Günlerden bir gün, Facebook duvarıma bir arkadaşımdan bir posta düştü: “Önümüzdeki  koyun atlatma festivali bu yıl, 26 Ağustos tarihinde yapılacak, birlikte gidelim mi Leventciğim?”. Hemen, yanıtımı yazdım: “Hay hay ……….cığım. Haber verdiğin için çok teşekkür ederim. Program yapalım. İstersen, geçerken seni alayım, ya da orada buluşalım”. Bu iletişimden bir süre sonra arkadaşın mesajı siliniverdi. Belli ki yanlış Levent’e mesaj göndermişti… Ama olsundu, sonuç itibariyle Denizli ili, Çal ilçesi, Aşağıseyit Köyü’nde yapılacak olan geleneksel “Koyun Atlatma Festivali” etkinliğinden kazara da olsa haberdar olmuştum ya, gerisi önemli değildi…

Sekiz Yüzyıldan beri yapılan bu festivalin öyküsü şöyle: Karakoyunlu aşiretinden Mehmet adında yakışıklı bir çoban, beyin büyük sürüsünü dağ-bayır otlatırken, bir gün Bey’in güzel kızı Zeynep’e aşık olur. Aşkının karşılıksız olmadığını görünce Bey’in karşısına çıkıp ister kızını. Efsanelerdeki beyler hep zalim olurlar ya, buradaki bey de kuralı bozmamış, buyruğunu açıklamış: “Koyunlara 3 gün boyunca tuz yedireceksin ve Büyük Menderes Nehri’nden su içirmeden karşıya geçireceksin, koyunlar geçerse kız senin, yoksa avucunu yalarsın”. Bey yalvar yakardan anlamamış. Çoban koyunlarını toplamış: “Aman koyunlarım, yaman koyunlarım durum böyle böyle, mutluluğum sizin ellerinizde… Üç gün boyunca size tuz yalatacağım, daha sonra önden ben nehire atlayacağım. Arkamdan sizler geleceksiniz. Sakın ola ki su içmeyesiniz. İçene suyu da, hakkımı da haram ederim haa” demiş koyunlarına. Koyunlar halden anlamışlar. Üç gün boyunca tuz yalamışlar (yalarken gören olmuş mu bilinmez). Bu sürenin sonunda Mehmet çoban; “Ya Allah Bismillah” diyerek nehre atlamış. Arkasından sürünün lideri Karakoyun ve diğerleri takip etmiş. Sürü güdüsü kavramı da böylece ortaya çıkmış… Çoban ve koyunları nehri geçmişler geçmesine amma velakin, suyun öte tarafına vardıklarında, açlıktan ve de susuzluktan telef olmuşlar… Bu durumu öngöremeyen, sürüsünü yitiren Bey, öfkesinden çılgına dönmüş, sözünde durmayıp kızını vermemiş… Üstüne üstlük çobanı da köyden kovmamış mı… Ehhh buna yürek mi dayanır? Dayanmamış tabi. Dünyalar güzeli Zeynep ince hastalığa yakalanmış. İncelmiş, incelmiş, incelmiş. Ve sonunda kopmuş… Terk-i diyar etmiş. Sizlere ömür olmuş. Allah rahmet eylesin, geride kalanlara sabır versin demişler. Netekim sabır gelmiş, lakin çoban Mehmet’imizin aklı gitmiş…. Kaybettiği aklını dağlarda kaval çala çala arayan çoban sonunda aklını bulmuş mu bilinmez, ama masal burada bitmiş… Çoban Mehmet ve güzel Zeynep unutulmamış da, zalim Bey tarihin çöp kutusundaki yerini almış… İşte bu hüzünç efsanenin anısına Aşağıseyit Köyü ve çevre köylerdeki çobanlar, her yıl koyunlarını sudan geçirerek Çoban Mehmet’in dramını yaşatıyorlarmış…

Koyun Atlatma Festivali

Sabahın erken saatlerinde Aşağıseyit köyüne doğru yola çıktık. Biraz erken gelmişiz galiba, ortalıkta ne çobanlar vardı ne de sürüleri. İzleyiciler bile ortalıkta görünmüyorlardı. Güzel bir park yeri bulup arabayı park edip, seyyar çay ocağından çaylarımızı alıp, yanımızda getirdiğimiz gevrek-peynirlerle bir güzel kahvaltımızı ettik. Koyunlar için suya giriş noktasında atlama pisti bile yapılmıştı. Vay benim Mehmet’imin koyunları vay… Seyirci alanı, güneşin konumu, koyunların geliş yönünü göz önüne alarak fotoğraf çekimi için en uygun yeri belirledim. Birinci hüsran yapılan anons ile arabalarımızı park ettiğimiz yerlerden çekmemizin istenmesiydi. Oralara protokol araçlarını park edeceklermiş. Onların yürümesi sakıncalı bulunmuştu.. Arabalarımızı o güzelim yerden çekmek zorunda kaldık. İkinci hüsran en güzel yeri İstanbul’dan gelen TV çekim ekibinin kapmasıydı. Artık sinirlenmeye başlamıştım. Bir ara Jimy Jib kameranın direğine çıkmak istedimse de yağlı direk yarışmasına benzetebileceklerini düşünerek anında bu fikrimden vazgeçtim… Üçüncü hüsranı çok sayın protokol erkanının gelişindeki gecikme ile yaşadım. Uykularını alamayan sayın yetkililer anca saat 11’de gelebileceklerinin haberini gönderecek kadar nazik oldukları için kendilerine şükranlarımı sundum.. Hava sıcaktı, güneş protokolün gecikmesine aldırmayıp yükselmeye devam etmekteydi… Anons yapan spiker baygınlık geçirmek üzereydi. Yaklaşık 5-6 bin kişi toplanmıştı. Artık dere haline gelmiş nehrin içinde, kenarında, köprüsünde bekleşen izleyiciler, koyunlar, çobanlar hep birlikte protokolü bekliyorduk… Bu arada başta İstanbul olmak üzere ülkenin farklı yerlerinden gelen fotoğrafçı arkadaşlarla tanışıp, samimiyeti ilerletiyor, çaktırmadan birbirimizin makine ve lenslerini göz ucuyla süzüyorduk.

Birden mehteran bölüğü müziğe başladı. Koyunlarınkini bilemem ama, bizlerin bütün hamasi duyguları tavan yaptı. Müjdeler olsundu. Beklenen protokol gelmişti sonunda. Anonslar eşliğinde, anlaşılamayan konuşmalar yapıldıktan sonra sıra geldi çobanların ve koyunlarının marifetlerini izlemeye….

Burada biraz da dünya birleşmiş koyunlar federasyonunun belirlediği kuralları anlatmam lazım:

  • Bir çoban birden fazla sayıda sürü ile yarışmaya katılabilecek
  • Her sürüdeki  koyunbaşı ve koyunlar farklı olacak. Koyunlar yalnızca bir kez yarışabilecek
  • Çoban suya atladıktan sonra, 5 kişiden oluşan hakem heyeti süre tutmaya başlayacak.
  • Önemli olan kriterler:
    1. Çoban suya atladıktan sonra ardından sürünün lideri – adına başkoyun, ya da koyun başı diyelim- ne kadar kısa sürede atlayacak
    2. Ardındaki koyunlar ne kadar kısa sürede atlayacak
    3. Sürüdeki toplam koyun sayısı
    4. Sürü nehri ne kadar sürede geçecek
    5. Çobandan sonra başkoyun suya atlamaz ise, diğer koyunlar atlasa bile sürü diskalifiye olacak ( Bu kuralın işletildiği durum oldu)
    6. Çoban aynı sürübaşını ya da aynı sürüyü kullanacak olursa diskalifiye olacak. Üzerine yapılan boya ve süsleme ile başkoyun belirlense bile diğer koyunlar neresinden belli olacaktı, bilemiyorum. Hava o kadar sıcaktı ki, sudan çıkan koyun bir kere silkelenince zaten kupkuru oluyordu… Aynı başkoyunu ikinci kez atlatma girişimi de oldu. Çoban diskalifiye edilmeyip, yeni bir koyunbaşı ve sürü ile ikinci bir şans verildi. Bu apaçık yapılan bir torpildi. Yaptığım araştırmalara göre bu torpilli çoban efsaneye konu olan zalim beyin sülalesinden geliyormuş….

Birinci çoban Allah Allah nidalarıyla önde, başkoyun arkada, en geride sürü koşar adımlarla piste kadar geldiler. Çoban suya atladı, fakat o da ne; arkasındaki baş koyun atlamıyor.. Tabi gerideki deha koyun sürüsü de melül melül bakıyorlar. Çoban başkoyuna anlamadığımız bir dilde, önce nazik, daha sonra kaba ve yüksek tonda bir şeyler söyleyerek sinirli bir şekilde sudan çıktı. Koyunlar da geldikleri yöne doğru geri gittiler… İkinci çobanda aynı akibete uğrayınca aranan suçlu bulundu; koyunlar masumdu. Suçlu mehteran bölüğü idi. Çaldığı mehter marşıyla iki ileri bir geri mi yoksa tersi miydi, bunu koyunlar karıştırıyordu. Tez zamanda müzik durdurulmalıydı.

Koyun Atlatma Festivali

Daha sonraki ekiplerden bazıları kurallara uygun şekilde suya atladılar. Fakat bu sene bir değişiklik yapılmış, koyunların nehrin karşı kıyısına geçmeleri gerekiyorken suya atladıkları noktadan 10-15 metre ilerledikten sonra yine aynı taraftan nehirden çıktılar.. Belli ki koyunlar artık “Koyun Atlatma Festivali” adlı bu efsaneden sıkılmışlardı…. Hatta direnişe geçip tuz da yalamadıklarını da duydum. Yarışma sonunda derece alanlara kol saati, kilim, altın gibi ödüller verildi. Çobanlar erdiler muradlarına, biz çıkalım kerevetine..

Koyunlar mı? Haa onlar ağıllara yollandılar. Ödül alanlar önümüzdeki sene yapılacak olan festivale çıkacaklarmış. Elenenleri ise mübarek bir vazife bekliyormuş: önümüzdeki Kurban bayramı…

Yorumlarınızı, aşağıdaki “Yorumlar” kısmından benimle paylaşabilirsiniz.

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.

Yazılanların ilgisini çekecek birini tanıyorsanız lütfen "Paylaş" kısmından onlara iletin.


Sizlerden gelecek yorumları çok önemsiyorum.
Lütfen aşağıdaki "Yorumlar" kısmından benimle paylaşın.


Yeni içeriklerden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Fotoğrafla 1974 yılında tanıştı. Bu güne kadar giderek artan yoğunlukta ilgileniyor. Analog siyah-beyaz, daha sonra renkli ve slide’dan sonra 90’lı yıllarda dijital fotoğrafa geçti. Fotoğrafı bir ifade biçimi olarak kabul ettiğinden, portre, manzara, doğa, makro, belgesel, kurgusal vs her konu ile ilgileniyor. Bunu bir tarz yokluğu olarak kabul etmiyor. Fotoğraf yarışmalarında ödül, dereceleri var. Başta köy okulundaki öğrenciler olmak üzere her yaşta, meslekte öğrencilere fotoğraf eğitimi veriyor. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü’nü bitirdi. Halen aynı Üniversitenin Felsefe Lisans bölümünde öğrenci. Ayrıca kısa öykü ve denemeler yazıyor. Karma kitap ve dergilerde yazıları yayınlandı. Okuyarak, çekerek, izleyerek fotoğraf öğrenmeye devam ediyor.
avatar
12 Yorum konuları
11 Cevaplar
13 Takipçiler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorum dizisi
13 Yorum yazarları
Alaettin DemircioğluTurgay SevenÜmit EvranÖner BÜYÜKYILDIZAhmet Tevfik Ceritoğlu Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Sebahattin Demir
Yönetici

Levent bey Hoşgeldiniz,
Bu güzel ve bir o kadar da eğlenceli yazı için çok teşekkür ediyoruz.
Selamlar.

Levent Çanakkalelioğlu
Ziyaretçi
Levent Çanakkalelioğlu

Çok teşekkür ederim…

Okyar Atilla
Üye

Sevgili Levent, öncelikle hoş geldin. Kalemine sağlık. Hikaye ve şiir yanını da bildiğim için akıcı ve bilgilendirici bir yazı bulmam bana normal geldi. “Koyun atlatma” hep duyduğum ve bir çok fotoğrafçıda izlediğim bir konuydu. Ancak senin yazınla daha bir anlam kazandı. Kalemin güçlü. Hani derler ya “kan damlıyor”. Da seninkinden “espri ve bilgi” damlıyor. Görüşmek dileğiyle. Selam ve sevgiler.

Levent Çanakkalelioğlu
Ziyaretçi
Levent Çanakkalelioğlu

Çok teşekkür ederim.

Soner Ali D.
Ziyaretçi
Soner Ali D.

Blog neşelenmeye başladı emeği geçenlere bin selam…
Ne zamandır doldurulmayan bir boşluğu çok güzel dolduruyorsunuz.
Bir birinden değerli yazılar yazarlar.
Teşekkürler…

Levent Çanakkalelioğlu
Ziyaretçi
Levent Çanakkalelioğlu

Çok teşekkür ederim.

Zeynep K.C.
Ziyaretçi
Zeynep K.C.

Neşeli ve dokundurucu(!) yazı olmuş Levent bey.. Hoşgeldiniz aramıza. Yorumcu Soner beye katılıyorum neşelenmeye başladı burası. Tebrikler ve teşekürler.

Levent Çanakkalelioğlu
Ziyaretçi
Levent Çanakkalelioğlu

Çok teşekkür ederim.

Elif Hatice
Ziyaretçi
Elif Hatice

çocukluğum buralarda geçti. ilkokuldan sonra ayrıldık. bu festivali hatırladım yazınızı okuyunca. çok iyi geldi doğrusu. aynen anlattığınız gibi olurdu her yıl. yöre halkı da hep ilk defa izliyormuş gibi yapardı. güzel günlerdi… kaleminize sağlık. teşekkürler

Levent Çanakkalelioğlu
Ziyaretçi
Levent Çanakkalelioğlu

Çok teşekkür ederim

Mahmut murat ekim.
Ziyaretçi
Mahmut murat ekim.

Yazinin basligini okudugumda yanlis yazilmis dedim. Koyun otlatma olacakken koyun atlatma yazilmis diye dusundum. Okumaya baslayinca oyle olmadigini anladim. Guzel saptamalar ve ince espriler var. Elinize saglik. Hosgeldiniz aramiza.

Galip Engin S
Ziyaretçi
Galip Engin S

Biz de 5 veya 6 yıl önce gitmiştik Eskişehir’den kalkıp fotoğraf çıkar umuduyla. Fotoğraf anlamında elimiz boş dönmüştük ama çok neşeli ve misafirperver insanlar tanımıştık. Güzel yazı ve tespitler. Tebrikler.

Ahmet Tevfik Ceritoğlu
Ziyaretçi
Ahmet Tevfik Ceritoğlu

Levent Hocam, Ne güzel. İlgi ve merakla bekliyoruz yazılarınızı. Saygı ve sevgimle

Levent Çanakkalelioğlu
Ziyaretçi
Levent Çanakkalelioğlu

Çok teşekkür ederim sevgili dostum.

Öner BÜYÜKYILDIZ
Ziyaretçi
Öner BÜYÜKYILDIZ

Hoşgeldiniz Levent bey,
Eğlenceli bir yazı olmuş, teşekkürler.

Levent Çanakkalelioğlu
Ziyaretçi
Levent Çanakkalelioğlu

Çok teşekkür ederim.

Ümit Evran
Ziyaretçi
Ümit Evran

Levent hocam yazı yeni ama anı eski olmalı diye düşünüyorum. Çünkü koyun atlatma festivali öncesi seni aradığımda hiç de gitmeye hevesli olmadığını söylemiştin. Yoksa beni sattın mı?Neyse o kadar güzel anlatmışsın ki zaten gitmeye gerek kalmadı.

Okyar Atilla
Üye

Aramızda kalsın ve Levent duymasın, atlatma haber iyi yapar. 🙂

Levent Çanakkalelioğlu
Ziyaretçi
Levent Çanakkalelioğlu

Sevgili Ümit abim; yıllar önce gittiğimi söylemiştim. Ne seni, ne de kimseyi asla satmadım, hiç bir zaman da satmam. Selam ve sevgilerimle…

Turgay Seven
Ziyaretçi
Turgay Seven

Levent Bey, yazınızı ilgi ve merakla bir solukta okudum.
En kısa zamanda yenilerini bekliyoruz. Teşekkürler.

Levent Çanakkalelioğlu
Ziyaretçi
Levent Çanakkalelioğlu

Çok teşekkür ederim.

Alaettin Demircioğlu
Ziyaretçi
Alaettin Demircioğlu

Harikasınız, Hem hocam, hem levent kardeşim.Başarılarınız daim olsun. İyiki sizler varsınız.Selam ve dua ediyorum.

Sebahattin Demir
Yönetici

Eksik olmayın Alaettin bey,
Güzel dilekleriniz için teşekkürler.