahat firması) devreye girdi. O ada senin bu ada benim konuşurken Sicilya üzerinde fikir birliğine vardık. Hava da hafif rüzgârlı yirmi derecelerde mis gibi… Harita üzerinde de gezinince “oldu bu iş” dedim. Başladık seyahat organizasyonuna. Buradan Duygu Cankara / Winn Turizm teşekkürlerimi bir daha gönderiyorum.

Nerelerde gezindik…

Ada, alıştığımız Yunan adalarına göre çok çok büyük. Roma imparatorluğunun izleri her yerde var. Çok sayıda antik kent adanın her tarafına dağılmış vaziyette. Ayrıca yakın dönem barok mimarisi binaların ortak özelliği. Dar sokaklar. Balkonlara asılı çamaşırlar. Çok sayıda müze. Meydanlar. Parklar. Kiliseler. Sokak yaşamı. Balıkçı kasabaları ve Corleone kasabası. Mario Puzo’nun “Baba/Godfahter” kitap ve filmine temel olan kasaba. Şimdi sıkı durum “git me dim”… Öyle dört günde her tarafı gezmek mümkün değil. Bunu baştan tespit edilince “az yerde çok yaşamak” ilkesiyle hareket ettik.

Katanya/Catania…

Adaya ayak bastığımız şehir. Uluslararası Fontanarossa havalimanına iniyorsunuz. Ne kadar bütün dünyaya her türlü makine satsalar da, Fiat’ları, Ferrari’leri, Lamborgini’leri, Ducati’leri olsa da, bizden tankerlerle aldıkları zeytinyağlarını paketleyip “Made in Italy” diye bütün Avrupa’ya on katı fiyata satsalar da, bu İtalyanlar geri kalmış. Baksana havalimanına. Ne öyle? Baraka gibi bir yer.

Önce aracımızı “SicilybyCar” firmasından teslim aldık. Sonra doğru otele. Saat farkı nedeniyle İstanbul’dan 14.10 da kalkan uçağımız yine 14.30 sularında indi. Aracı aldığımızda saat 15.20 gibiydi. Yani arabadan kurtulduk mu bir öğleden sonramız şehrin sokaklarında geçecekti. Otelimiz (Palace Catania/UNA Esperineze) şehir merkezinde. Navigasyon nokta atışı götürdü. De ancak bir sorun var. Otelin bulunduğu cadde (Via Etnea) hafta sonu nedeniyle taşıt trafiğine kapalı ve yol ağzına polis dikmişler. Oteli tarif ettim. Polis “bu caddede değil diyerek çook farklı bir yer tarif etmeye çalıştı. Tam bir saat 25 dakika dolandım. Hava karadı. Her seferinde navigasyon polisin önüne getirdi. En sonunda rezervasyon kâğıdını çıkarıp polise otelin adını gösterdim. Tam filmlerdeki gibi sağ elini alnına vurdu, şapkası biraz geriye gitti ve “sorry hotel is in the straight right side” diye ileriyi işaret etti. “Please go on”… İçimden neler saydırdığımı tahmin edersiniz herhalde. Evet, otel oradaydı. Ancak tabelası yolun başından görünmüyordu.  Ve bize tam bir buçuk saate mal olmuştu.

Bu arada dolanırken bir ara bu caddeye paralel yolda durup bu caddeye yürüyerek gelip bir dükkândaki tezgâhtar kıza da sormuştum. O da otel için polisin tarif ettiği çook farklı bir yere yönlendirmişti. Halbuki otelimiz bu dükkanın karşı çaprazındaymış. Belki de etrafa daha dikkatlice bakabilsem kaybettiğim zamanın bir kısmını kurtaracağız. Ancak alınacak önemli ders; siz siz olun yol tarifi sormayın.

Etna yanardağının eteğindeyiz. Şehrin her yerinden yanardağ muazzam bir şekilde görülüyor. Ayrıca “Etna”, “Etnea” adları her yerde kullanılıyor. Çok yaygın. Otelin terasından evlerin çatılarıyla birlikte yanardağın görüntüsü çok güzel. Hani bekledim biz oradayken patlar mı diye ama olmadı. Tam bir hayal kırıklığı…

Via Etnea boydan boya alışveriş caddesi. Bir ucu “Fontana dell’Elefante” yani “Filli çeşme”. Burası “Palazzo Degli Elefanti” sarayı ile “Piazza Doumo” meydanın birleşiminde.  Tepesinde fil heykeli olan bir havuzlu çeşmeler. Bu yörenin fillere takıntıları var. Çarşı içine kurdukları karavan dükkânların olduğu yere de yılbaşı nedeniyle İtalya renkleriyle (yeşil-kırmız, aslında bu renkler Karşıyaka Basketbol takımına aittir. Bu böyle biline. Orada da birkaç kişiye söyledim ama anlamadılar) geçici bir fil heykeli etrafında sürekli fotoğraf çektirenler vardı. Sanırım, ada tarihte Afrika üzerinden Arapların çok sayıda saldırısına maruz kalmış. Ve Fil de bu olaylardan kalan hatıra gibi… Bazı tarihi binaların (Monastero dei Bendettini di San Nicolo i’Arena) mimarisinde de bu etkiyi görmek mümkün. Aynı şey İspanya’nın güneyi için de geçerlidir. Koruma altına alınmış çok miktarda antik kent (Roman Amphitheater of Catania) var. Ancak dediğim gibi bizim ilgi alanımıza girmediği için zaman harcamadık. Yine kiliseler ve bazilikalar anıt binalar. Sadece Doumo’nun içine girip bir bakıp çıktık.

Hadi bu noktada Sicilya hakkında –varsa- hayallerinizi mutasyona uğratayım. Seyahati planladığımdan itibaren hayalime iki temel imge oturdu kaldı. Birisi 1960 lı yılların filmlerinde izlediğim Sicilya kadın ve erkekleri, diğeri ise bir köyde ve özellikle de dağ köyünde bir cenaze töreni. Ama illa ki kiliseden yeni çıkmış olmalılar. Bunda HCB nin bu karesinin etkisi var mıdır? Kesinlikle… Buldum mu? Kocaman bir hayırrrr…

Don Corleone’nin izinde birkaç gün…

Yani Sicilya artık o Sicilya değil. Gördüğüm kadarıyla. Nasıl canım sıkıldı anlatamam. Zaten kısıtlı bir zaman içindeyim ve nedense akreple yelkovan daha hızlı dönüyor. Yapacak bir şey yok. HCB nin dediği gibi “Fotoğrafçılık belgesel değildir, sezgidir, şiirsel bir deneyimdir. İç sesinizi bastırıp kendinizi olaya kaptırırsınız ve sonra havayı koklarsınız… Bu, tesadüfe duyarlı olmaktır.”. Bakalım tesadüflere karşı duyarlılığım ne alemde…  

Siraküza/Siracusa…

Katanya’nın yaklaşık yetmiş kilometre güneyinde kalan bir şehir. Araba ile bir saat onbeş dakika çekiyor. Şehrin sembolü tabii ki “Arşimet”. Şehrin geçmişi M.Ö. 734 yıllarına kadar uzanıyor. Sicilya, hem eski Yunan hem de Arap istilasından nasibini fazlasıyla almış. Bu şehir de Yunan Korinthoslular (Corinthians, Mora yarımadası ile Yunanistan ana kara arasındaki kanalın olduğu bölge. Muhtemelen denizci olmaları nedeniyle Akdeniz’de el atmadıkları yer kalmamış) tarafından kurulmuş. Roma imparatorluğu döneminde de Arşimet, geri zekâlı bir Romalı asker tarafından öldürülür.

Önemli not: Araba kiralarsanız kesinlikle park yerlerine bırakın. Yol kenarında gördüğünüz park alanlarının tanımı şöyle; Mavi alan: parası yıllık olarak ödenmiş şahsa ait park yeri, Sarı alan: resmi araçlar için. Kesinlikle park etmeyin, Beyaz alan: genel parka açık. Bedel ödeyerek araç bırakabilirsiniz. Ben her seferinde kapalı otoparkları tercih ettim. Park ücreti can acıtıcı ama cezalar on kat daha fazla can acıtıyor.  

Şehre köprüyle bağlanan Ortigia adası eski yerleşimlerin olduğu kısım. Diğer tarafta yeni binalar yer alıyor. Arabayı Ortea Palace otelinin karşısındaki açık park alanına (Parcheggio) bıraktık. Kısa bir yürüyüşle Apollo tapınağının (Tempio di Apollo) yer aldığı ana meydana geldik. Kahve zamanı… Meydanın çevresinde muhtelif kahveler olmasına rağmen köşede ağaçların altında yer alan ve yaşlı insanların sohbete daldığı olan kahve (Bar del Ponte) tercihimiz oluyor. Apollo tapınağının hemen yan tarafında bir kilise (Chiesa di San Paolo) yer alıyor. Ama henüz hareket yok. Dedim ya, hani bir cenaze ayini falan yakalarım diye pür dikkat (!) kesilmişim…

Alış veriş caddesi olduğu belli yılbaşı süslemeleriyle donanmış hafif yokuşu yavaş adımlarla geçtiğimizde belediye binasının da yer aldığı ve tahmin edebileceğiniz gibi Arşimet meydanına (Piazza Archimede) bizim gibi gezmeye gelen birkaç aile ile birlikte geliyoruz. Meydanın ortasında “Tanrıça Diana” heykelinin bulunduğu muhteşem bir havuzlu çeşmeler (Fontana di Diana) var. Siraküza katedralinin (Cathedral di Syracuse) olduğu ana meydan (Piazza del Duomo) buradan çok uzak değil. Henüz öğle saatlerine erişmemiş olsak da meydanda bir grup kız yeni yıl eğlencesi olduğunu düşündüğüm bir etkinlikte. Katedralin merdivenlerinde hoplayıp zıplayıp duruyorlar. Şarkılar söylüyorlar. Sonunda grup fotoğrafı arkasından yürüyüşe başlıyorlar.

Ortigia adasını yürüyerek gezmek mümkün. Çok büyük bir yer değil. Piazza Duomo’dan sahile inip kıyıdan yürümek düşüncesindeyiz. Kıyıda olta balıkçılığı yapan bir yaşlı adam ve denizde sörf yapan bir kadın. Mimarlık fakültesi önünden adanın diğer sahiline geçiş yaptık. Buradaki kıyıda denize girenler var. Denizin içine uzanan kayalar “uzun pozlama için bekliyorum” diye çağırıyor. Yanımda sadece fotoğraf makinası var. Ayağı ve filtreleri çantayla arabada bırakmışım. El sallayıp” bir dahaki sefere” diyorum. Yol tekrar başladığımız noktaya götürüyor bizi. Araba park yerinin hemen yanı balık pazarı. Sadece bir dükkân açık. Onlar İtalyanca ben İngilizce Türkçe karışımı kısa bir sohbet ve birkaç kare fotoğraf.

San Paolo kilisesinde ayin başlamış. Kafamızı içeriye uzattığımızda vaftiz töreni. Papazın kucağında bir bebek ve etrafında ailesi. Biraz izledikten sonra dışarıda kilisenin karşısında Apollo tapınağına sırtımızı verip soluklanırken… İşte tesadüf… Duyarlı olmanın zamanı…

Taormina…

Bu sefer yolculuk Katanya’nın yukarısına, kuzeye doğru Messina istikametine. Elli beş kilometrelik bir yol ile küçük bir sahil kasabasına ulaşıyorsunuz. Yolun devamı Messina şehrine gidiyor. Buradaki boğazdan da ana karaya geceliyor. Yol boyunca Etna solunuzda bütün azametiyle yükseliyor. Kasabanın dağ tarafı kartal yuvası gibi. Uzaktan bakıp apartman gibi binaları görünce içimizden o tarafa gitmek gelmedi. Direkt sahile yöneldik. Ancak otoyol çıkışından sonra yollar biraz karmaşıklaşıyor. Ya da bana öyle geldi. Önce yanlışlıkla dağ tarafına dönmüşüm. Bir yerden geri dönüp sahil yoluna girdik. Burası aslında balıkçı kasabasıymış. Ta ki Avrupa sosyetesinin göz bebeği oluncaya kadar… Aralık ayının sakinliği her yerde var. Birçok dükkân kapalı. Sahilde in, cin ve bir de biz top oynuyoruz.

Gözüme kestirdiğim yer “Isola Bella” adası. Bu adaya Sicilya adasından yürüyerek geçmek mümkün. Aynı bizdeki “kız kumu” gibi. Arabayı yol kenarında bıraktıktan sonra (biraz cesaretim geldi, Kalabalık olmayınca ve başka arabaların da park ettiğini görünce bıraktım. Allahtan bir şey olmadı. Muhtemelen polislerde kış uykusundaydı.) birkaç yüz merdivenden sahile indik. Merdivenin başındaki tanıtımdan bu adaya adını Alman fotoğrafçı Wilhelm vo Gloeden vermiş. Yanlışlık olmasın, bir de Milano yakınlarındaki Maggiore gölünde (Lago Maggiore) Isola Bella adası var. Bu sefer ekipmanlar tam. Hava sıcak mı sıcak. Montları fora edip gömleğe kaldım. Sahilde birkaç Uzakdoğulu güneşin tadını çıkarıyor.

Ben de gün ortasında uzun pozlama derdine düşmüşüm. Ben düzeni kurmuşken orta yaşın üzerinde (benden bile yaşlı, düşünün gari) bir kadın taş toplayarak yanımdan geçerken laf attı;

  • Buona macchina fotografica, devi essere un fotografo professionista…

“İdare eder” babında bir şeyler mırıldandım. Birlikte gülüştük ve yoluna devam etti. Ben de işime. İnternette ararsanız Taormina ile ilgili birçok bilgi bulabilirsiniz. Burada da antik yerler var. Biz kıyıda yürüyüp kahve keyfi yapmayı ve denizdeki kayalarla uzun pozlamayla Isola Bella adasını tercih ettik.        

Cefalù…

Balıkçı kasabası. ymış. İnternette gezi sitelerine bakarsanız sanki sadece “balıkçı kasabası” burasıymış gibi bir algı oluşturuyorlar. Kıyıdaki kapalı barların ve restaurantların çokluğu yaz sezonu hakkında bilgi edinmenizi sağlıyor. Katanya’dan Palermo’ya geçerken uğranabilecek mesafede. Bana Taormina’dan daha sıcak geldi. En azında sokaklarda oldukça çok sayıda insan vardı. Dar sokakların hemen hemen hepsi denize hafif bir inişle bağlanıyor. Kasaba sırtını La Rocca tepesine (dağ diyorlar) dayamış. Kasaba İtalyan sinemasında yeri olan “Cennet Sineması/Cinema Paradiso” filminin doğal platosu olmuş.

Aslında tüm İtalya –bence- doğal film platosu. Toscana’nın her köyü ayrı bir dünya.

Bu kasabayı sevdim. Kanım ısındı. Katedralin meydanında kahvede oturan Sicilyalı günü kurtaran hatta seyahati kurtaran fotoğraflardan biri oldu. Kıyıda denize yapışmış evlerin görüntüsü çok hoştu. Ancak tele objektifim yanımda değildi ve bu fotoğrafı 70 mm ile çekebildim. Sanki tele ile evleri sıkıştırsam daha iyi bir kompozisyon olurdu.

Palermo…

Bir Palermo’da ana kara da var. Şaşırtmasın. En önemli liman ve yat limanı şehri. Otele giriş yapmak istediğimizde resepsiyon “rezervasyonunuz iptal edilmiş” dediğinde kala kaldım. Gezimiz çok iyi gidiyordu ve bir şey olmalıydı. Bana. Olmazsa olmaz. Ben de beklenti içinde olunca sonuç bu. Neyse, kısa sürede çözüldü ve kendimizi sokağa attık. Yine dar sokaklar, barok mimari, antik kent kalıntıları, kiliseler, havuzlu çeşmeler, balkonlarda çamaşırlar, yeni yıl çarşıları… Sokaklarda yaşam.

İnternetten bu yerler hakkında bilgi bulursunuz. Bunlarla yazıyı gereksiz yere şişirmek istemiyorum. Ancak Massimo tiyatrosundan (Massimo Theather) bahsetmeden geçemeyeceğim. Allahın Sicilya’sının Palermo’sunda İtalya’nın en büyük tiyatro salonu ne arar? Ya da Avrupa’nın üçüncü büyük tiyatro salonu? İnanılmaz bir yapı. Her gün gösteri var. Bilet bulamadım. Yahu, Aralık ayının ortasındayız nasıl bilet olmaz?

Gösteri haricinde tiyatroyu ücret karşılığı gezdiriyorlar. Gezdik. Gezerken Atatürk’ün sanat ile aklımda kalan “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir”    sözü jenerikte döndü durdu. Hayıflanmamak, üzülmemek elde değil.

Molalar için kahve (Cafe) bulmamız lazım. Piazza Castenuovo’nun çaprazındaki dar sokakta -herhalde- Palermo’nun en eski kahvesini bulduk. Antico Caffé Spinnato. Palermo’da kaldığımız bir buçuk gün içinde garsonlarla bayağı samimi olduk. Yer filan ayırmaya başlamışlardı 😊. Aynı kahvenin kardeşi de Via Principe di Granatelli caddesinde var. Burası da aynı güzellikte.

Gezme tarafı böyle. Şimdi neler yedik…

Sicilya pizzası reklamı her yerde var. Yemedim. Makarna, İtalyan sofrasının olmazsa olmazı. Yemedim. Merak etmeyin aç gezmedim. Sebze ve deniz ürünleri tercihimiz oldu. Özellikle Cefalu’da bizim “papalina” dediğimiz, ancak biraz daha küçük boyutta olan tavada kızartılmış balık harikaydı. Bir de Palermo’da “Bebop ristorante” yemekleri hem tat hem de sunuş ile beş yıldızlık. Genel olarak “sokak yemekleri” kültürü hakim, yani bizdeki büfe gibi yerlerde her türlü lezzete erişmek mümkün.

Yine internette de rastlayabileceğiniz iki yerel tadı var;

Arancini: “Sicilian Fast Food” olarak tanıtımı yapılan bildiğimiz bizim içli köfte. Zaten Araplar tarafından getirildiği rivayeti varmış. Pirinçle kaplanıp una bulanarak kızartılıyor. İçi ise çok çeşitli. Ben ıspanaklı mozarella peynirli olanı denedim. Çok güzeldi. Deniz mahsullü, kıymalı, tavuklu çeşitleri de var. Via Maqueda caddesindeki “Ke Palle” büfesinde kızlar tarafından hazırlanıp pişirilerek sunuluyor. Önü ana baba günüydü.

Bir diğer tat ise;

Cannoli: Bu bir hamur tatlısı. Boru şekline getirilmiş hamur içine tatlı türü çeşitli şeyler konarak servis ediliyor. Yani çikolatalı, muhallebili, meyve karışımlı gibi. Hamuru biraz kornet gibi. Ancak benim ağız tadıma uymadı. Yıllar önce Boston’da İtalyan mahallesinde yediğim çok daha güzeldi. Değişik bir tat olarak denemek fayda var.  

Beşiktaş – İstanbul’da “Cannoli Bakery” var. Gitmedim. https://canoli-besiktas.business.site/

5 Fotoğraf ile ……. Siz yazın, biz yayınlayalım

Sizin beş fotoğrafla anlattığınız bir konuyu yayınlamak üzere “5 Fotoğraf ile” sizden gelenler köşesini başlatmaktan büyük bir heyecan ve mutluluk duyuyoruz. Başlık kısmında noktalı yere sizin karar vereceğiniz bir konuyu yazıp bunu beş adet fotoğraf ve bir yazıyla göndermeniz halinde bu içeriği sizin adınız ile sitemizde yayına alacağız. Detay için tıklayın…

İlişkili İçerikler

Mentawai – Yağmur Ormanı Bekçileri

Fotoğrafa başladığım ilk zamanlarda alanımı bulmanın önemli olduğunu fark ettim ve kendimi belgesel fotoğraf alanında daha iyi ifade edebileceğimi anladım. Fotoğraf makinesi ile sadece görüneni değil o görünen gerçeğin arkasındaki asıl hakikati arama çabalarım doğrultusunda yolum Hint Okyanusu’nda Endonezya’ya bağlı Siberut Adasındaki Mentawai Kabilesi ile kesişti.

Basmane İzmir’in misafirhanesidir

“İzmir’in kalbi neresidir?” sorusuna bir cevap vermem gerekse, çoook eskiden “Kemeraltı” derken şimdi hiç beklemeden “Basmane” derim. Aslında Kemeraltı ve Basmane İzmir’in birbirinden ayrı düşünülemeyecek yerleridir. Ben yine de “Basmane” derim.

Epeydir Suriye’lilerin hayat bulduğu yerdir. Basmane’de yerli halk ve esnaf vardır. Suriyeliler vardır, Afrika’dan gelmiş kaçaklar vardır. Basmane otelleri, hayatta yalnız kalmış kimsesi olmayanların evidir.

Venedik Karnavalı 2020

Her fotoğrafçının kendince fotoğraflamak istediği yerler listesi vardır. Venedik Karnavalı etkinliği de benim için bu özel yerlerden ve anlardan birisi idi.

Kısa bir fotoğraf molası; Mal Meydanı – Kars

Bu konuya 9 Ocak 2020 Perşembe günü usta fotoğrafçı Kadir Ekinci’nin Türkan Saylan Kültür Merkezinde açtığı “Mal Meydanı” fotoğraf sergisini gezip kendisi ile sohbet ettikten sonra geldik. Özellikle doğuda olmak üzere birçok ilimizde büyükbaş hayvanların alım satım yapıldığı meydanlardır.

E-POSTA ABONELİĞİ

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

Abone ol
Bana bildir
guest
Makale Değerlendirme
Makaleyi 5 yıldız üzerinden değerlendirin
Yorum formu, web sitesinde yer alan yorumları takip etmemize izin vermek için Adınızı, e-Postanızı ve içeriğinizi kaydeder. Yorum göndermek için lütfen web sitemizdeki Koşulları ve Gizlilik Politikamızı okuyun ve kabul edin.
15 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Sebahattin Demir

Don Carleone’nin izinde kısmını okuyunca ben de önce ne oluyoruz dedim, ama neyse ki daha ilk cümlede şoktan kurtuldum. Yoksa Okyar’ın bilmediğimiz başka meziyetleride mi var diye düşünmeye başlayacaktım 🙂 Yazıdan anladığım kadarıyla, bu seyahatin süresi biraz kısa olmuş gibi. Dediğin gibi Sicilya büyük bir ada. Öyle 3-4 gün yetmez tam anlamıyla anlatmaya.

Emeklerine sağlık, güzel fotoğraflar eşliğinde tanıma fırsatı bulduk biz de adayı. Yalnız Carleone kasabasına gidememene üzüldüm. Eminim oradan güzel kareler çıkacaktı. Mesela “Godfather” filmindeki düğün sahnesinin çekildiği evi, Al Pacino’nun (aşağıdaki videonun 2:49 sahnesindeki) sonradan karısı olacak sevgilisi ile görüştüğü mekanları fotoğraflamak güzel olurmuş 🙂

Selamlar, sevgiler.

Neslihan

Okyar bey Sebahattin beye katılıyorum. Carleone kasabasına gitmeliydiniz. Hatta ilk fırsatta gidin 🙂 Güzel bir seyahat yazısı olmuş. Ben de gitmiş kadar oldum. Ellerinize sağlık.

Eyüp Z. B.

resimlerin hepsi güzel ama ben kafe önünde oturan yalnız adamı resmini daha çok beğendim. soldaki ters yöne bakan yaşlıyla bir kontrast oluşturmuşlar. teşekkürler ve saygılar.

Serdar AYDIN

İtalya da araba kiralayıp ta ceza yemeyen turist yok gibidir. İşin kötüsü adamlar cezayı üç ay sonra bedeli ikiye katlandıktan sonra yolluyorlar. Euro bazında üç ayda yüzde yüz kar nereden kazanılır zaten, hatta bu makbuzu kiralama firması size yolladı diye 30 euro da kartınızdan çekiyor. Dilerim size öyle birşey olmaz…

Önder Köktürk

ben henüz o destinasyona gitmedim, ama gidersem çok faydalı olacak anlattıklarınız.

Öner BÜYÜKYILDIZ

Sizin gezi yazınızı okurken, yan tarafa üç sekme daha açıyorum Okyar bey; çeviri, harita ve arama sekmesi. Sayenizde gitmiş kadar oluyoruz oralara. Anlatım tarzınıza söyleyecek söz bulamıyorum zaten. Hem eğlendiriyor hem öğretiyorsunuz. Ellerinize, emeğinize sağlık gerçekten 🙂

Etna dağının patlamaması büyük şanssızlık olmuş sizin için, insan patlamıyorsa bile şöyle bi duman çıkarır canım 🙂

Çok teşekkür ederim tekrardan. Yeni yazılarınızda görüşmek üzere.

Selam ve saygılarımla.

Öner BÜYÜKYILDIZ

Antalya/Çıralı’da Yanartaş’a, “söner bu söner” diyerek su dökenleri görmüşlüğüm var 😀

Öner BÜYÜKYILDIZ

Filipinler’deki Taal yanardağının patlama haberlerini gördükçe aklıma geliyorsunuz Okyar bey, yakın zamanda bir seyahat planınız var mı 🙂

Makale yazarı

Okyar Atilla
Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

Manşet

Sanat

Sanat

Haluk Uygur'un Zoom toplantısında derinliği olan bir sohbetine katıldım. “Şahsımı tanıtıda övgüden biraz rahatsız olurum, beni ben yapan hatalarımdır, atlamamalı” derken, hatalarımızın utanç abidesi değil, tecrübe ve bilincin temeli olduğunu ortaya koymasının unutamam. “Sergilenen eserleri anlamadıktan ve anlatamadıktan sonra; müzeleri gezmenin, çocukları müzelere götürmenin hiçbir anlamı olmayacağını” görene saygı duyulur.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Back Button Focus / AF-ON Tekniği ile Ustalaşın

Back Button Focus / AF-ON Tekniği ile Ustalaşın

Back Button Focus, otomatik netleme işlevini deklanşör düğmesinden alıp kameranın arkasındaki başka bir düğmeye atama işlemidir. Bu yazıyı okuduktan sonra kameranızı daha çok seveceksiniz ve fotoğraf çekmekten çok daha fazla zevk alacaksınız, iddia ediyorum.

POPÜLER İÇERİKLER

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları

Diyaframın kökeni dilimize Fransızca “diaphragme” kelimesinden gelmiştir, İngilizcede "Aperture" olarak tanımlanır ve “açıklık” anlamına gelir.

Fotoğrafta diyafram ayarlarını çekmek istediğiniz sahnenin ne olacağına göre siz belirlersiniz. Fotoğrafınızda nelere etki edeceğini anlamak için okumaya devam edin.
15
0
Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x