The Decisive Moment (Karar Anı)

"Düşünme, fotoğrafı çekmeden önce ve çektikten sonra yer alması gereken bir süreçtir. Fotoğraf çekerken asla düşünülmemelidir. Başarı, kişinin genel kültür düzeyine, değer yargılarına, zihninin berraklığına ve canlılığına bağlıdır. En çok korkulması gereken tehlike, yapay, yaşama aykırı olan şeylerdir."

- Henry Cartier Bresson

H.Cartier Bresson’a göre; çekilen fotoğrafın görüntüdeki kompozisyona ve duygulara yönelik tüm unsurların güçlü bir şekilde birbiriyle örtüştüğü “tek an” vardır. Bu ana da “The Decisive Moment – Karar Anı” adını vermektedir.

Fotoğraf, icat edilmesinden günümüze kadar geçen süreçte teknik ve teknolojik açıdan birçok değişime ve gelişime uğramıştır. İlk dönemlerde fotoğrafçılar çok ağır fotoğraf makineleri ile fotoğraf üretmeye çalışıyorlardı. Çoğunlukla da uzun süreli çekimlerden dolayı durağan nesnelerin fotoğrafları çekiliyordu. Manzara, şehir ya da fotoğrafçılar tarafından kurulmuş olan natürmortlar konu olarak ele alınıyordu.

Fotoğrafın ilk yıllarında dahi tüm olumsuz durumlara rağmen bir şekilde şehirler ve sokakları üzerine fotoğraf çalışmaları yapılmıştır. Fotoğraf tarihine ilk insanlı fotoğraf olarak geçen ve 1838 yılında Louis Daguerre tarafından Fransa Paris’te çekilen fotoğraf aynı zamanda bir sokak fotoğrafı olarak karşımıza çıkmaktadır.

1838 Louis Daguerre

Zamanla gelişen teknoloji ile ilk yüzyılın hantal fotoğraf makineleri küçülmüş ve fotoğrafçılar tarafından daha rahat taşınabilir ve çok daha iyi fotoğraf çekebilir duruma gelmiştir. Bu gelişmeler ile artık fotoğrafçılar sokakta kendini daha fazla hissettirerek hayatı belgelemeye başlamışlardır. Bunun en önemli adımılarını Kodak’ın 35 mm filmi ile Leica’nın Rangefinder kameraları atmıştır. Bu aşamadan sonra artık makineler insanoğlunun bir parçası olarak günlük hayat içerisinde yerini hızla almaya başladı. 19.yy sonu ve 20.yy başlarında Eugene Atget, Henri Cartier-Bresson ve Jacques-Henri Lartigue sokak fotoğrafçılığının öncüleri olarak Fransa sokaklarının fotoğraflarını çekmişlerdir. Özellikle de Eugene Atget’in çekmiş olduğu Paris’in insansız fotoğrafları sokak fotoğrafçılığının ilk örneklerinden sayılır.  

Bu üçlüden sokak fotoğrafçılığına yeni bir ses, soluk ve aynı zamanda yeni bir yorum getiren Henry Cartier-Bresson’dur. Cartier Bresson sadece sokakları belgelemekle kalmamış aynı zamanda çok iyi bir kompozitör olmasından dolayı sokağın anlatımsal dilini de eserlerine estetik bir şekilde aktarmıştır. Almış olduğu resim eğitimini fotoğraf sanatı ile buluşturarak ortaya anlatım dili yüksek estetik fotoğrafların çıkmasını sağlamıştır. Doğru fotoğraflar ortaya koymanın başında kompozisyon ve doğru zamanlamanın geldiğini Henri Cartier Bresson şu sözüyle açıklamaktadır:

Fotoğraf çekmek, insanın aklını, gözünü ve yüreğini aynı hizaya getirmesidir. Bu bir yaşam tarzıdır.

The Decisive Moment kavramı

Bu düşüncesi doğrultusunda fotoğraf sanatına “The Decisive Moment (Karar Anı)”  kavramını getirmiştir. Henri Cartier-Bresson’un ustalığındaki sır, sadece gerçekliği olduğu gibi aktarmakla kalmayıp çok iyi bir seçici olması ve aynı zamanda izleyicinin bir sonuç çıkartabileceği görsel öğelerin en seçkin bir biçimde düzenlendiği “an”ı yakalamaktaki ustalığıdır, Bresson her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmektedir.

Fotoğrafta kompozisyon oluşturma esnasında birçok yöntem kullanılır ve bunların bazısı etkin bazısı edilgindir. Fotoğrafçı kompozisyonu oluşturan öğeleri düzenlerken etkindir. Bu düzenleme sonrası kritik an beklendiğinde ise edilgin bir tutum sergiler. Fotoğrafçının kritik an denilen o zaman parçasının ne zaman meydana geldiği hakkında öngörüsü olmalı ve fotoğrafçı gerçekleşen olay örgüsünün bir adım önünde hazır şekilde olmalıdır. Kritik an kavramında,  fotoğrafçının neyi nasıl anlatmak istediği ile kendi gizil gücü arasında doğru orantı söz konusudur. Fotoğraf tasarımı esnasında ise, fotoğrafçı konuya odaklanınca çerçeve zihninde oluşmaya başlar. İzleyici ile buluşması planlanan bu fotoğrafik görüntünün oluşumu esnasında öncelikle doğru kadraj, doğru açı ve doğru ışık koşulları ile zihinde canlandırılarak doğru zamanda deklanşöre basılması gereklidir. Zihinde canlanan bu görüntünün tamamen nasıl görünmesi gerektiği izleyici ile nasıl buluşması gerektiği üzerinedir. Burada artık fotoğrafçı özgünlüğünü ortaya koyarak anlatmak istediğini izleyiciye en uygun açı, teknik ve doğru an ile sunmaktadır. Her fotoğrafın bir can alıcı anı vardır. Önemli olan anlatıda konunun çok iyi bir şekilde irdelenerek doğru bir zamanlama ile ortaya konmasıdır. Fotoğrafta anlatının güçlü olması için kritik anın yakalanması büyük önem arz eder. Her konunun bir zirve noktası vardır. Özellikle hareketli konularda olayın zirve yaptığı anda fotoğraflanması, fotoğrafın anlattığı olay örgüsünü daha da anlamlı hale getirir.

H.Cartier Bresson’a göre; çekilen fotoğrafın görüntüdeki kompozisyona ve duygulara yönelik tüm unsurların güçlü bir şekilde birbiriyle örtüştüğü “tek an” vardır. Bu ana da “karar anı” adını vermektedir. Bir fotoğrafçının da bu anı öngörebilmesi ve yakalayabilmesi gereklidir. Bresson’ın fotoğrafik işlerinin görkemli olmasının arkasında iyi bir gözlemci olması ve bu karar anını etkili şekilde kullanılması yer almaktadır. H.Cartier Bresson fotoğraflarında bu karar anı en dikkat çeken özelliği ile karşımıza çıkmaktadır. Bresson’un karar anı ile ilgili ortaya koyduğu fotoğraflarından biri yoldan geçen bir bisikletlinin fotoğraflandığı karedir. Basamaklar ve korkulukların önünden geçen bisikletli öyle bir zamanlama ile çekilmiş ki hızla giden bisiklet merdivenlerin korkulukları ile üst üste çakışmasından kurtarılmış sade ve temiz bir fotoğraf ortaya çıkması sağlanmıştır. Fotoğrafın kompozisyonuna dikkat edildiğinde grafiksel öğelerin üst düzeyde olduğu fotoğrafın sağdan sola doğru izleyici gözünü yönlendirdiği ve konunun sol üst altın oranda yer aldığı görülmektedir.

Fotoğrafta karar anı ya da başka bir değişle kritik an olayın doruk yaptığı andır, zirvedir. Bu anları fotoğrafçı önceden ön görebilmeli ve kestirebilmelidir. Fotoğraf çekerken ana konunun, başka bir deyişle hikâyemizin başkahramanının yapmış olduğu eylemin en zirve noktasına geldiği zaman kompozisyon kurallarını göz önünde bulundurarak deklanşöre bastığımızda ortaya çıkan ürünün anlatımsal açıdan izleyici üzerinde etkisi çok büyük olacaktır. Tek bir fotoğraf karesinde anlatmak istediğimizi izleyiciye sunabilmek için sahnemizin kompozisyonunu doğru ve estetik açıdan bir araya gelecek şekilde organize etmeli sonrasında ise sabırla bekleyerek konumuzun zirve noktasına geldiğinde deklanşöre basarak fotoğrafımızı sıradanlıktan çıkarıp anlatım dilimizi kuvvetlendirmeliyiz.

Düşünme, fotoğrafı çekmeden önce ve çektikten sonra yer alması gereken bir süreçtir. Fotoğraf çekerken asla düşünülmemelidir. Başarı, kişinin genel kültür düzeyine, değer yargılarına, zihninin berraklığına ve canlılığına bağlıdır. En çok korkulması gereken tehlike, yapay, yaşama aykırı olan şeylerdir.

Henry Cartier Bresson

İLİŞKİLİ İÇERİKLER

Yaş alan ama yaşlanmayan Ustaların Ustası Gültekin Çizgen’den Yapay Zeka

Kitap, hakikaten incelemeye değer bilgilerle donanmış. Görsel Kültür sürecinde ortaya çıkan çeşitli yaklaşımların yanında, temel tezlere ve bilgilere Yapay Zekâ marifetiyle üretilmiş S/B görsel materyal eşlik ediyor. Yapay Zekâ’nın fotografçıya sağladığı olanakları araştırıp yorumlamakla kalmamış, Yapay Zekâ’nın zaaflarını da araştırıp yorumlamış ve değerlendirmiş.

Hüseyin Kekiç ile; İstanbul düşlü / yorum

Dünya öylece dururmuş, fotoğrafçı türlü türlü görürmüş. Her bakışta kendinden bir şeyler vardır, Hüseyin usta, sen ne anlatırsan anlat, hepsi benim anladığım kadardır.

Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde belge olarak kabul görmüştür. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte işler karışmış, fotoğraf ve gerçeklik arasındaki ilişki sorgulanır hale gelmiştir. Artık bugün bu ilişki tamamen kurgulanabilir düzeydedir.

Ali Durmaz’ın “ENSTRÜMANTAL” i

Kıymetli fotografçı dostumuz Ali Durmaz, Şubat 2026’da Ankara’da Fotokolektif Sanat Galerisi’nde son derece şık bir sergiyle, deyim yerindeyse renk-ahenk bir çalışmayla fotograf ortamında varlık inşa ettiğinin altını kalın çizgilerle çizdi.

E-POSTA ABONELİĞİ

Makale yazarı

Kıvanç Şen
Kıvanç Şen
1983 yılında Edirne’de doğdu ve İlk ve Ortaöğretimini Edirne’de tamamladıktan sonra Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Resim-iş Eğitimi Öğretmenliği Bölümü’nde lisans eğitimine başladı. 2009 yılında bu bölümden mezun oldu. Yüksek Lisans eğitimini Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Fotoğraf Anasanat Dalı’nda “Fotoğrafik Görüntü Düzenlemede Altın Oranın Etkileri” başlıklı tezi ile birincilikle tamamladı. 2009 yılından beri Halk Eğitim Merkezlerinde, Fotoğraf Kulüplerinde ve Fotoğraf Sanatı Derneklerinde Fotoğraf Eğitmenliği yapmaktadır. Şu an İAOSB (İzmir Atatürk Organize Sanayi) Fotoğraf Kulübü Eğitmenliği ve İFOD’ ta (İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği) Fotoğraf eğitimleri vermekte ve atölyeler düzenlemektedir. Birçok ulusal ve uluslararası yarışmalarda 150 den fazla ödül ve derece almıştır. Ayrıca 8 kişisel sergisi bulunmaktadır. Halen Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Güzel Sanatlar Enstitüsü Sanat ve Tasarım Anasanat Dalında Doktorasına devam etmektedir.

POPÜLER İÇERİKLER

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

YORUM YAPILDIĞINDA BANA BİLDİR
Bana bildir
guest

27 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Sebahattin Demir
Yönetici

Sevgili Kıvanç,

Çok anlamlı bir yazıyla aramıza hoşgeldin.
Arthenos ailesine katılmandan mutluluk duyuyoruz.
Sanat tarafı kuvvetli yazılarını ve çalışmalarını paylaşmanı sabırsızlıkla bekliyoruz.

Selamlar, sevgiler.

Hüseyin M
Hüseyin M

Kıvanç bey yazınız için teşekkür ederim. Ben hep o anı yakalacağım zamanı bekliyorum. Galiba bol bol resim çekmek gerekiyor. Sizin resimleriniz de çok güzel ellerinize sağlık. Hoş geldiniz

Neslihan
Neslihan

Günaydııın
Hani çocuğun çok fazla oyuncağı olur da hangisiyle oynayacağını şaşırır, sonunda hiç birinle oynamaz mutsuz hisseder ya. İşte biz de şimdi öyleyiz. Elimizdeki makineler bir tek biz evde otururken dışarı çıkıp bizim yerimize fotoğraf çekmiyor. Onu da yapsalar tam olacak işimiz 🙁

Kıvanç bey hoşgeldiniz, iyi ki geldiniz!
O yokluklarda insanlar nasıl fotoğraflar çekiyormuş bir defa daha öğrendik sayenizde. Sebahattin beyin defalarca yazdığı gibi “fotoğrafı önce göz sonra lens sonra makine çeker” gerçeğini bize göstermiş oldunuz. Emeklerinize sağlık.
Sevgiler selamlar.

Ercument
Ercument

elinize saglik guzel konu ve yazi olmus…

Eyüp Z. B.
Eyüp Z. B.

Kıvanç bey elinize sağlık fotolarınıza bayıldım..Karar anını iyi yakalamışsınız 🙂 … tebrikler

Elif Hatice
Elif Hatice

arthenos topluluğu büyüyor bu da bizim için iyi haber oluyor. çeşitlilik iyidir.
Teşekürler arthenos

Fulden ELVERİR

Kıvanç Bey Merhabalar,

Aramıza katılmanızdan çok memnun oldum. Elinize sağlık yazınız gerçekten faydalı bir anlatım olmuş. Sizin çekmiş olduğunuz fotoğraflar da gerçekten ayrı bir anlamlı. Teşekkür ederiz.

Öner BÜYÜKYILDIZ
Öner BÜYÜKYILDIZ

Hoş geldiniz Kıvanç Bey. Sizin gibi değerli bir ismin daha Arthenos ailesine katılmasından mutluluk duydum.
Bu vesile ile başta Sebahattin bey olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkür ederim.
İyiki varsınız.
Selam ve saygılarımla.

Okyar Atilla
Editör / Yazar

Sevgili Kıvanç,
Seni aramızda görmek çok güzel. Sokak fotoğrafçılığının vazgeçilmesi olan ve bizim de bugüne kadar ele almadığımız güzel bir konuyu dile getirdin. Bana göre yazının ana fikrini kendi düşüncelerinle çok güzel ifade etmişsin. Bu cümlene bayıldım;”Tek bir fotoğraf karesinde anlatmak istediğimizi izleyiciye sunabilmek için sahnemizin kompozisyonunu doğru ve estetik açıdan bir araya gelecek şekilde organize etmeli sonrasında ise sabırla bekleyerek konumuzun zirve noktasına geldiğinde deklanşöre basarak fotoğrafımızı sıradanlıktan çıkarıp anlatım dilimizi kuvvetlendirmeliyiz”. Değindiğin diğer önemli bir kavram da -biraz değiştirerek ifade edeceğim- “önceden görmek”… Yani ne olacağını, hareketin nereye gideceğini ve “karar anı” nın ne olacağını önceden zihinde canlandırmak ve yaşamak. Bir anlamda fotoğrafçı “gördüğü anı” değil “göreceği anı” çekmek üzere hazır olmalıdır. Ve tabii ki zaten deklanşöre bastığında aynalı gövdelerde ayna kalktığı için, aynasız gövdelerde ekran karardığı için hiç bir zaman gördüğümüz anı çekemeyiz ki.

Merak ettiğim şey ise, eğer Bresson hala yaşasaydı ve eline saniyede 20 kare çekebilen (bazılarında daha da fazla) bir makina alsaydı “karar anı” tanımını genişletir miydi? Hadi onun adına ben bu kavramı günceleyeyim; Bresson “karar anı” nda deklanşöre basmayı tanımlıyor. Ben de seri çekilmiş kareler içinde “karar anı seçimi” kavramını Bresson’un tanımına eklemek istiyorum. Eğer fotoğrafçı üzerinde çalıştığı konuyu, “fotoğraf” yapacak (hep fotoğraf diyoruz. Ancak elde ettiğimiz görüntüdür. Bunların fotoğraf olabilmesi için bir çok özelliğe sahip olması gerekiyor. En temel olanı sen yazında anlatıyorsun) karar anının ne olacağını bilecek yetkinliğe sahip değilse ne doğru anda deklanşöre basabilir ne de seri fotoğrafları içinden izleyiciye “işte bu karar anı” dedirtecek fotoğrafı seçebilir. Bu tarz, fotoğraf olmasına ramak kalmış görüntülere takip ettiğim bir çok web sitesinde rastlıyorum. Ve keşke diyorum. keşke…

Bu yazdıklarımın görsel kanıtını yazının sonunda verdiğin fotoğrafların 1, 3, 4, 6 ve 7 de “karar anı” böyle olur dercesine sunuyorsun.

Eline, emeğine sağlık.
Sevgi ve saygılarımla…

Soner Recai Öner
Yorumun sahibi  Okyar Atilla

Yeni, hızlı, marifetli makinalar; fotoğraf sanatının duygu – düşünce – sanatsal bakış kısmının istismar edilmesine yol açtı kanaatimce.
Getirdikleri nelerdi?
Her halde imkansız addedilen koşullarda fotoğraflamayı mümkün kıldılar.

Okyar Atilla
Editör / Yazar
Yorumun sahibi  Soner Recai Öner

Soner Bey merhaba, yorumunuza ekleme yapmama izin verir misiniz? vermeseniz de yapacağım da 🙂 Hani kibar görüneyim derdindeyim.

Teknolojinin gelişmesi ve kolay erişimi teknik açıdan fotoğrafları eşitledi. Benim fotoğrafa başladığım zamanda fotoğraf makinası olanlar parmakla gösteriliyordu. Hele SLR makina -özellikle benim için- erişilmez bir şeydi. Objektşf kısmı da aynı durumdaydı. Ben 50 mm Pentax’ına 2x tele konvertör aldğımda kasım kasım kasılmıştım artık teleobjektifim var diye. Şimdi ise 100 mm kolayca erişilebilecek bir objektif. Bunlara sahip olsanız bile yetmiyordu. Filmi banyo edeceksin. Sonra karta basacaksın. Öyle 9*15 cm de de değil. Yine 18 cm * 24 cm baskı yaptım mı “çok büyük bastım” diye kasılırdım. şimdi en küçük baskı 20 cm *35 cm den başlıyor.

Dolayısıyla iş geldi elime makina alan insanların farklılık yaratmasına dayandı. Aynı nesneye bakıp da o nesneyi görüntü olmaktan kurtarıp “fotoğraf” yapacak görüş farklılığı fotoğrafçı ile görüntü kaydedicileri ayırmaya başladı. Fotoğrafçıların yaratıcı olması gerekti. Mesela, bir Kemeraltı çarşısı turunda Kıvanç da dahil olmak üzere Havra sokağında aynı balıkçının fotoğrafını 0n kişi birlikte çektik. Ve sadece Kıvanç buradaki karesi ile yarışmada ödül aldı. İşte olay budur.

Hepimizin elinde teknik yeterliliği kabul edilebilir makinalar var. Yaratcı olmak lazım azizim. Farklı olan fark atıyor. Ancak son söz olarak kendi deyimim olan “Herkes görebildiği kadar fotoğrafçıdır” diyerek “çekememişsin, olmamış” demeyi de doğru bulmayan birisi olarak noktayı koyuyorum.

Uzun oldu galiba… 🙂

Sevgi ve saygılarımla

Hüseyin Ç.
Hüseyin Ç.

Büyük zorluklar büyük ustalar yetiştiriyor. Dikkat buyurun tüm dahiler içinde bulundukları zor koşullarda öne çıkmışlar. Bresson da onlardan biri. Doğduğu günden buyana 110 sene geçmiş hala onun fotoğrafları konuşuluyor akademilerde örnek gösteriliyor tezler yazılıyor.

Kıvanç beyefendi de bu gerçeği kendi diliyle kendi örnek resimleriyle sade ve anlaşılır şekilde çok iyi anlatmış. Tebrik eder muvaffakiyetler dilerim.

Önder Köktürk

Kıvanç eline sağlık

Mikdat Besni
Mikdat Besni

Dolu dolu bir makale…
Bilinç için değerli bir kaynak…
Teşekkürler…

Kıvanç ŞEN
Kıvanç ŞEN
Yorumun sahibi  Mikdat Besni

Çok teşekkür ederim Mikdat Bey.
Saygılarımla.

Suna Aydın
Suna Aydın
Makale Puanlama :
     

Eline sağlık Kıvanç hocam, kritik ana dair arama yaparken yüzünü gördüm… Güzel bir makale olmuş. Hiç boş durmuyorsun