Daha

    Feyz alınacak bir usta; Gültekin Çizgen

    ‘Bu yaşta’ katiyen demiyoruz, ne yaşı, hangi yaş? Delikanlı olduğunu söyledik. Çünkü arı gibi. Çünkü dinamizmini ve heyecanını zerrece yitirmemiş. Böyle cevval bir insana az rastlanır. Çizgen, dostlarını ağırlamadaki hali gibi, azmini ve heyecanını hiç yitirmeden sürekli ve sistemli şekilde çalışmasıyla da örnek alınması gereken bir şahsiyet. Fotografın içinden bir usta, ömrünün altmış yıldan fazlasını sanat ortamında geçirmiş ve birçok dalda eser vermiş bir insan.

    Geride bıraktığımız asrın ikinci yarısına tekabül eden 1970’ler, 80’ler döneminin kare ası denebilecek olgunluk seviyesindeki usta fotografçılar, bir vakitler özellikle amatör fotograf çevreleri üzerinde yarattıkları etkiyi, görüyoruz ki 2022 yılını idrak ettiğimiz şu günlerde hâlâ devam ettirebiliyorlar. Kare as içinde yer alan ve yapıp etmeleriyle, polemiklerin adamı olmakla, sözünü esirgemeyen tavrıyla, ortalamanın epeyce üzerinde üretken olması hasebiyle, belki de en fazla söze konu olan usta, birden fazla sanat disiplininde etkinlik gerçekleştirdiği için ‘hezarfen’ sıfatıyla anılan Gültekin Çizgen’dir.

    Bir zamanlar çeşitli fotografik etkinliklerin gerçekleştiği ortamlarda uzaktan izlediğimiz Çizgen’le yaklaşık 15 yıldır, çok sık olmasa bile görüşmekteyiz, dostça bir diyalog içindeyiz. Birkaç ay önce, 2022 yaz dönemi bir vesile ile yolumuz kesişti. Güngörmüş Çizgen bu, yakından tanıyanlar bilir, gönlü bol bir insandır. Koşulların ne olduğuna bakmaksızın yakın dostlarını her zaman evinde ağırlar. Evinde ilk kalışımız değildi, lakin başka yerde kalmamıza izin vermedi, gene evinde ağırladı bizi. Yolu Ankara’ya düştüğünde, O da bizim fakirhaneyi şenlendirir.

    Herkesin birbirinden giderek daha fazla uzaklaştığı şu zamanda evini dostlara açmak, ev ortamında muhabbet etmek büsbütün nostalji haline gelmişken, kim ne kadar yapabiliyorsa o kadar dostlarını evinde ağırlasın dileriz. Öylesine asosyal bir evredeyiz ki, bırakın insan olduğumuzu, yaşayan bir varlık olduğumuzu unutma eğilimi her geçen gün biraz daha güç kazanıyor. Dayanışan, yardımlaşan bireyler olmak yerine, sürekli birbiriyle yarışan ve didişen birer algoritmaya dönüştük.

    Bireyin, bireye; bireyin, topluma; bireyin, kendisine yabancılaştığı ve neredeyse herkesin depresif olduğu, hezeyan yaşadığı zamanımızda, Gültekin Çizgen’in dostlarını evinde ağırlamaya dönük tavrı, kaybolmaya yüz tutmuş bir sosyal iletişim halinin canlı tutulmasına anlamlı bir örnektir. Bu tavrın ve benzer yaklaşımların çoğaltılması temennimizdir. Çünkü söze sohbete, dayanışmaya, yardımlaşmaya, bilgi ve deneyim aktarmaya, iyi hal üretmeye, içsel sızıları sağaltmaya insan türü her daim ihtiyaç duyacaktır. Gün gelip de diğer canlı türlerinin gösterdiği yardımlaşma ve dayanışmayı gıpta ile izler hale gelmemek için, günümüzde hâlâ bir miktar mevcut olan fırsatı heba ettiğimizi idrak etmekte geç kalmamalıyız. Telefon ekranı, bilgisayar ekranı vb tamam hoş da, bunların aynı zamanda birbirimizden ne denli uzaklaştığımızı kamufle eden araçlar olduğunu akla getirmemek çok büyük bir zaaftır.

    Gültekin Çizgen

    Gültekin Çizgen usta vesile oldu, söz başka yerlere geldi. İyi ki söz oraya geldi. Böyle şeyleri konuşmak için de çok geç kalıyoruz çünkü. Sadece fotograf konuşuyoruz; varsa, yoksa fotograf. Oysa hayat fotoğraftan ibaret değil. Fotograf, hayat için var. Fotograf, hayatı iyi kılmak ve/ya anlamlı kılmak için var. Sanatlar esasen bunun için var. Zanaatlar da bunun için var. Bilim bunun için var, felsefe bunun için var. İnsanı, diğer canlıları, doğayı birlikte ele alan ve bütün kötülükleri defedip iyi olanı inşa eden bir vaziyete şiddetle ihtiyaç var. Başlangıcından bu güne insan evladı hep bunun arayışında oldu. Bilim de, sanatlar da, felsefe de bu düzlemde yol aldı. Hayatın pratiği çoğu kez tersinin yaşandığını beyan etse de, asıl arayışın iyilik olduğu inkâr edilemez.

    İmdi sözü, Çizgen ustayla son görüşmemizde tanık olduğumuz özel bir tutuma, davranışa getirelim. Seksenli yaşların ilk yarısında hayat-sanat yolculuğunu heyecanla sürdüren bu olgun delikanlı, daha yolun başındaymış gibi aralıksız üretmeye ve sistemli bir şekilde çalışmaya devam ediyor. Akşam hangi saatte ne yapacağını, kiminle görüşeceğini, nereye gideceğini, yarın hangi saatte ne yapacağını, sonraki gün, sonraki hafta, sonraki ay, gün be gün, saat be saat ne yapacağını kâğıtlara yazıp her birini bulunması gereken yere iliştiriyor. Hepsi masasının üzerinde. Günü ve saati geleni iliştirdiği yerden alıyor, kendisine yüklediği ödevi veya sorumluluğu yerine getiriyor. İşi biten not çöpe gidiyor, yeni bir şey varsa kâğıda yazılıp yerine iliştiriliyor. Not yazılı onlarca kâğıt parçası, ayrı ayrı demetler halinde masanın farklı yerlerinde sıralarını bekliyorlar.

    ‘Bu yaşta’ katiyen demiyoruz, ne yaşı, hangi yaş? Delikanlı olduğunu söyledik. Çünkü arı gibi. Çünkü dinamizmini ve heyecanını zerrece yitirmemiş. Böyle cevval bir insana az rastlanır. Çizgen, dostlarını ağırlamadaki hali gibi, azmini ve heyecanını hiç yitirmeden sürekli ve sistemli şekilde çalışmasıyla da örnek alınması gereken bir şahsiyet. Fotografın içinden bir usta, ömrünün altmış yıldan fazlasını sanat ortamında geçirmiş ve birçok dalda eser vermiş bir insan. Başka yerde örnek aramaya gerek yok, işte yanıbaşımızda Gültekin Çizgen gibi büyük bir usta var. Özellikle hayatını fotoğraftan, sanattan kazanmak isteyenler için Çizgen usta hakikaten çok iyi bir örnektir. Böyle başka insanlar da var mı? Var tabii ki. Ender, ama var. Sırası geldiğinde onlarla ilgili de yazıp çizeceğiz elbette ki. Ancak bu metin kapsamında sözümüz, Gültekin Çizgen’e ilişkin bir tanıklığa idi.

    Çizgen ustayı saygıyla selamlıyoruz.

    Tekin ERTUĞ

    İLİŞKİLİ İÇERİKLER

    Fotoğraf, nerede fotoğraf olmaktan çıkar

    Eğer nesnenin ayartması, baştan çıkartma gücü olmasa hiçbir fotoğrafçı özne objektifini o nesneye yöneltmeye kalkışmaz. Fotoğraf çekmeyi aklından bile geçirmez.

    Orhan Alptürk

    Minamata Filmi Üzerine

    Eugene Smith çok iyi fotoğrafçıymış. Minamata’yı fotoğraflarken gerçekten hayatını tehlikeye atmış. Ama kişiliğinden ödün vermemiş. Bence Japon sevgilisinin de payı olmuş. Sevgisi ve şefkati olmasaydı belki savrulurmuş çok yanında olmuş sahip çıkmış fotoğrafı öğrenmiş. Ayakta tutmuş. Üç yıllık süreçte fotoğraf çekimleri tamamlandıktan sonra 1974’de Minamata’dan ayrılıp Amerika’ya dönüyorlar ve 1978’de hayata gözlerini yumuyor.

    Birol Üzmez

    Afrika kökenli Türklerin Dana Bayramı: Afro-Türkler

    Dana Bayramı, Afro-Türklerin sürdürdüğü kültürel bir gelenektir. Mustafa Olpak bu bayramın Nijerya’da Yoruba kabilesinin geleneğiyle benzerlik gösterdiği ifade etmiştir. Dana Bayramı, doğaya duyulan şükranın gösterildiği Hıdırellez gibi baharı karşılama günüdür.

    İki değerli hekim ve sanat insanından yeni bir çeviri kitap: Asyatik Türkiye’de Yaşam

    Kıymetli bir eserden söz ediyoruz. O halde, bu eserden bazı notları-anekdotları okuyucuyla paylaşmak icap eder. Yer yer yazarın çizimlerini de kapsayan ve Akademisyen Kitabevi tarafından basılan eser, 472 sayfadan mürekkep. Hacimli bir eser olmasına rağmen, merak uyandıran ve öğrenme arzusunu körükleyen içeriğiyle elden bırakılamayacak, dolayısıyla bir solukta okunabilecek akıcılıkta. Hakikaten yaşadığımız coğrafyanın geçmiş zamanına dair çok değerli ve anlamlı bilgilerle karşılaşıyoruz adı geçen kitap sayesinde.

    E-POSTA ABONELİĞİ

    Makale yazarı

    Tekin Ertuğ
    Tekin Ertuğ
    İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü)

    POPÜLER İÇERİKLER

    Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

    Abone ol
    Bana bildir
    guest

    1 Yorum
    Beğenilenler
    En yeniler Eskiler
    Satır içi geribildirimler
    Bütün yorumları göster
    M.Zeki Özgen
    M.Zeki Özgen
    2 ay önce

    İlk gençlik günlerimizde fotoğraf basarken duyduğumuz heyecanı borçlu olduğumuz birkaç isimden biridir Gültekin Çizgen.Eserlerinden feyz almışızdır,sağolsun.Yazınızı da bir vefa örneği olarak değerlendiriyor teşekkür ediyoruz.

    1
    0
    Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x