Ana SayfaBLOGBir köy hikayesi: Kızıloba

Bir köy hikayesi: Kızıloba

_

K asvetli, yağmurlu bir pazar sabahı… Gök gürültüsü yok. Gökyüzünde delik bile yok. Gri mi gri. Yağmuru kahvenin saçaklarından izliyorum. Sinsiliği gök gürültüsünün ve rüzgârın olmamasından geliyor. Yine de umurumuzda değil. Galiba bu tavrımız onu biraz kızdırıyor. Ama kime ne? Bir köy hikayesi böyle başladı, Bayındır’ın bir dağ köyündeyiz: Kızıloba.

Arabayı kahvenin karşısına; meydan dedikleri iki arabalık yere park ettiğimizde yolu kendisine ark tutmuş yağmur suyunun içine indiğimizde kahvede oturanlar şöyle bir kıpırdanıp bizi anlamlandırmaya çalıştılar. Öyle ya, yeni model bir büyük şehir plakalı tomofilden üç kişi iniyor. Hem de yağmurla suyun tam ortasına, yağmurluksuz… Üstelik ikazlarına rağmen ıslanmaya devam ederek sohbete başlıyorlar. Ben etrafı incelemeye devam ederken Sebahattin, selam sabah hoş sohbetle başlayan samimiyetle fotoğrafa başlayıverdi.

Bir köy hikayesi: Kızıloba
Fotoğraf: Sebahattin

Zafer hâlâ ağırdan alıyor ceket, şapka, fular derken çantayı açıp fotoğraf makinasını çıkarıyor. Her zamanki gibi yine bir şeyi unuttu ve çantaya geri döndü. Neyse uzun sürmedi bu sefer.

5N 1K, “Bir köy hikayesi”

Buraya nereden, neden ve nasıl geldik? Alın işte, 5N 1K’nın üç sorusu çıkıverdi karşımıza. Şimdilik yeterlidir. Asıl niyetimiz Pazar günü Bayındır rahvan at yarışı etkinliğini fotoğraflamaktı. Sebahattin bizi toplayıp yola çıktığımızda yağmur hafiften kendini gösteriyordu. Bana gelen ilk soru” Bu yarış olmaz” badiresini, ben de deneyimli yarış fotoğrafçısı olarak “Arkadaşlar bundan daha zor hava koşullarında yapıldı. Hem ne var bu yağmurda? Zemini atlara uygun hale getiriyor. Ne tıkız ne de gevşek. Olur olur merak etmeyin siz” desem de alt tarafta bir “Acaba” vardı. Vardık. Veeeee yarış sahası bomboş. Doğru atçıların kahvesinin yolunu tuttuk. Oturmuşlar çay içip sohbet ediyorlar. Bizim tanıdığımız rahvancılarda orada; “Yarış iptal” dediler. Belediyenin düzenlediği bir yarış olduğu için yağmurda halk gelmez ve başkan da yeteri kadar propaganda yapamaz diye iptal edilmiş. Rahvancılar ver yansın ediyor tabii biz de… Artık kim duyduysa…

Bir köy hikayesi: Kızıloba
Bayındır Rahvan At Yarışçıları Kahvesi
Fotoğraf: Okyar

Can sıkıntısıyla ve üstümüz sigara kokusuyla kahveden dışarı çıktık. Geri geri giden ayaklarımızla arabaya bindik. Hepimizin aklında “Pazar sabahı saat dokuzda Bayındır’da ne yaparız?” sorusuna cevap bulma çabaları vardı. Tire? Çok alışılagelmiş oldu. Olmaz! Bu arada Sebahattin arabayı hareket ettirmiş ve bir üç yol ağzına gelmiştik. Tam karşımızdaki tabelada sola giden ok “Bayındır”ı işaret ederken sağı gösteren ok dört köyü gösteriyordu. “Bakın” dedim, “Yıllar önce –22 sene kadar- bu dağ köylerinden birine Telekom sistemi kurmaya gelmiştim. O köyün meydanında inanılmaz büyük bir çınar ağacı vardı. Ve ben çok istememe rağmen o köye bir daha gidemedim”. Sebahattin başını bana çevirdi ve eminim Zafer de arkadan benim lafa nasıl devam edeceğimi bekliyordu. “Sebahattin köylere doğru dön, çınar ağacımı bulmaya gidiyoruz” dedim ve döndük. İçimde buruk bir heyecan vardı. Acaba sisler arasındaki gözümün önüne gelen köy görüntüsü hala aynı mıydı? Ya değilse?

Ergenli kaplıcalarını geçtik. Birkaç kilometre sonra yol çatalına geldik. Sebahattin yine bana baktı ve ben her zamanki gibi “Sola” dedim.

Bir köy hikayesi: Kızıloba
Bayındır, Kızıloba köyü
Fotoğraf: Zafer Gazi

Köy yamaçta, her sokağı yokuştu. Nerede ise bir arabanın geçebileceği dar sokakların ardından köyün meydanı olmadığını görünce canım sıkıldı. Yanlış yerdeydik. Ancak kahvedekilerle sohbete başlayınca artık hayal edip de bulamadığım köyü umursamaz olmuştum. Sebahattin ve Zafer’in zaten umurunda değildi. İşte bir köy kahvesi, bir köy hikayesi daha başlıyordu, bunun hissediyorduk. İlk bakışta, hep aynı yerde hep aynı kişilerle olmak kelimeleri bitirmiş görünüyordu. Birlikte oturan ancak konuşmayan köylüler ve kendi halinde çalıp söyleyen, dinlenmeyen ve izlenmeyen bir televizyonun olduğu bir kahvesiydi burası.

Bir köy hikayesi: Kızıloba
Fotoğraf: Okyar

Kahvenin içindeki yaşlıların birçoğu hafif şekerleme tadındaydı. Bazıları yağmurun keyifli sessizliğinde gazetesini okuyordu. Diğerleri ise veranda kısmında yağmurun seyrinde belki kaç kezdir anlatılan hikayelerini birbirlerine güzel çayın eşliğinde tekrarlıyorlardı. Ve onlar ve biz, farklı insanlarla konuşmaya hasrettik…

Önce o güzel çaylardan geldi. Bu arada Sebahattin fotoğraflıyor, Zafer de bir taraftan başladı. Ben tek tük bir şeyler çekerken hep birlikte kahve sakinlerine sohbet veriyoruz. Tabii bu da köylülerin doğal davranması sağlayıp bizimkilere güzel kareler -komisyonumu alacağım tabii ki- çıkarıyordu.

Bir köy hikayesi: Kızıloba
Fotoğraf: Sebahattin

Çaylar bitti. Ben kahvenin hemen arkasına yapışık diğer kahveye seğirttim. Göz alıcı yeşil duvar rengiyle “fotoğraf bende” diyordu. Birkaç kare sonra ilk oturduğumuz kahveye döndüm. Bizimkiler de dinlenme molasındaydı. Bu ara kahvelerimiz geldi.

Koşarak kahveye giren genç adam nefes nefese yanımıza gelip kendini tanıttı. Muhtarmış. “Hayrola ne bu telaş?” diye sorunca “Birileri gelmiş kahvede oturuyorlar diye haber verdiler, ben de koşarak geldim” dedi. Muhtar da sohbete katıldı.

Bir köy hikayesi: Kızıloba
Muhtarla sohbet
Fotoğraf: Okyar

Sohbet arasında köyün Yörük köyü olduğunu ve kahvenin duvarında Yörüklerin soy ağacının olduğunu da öğrendik.

Bir köy hikayesi: Kızıloba

Bir ara Sebahattin kendini dışarıya attı. Sağanak yağmurun altında bir yandan veranda kısmında oturan ve telefonuyla konuşan köylüyü fotoğraflamaya çalışıyordu, diğer yandan karşıdaki evine geçmek için sağanak yağmurun dinmesini bekleyen köylüyle sohbet ediyordu. Kamerasında tele-foto objektifle sahneyi kaçırmama telaşı vardı ve ne yazık ki objektifi değiştirecek zamanı yoktu. O nedenle oldukça uzaklaşmalıydı, bu da onu yağmurun göbeğine bırakmıştı. Fotoğraf aşkı işte :). Gerçi biliyorsunuz, Sebahattin Usta Avusturya dağlarından antremanlıdır. Bu yağmur ona vız gelir rahvan (!) gider…

Bir köy hikayesi: Kızıloba
Fotoğraf: Sebahattin
Bir köy hikayesi: Kızıloba
Fotoğraf: Sebahattin

Bir yaşlı laf attı; “Çınara gittiniz mi?”. Benim gözlerim parıldadı. “Hah, işte çınar ağacımı buldum galiba. Demek ki ben yanlış hatırlıyorum” diye düşünürken köylü amca devam etti; “Göyün iki kilometre gadağ ilerisinde bir ulu çınar vağ. Muhakkak görün. Ancak yolu eyi değil bu havada araba gitmez”. Omuzlarım çöktü. Bulunduğumuz köy aradığım köy değildi. Hikâyemi anlattım. Merakla dinlediler. Yaşlı köylü amca bizi yokuşun başına götürdü. Artık o da yağmur ve yolda küçük bir dere halinde akan suyu görmüyordu.

Eliyle karşı tepeyi göstererek; “Aha, senin dediğin meydanında ulu çınarlar olan köy vağ ya işte o depenin ardında: Sarıyurt” …

İLİŞKİLİ İÇERİKLER

Adana’nın Yolları Taşlık…

Bu yazı Arkaplan Sanat Dergisi için (Yazı ilk olarak ArkaPlanSanat Dergisinin 38. Sayısı (Ağustos-Eylül 2025) Altın Koza Film Festivali özel sayısında yayınlanmıştır) yazıldı. Biliyorsunuz, ne bileyim belki de bilmiyorsunuz; dergi Adana’nın bereketli topraklarında serpilip ülkemizin her yöresine sanat tohumları ve fideleriyle dağılıyor. Yeşertmek, büyütmek artık okurların eline kalmış…

Harran…

Günlerdir “Harran” düşüncelerimde ve düşlerimde dönüp duruyor. Bir türlü uzaklaştıramıyorum. “Harran” aklıma düştüğünde illa ki bana Harran’ı öğrenmeme vesile olan usta hikayecimiz Bekir Yıldız’da (toprağı bol olsun) aklıma düşer.

Ankara’nın Orta Yeri Ulucanlar

Yaşanmışlıklar binaları anlamlı kılandır. İşte bu yüzden  Ulucanlar Ceza ve Tutukevi, Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi, nam-ı diğer: At Ahırı, Tabutluk, Muhalif Hilton bunun için adım adım gezilmeyi ve korunmayı hak ediyor.

Viyana’da kahve keyfi…

Her Viyana seyahatimde kahvehane turu yapmayı ihmal etmem. Viyana’da 4000'in üzerinde kahvehane olduğu ifade ediliyor. Tespit ettiğim 25 kahvehanenin içinden, keyif aldıklarımda oturup kek ya da “apple strudel” eşliğinde bir kahve içmek benim için standart bir etkinlik oluvermişti.

E-POSTA ABONELİĞİ

Okyar Atilla
Okyar Atilla
Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

YORUM YAPILDIĞINDA BANA BİLDİR
Bana bildir
guest

34 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Soner Ali D.
Soner Ali D.

Size imreniyorum Okyar bey. Sebahattin hocamla ne güzel ekibiniz var. Birlikte hem geziyorsunuz hem fotoğraf çekiyorsunuz hem de bunları çok güzel yazılarla bizimle paylaşıyorsunuz. sizlerin enerjinize hayranım. Ben istanbulda hafta sonları evden çıkmak bile istemezken siz nelerle uğraşıyorsunuz. Tebrikler ve teşekkürler. Saygılar

Handan
Handan

Doğru anladımmı acaba yakında bu yazının devamını sarıyurt köyünden okuyacağız sanıyorum 🙂 … güzel ve uyumlu bir ekip olmuşsunuz bu önemli … toprağım lafını sevmem ama zorunluluklardan dolayı çok uzaklarda yaşayan bir izmirli olarak söylüyorum bunu çok kucaklayıcı ve içtensiniz … devam edin lütfen … selamlar

Nurullah
Nurullah

Sebahattin beye yetişmek olanaksız. Yağmur çamur kar demiyor. O nasıl bir enerji öyle gıptayla bakıyorum. Okyar bey çok güzel kaleme almışsınız. Bu yazı başlangıç diyoruz o zaman. Çünkü arkası yarın diyorsunuz 🙂 İzlemeye devam yani.
Emeği geçen herkese teşekkürler. Selamlar.

mustafa
mustafa

yine guzel yazi yine guzel resimler .. cok guzel bir hobiniz var.. enerjinizi bize de geciriyorsunuz .. buyuk zevkle okuyorum bu blogu… guzel is çikartiyorsunuz. tebrikler

Berkay
Berkay

Bizim burda da amatör bir fotoğraf grubumuz var. kursa katıldığımız arkadaşlar kurduk bu grubu. Ne kadar plan yapıyoruz böyle hikayelerimiz olmadı bizim. sizden bir kurs alsak hiç fena olmayacak galiba :)) birde hangi makinelerle çekim yapıyorsunuz hangi lensler kulanıyorsunuz bunları da paylaşabilirmisiniz. hiç olmazsa o bilgileriden bir şeyler kaparız :)) emeklerinize sağlık. kurs ekibimiz olarak zevkle okuyoruz ve takip ediyoruz.

Berkay
Berkay
Yorumun sahibi  Okyar Atilla

Denk getireceğimizden umutlu değilim. Malatya ile izmir arası çok uzak kalır 🙁 Ama siz buralara gelirseniz neden olmasın 🙂 Cevabınız için teşekkürler

Sebahattin Demir
Yönetici
Yorumun sahibi  Okyar Atilla

Yok, çamaşır makinası beni aşar, onu belki rahmetli yapardı 🙂

Öner BÜYÜKYILDIZ
Öner BÜYÜKYILDIZ

Okyar, Sebahattin ve Zafer Sarıyurt Köyü’ne gidebilecek miii ?
Köy meydanı ve ulu çınar Okyar’ın hatırladığı gibi miii ?
Köyde onları ne gibi sürprizler bekliyooor ?
Az sonraaa…
🙂

Siz en güzel yerinde yazıyı bitirince bana da bu soğuk espiriyi yapmak kaldı Okyar hocam. Güzel anlatımınızla hazır içimiz sıcacık olmuşken, arayı çok açmadan yazınızın devamını bekliyoruz.

Selam ve Saygılarımla.

Turgut SANCAR
Turgut SANCAR
Yorumun sahibi  Öner BÜYÜKYILDIZ

Sayın Öner bey, bu Sarıyurt köyü ile ilgili yazınızı görünce hemen Sevgili Kemahlı Şairimiz İbrahim Sevindik’in çok güzel bir dizesi aklıma geldi. Ben de bu güzel dizeyi sizlerle paylaştım. Sevgilerimle.

Baharda şenlenir bağı, bahçesi
Kokusu başkadır benim köyümün
Unutturur adama gamı, kederi
Havası başkadır benim köyümün
İBRAHİM SEVİNDİK

Alaettin Demircioğlu
Alaettin Demircioğlu

Fotoğraf aşığı muhteşem üçlü. (şimdilik ). Bu yazı dizisinden sonra talep artabilir vede bu geziler geleneksel hale gelebilir.Dostlara Selam ve dua ediyorum.

Sebahattin Demir
Yönetici
Yorumun sahibi  Alaettin Demircioğlu

Alaettin bey teşekkürler.
Eksik olmayınız.
Saygılar.

nuri
nuri

Sevgili Okyar Bey,
Yazınızı severek okudum. Çünkü Kızıloba benim köyüm ve yer verdiğiniz için teşekkür ederim. Yazınız umarım yarım kalmıştır siz de o bahsi geçen aslan kavağı (bizde çınara kavak derler) görmüşsünüzdür. Zira bölgenin hatta ülkemizin çapı en geniş ağacı. TRT belgeselcisinin yaptığı ölçümlerin sonucuna göre de 5,22 metre göğüs çapı, 22 metre dip çevresi 39 metre yüksekliği ve bin üç yüz yıllık bir yaşam, hala canlı. 22 metre dip çapının iki üç metre üstünden devasa üç dal halindeydi ama biri maalesef yıkıldı. şu an iki dalı var.
düşünün miladi yedi yüzlü yılların başından beri ayakta. Yani İstanbul’un fethinden yedi yüz yıl kadar önce o ağaç vardı. Kim bilir daha kaç nesil bu ağacı görecek?
Bütün bunları düşündükten sonra bu anıt ağacın saygıyı hak ettiğini düşünmeden edemiyor insan. İnşallah diyorum yazınız yarım kalmış ama seyahatiniz amacına ulaşmıştır diyorum.
Sevgiyle kalın.
Nuri SİRT

Bilgi: link veremeyeceğim, internette artırsanız hem resim hem de video bulunabilir.

Okyar Atilla
Okyar Atilla
Yorumun sahibi  nuri

Nuri Bey merhaba,
Bayındır’ın diğer Köylerine de gitmeye devam ediyoruz. Kızıloba 3, Sarıyurt 4 oldu. Şimdi Nisan ile birlikte bizim ziyaret sayılarımız da artar. Daha henüz düğün dernek görmedik. Bu arada Bayındır Belediyesi kültür müdürü Hüseyin Beyle de görüşüyoruz. Amacımız bu güzel köylere ve insanlarının tanınmasını sağlamak. Bakalım zaman ne gösterecek. Değil mi ya “hayat biz planlar yaparken başımıza gelenlerdir”…
Sevgi ve saygılarımızla

Özgür Tonguç
Özgür Tonguç

Köy gibisi var mı ya? Artık herkesin köyüne sahip çıkması lazım.

Yaz gelince çıkarlar yaylaya
Gurbetçiler hasretle döner sılaya
Benden selam olsun Aziz Ağa’ya
Sevgisi başkadır benim köyümün
İBRAHİM SEVİNDİK

Fatih Çağlar
Fatih Çağlar
Yorumun sahibi  Özgür Tonguç

Sayın Özgür Bey, köyler bizim millî meselemizdir. Hatta tam milli güvenlik meselemiz de diyebilirim. Emperyalizmin amacı köyleri dağıtıp tarımı yok etmektir. Sevgili İbrahim Bey’in bu vurucu dizesi tam emperyalizme karşı çok güzel bir cevap niteliğindedir. Bu güzel kıtayı bizlerle paylaştığınız için çok teşekkürler.

Kemal ÇİFTÇİ
Kemal ÇİFTÇİ
Yorumun sahibi  Özgür Tonguç

Sayın Sevindik, bu güzel şiirinizle Türkiye’de herkese köylerini sevdirttiniz. Sizi candan tebrik ederim.

Yücel Koçer
Yücel Koçer

Bu güzel paylaşımınız için çok teşekkürler.

Zafer Gazi Tunalı
Zafer Gazi Tunalı
Makale Puanlama :
     

Güzel anılar biriktirmişiz; okuyunca beni aldı götürdü. Keşke her hafta bir kıyı köşedeki köylere gidebilsek yine hep beraber; birbirimizi kızdıra kızdıra (!); fincan araya araya; “DAĞ ÇİLEĞİ” toplamaya… Köylerimiz kentleşeceğine, kentlerimiz mega köyler oldu. İmece ruhumuz da dolayısı ile ortadan kalktı.

Güngör GÜRSOY
Güngör GÜRSOY

Sayın Okyar Bey, bu güzel öykünüzü çok beğeniyle okudum emeğinize sağlık. Teşekkürler.

Tahsin ÇAKMAKÇI
Tahsin ÇAKMAKÇI
Yorumun sahibi  Güngör GÜRSOY

Sayın Okyar bey, insan dünyanın neresine giderse gitsin hiçbir yer insana doğduğu topraklar kadar böyle güzel duygu vermiyor. Gerçekten de insanın köyü bambaşkadır ya. İnsan gittiği zaman o eski güzel ortamı bulamasa da yine de oranın tarihi ve geçmişi insanı çok etkiliyor. Hani diyorlar ya Bülbülü altın kafese koymuşlar yine de “Ah Vatanım” demiş. İşte buda aynı öyle. Bu güzel paylaşımınız için çok teşekkürler. Sağolun varolun. İzmir’den selamlar.

Mert Dinçer
Mert Dinçer

Ey Madenci
Doğayla Uğraşma
Munzur Dağlarını Anla
Kaz Dağlarından Defol
İBRAHİM SEVİNDİK

Mert Dinçer
Mert Dinçer

Yeşil Bir Dünya İçin
Munzur Çayı Hep Özgür Aksın
Kaz Dağlarındaki Çiçekler Hiç Solmasın
İBRAHİM SEVİNDİK

MANŞET

POPÜLER İÇERİKLER