Sokak Fotoğrafı

Fotoğrafçı, fotoğraf makinesini fütursuzca insanların yüzüne, gözüne, bedenine yönelttiğinde, acaba başkalarının kafasına silah dayamış birini çağrıştırır vaziyete düşüyor olabilir mi?

-

‘GÜZEL’ İLE ‘İYİ’ AYNI ŞEY DEĞİLDİR.

Bir şeyin ruhunu, diğer bir deyişle ‘özünü’ kavrayabilmek için, ona dair temel şeyleri kısmen dahi olsa bilmek icap eder. Sokağın ruhunu ya da özünü kavramadan, ona dair söz söylendiğinde, doğaldır ki o söz sadece gördüklerini kendi ahvalince anlatmaktan ibaret kalır. Ve kişinin ahvali ne ise, ifadesi de o kadar olur.

Oysa fotoğrafın da dahil olduğu sanat ortamlarında, görülen yahut gösterilen üzerine düşünmek, fikir yürütmek, arka planını irdelemek, durumu analiz etmek, hissetmek, sezmek, yorumlamak, önermede bulunmak vb kavramlarla yerine oturan bir sanat eyleminden dem vurulur.

Şairane sözdür, sanat bağlamında söylemdir her daim altı çizilen.

Ve elbette ki fotoğrafçıdan beklenen de şiir kıvamında sözdür.

Bununla birlikte, unutulmamalı ki şiirin ve şiir deminde cümle sanat mecrasının sıkıştırılabildiği hiçbir kalıp da yoktur.   

Bu itibarla, ‘sokak’ diye isimlendirilmiş olan dış mekânın insan hayatındaki yerini veya yaşamla bağını öncelikli olarak düşünmeli.

Bütün canlılarda olduğu gibi insan da içine doğup büyüdüğü ortamı yadırgamaz, çevresine şaşkın bakmaz, kanıksar, dolayısıyla üzerinde düşünme ihtiyacı da duymaz. Ne zaman bütünüyle yabancısı olduğu bir ortama girerse o zaman yadırgar, dikkat kesilir, gözleriyle her şeyi ince ince tarar, süzer ve kanıksanmış olmalarından ötürü ortama doğanların ilgisine mazhar olmayan pek çok şey onun ilgisini çeker.

Ortalama bir insandan farklı olarak fotoğrafçının bu kanıksama halinden çıkması, pür dikkat her şeyi süzmezi ve iğreti, sıkıntılı, şaşırtıcı, garip, tuhaf, olağandışı, sıradışı, farklı, anlamlı olanı görmesi gerekir. Dahası, fotoğrafçı bunun tam tersi vaziyeti de, yani gayet normal olan, hiçbir tuhaflık belirtisi taşımayan, problemsiz gibi görünen, olağan, güzel ve hoş bir hava yaratan atmosfer içinde, yani kent ortamının özünde yatan sorunlu hali de görebilmeli ve buna kafa yorup kendi özgün üslubunca belgeleyebilmelidir.          

Fotoğrafın sağladığı olanaklarla, fotoğrafın diliyle insan-sokak yahut yaşam-sokak ve tabii ki doğa-kent bağlamını şairane kurabilmek için gördükleri üzerine düşünme eylemi birinci koşuldur. Yani deneyim, bilgi, donanım ve birikim ile yoğurma, hissetme ve sezme yardımıyla özü ele geçirme çabası olmazsa olmazdır.

Kent ortamında yaşayan her bireyin yollarda ya da kaldırımlarda, evde otururken ya da iş yerinde çalışırken göz temasıyla neredeyse her gün muhatap olduğu, başka bir söyleyişle yüz göz olduğu ortak alandır, kamusal bağlamı olan mekândır sokak. Her şey orada olup bitiyor; Alış-veriş, yeme-içme, yürüme, dinlenme, eğlenme, toplantı, tartışma, nümayiş, kavga, …vs vs. 

Ev ve iş yeri söz konusu olduğunda mahremiyet kavramı belirir, fakat sokak için böyle bir şeyden söz edilmez. Sokak alenidir, orta yerdedir; sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik, sosyo-politik ve psiko-sosyal vaziyetin en açık tezahür ettiği, en fazla görülebildiği ortamdır.

Örneğin, H. Cartier Bresson’un Paris fotograflarına ve Ara Güler’in İstanbul fotograflarına bakıldığında, söylediklerimizle örtüştükleri görülecektir. Böylesi fotograflar her zaman ortalamadan ayrılırlar ve anlatım gücü yüksek, dolayısıyla belge değeri ortalamayı epeyce aşan sıradışı fotograflar olarak kabul edilirler.       

Kent sokaklarında fotografik düzlemde görsel kayıt gerçekleştirirken, o kaydı gerçekleştiren bireyin (fotografçının) gerçek kaygısı nedir? Kaygı ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik, politik vb vaziyeti anlatan fotografik eylem midir, yoksa başka bir şey midir? Yola çıkmadan önce fotoğrafçı bu soruyu kendisine sorarsa, işi epeyce kolaylaşacaktır.

Kent koşullarında gördüğümüz neredeyse her şey insana dairdir. Parklar, bahçeler, binalar, yollar, kaldırımlar, çarşı-pazar, mağazalar, dükkânlar, araçlar, tabelalar, levhalar, çöpler, …velhasıl her şey insan elinden çıkmıştır, hepsi de yaşanan dönemi anlatır, o dönem içindeki sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel,  sosyo-politik, psiko-sosyal duruma işaret eder.

Sırtında ağır çantalar, ürkütücü boyutta lensleri olan kocaman fotoğraf makineleri taşımaya da gerek kalmamıştır artık. Gelinen noktada yeni teknolojiler daha küçük boyutta, hafif, kolay taşınabilir ve aynı zamanda arzu edilen görüntüleri kaydetmeye uygun cihazlarla buluşturdu fotoğrafçıları. Fotoğraf makinesi (‘görüntü kayıt cihazı’ diyelim) her şey değildir. O sadece bir araçtır; araç olmaktan öte bir değeri, anlamı yoktur. Yazar için kalem-kâğıt ne ise, fotografçı için de fotoğraf makinesi odur. Aslolan fotoğrafçıdır. Fotoğrafçıdan beklenen, bu cihazlardan herhangi birini maksimum verimlilikte kullanmasıdır. İster on kiloluk koca bir gövde ve lens kullansın, ister yarım kiloluk çok küçük bir makine kullansın, isterse yüz gramlık bir cep telefonu kullansın.

Üzerinde durulması gereken önemli başka bir şey de şudur: Alışılagelen (içselleştirilmiş, kanıksanmış, kalıplaşmış) fotografik yaklaşımları yeterince bilmek ne kadar önemli ise, ondan kurtulmayı başarmak da o kadar önemlidir. Yeni teknolojiler (endüstri devriminde olduğu gibi, dijital devrimde de) insanı ve toplumu değiştirir, dönüştürür. Modern toplum da değişiyor, dönüşüyor. Sanat bununla at başı gider, hatta sanat ortamındaki bazı yeni çıkışlar ön açar ve sürükler. Gelinen bu yeni aşamada hâlâ eski argümanlarla hareket etmek, tekrardan öte bir yere götürmez.

Tekrarın bir zararı var mı? Tabii ki hayır. Büyük bir beceriyle yapılabilirse, kıymetlidir. Ancak yeni şeyler yapmanın da zamanıdır. Bilineni aşmak, yepyeni bir şey ortaya koymak veya hiç olmazsa bu yolda çaba sarfetmek gereken bir zamandayız. Diğer bütün sanat dallarıyla doğrudan ya da dolaylı bağ kurma olanağı bulunduğu için fotoğraf buna öncülük etme şansına daha fazla sahip bir alandır. Dünyanın her yerinde fotoğraf entelejansiyası, sanat kuramcıları buna kafa yormakta ve çeşitli adımlar atmaktalar. Bizim de buna kafa yormamız, kişisel donanımız ve birikimimizle bu yeni düzleme katkı vermemiz hiç kuşkusuz çok değerlidir, anlamlıdır.

Bu arada, “anlam”, “değer” gibi kavramların yaşadığımız çağda aşındığı, işlevsizleştiği, anlamını ve değerini yitirdiği (ironik bir şekilde) söylemleri de aldı yürüdü. Tarihin sona erdiği, felsefenin bittiği, sanatın sonunun geldiği yolunda çeşitli iddialar ortaya atıldı, fakat hepsi havada kaldı. Bütün bu iddialar elbette ki dikkate değerdir, incelenmeli ve tartışılmalıdır. Ne ki “yüzdeyüz budur” denebilecek hiçbir şeyin olmayacağı akılda tutulmalı, başka olasılıkların var olabileceği düşünülmelidir.

Tarih, felsefe, sanat kendi kulvarlarında yol almaya devam ediyorlar. Fakat yolun her aşaması farklıdır ve ilerledikçe doğal olarak yenilikler olacaktır. Unutulmaması gereken şey ise, yolun sürekli oluşu gibi, yeniliklerin de süreklilik arz edeceğidir.

Fotoğrafa, özelde de “Sokak Fotoğrafçılığı” alt başlığına dönersek; tartışmaya açılabilecek önemli şeylerden biri de esasen, böyle bir alt başlığın (kategorik ele alışın) hangi ölçüde isabetli olduğu meselesidir. “Sokak Fotoğrafı”/”Mobil Fotoğraf” ve diğerleri… Belgesel ya da Sosyal Belgesel Fotoğraf alanının kapsamı düşünüldüğünde belki de böyle bir kategorileştirme gerekli olmayabilir. Ancak bu da ayrı bir tartışma konusu olduğu için başka bir metin kapsamında ele almak gerekir. O yüzden üzerinde düşünmeyi sağlamak amaçlı sadece bir cümleyle söz edip geçmek yeterli olacaktır.

Bütün bunlar bir yana, kanaatimizce en fazla konuşulup tartışılması gereken meselelerden biri, hangi şeyin fotografik kaydını yapabileceğimiz ya da daha isabetli bir deyimle ‘yapamayacağımız’dır. Neye dikkat etmeliyiz? Ölçü ne olmalı? Gördüğümüz, rastladığımız her şeyin fotografik kaydını yapabilir miyiz, yapmalı mıyız? Biz kimiz ve neye, ne kadar hakkımız var? Başkalarından üstün, imtiyazlı, yetkili miyiz? Fotoğrafa konu özellikle de insan iken, hangi hakla ve yetkiyle, ne kadar şey yapabiliriz? Bir fotoğraf makinemiz olduğu ve belli bir fotografik eğitimden geçtiğimiz için biz etkin, başkaları edilgen olabilir mi? Böyle bir imtiyaza sahip olduğumuzu düşünebilir miyiz? Hiç kimse ‘sahip’, bir başkası da ‘uşak’ ya da ‘köle’ değil. Fotografçılar sahip olma, kendilerine mal etme, şan-şöhret elde etme hırsları uğruna başkalarının en az kendileri kadar hakları bulunduğunu, kimi zaman unutuyor olabilirler mi? Bilmiyor da olabilirler. Kısmen biliyor olsalar bile, içselleştirmemiş olabilirler. Böyle bir eksiklik her zaman vardır, olacaktır da. Hiç kimse böyle bilgilerle donanmış olarak hayata gözlerini açmaz. Bunlar öğretilen, öğrenilen ve düşe kalka içselleştirilen şeylerdir. İnsan kusurlarıyla vardır. Kusurları minimize etmek ortaklaşa çabayı gerektirir. Bu noktada fotoğraf derneklerine ciddi sorumluluk düşer. Temel Eğitim, İleri Düzey Eğitim, Proje, Atölye vb pek çok etkinliği hayata geçiren fotoğraf dernekleri eğitim sürecinin ilk aşamasında katılımcıları bilgilendirmeliler. Herkes hem kendi haklarını bilmeli, hem de başkalarının haklarını. Özellikle de iddialı bir mecrada yol yürüyen insanlar (fotoğrafçılar), herkesten daha fazla başkalarının haklarını koruma çabasındaki bireyler olduklarını düşünmeliler. Fotografik eylem zaten bunun için değil miydi? İnsanlarda duyarlılık yaratmak, sorunların çözülmesine yardım etmek, görülmeyeni göstermek, sosyal sorumluluk, hayata katkı sunmak, …gibi daha pek çok parlak ifade ile kendi eylemini tanımlayan fotoğrafçı, objektifini yöneltebileceği/yöneltemeyeceği yeri herkesten daha iyi biliyor olmalı. Ne ki, bu gibi meselelerin tam anlamıyla hazmedilmiş/sindirilmiş olmasının yolu ortaklaşa çabadan geçer. Ortaklaşa çabanın gerçekleşebileceği yegâne ve en olgun ortam da, dernek ortamıdır.

Başkalarının haklarına saygı göstererek, yeterince titiz davranıp itina ederek sokakta fotografik kayıt yapanlar bir yana. Saldırgan, rahatsız edici, bezdirici bir tutumla sokakta fotografik kayıt yapanların sayısı dört-beş kişi iken insanlar bunu belli ölçülerde tolere edebilirler belki. Fakat herkesin bunu emsal alıp aynı şekilde davrandığını ve yüzlerce, binlerce fotoğrafçının sokakta olduğunu bir an için tahayyül edin; bunu kim tolere edebilir?

Fotoğrafçı, fotoğraf makinesini fütursuzca insanların yüzüne, gözüne, bedenine yönelttiğinde, acaba başkalarının kafasına silah dayamış birini çağrıştırır vaziyete düşüyor olabilir mi?

Nükleer güç yaşamı kolaylaştırmak için kullanıldığında iyidir, ancak silah olarak kullanıldığında elbette ki kötüdür. Fotoğraf makineleri hayatı iyileştirmek, güzelleştirmek, yaşanır bir dünya yaratmaya katkı vermek için kullanıldığında iyidir, ancak kişisel menfaat ve bitmek bilmeyen bir hırs uğruna öldürücü silah gibi kullanıldığında elbette ki kötüdür.

Sokakta gerçekleşen fotografik eylem, fotoğrafçıyı negatif konuma düşürmeye çok elverişlidir. Dikkatli ve titiz olunsa bile bazen yanlışa düşülebilir. Bıçak sırtı bir ortam olduğu söylense yeridir. Diğer yandan sokakta gerçekleşen fotografik eylem, bir yığın olumsuzluğa parmak basabilir, problemli halleri işaret edebilir, bu itibarla bireysel ve toplumsal duyarlılığa yol açabilir ve hayatın iyileşmesine vesile olabilir.

Bununla birlikte yerel ölçekte bir sosyo-kültürel çevrenin, belli bir zaman dilimi içindeki ekonomik, politik ve psikolojik vaziyetini belgeleyip, sonraki kuşaklara bilgi olarak aktarabilir. Hatırat ve günlük kapsamındaki yazılı metinler nasıl böyle bir şeye belli ölçülerde katkı veriyorsa, fotograf da belge olmak bağlamında aynı şekilde, hatta bazen daha güçlü şekilde buna katkı verebilir.

Ve fotoğrafta çıtayı daha yukarı çekmek ya da fotografik eylemi başka bir düzleme taşımak her zaman olasıdır. Romanın, öykünün, tiyatro oyununun, şiirin, sinema filminin, müziğin, resmin, karikatürün, heykelin, …vb bulunduğu sanat düzleminde fotoğraf da çok rahat yerini alabilir. Doğrusu, kimi zaman o düzlemde yerini alıyor da.

Böyle bir yaklaşımla yola çıkması halinde, fotoğrafçının (sokak fotoğrafçısının) ülkemiz ve hatta dünya fotoğraf tarihinde kendisine bir yer açması her zaman mümkündür. Aksi ise, milyonla ve milyarla bile ifade edilemeyecek kadar çok üretilen, hepsi birbirine benzeyen ve ne yazık ki neticesi çöp olan fotoğraftır.

Tekin ERTUĞ

(Aralık 2019-Ankara)

Henri Cartier Bresson

Linkler:
https://www.henricartierbresson.org/en/
https://www.peramuzesi.org.tr/Sergi/Henri-Cartier-Bresson/72
https://www.magnumphotos.com/photographer/henri-cartier-bresson/

Ara Güler

Linkler:
https://www.araguler.com.tr/tr/aboutaraguler.html
https://www.araguler.com.tr/tr/istanbulphotos2.html
https://www.araguler.com.tr/tr/oldcelebritiesphotos.html
https://www.araguler.com.tr/tr/old-istabul-photos.html

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Tekin Ertuğ
İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı ve edebiyat dünyasına yakın durdu. Gençlik yıllarının olgun sayılabilecek 5-6 yıllık bir döneminde ise amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi.Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotoğraf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Yaptığı atölyeler daha çok “Kuram” ve “Kurgu” öncelikli atölye çalışmalarıdır. Atölye çalışmalarının sonuçları gösteri, söyleşi ve seminer olarak çeşitli platformlarda paylaşıldı.Bu süreç içinde kaleme aldığı yazılar basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotoğraf dergilerinde yayınlandı. İlerleyen zamanda kitap çalışmalarına yöneldi. Şu ana kadar basılan kitapları: Sanat yazılarından oluşan 4 cilt “Fotograf Sanatı Üzerine”, Röportaj-Anı ve Biyografi yazılarından oluşan 10 cilt “Fotoğraf Ustaları” (Masters of Photography) ve 16 cilt “Işıkla Resmedenler” (Photographers), (Ressam Hikmet Çetinkaya'nın Biyografisi) “Kan Çiçekleri” ve en son ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi olan “Sicim” isimli eser.Hazırladığı biyografik/otobiyografik metinlerin yanısıra fotograf, sinema, edebiyat ve müziğe dair metinler üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir.

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

Abone ol
Bana bildir
guest
Makale Değerlendirme
Makaleyi 5 yıldız üzerinden değerlendirin
Yorum formu, web sitesinde yer alan yorumları takip etmemize izin vermek için Adınızı, e-Postanızı ve içeriğinizi kaydeder. Yorum göndermek için lütfen web sitemizdeki Koşulları ve Gizlilik Politikamızı okuyun ve kabul edin.
23 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Satır İçi Geribildirimler
Bütün yorumları göster
hakan yaman

Tekin Bey’in bu güzel paylaşımı ve deneyimlerini paylaştığı için teşekkür ederim. Ayrıca editörlerlüğünü/danışmanlığını yapmış olduğu “Fotoğraf Ustaları” (Masters of Photography) ve 16 cilt “Işıkla Resmedenler” (Photographers) isimli eserlerinin birçoğunu inceleme olanağım oldu. Fotoğrafa yeni başlayanlar ve fotoğraf alanında emeği geçenleri tanımak için önemli ve belki de tek başvuru kaynağı. Dileğim telif ile ilgili bir sorunu yoksa bu eserleri internette pdf olarak erişime açık hale getirilmesi, ayrıca çalışmanın yapıldığı, yanılmıyorsam 2012 yılıydı, fotoğraf alanında birçok yeni fotoğraf ustası ortaya çıkmıştır, yeni atölye çalışmaları ile bu ustaların ele alınması. Saygılarımla, Hakan Yaman

Okyar Atilla

Merhaba,
Bugüne kadar “Sokak Fotoğrafı/Fotoğrafçılığı” adına okuduğum çok yazı oldu. Ancak Tekin Bey “Sokak Fotoğraf” ının teknik ve felsefi olarak esaslarını çok açık bir ifade tarzıyla ele alıyor. Sade bir dil kullanarak her yazısında olduğu gibi anlaşılır olmayı çıkış noktası yapıyor.

Kısaca sokak fotoğrafına gönül veren her fotoğrafçıya referans olacak bir yazı. Yazı üzerine düşüncelerimi daha geniş bir zamanda paylaşacağım.

Tekin Bey, elinize sağlık. Bizimle paylaşımınız için çok teşekkürler.
Sevgi ve saygılarımla

Sebahattin Demir

Sevgili Okyar’a ve Hakan Yaman beye canı gönülden katılıyorum.
Tekin bey’in çok sade, anlaşılır ve sıcak bir yazım tarzı var. Kitapları da aynen bu tarzda. İşin felsefesini bu denli yalın ve anlaşılır bir dille anlatabilmek gerçek bir meziyet.

Bunu bir başlangıç kabul ederek, Tekin üstadın benzer birçok yazısını burada paylaşmayı çok isteriz.
Emekleriniz ve kaleminize sağlık Tekin bey.

Saygılar.

Öner BÜYÜKYILDIZ

Harika bir yazı olmuş Tekin hocam. ellerinize emeğinize sağlık.

Sizinde belirttiğiniz gibi; fotoğrafçı, fotoğraf makinesini nereye yönelttiğine, deklanşöre basarken kimlerin haklarına riayet edip, kimlerin haklarını gasp ettiğine çok dikkat etmelidir.
Hacı Bektaş Veli’nin bir söz vardırya; eline, beline, diline hakim olmak diye. Fotoğrafçı ayriyeten fotoğraf makinesine de hakim olmalıdır.

Bu işi ister amatör, ister profesyonel olarak yapan herkes, -konu hakkındaki kanunlara zaten uymaya mecbur ama- işin etik kurallarına da harfiyen riayet etmek zorundadır. Çünkü kendisinin yapacağı her hata, bu camiaya gönül vermiş, ve işini hakkıyla yapan herkesi zan altında bırakacaktır.

Selam ve saygılarımla.

Okyar Atilla

Sokağın ruhunu kavramak? Giriş cümlesiyle aklıma şu soru düşüverdi; Acaba şimdiki gençler sokağı ruhlarında hissedebiliyorlar mı? Öyle ya, biz, çocukluğu ve gençliği hava kararıncaya kadar arkadaşlarla sokakta geçen bir nesiliz. Herhangi bir komşumuzun evine girip “susadım” deme şansına sahiptik.

Yaşam, sürekli değişim gösteren ve akan zaman içindeyken sokaklar bana yaşamın damarları gibi gelir. Sokaklardan akan insanlar yaşamı canlı tutar. Bunu hissederim. Sokağa çıktığımda sıradan hareketler bana görünmez olur. Yürüyen insanları görmem. Göremem…

Tekin üstad “Ortalama bir insandan farklı olarak fotoğrafçının bu kanıksama halinden çıkması, pür dikkat her şeyi süzmezi ve iğreti, sıkıntılı, şaşırtıcı, garip, tuhaf, olağandışı, sıradışı, farklı, anlamlı olanı görmesi gerekir.” Diye sözünü sürdürürken temelde “Bakmak/Görmek” arasındaki farka atıfta bulunur. Satır arasında da şunu söyler; “Görmek için çaba sarf edeceksin. Bilgin, kültürün, sanata ilgin olacak. Fotoğraf dilini geliştireceksin. Öğrenmeye açık olacaksın”. Bu ifadeler fotoğrafçıyı silkeleyecektir. Herkese açık olan yaşama alanında kimsenin göremediğini görmek ve bunu fotoğraflamak. İşte sokak fotoğrafının esası budur. Birçok internet fotoğraf sitesinde “Sokak Fotoğrafı” diye sadece “yürüyen insanlar” yayınlanıyor. Bunlar sokak fotoğrafı değil. Sokakta kaydedilen görüntülerdir.

Yine bir ara “Fotoğraf makinesi (‘görüntü kayıt cihazı’ diyelim) her şey değildir. O sadece bir araçtır; araç olmaktan öte bir değeri, anlamı yoktur” ifadesiyle acıtıcı bir gerçeğe parmak basıyor (Nedense laf bana geliyormuş gibi hissediverdim 🙂 ).

Altını çizdiğim ifade ise; “Alışılagelen (içselleştirilmiş, kanıksanmış, kalıplaşmış) fotografik yaklaşımları yeterince bilmek ne kadar önemli ise, ondan kurtulmayı başarmak da o kadar önemlidir”. Bu zincirler kırmaktır.

Tekin üstad yazısında sorduğu sorular fotoğrafçıya yol haritası çıkarmaya yardımcı olmaya yönelik. Tabii herkesin cevabı da farklı olabileceğine göre fotoğrafçı tarzını, görme biçimini de oluşturmuş olacaktır.

Sevgi ve saygılarımla

Bünyamin

Tekin bey bu anlamlı ve ders niteliğindeki yazınız için tebrik ve teşekkür ediyorum. Faydalanılacak o kadar çok ders var ki.
Saygılarımla

Ahmet O.

Emeklerinize sağlık.
Sokak fotoğrafçılığı hakkında okuduğum en anlaşılır ve tarafsız yazı.
Saygılar.

Erdal Özgür

Bence de bu konuda okuduğum en dolu ve gerçekleri anlatan yazı bu..
Üstad emeklerinize sağlık.

soner recai öner

Sebahattin bey; “oto sansür” ana fikirli paylaşımlarınızı çok olumlu buluyorum.
Asla kulak verilmemesi ya da uyulmaması gereken öneri – öngörülerin örnekleri oldukları için.

Sanatın hep bir isyankar yönü vardır – olmalıdır da.
Ismarlama “iş” yapanların yaptıkları dışında…

Hukukçulara sorarak sanat yapılamaz. Önemlidir hukuk ama orijinini ilgili zenaat, kültür ve toplumsal yapının duruşundan alır. Sanat dışındaki akademianın hukuki yapısı ancak ilgili dalın kültlerine atıf yapılarak oluşabilir. Ama sanatta böyle olmamalıdır. Aksi takdirde tümdengelen devlet ideolojisi temelli bir sanattan söz edilir. Sanat sanat olmaktan ziyade toplum mühendisliğinin bir enstrümanı haline gelir. Tarihte büyük imparatorlukların, diktatorlüklerin yükselişinde de bu önemli rol oynamıştır.

Bu, “her şeyi hukukçulara sorarak yapma adeti” tıbba da girdi maalesef.

Burada hukukçuların bir katkısı – sorumluluğu yok asla. Onlar ellerine gelen verilere bakıyorlar.

Olumsuzluk; onlara temel oluşturacak materyali vermek zorunda bulunan kişilerin – meslektaşların yersiz, ilgili branşla veya meslekle yanlış bağlantılar kuran maksadı ne olduğu bilinmeyen temelsiz “kişisel çıkarımları” maalesef.
Yüzyıllardır uygulanan ve oluşan bir kültür – bilim, yanlış yönlendirilen hukukçular tarafından nasıl uygulanması gerektiği temelinde hasta – doktor ilişkisini de bozacak şekilde yeniden yapılandırılmaya çalışıyor. Keza sanatta da öyle.
Aynı şey fotoğraf sanatına da bulaşmış gibi.
Ben böyle sanatta yokum şahsen.
Sevgi ve selamlarımla.

Okyar Atilla

Sevgili Soner Bey,
Size katılıyorum. Bence de hukuk sanatı gözetecek kavramlara sahip olmalı. Ancak emperyalist dünyada iş paraya dayandığında “tazminat” için hukuk sanatın karşısında yer alacak. Tıpta da böyle. Hatta daha acı. Öldürülen, dövülen sağlık personellerini hatırlayın.

Sokak fotoğrafı, bu durumdan en fazla etkilenecek alan gibi. Bir çok yerde şu soruyla karşılaşıyorum; bu işten/fotoğraftan kaç para kazanacaksın? Arkası şöyle geliyor; para kazanmayacaksan niye çekiyorsun? Arada bir saldıranları küfür edenleri, bağıranları saymıyorum.

Size katılmıyorum. Çirkinliğin, çirkefliğin arttığı ortamda tek dayanağım olarak sanatın her dalını buluyorum. Elimden geldiği kadar sanat adına bir şeyler yapmaya çaba göstereceğim.
Sevgi ve saygılarımla

soner recai öner

“Hukuk sanatı gözetecek” değil “sanat kendi bağımsızlığını ortaya koyacak” olmalı diye düşünüyorum. Yaptığı sanat nedeniyle hiçbir sanatçı mahkemeye gitmek zorunda olmamalı.

Kabullenmemek gerekir baskıları. Tıp doktoru olduğum için; yaşıyorum ölümleri ve darp hadiselerini. Onun için tıbbı da bir sanat sayılması nedeniyle de örnek olarak yazdım.

Cevabınızın en çok son paragrafını beğendim. Yaptığım ironiyi anlamış ve içimden geçeni net olarak açıkça yazmışsınız. Teşekkür ederim.

Sebahattin Demir

Soner bey merhaba,

Bu kuralları bizim hukukçularımız koymadı, bunlar, modern tabir ettiğimiz hukuk sistemlerinin dayatması sonucu karşımıza çıktı. Hoş, biz de her kuralı ilk uygulama konusunda çok da isteksiz değiliz elbette.

Ancak, bence burada bu kuralların ve bazı engellerin konmasa sebep unsurları da es geçemeyiz. Tekin hocam da buna;

“Başkalarının haklarına saygı göstererek, yeterince titiz davranıp itina ederek sokakta fotografik kayıt yapanlar bir yana. Saldırgan, rahatsız edici, bezdirici bir tutumla sokakta fotografik kayıt yapanların sayısı dört-beş kişi iken insanlar bunu belli ölçülerde tolere edebilirler belki. Fakat herkesin bunu emsal alıp aynı şekilde davrandığını ve yüzlerce, binlerce fotoğrafçının sokakta olduğunu bir an için tahayyül edin; bunu kim tolere edebilir?”

cümleleriyle değinmiş zaten. Evet, sanat önüne set çekilerek, belirli kurallara oturtularak gelişemez ve yapılamaz. O zaman sizin de dediğiniz gibi sanat olmaz zaten. Sanatın hep bir eleştirel, aykırı ve anarşist bir yanı vardır bu doğru.

Ben de Okyar gibi düşünüyorum; fotoğraf sanatının içinde, elbette bir sanatçı olarak değil ama bir fotoğraf gönüllüsü olarak kalacağım.

Yine Tekin hocanın şu cümlesiyle yazımı bitireyim:

“Fotoğrafçı, fotoğraf makinesini fütursuzca insanların yüzüne, gözüne, bedenine yönelttiğinde, acaba başkalarının kafasına silah dayamış birini çağrıştırır vaziyete düşüyor olabilir mi?”

Saygılar.

soner recai öner

Aslında Tekin beyin söyledikleri sanat veya fotoğraf sanatçılığı veya sokak fotoğrafçılığı temelinde değil de asgari nezaket ve görgü kuralları ele alındığında doğrular içermekte.

Ancak bunu hukuki zemini temel alarak kısıtlayıcı ve korkutucu bir tarzda ortaya koymak doğru gelmiyor bana çıkış noktası itibariyle. Kavramlar karışmış yani biraz.

Sanat ve sanatçı aslında biraz da “inceliklerin” insanı değil midir?
Saygılarımla..

soner recai öner

Sanatçı kim olur kim olmaz belli değil ki. Sizin fotoğraflarınız hoşuma gidiyor benim. 😉

soner recai öner

Bu yanıtı Okyar beye yazmıştım aslında. 😀

Sebahattin Demir

Biran üzerime almış ve sevinmiştim.
Şimdi Okyar adına seviniyorum 🙂
Saygılar.

soner recai öner

😀 sizin fotoğraflarınızı çok fazla görme fırsatım olmadı.

Ama tarzınız teknik konulardaki fotoğraflarınızdan anlaşılıyor.

“Makinaya bakan insanlar” fotoğraflamayı sevdiğinizi biliyorum alışılmış kuralların aksine.

Bu da “her söyleneni direkt kabullenen” biri olmadığınızı gösteriyor. 😀

Sebahattin Demir

Yeknesaklığı, rutini ve ataleti sevmediğim doğrudur.
Neden ve nasılın peşinden gitmek mutlu ediyor.
Hayatımın bir “What-If” analiz döngüsü olduğunu söyleyebiliriz 🙂
Saygılar.

Okyar Atilla

Teşekkürler.

Okyar Atilla

Dediğiniz gibi sanatçının tanımı nedir? Kime sanatçı diyebiliriz? Bunun yalın bir tanımı olabilir mi? Bunları alt alta yazarak sanatçı profilini oluşturmak mümkün mü ve ne kadar doğru? Genel yaklaşımlara, kavramlara farklı bakabilen midir? Fark yaratabilen midir? Sorgulayan mıdır? Ancak liderlerde de böyle bir bakış var. O zaman “estetik” işin içine dahil edilmeli. O zaman genelin göremediğini/göremediğini estetik de gözeterek ortaya yapıtlar koyan mıdır sanatçı? Ve daha ne gibi özellikler söylenebilir? Denk getirebilsem amerikan polisiye dizilerindeki profil uzmanlarına soracağım. Bakalım ne diyecekler.

Ancak bildiğim sanat olarak tanımlanan her şey sanatçının var olmasından ortaya çıkıyor. Sanatçı olmazsa sanattan bahsedemeyiz. Buradaki ironi “sanatçı” kelimesinin “sanat dan türemiş olması.

Sokakta ise HCB nin dediği gibi tesadüfler önemlidir. Bu tesadüfler estetik (fotoğraf öğeleri olarak okuyun) kavramlarla ele alındığında elde edilen, görüntü olmaktan çıkıp “fotoğraf” niteliğine sahip oluyor. Tekin Bey de yazısının bir çok yerinde buna değiniyor zaten.
Sevgi ve saygılarımla

Önder Köktürk

Bende sokak fotoğrafçılığı, fotoğrafçısı ile ilgili adı geçen, meşhur olan ve şu an bunları yaptığını söyleyen veya olduğuna inananları düşünüyorum ve karşı tarafı rahatsız edercesine tavır ve yaklaşımlar içinde çeken kişi ve çekilenlerin fotoğrafların ise bu amaca hizmet etmediğini düşünüyorum. Öte yandan kurallara harfiyen uymak tarafında da ince bir çizgi ve keskin bir bıçak var. zor bir durum, fotoğrafçı bunları düşünerek makul risk alarak en güzel, en yaratıcı veya alışıla gelmiş ten farklı bir kare yakalamak durumunda..

soner recai öner

Önder bey herkes açıkça gösterileni görebilsin diye ekranı yukarı kaldırma önerisine cevaben aslında salonu yukarı kaldırma gerektiğini söyleme zihniyetinde olabilen insanların bıçağın aslında keskin yüzünü sevdiğine inanıyorum.

Yukarıdaki bir yoruma cevabımda olduğu gibi; sanatçı ya da sanatçılığa hevesli insanların asgari nezaket ve görgü kurallarına sahip olması gerektiğini düşünmekteyim.
Saygılarla.

Okyar Atilla

Tekin Bey’in yazılarını tekrar tekrar okuyorum. Şu anki okumamdan sonra aklıma düşen soru şu; Sokak fotoğrafı sanat mıdır? Tabii fotoğrafı çeken de sanatçı mıdır? Ya da biraz yumuşatarak sorayım; Sokak fotoğrafı ile sanat ilişkisi nasıldır? Böyle bir ilişkiden hangi durumda bahsedebiliriz?

BU soruların kendimce cevabı var. Da amacım ortalığı kızıştırmak. Kötü niyetliyim demeyelim de “beyin fırtınası” yapmaya davet diyelim. Daha kibar bir ifade oluyor.

Sevgi ve saygılarımla

Manşet

Canon EOS R5, R6 Yeni Tam Kare Aynasızlar ve RF Lensler

Bugün 9 Temmuz 2020. Ben bunları yazarken Canon yeni cicilerini açıklıyor. Ekranın sağında açıklama videosu, solunda da Arthenos ekranı açık ki bu yazıyı anında yazayım 🙂

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Fotograf çekmek mutlu ediyor

Fotoğraf Çekenler Daha Mutlu Oluyor

Fotoğrafçılar mutlu insanlar. Bunu ben demiyorum, Amerikan Kişilik ve Sosyal Psikoloji Dergisi tarafından yayımlanmış kapsamlı bir çalışma söylüyor. "Fotoğraf çekin, her şeyden daha fazla keyif alacaksınız" diyor.

POPÜLER İÇERİKLER

Canon EOS R5, R6 Yeni Tam Kare Aynasızlar ve RF Lensler

Bugün 9 Temmuz 2020. Ben bunları yazarken Canon yeni cicilerini açıklıyor. Ekranın sağında açıklama videosu, solunda da Arthenos ekranı açık ki bu yazıyı anında yazayım 🙂

Buna benzer birçok yazı
E-Posta Kutunuza
gelsin ister misiniz?

Bültenimize abone olun, yeni içerikler ilk size gelsin.

Teşekkürler. Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyin.

23
0
Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x