Daha

    Canon “E-TTL II” Yüz Tanıma Özelliği

    Canon kullanıcısı olmamama rağmen bu konudaki yaratıcılıklarına hayranlık duydum. Çoğu zaman mevcut teknolojik imkanlarda çok kolay ve hızlı bir şekilde kullanıcıya kolaylık sağlayacak gelişmeler yapılabiliyor.

    İş dünyasında başarılarını sürdürebilen şirketlerin farklı oldukları noktalardan biri de bu.

    -

    Teknolojik olarak fotoğraf dünyasını “Analog çağ” ve “Dijital çağ” olarak iki döneme ayırırsak yanlış yapmış olmayız. Analog çağ bir sihir dönemiydi ve fotoğrafçılar sihirbazdı. Cama bir şey sürerlerdi bir kutuya koyarlardı sonra bunu çıkarıp yıkarlardı ve… Aynı sihri bir film karesinin arkasında ışık verip beyaz bir kâğıda yansıtırlar sonra bu kâğıdı yıkayarak gösterirlerdi.

    Teknoloji bu sihri fotoğrafçının elinden aldı ve mini minicik bir plastik içine tıkıp sihir dünyasının sıfır ve bir sayıları basitliğine indirgeyiverdi. İyi mi oldu kötü mü oldu tartışması başka bir yazı konusu olur.

    Bu mini minicik plastik, mikro işlemcidir. Nikon “Expeed” markası ile görüntü/video işlemcisi (image/video processor) olarak tanımlıyor. D850 de 16 bit veri yoluna sahip “Expeed 5” işlemci kullanılıyor.

    Canon “E-TTL II” Yüz Tanıma Özelliği

    Başka iki marka da “Digic” ve “Bionz” dur. Nikon aynasız modelleri olan “Z7 II” ve “Z6 II” de iki adet expeed 6 işlemci kullanılmakta. Bu bilgisayarlardaki dört çekirdek sekiz çekirdek gibi eş zamanlı yapılması gereken işlem sayısını ve hızını arttırır ( Expeed , DIGIC , Bionz ).

    Bu süreç 1975 yılında Eastman Kodak çalışanı Steven Sasson tarafından başlatıldı. Her ne kadar Kodak bu başarıyı doğru sürdürememiş olsa da dijital fotoğraf makinasının (DFM) fikri ve yapımı onlara aitti. Çekilen fotoğraf bilgisinin kaydı 23 saniye sürüyordu 😊. Bu doğum anını 1980’li yılların sonuna hatta 2000’lere kadar emekleme süreci takip etti. Fuji ve Olympus öncüler olmuştu. Nikon D1 modelinin 2.74 MP’lik çözünürlüğüyle farklı bir kulvara geçiverdi.

    Canon “E-TTL II” Yüz Tanıma Özelliği

    1998 yılında Hong Kong seyahatimde aldığım ilk Minolta “Dimage V” modelinin normal ve high resolution modu vardı. Normal mod 320 * 240 piksel, yüksek çözünürlük ise 640 * 480 piksel çözünürlüğe sahipti. Her şey otomatik ve bir çekimin kayıt süresi ortalama 5 – 10 saniye arasında değişiyordu.

    2000’lerden sonra, zar zor emekleyen dijital kamera sektörü yürümeyi pas geçip koşmaya başladı. Üreticiler pazarın boşluğundan etkilenmişlerdi. Tam bir pazarlama ve satış çılgınlığı yaşanmaya başladı. Ancak pazarlama temel fikri Kodak’ın 1900’lerde Brownie modelini pazarlarken kullandığı “siz düğmeye basın gerisin biz hallederiz” mottosunun farklı ifade edilmesiydi.

    Canon “E-TTL II” Yüz Tanıma Özelliği

    Uyanık pazarlamacılar buna bir de “en yeni makine en iyi fotoğrafı çeker”, “en iyi makine sizi en iyi fotoğrafçı yapar” algısını işlemeyi ekleyiverdiler. Eğer böyle olsaydı “en iyi fotoğraf makinası en iyi fotoğrafı çekseydi en iyi daktilo en iyi romanı yazardı” diyen Ara Güler’in (Leica kullanırdı) lafını hatırlatmakta fayda var. Buna rağmen kapitalizmin bu fırtınasına kapılmayan fotoğrafçı olduğunu düşünmüyorum.

    DFM üreticilerinin sürekli model yenileyen tüketici pazarındaki güzel günler, tüketicinin fotoğraf hakkındaki bilgi ve becerisi arttıkça yeni ve gelişmiş modellere (yani daha yüksek fiyatlı) ve sabit odaklı yüksek fiyatlı objektiflere yönelmesiyle devam ederken, taşınabilir telefon üreticilerinin tsunamisi altında ciddi hasarlar aldı.

    Telefon üreticileri gelişen teknoloji ile telefonların fotoğraf makinası özelliklerini vurgulayan reklamlarla pazarı sarsmaya başladılar. Önceleri üreticiler telefonun oyun, databank gibi özelliklerini pazarlarken fotoğraf sektörünün gelişmesinden etkilenip taktik değiştirdiler. Bu da Nikon başta olmak üzere pazarın dört önemli üreticisinin kompakt makine üretimine darbe vurdu. 2019 yılından bu yana artık bu tarz DFM üretimi yapmıyorlar.

    Tüketici elindeki makinaların teknik özellikleri artarken diğer yandan tüketicinin bilinçlenerek “bu yeter” dediği noktaya gelinmiş olmasının izleri satış rakamlarında görülmeye başladı. Diğer bir ilginç taraf ise teknolojinin gelişmesinin getirdiği maliyet avantajı DFM’larına ne yazık yansıtılmadı. Fiyatlar sürekli yükselmeye devam etti. Mukayese edersek, 1985 yılında 51 cm ekran elle kontrollü bir renkli TV fiyatı yaklaşık 600 USD idi. Şimdi bu rakama alınabilen renkli TV özelliklerini düşünün. Bu tarz başka örnekler de var. Bana göre DFM sektörünü bundan yeteri kadar nasiplendirmediler. Çünkü satış rakamları sürekli yükselen bir pazardı. Hala da bu gözle bakıyorlar.

    Pazarlamacıların fotoğrafın olmazsa olmazı olan “ışık” ı fark etmeleri ile farklı bir kulvarda pazarlama ve tanıtım furyası başladı. Pazarlamacılar mealen şunu demeye başladılar: Eyyy siz fotoğrafçılar, tamam doğal ışık ile fotoğraf çekiyorsunuz. Ya da denk getirdiğinizde mum, sokak lambası gibi rastlantısal ışık kaynakları kullanıyorsunuz. Da elinizde şöyle güzel speedlight’lar, strob flash’lar, ışık şekillendiricileri (softbox, modifier) olsa çok daha iyi fotoğraf çekip çok daha iyi fotoğrafçı olacaksınız.

    Bu algı özellikle Amerika kökenli fotoğraf ekipmanları satışı yapan büyük firmalar tarafından oluşturulmaya devam ediyor. Bunun için video kanallarında destekledikleri fotoğrafçılar var. İzlemeye başlayınca insana “vaaaay be!…” dedirtiyor. Ve izlemeye devam ediyorsunuz. Devam ediyorsunuz. Bir süre sonra kapınıza kargo firması gelmiş ve paketin içinde Godox AD200 Pro ve birkaç aksesuar çıkıveriyor. Alıvermişsiniz ☹. Neyse ki ucuz atlattım. Kaç defa mı kullandım? Yaklaşık bir sene içinde ciddi anlamda dört defa.

    Bu ışık sistemleri ile DFM’lerinin ilişkisi gelişmeye açık bir alan olarak duruyor. Speedlight üreticileri markalara göre yenilikler ve geliştirmeler yapıyor olmasına rağmen bence henüz bunu DFM üreticileri yeteri kadar fark etmedi. Ancak Canon bir adım öne geçip “External Speedlight Control” diye bir ayarı son nesil DSLR’lere ekledi.

    EOS R modelleriyle bu özelliğe E-TTL moduna yüz tanıma (R5 ve R6 modellerinde olduğunu biliyorum) önceliğini de ekleyiverince ortaya TTL modunda modelin yüzünden tek sefer ışık ölçümü yapıp daha sonra kamerayı farklı noktalara götürerek çekimlere devam etseniz bile hep doğru ışık değerinin sürekliliğini sağladı.

    Canon “E-TTL II” Yüz Tanıma Özelliği

    Başlıktaki video bu özelliği anlatıyor. Zaten bu yazının ortaya çıkma nedeni de bu videoyu izlemem oldu. İnovasyon denilen şey işte böyle. Canon kullanıcısı olmamama rağmen buradaki yaratıcılıklarına hayranlık duydum. Çoğu zaman mevcut teknolojik imkanlarda çok kolay ve hızlı bir şekilde kullanıcıya kolaylık sağlayacak gelişmeler yapılabiliyor. İş dünyasında başarılarını sürdürebilen şirketlerin farklı oldukları noktalardan biri de bu.

    Kaynaklar

    https://www.ensonhaber.com/galeri/gecmisten-gunumuze-dijital-kameralar

    E-POSTA ABONELİĞİ

    Okyar Atilla
    Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

    Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

    Abone ol
    Bana bildir
    guest
    2 Yorum
    Beğenilenler
    En yeniler Eskiler
    Satır içi geribildirimler
    Bütün yorumları göster
    Öner BÜYÜKYILDIZ
    Öner BÜYÜKYILDIZ
    1 ay önce
    Makale Değerlendirme :
         

    İlk fotoğraf makinam Kodak P850 idi. O zaman 3-4X optik zoom yapan modeller arasında 12X optik zoom ile öne geçiyordu. Gerçi o sıralar yüksek megapiksel savaşları vardı. Optik zoom çok kıymetli değildi. Sonra sizin de yazınızda bahsettiğiniz gibi sürekli satış stratejileri ve tüketici öncelikleri değişti durdu.

    Okyar abi, gönlün Canon’a doğru kayarsa elindeki Nikon sete talip olabilirim. Sebahattin Bey’in ekipmanından kolay kolay vazgeçeceği yok 🙂 🙂 🙂

    Yazı için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla.

    MANŞET

    POPÜLER İÇERİKLER

    2
    0
    Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
    ()
    x